15394/02
WyrokETPCz2007-04-05ECLI:CE:ECHR:2007:0405JUD001539402
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy pozbawienie posłanki mandatu i zakaz działalności politycznej na pięć lat, w następstwie rozwiązania partii politycznej, stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w jej prawo do wolnych wyborów, naruszając art. 3 Protokołu nr 1 do Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że chociaż ochrona świeckiego charakteru państwa tureckiego stanowiła uzasadniony cel, to zastosowane środki wobec skarżącej były nieproporcjonalne. W szczególności, ówczesne przepisy dotyczące rozwiązania partii politycznych były zbyt szerokie i nie różnicowały wagi działań. Trybunał zauważył, że inni liderzy partii nie zostali ukarani w ten sam sposób, a pozbawienie praw politycznych jest surową sankcją. W konsekwencji, ingerencja naruszyła istotę prawa skarżącej do kandydowania w wyborach.Stan faktyczny
Skarżąca, Nazlı Ilıcak, była posłanką tureckiego parlamentu. W 1999 roku, po tym jak towarzyszyła posłance Merve Kavakçı (w hidżabie) do parlamentu, prokurator wszczął postępowanie o rozwiązanie jej partii, Fazilet Partisi, zarzucając jej działalność antyświecką. Sąd Konstytucyjny rozwiązał partię i pozbawił skarżącą mandatu poselskiego oraz zakazał jej działalności politycznej na pięć lat, powołując się na jej wypowiedzi dotyczące wolności noszenia hidżabu.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdził naruszenie art. 3 Protokołu nr 1.
2. Orzekł, że nie ma potrzeby odrębnego badania skarg dotyczących art. 10 i 11 Konwencji oraz art. 1 Protokołu nr 1.
3. Stwierdził, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi sprawiedliwe zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową.
4. Zasądził na rzecz skarżącej kwotę 5 000 euro tytułem kosztów i wydatków.
5. Oddalił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ILICAK-TÜRKĐYE DAVASI
(Başvuru no:15394/02)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Nisan 2007
Đşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir. 1 1 Nisan 2007 tarihinden önceki yapısıyla
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (15394/02) başvuru no’lu davanın nedeni bu
ülke vatandaşı Nazlı Ilıcak’ın (başvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 26 Şubat 2002
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AĐHS) Temel Đnsan Haklarını güvence altına
alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara barosu avukatlarından A. Aksoy ve F. Aksoy tarafından
temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran Nazlı Ilıcak 1944 doğumlu Türk vatandaşı olup, Đstanbul’da ikamet etmektedir.
Başvuran 18 Nisan 1999 tarihinde başvuran Fazilet Partisi’nden Türkiye Büyük Millet
Meclisine (TBMM) milletvekili seçilmiştir. Mayıs 1999 tarihinde başvuran, türban takarak TBMM’ye yemin etmek için gelen Merve
Kavakçı’ya refakat etmiştir. Adıgeçen kişinin yemin etmesi engellenmiş, ardından Meclis
Genel Kurul salonunu terk etmek zorunda bırakılmıştır. Mayıs 1999 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Fazilet Partisi’nin kapatılması
talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne dava açmış ve gerekçe olarak sözkonusu partinin laiklik
karşıtı faaliyetlerin odağı haline geldiği ve Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla kesin olarak
kapatılan Refah Partisi’nin devamı olduğu belirtilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı,
Fazilet Partisi’nin tüm yöneticileri ve milletvekillerininki ile aynı gerekçelerden ötürü
başvuranın milletvekilliğinin düşürülmesi ile sözkonusu kişilerin beş yıl süreyle herhangi bir
siyasi partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi veya denetçisi olmalarının yasaklanması talebinde
bulunmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı talebini desteklemek üzere başvuranın katıldığı 2 ve 3
Mayıs tarihlerinde yayınlanan iki televizyon programlarına atıfta bulunmuştur. Başvuran bu
programlarda Merve Kavakçı’nın Fazilet Partisi üye ve yöneticileri tarafından TBMM’ye
türban sorununu taşımak üzere özel olarak seçildiğini beyan etmiştir. Haziran 1999 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasa Mahkemesi’ne adıgeçen
parti aleyhindeki ek delilleri sunmuş ve başvuranın 10 Ekim 1998 tarihinde bir seçim
kampanyası sırasında sarf ettiği, “Fazilet iktidara gelince türban zulmü bitecek. Çünkü Fazilet
TBMM’ye türban takanların girmesine izin verecek” sözlerini hatırlatmıştır.
Başvuran Fazilet Partisi temsilcisine ilettiği görüşlerinde türban takma özgürlüğünü savunmuş
ve bunun laiklik ilkesiyle uyumlu olduğunu belirtmiştir. Başvuran Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nın önyargılı fikirleri ile düzenlediği iddianame kullandığı ifadeleri eleştirmiştir. Haziran 2001 tarihinde Anayasa Mahkemesi partinin “laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı”
haline geldiği gerekçesiyle, Anayasa’nın 68. ve 69. maddeleri ile 2820 sayılı Siyasi Partiler
Kanunu’nun 101. ve 103. maddelerine dayanarak Fazilet Partisi’nin kapatılmasına karar
vermiştir. Anayasa Mahkemesi bu karara varırken, aralarında başvuranın da bulunduğu bazı
parti yöneticileri ile üyelerinin eylem ve beyanlarını dikkate almıştır.
Anayasa Mahkemesi ek ceza olarak, Anayasa’nın 84. maddesi uyarınca başvuranın
milletvekilliğinin düşürülmesine karar vermiştir. Mahkeme aynı zamanda Anayasa’nın 69 § 8.
maddesi gereğince diğer dört parti üyesi ile birlikte başvuranın, beş yıl süreyle herhangi bir
siyasi partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi veya denetçisi olmalarını yasaklamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 10. VE 11. MADDELERĐ VE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1.
MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Başvuran, Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla Fazilet Partisi’nin kapatılmasının ardından
milletvekilliğinin düşürülmesinin ve milletvekili seçilemeyişinin, AĐHS’nin 10. maddesiyle
güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Demokratik bir
toplumda seçilenlerin ifade özgürlüğünün önemini vurgulayan başvuran, laiklik ilkesi dahil
Türk Devleti’nin kurucu ilkeleri hakkında herhangi bir görüş bildirmeden veya bunları
protesto etmeden, türban sorunu konusunda kendisini ifade ettiğini belirtmektedir. Başvuran
dava konusu beyanların hiçbir şekilde şiddet kullanmaya teşvik etmediğini ileri sürmektedir.
AĐHS’nin 11. maddesine atıfta bulunan başvuran, dernek kurma ve toplanma özgürlüğünün
ihlal edildiğinden yakınmaktadır. AĐHM’nin Türkiye’de siyasi partilerin kapatılması
konusundaki içtihatlarına gönderme yapan başvuran, çoğulcu, demokratik ve parlamenter bir
sistemde seçilenlerin önde gelen rolünü vurgulayarak, Fazilet Partisi’nin kapatılmasının ve
kendisine verilen cezaların, gözetilen amaçlarla orantısız olup demokratik bir toplumda
gerekli olmadığını ileri sürmektedir.
Başvuran aynı zamanda Fazilet Partisi’nin kapatılmasının, kendisini beş yıl süreyle herhangi
bir siyasi faaliyet yürütme olanağından da yoksun bıraktığını ileri sürerek, bu itibarla Ek 1
no’lu Protokol’ün 3. maddesinin de ihlal edildiğini iddia etmektedir.
AĐHM, yapılan şikayetlerin tamamının Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesi başlığı altında
incelenmesini uygun görmektedir.
A. Tarafların görüşleri
1. Hükümet
Hükümet AĐHS hükümleri ve AĐHM içtihatları ile uyum sağlaması amacıyla yasalarda
yapılan değişiklikleri hatırlatmaktadır. Hükümet bu doğrultuda Anayasa’nın 69. maddesinde
öngörülen değişiklik ile Anayasa Mahkemesi’nin bir siyasi partiyi kapatmak yerine dava
fiillerinin ağırlığına göre ilgili partiyi devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun
bırakmaya karar verebileceğini belirtmektedir. Hükümete göre bir siyasi partinin
kapatılmasından daha hafif yaptırımların getirilmiş olması, ülke açısından siyasi partilerin
özgürlüğü alanında gerçekleştirilmiş önemli reformlardandır. Başvuran
Başvuran Anayasa Mahkemesi’nin, bir siyasi partinin yasadışı faaliyetlerin odağı olarak
değerlendirebilmesi için katı koşulların öngörüldüğü Siyasi Partiler Kanunu’nun 103.
maddesinin ikinci paragrafını yasalara aykırı biçimde geçersiz kıldığını, böylelikle Fazilet
Partisi’nin keyfi bir biçimde “Anayasa’ya aykırı faaliyetlerin odağı” şeklinde
nitelendirildiğini ileri sürmektedir.
Başvuran Türkiye ve Türk toplumu için laikliğin önemine değil, Anayasa Mahkemesi
tarafından dile getirilen, beyanlarının laiklik ilkesine uygun olmadığı yönündeki suçlamalara
itiraz ettiğini belirtmektedir. Başvuran, ifade özgürlüğü ile toplantı veya dernek kurma
özgürlüğüne saygı duyulması adına, reformcu bir bakış açısıyla, Türkiye’de laiklik ilkesinden
yapılan bazı çıkarımları eleştirdiğini ve hiçbir zaman ne bu ilkeden ne de Anaysal düzenden
kopmayı savunmadığını ileri sürmektdir.
Diğer yandan başvuran çoğulcu, demokratik ve parlamenter bir sistemde seçilenlerin önde
gelen rolüne vurgu yaparak, demokratik bir toplumda çoğulculuğun, tüm fikirlerin özgürce
ifade edilmesini gerektirdiğini hatırlatmaktadır.
B. AĐHM’nin değerlendirmesi
1. Genel ilkeler
AĐHM, Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesinin oy verme ve seçimlerde aday olma hakkı gibi
hukuken korunan menfaatleri güvence altına aldığını hatırlatır (Bkz. Mathieu-Mohin ve
Clerfayt-Belçika kararı 2 Mart 1987, Hirst-Birleşik Krallık (no2) no: 74025/01, son olarak
Zdanoka-Letonya no: 58278/00, 16 Mart 2006 ve Lykourezos-Yunanistan no: 33554/03
kararları). Hukukun üstünlüğünü esas alan gerçek demokrasinin temellerinin oluşturulması ve
korunması bakımından bu haklar mutlak değildir, «üstü örtülü» sınırlar mevcuttur ve
Sözleşmeci Devletler bu doğrultuda kendilerine tanınan takdir yetkilerini kullanmak
durumundadır (Bkz. Matthews-Birleşik Krallık no: 24833/94, Labita-Đtalya kararı no:
26772/95).
Bununla birlikte AĐHM’ye Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesinde yer alan hükümlerin
uygulanmasını gözetmek düşmekte; seçimlerde oy vermeye ve aday olmaya bağlı hakların
özüne dahi dokunulmaması, etkinliğini yitirmemesi, meşruiyetini koruması ve kullanılan
araçların orantısız olmaması gerekir. Özellikle, yasama organlarının seçiminde halkın hür
iradesini sekteye uğratacak hiçbir engel yer almamalı-başka bir deyişle, genel oylama halkın
isteğini yansıtmalı, etkin olmalı ve bütünlük önünde bir engel oluşturmamalıdır. Yine, halkın
hür iradesiyle yaptığı ve demokratik olarak ortaya koyduğu seçim, demokratik düzeni
zorlayıcı gerekçelerin mevcut olması haricinde seçim sisteminin düzenlenmesinde hiçbir
değişikliğe uğramamalıdır. Kaldı ki AĐHM’nin daha önce de ifade ettiği üzere bu hüküm
herkese seçimlerde aday olma ve bir kez seçildiğinde temsil hakkını güvence altına
almaktadır (Bkz. Selim Sadak vd.-Türkiye no: 25144/94, 26149/95, 26154/95, 27100/95
kararları ve sözü edilen Lykourezos kararı). Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesi gerçek bir
siyasi rejimin temel ilkesini benimsemektedir ve AĐHS sistemi içinde temel bir öneme haizdir.
2. Mevcut başvuruya uygulanması
Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 69 § 6. maddesine dayalı olarak Faziletin “laiklik karşıtı
faaliyetlerin odağı” haline geldiğine karar vermiş, bu bağlamda Anayasa Mahkemesi’nin
Faziletin kapatılması yönünde aldığı kararda yer alan gerekçeler aralarında başvuranın da yer
aldığı kimi başkan ve yöneticilerin fiillerine etki etmiştir. Đkinci bir yaptırım olarak da
başvuran da dahil beş siyasetçiye beş yıllığına siyasi kısıtlamalar getirmiştir.
AĐHM, başvuranın siyasi haklarına getirilen geçici kısıtlamaların netice itibariyle Türk siyasi
rejiminin laik yapısının korunmasını amaçladığını not etmektedir. Bu ilkenin Türkiye’deki
demokrasi açısından önemi dikkate alındığında, AĐHM sözkonusu önlemin mevcut düzenin
sağlanması ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından meşru amaçları
içerdiğine itibar etmektedir.
AĐHM, sözkonusu tedbirin orantılılığı hususunda başvuranın siyasi haklarından geçici olarak
yoksun bırakılmasında demokratik düzeni zorlayıcı gerekçelerin mevcut olup olmadığını
incelemeye alacaktır. Bu itibarla AĐHM, Faziletin kapatılması sonucunda başvuranın siyasi
haklarının sınırlandırılması doğrultusunda siyasi bir partinin feshine ilişkin anayasal
gerekçelerin de dikkate alınması gerektiği kanısındadır (Selim Sadak vd. kararı ile
karşılaştırınız). Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükteki haliyle 69 § 9. maddenin
kapsamı oldukça genişti. Parti üyelerinin tüm görüş ve fiilleri fesih kararına zemin hazırlayan
Anayasa’ya aykırı eylemlerin odağı haline geldiği görüşünü destekler mahiyettedir. Sözü
edilen faaliyetlerin derecelendirilmesinde bir ayrıma gidilmemiştir. Bu bağlamda, bazı parti
üyelerinin ve özellikle parti genel başkanı ve yardımcısının başvuranın maruz kaldığı şekliyle
bir yaptırıma uğramadıklarını belirtmek gerekir.
AĐHM’nin daha önce de ifade ettiği üzere siyasi hakların kısıtlanması ağır bir yaptırımdır.
Yukarıda bahse konu saptamalar ışığında AĐHM, Anayasa Mahkemesi tarafından başvuran
hakkında verilen kararın öngörülen meşru amaçlar doğrultusunda orantılı olarak
nitelendirilemeyeceği neticesine varmaktadır. Bu durumda, sözkonusu müdahale başvuranın
seçilme hakkını özü itibariyle ihlalini oluşturmaktadır.
Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesi ihlal edilmiştir.
AĐHM ayrıca Anayasa’nın 69 § 6. maddesinde “siyasi bir partinin bu nitelikteki fiilleri parti
yöneticileri ve üyeleri tarafından zımnen veya açıkça benimsendiği yahut doğrudan doğruya
anılan parti organlarınca işlendiği takdirde sözkonusu fillerin odağı haline gelmiş sayılmaz”
yönündeki değişikliği ilgiyle not etmektedir. Bununla birlikte, Anayasa’nın 69 § 7. maddesi
Anayasa Mahkemesi’ne siyasi bir partinin temelli kapatılması yerine dava konusu fiillerin
ağırlığına göre Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması yetkisini
tanımıştır. Kuşkusuz bir kimsenin siyasi haklarının kısıtlanması daha az sıklıkla olacak ve
siyasi haklar güçlenecektir.
II. EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Başvuran Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlaliyle milletvekili aylığından haksız yere
mahrum bırakıldığından şikayetçi olmaktadır.
Başvuranın şikayetçi olduğu tedbir milletvekilliğinin düşürülmesi ile ikinci dereceden önem
arz etmekte ve AĐHM’nin tespit ettiği üzere Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesinin ihlalini
oluşturmaktadır. Sonuç itibariyle bu şikayetin ayrıca incelenmesi gerekmemektedir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI
A. Tazminat
Başvuran 42.088,80 YTL [yaklaşık 25400 Euro] maddi zarara uğradığını ileri sürmektedir.
Başvuran manevi zarar olarak 1.000.000 ABD Doları talep etmektedir.
Öne sürülen gelir kaybı ile ilgili AĐHM, iddia edilen maddi zarar ile ihlal tespiti arasında
hiçbir illiyet bağı bulunmadığından bu talebi reddetmektedir.
AĐHM, başvuranın uğradığı manevi zararın tazmini için ihlal kararının tespitinin yeterli
olacağı kanısındadır.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran AĐHM önünde yapmış olduğu harcamalar için 42.052 Euro talep etmektedir.
AĐHM, sunulan deliller ve mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı doğrultusunda masraf ve
harcamalar için başvurana 5.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesinin ihlal edildiğine;
2. AĐHS’nin 10. ve 11. ve Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi hakkındaki şikayetlerin ayrıca
incelenmesine gerek olmadığına;
3. Đhlal kararının tespitinin başvuranın uğradığı manevi zararın giderilmesi bakımından adil
bir tazmini oluşturduğuna;
4. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf
tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin başvurana yargı gideri olarak 5.000 (beş bin) Euro
ödemesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐŞTĐR.
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine
uygun olarak 5 Nisan 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło