15750/02

WyrokETPCz2008-10-21ECLI:CE:ECHR:2008:1021JUD001575002

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy traktowanie skarżącego przez żandarmów podczas transportu między więzieniami, w kontekście jego stanu zdrowia i oporu, stanowiło nieludzkie lub poniżające traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji? Czy krajowe postępowania wyjaśniające były skuteczne?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżący, cierpiący na przepuklinę szyjną, doznał obrażeń (otarcia, siniaki, rany szarpane) podczas transportu i przyjęcia do więzienia, które, w połączeniu z jego stanem zdrowia, osiągnęły minimalny poziom dotkliwości wymagany przez art. 3 Konwencji. Trybunał stwierdził, że użycie siły przez żandarmów było nieproporcjonalne do oporu stawianego przez skarżącego, który był osobą chorą i nie stanowił realnego zagrożenia. Dodatkowo, kontekst protestów więziennych i uniemożliwienie skarżącemu zgłoszenia skargi lekarzowi pogłębiły poczucie bezbronności. W związku z tym, Trybunał uznał, że traktowanie to było nieludzkie i poniżające.
Stan faktyczny
Skarżący, Sait Oral Uyan, turecki obywatel urodzony w 1965 roku, odbywał karę dożywotniego pozbawienia wolności w więzieniu Bursa. Cierpiał na przepuklinę szyjną i silne bóle, wymagające operacji w Stambule. Podczas transportu do więzienia Kartal w czerwcu 2000 roku, skarżący twierdził, że był bity, obrażany, rozebrany siłą, oblany wodą i molestowany seksualnie przez żandarmów. Raporty medyczne potwierdziły obrażenia twarzy, ramienia i nadgarstka. Skarżący odmówił leczenia w szpitalu w proteście przeciwko traktowaniu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym. 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania innych zarzutów na podstawie art. 3 i 13 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 5 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. 5. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   UYAN-TÜRKĐYE DAVASI (no: 2)   (Baꢀvuru no:15750/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ekim 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (15750/02) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaꢀı) Sait Oral Uyan’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 26 ꢁubat 2004   tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Adli yardımdan yararlanan baꢀvuran, AĐHM önünde Bursa Barosu avukatlarından Ü. Emek   tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Olayların meydana geldiği dönemde, 1965 doğumlu baꢀvuran, aꢀırı sol bir terör örgütünün   mensubu olmaktan Bursa Cezaevinde müebbet hapis cezasını çekmekte olan bir hükümlüydü.   ꢁubat 2000 tarihinde, baꢀvuran, Bursa Devlet Hastanesi Nöroꢀirurji Bölümünde muayene   edilmiꢀtir. Düzenlenen rapor, Đstanbul’da bir yıl önce saptanan boyun fıtığı tanısını teyit   etmiꢀtir. Boyundan kola doğru yayılan ꢀiddetli ağrılar gösteren sözkonusu hastalığa iliꢀkin   olarak, doktorlar, ꢀayet cerrahi müdahale yapılacaksa, bunun Đstanbul’da bir üniversite   hastanesinde gerçekleꢀmesinin uygun olacağını belirtmiꢀlerdir. Bilahare, cezaevi yönetiminin   talebi üzerine, Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesi, baꢀvurana gerekli tedavileri   uygulayabileceklerini ancak, hükümlüler için özel mahkum odalarının mevcut bulunmadığını   belirtmiꢀtir.   Bunun üzerine baꢀvuran, Đstanbul Bayrampaꢀa Cezaevine nakledilme talebinde bulunmuꢀtur.   Haziran 2000 tarihinde, cezaevi yönetimi, baꢀvuranın, Đstanbul’da Kartal Cezaevine   nakledilmesine karar vermiꢀtir.   A. Baꢀvuranın Kartal Cezaevine Nakli   Haziran 2000 tarihinde, jandarma erler M.A, G.A., H.B., M.B., M.Y., ve uzman çavuꢀ   S.A.’nın gözetiminde, cezaevi aracı ile nakli sırasında, baꢀvuran, Bayrampaꢀa Cezaevi   istikametinde gitmediklerini fark edince jandarmalara karꢀı çıkmıꢀ ve derhal Bursa’ya   götürülmediği takdirde açlık grevine baꢀlayacağı tehdidinde bulunmuꢀtur. Ancak itirazları   sonuçsuz kalmıꢀtır.   Kartal Cezaevine vardıklarında, Kartal Cezaevi nizamiyesinde görevli jandarmalar, R.E.,   U.Ü., Đ.K., M.T. ve U.Y. üst araması ve parmak izi alınmasından oluꢀan baꢀvuranın giriꢀ   iꢀlemlerini yapmak istemiꢀlerdir. Ancak, baꢀvuran, cezaevi aracından inmeyi reddederek   jandarmalara karꢀı çıkmıꢀtır.   Aynı gün, baꢀvuran, müꢀahede altına alınması gerektiği Kartal Eğitim ve Araꢀtırma Hastanesi   acil servisine nakledilmiꢀtir. Buna karꢀın, poliklinik kayıtlarına göre, baꢀvuran, kötü   muamelede bulunmakla suçladığı naklinden sorumlu jandarmaları protesto etmek amacıyla   tedavileri reddetmiꢀtir.   Haziran 2000 tarihinde, baꢀvuran, Kartal Cezaevi doktoru tarafından muayene edilmiꢀtir.   Doktor, boyunluk takan baꢀvuranın, sol elmacık kemiği üzerinde 1cm’lik laserasyon ve   ꢀiddetli ağradan ꢀikayetçi olduğunu gözlemlemiꢀtir.   Haziran 2000 tarihinde, baꢀvuran, Bursa Cezaevine gönderilmiꢀtir ve ertesi gün, cezaevi   doktoru tarafından muayene edilmiꢀtir. Cezaevi doktoru, sol kol üst dıꢀ yanda 1x1,5 cm’lik   yeꢀilimsi ekimoz, sol elmacık kemiği üzerinde 1cm’lik laserasyon ve sol bilekte sıyrık   olduğunu, ayrıca baꢀvuranın kulaklarında aꢀırı kulak kiri bulunduğunu ve sol kulağının   çınlamasından da ꢀikayetçi olduğunu tespit etmiꢀtir.   B. Baꢀvuranın cezai ꢀikayeti   Haziran 2000 tarihinde, baꢀvuran, Bursa Cezaevi Savcısı aracılığı ile ꢀikayet dilekçesini   sunmuꢀtur. ꢁikayet dilekçesinde baꢀvuran, nakli sırasında cezaevi aracında ve Kartal   Cezaevine giriꢀi sırasında kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran, 5, 6 ve   Haziran 2000 tarihli sağlık raporlarını sunmuꢀtur.   Aynı gün baꢀvuran, Bursa Cumhuriyet Savcısına ifade vermiꢀtir. Baꢀvuranın ifadelerine göre,   olaylar ꢀu ꢀeklide özetlenebilir:   Cezaevi aracında, uzman çavuꢀ S.A ve astları, baꢀvuran açlık grevine baꢀlama tehdidine   bulunduğunda elleri kelepçeliyken özellikle baꢀına vurmaya baꢀlamıꢀlardır.   Kartal Cezaevine giriꢀi sırasında, jandarmalar cezaevi aracından inmesi için baꢀvuranı   zorlamıꢀlar ve sakalından çekmiꢀlerdir. Đçeri götürüldüğünde baꢀvurandan soyunmasını   istemiꢀler, baꢀvuran bu isteklerini reddetmiꢀtir. Uzman çavuꢀ S.A.’nın da aralarında yer aldığı   jandarmalar, ellerini sandalyenin arkasından kelepçeleyerek baꢀvuranı dövmeye   baꢀlamıꢀlardır. Jandarmalar baꢀvuranın favorilerinden çekmiꢀler, zorla soyduktan sonra   baꢀvurana su dökmüꢀler ve baꢀvuran bayılana kadar devam etmiꢀlerdir.   Bilahare, jandarmalar, baꢀvuranı, Kartal Eğitim ve Araꢀtırma Hastanesi acil servisine   götürmüꢀlerdir. Baꢀvuran, doktora, maruz kaldığı ꢀiddeti protesto etmek için tedaviyi   reddettiğini açıklamaya çalıꢀmıꢀ ancak orada bulunan uzman çavuꢀ S.A. hiçbir ꢀey geçmedi   diyerek baꢀvuranın sözünü kesmiꢀtir. Doktor, baꢀvurandan, poliklinik kayıtlarına kendi   isteğiyle tedaviyi reddettiğini yazmasını talep etmiꢀtir. Uzman çavuꢀ S.A. yeniden araya   girmiꢀ ve baꢀvuranın “iꢀkence” ifadesi ile baꢀladığı cümlesini tamamlamasına engel olmuꢀtur.   Kartal Cezaevine döndüklerinde, nizamiyede görevli jandarmalar, arama yapmak amacıyla   baꢀvurandan soyunmasını istemiꢀlerdir. Baꢀvuran bu isteği yerine getirmeyince, jandarmalar   baꢀvuranı soymuꢀ ve hakaret ederek dövmeye baꢀlamıꢀlardır, içlerinden biri, cinsel organına   copla tacizde bulunmuꢀtur.   Sözkonusu eylem, bir astsubayın, hücresine götürülmek üzere baꢀvuranın giydirilmesini   sağlayana kadar sürmüꢀtür.   C. Baꢀvuruya iliꢀkin açılan davalar   Haziran 2000 tarihinde, Bursa Cumhuriyet Savcılığı, cezaevi aracında baꢀvuranın nakli   sırasında meydana gelen olaylar hakkında soruꢀturma baꢀlatılmasına karar vermiꢀ, ancak   Kartal Cezaevinde yapılan eylemlere iliꢀkin olarak Pendik Savcılığı lehine ratione loci   bakımından yetkisizlik kararı almıꢀtır.   Bu tarihten itibaren, sözkonusu jandarmalar hakkında Bursa ve Kartal mahkemelerinde, ilki   M.A., G.A., H.B., M.B., M.Y. ve S.A., ikincisi R.E., U.Ü, Đ.K., M.T. ve U.Y hakkında olmak   üzere iki ayrı soruꢀturma baꢀlatılmıꢀtır.   Baꢀvuranın ꢀikayetinin iki ayrı soruꢀturma ꢀeklinde yürütüldüğü kousunda bilgilendirildiğine   dair dosyada hiçbir unsura rastlanmamıꢀtır.   1. Bursa Mahkemelerinde yürütülen soruꢀturma   Ağustos 2000 tarihinde, Bursa Cumhuriyet Savcılığı, uzman çavuꢀ S.A.’nın ifadesini   almıꢀtır. Uzman çavuꢀa göre, Bayrampaꢀa Cezaevine nakledilmemesinin yarattığı hayal   kırıklığı nedeniyle ya da Bursa’da güvenlik görevlisi olduğundan, yakınları tarafından   baꢀvurana gönderilen ve cezaevine sokulması yasak olan ꢀeylere izin vermemesi nedeniyle   yalnızca kendisini yıldırma amacıyla baꢀvuran ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Belirtilmeyen bir tarihte, Savcılık, 2 Aralık 1999 tarihli 4483 sayılı yasa uyarınca dosyayı,   jandarma görevlileri M.A., G.A., H.B., M.B. M.Y. ve S.A. hakkında inceleme baꢀlatılmasına   izin verecek yetkili merci olan Bursa Đl Đdare Kurulu’na havale etmiꢀtir.   Bu amaçla, sözkonusu Kurul, Bursa Jandarma Komutanlığı’nda görevli Yüzbaꢀı A.K.’yi   raportör-müfettiꢀ olarak atamıꢀtır.   Ekim 2000 tarihinde, Yüzbaꢀı A.K., olaylar sırasında cezaevi aracında bulunan, M.A.,   H.B. ve G.A’nın ifadelerini almıꢀtır.   M.A., uzman çavuꢀ S.A.’nın emri ile baꢀvuranı Kartal Cezaevine nakletmekle   görevlendirildiklerini ifade etmiꢀtir. Kartal Cezaevine geldiklerinde, baꢀvuran, nakil aracından   inmeyi reddetmiꢀ, nizamiyede görevli jandarmaların yardımıyla araçtan indirilmiꢀtir. M.A.,   baꢀvuranın nizamiyeden içeri alınmasından sonra neler yaꢀandığını bilmediğini, ancak, M.A.,   kötü muamele gördüğünü iddia ederek muayene olmayı reddettiği hastaneye kadar baꢀvurana   eꢀlik ettiğini sözlerine eklemiꢀtir.   H.B. ve G.A., M.A.’nın beyanlarını teyit etmiꢀtir.   Ekim 2000 tarihinde, A.K., uzman çavuꢀ S.A.’nın ifadesini almıꢀ, S.A. suçlamaları   reddetmiꢀtir. S.A., nakil aracında baꢀvuranın baꢀ kaldırdığını, Kartal Cezaevine   nakledilmesine karꢀı çıktığını ve nakil aracından inmemek için direndiğini, hastanede de   baꢀvuran tutumunu değiꢀtirmediğini ve muayene olmayı reddettiğini dile getirmiꢀtir.   Sonraki bir tarihte jandarma er M.Y. sorgulanmıꢀtır. Adı geçen arkadaꢀının söylediklerini   yineleyerek hekim karꢀısında baꢀvuranın muayene defterine iꢀkence gördüğünü yazmak   istediğini, uzman çavuꢀ S.A.’nın kendisini engellediğini ve böyle davranmak için uygun bir yer   olmadığını ve kurallara uygun davranması gerektiğini bildirdiğini belirtmiꢀtir   Jandarma er M.B. sorgulanamamıꢀtır.   Yüzbaꢀı A.K. değerlendirme raporunda baꢀvuranın ꢀikayetlerini destekleyici delillerin   bulunmaması nedeniyle soruꢀturma açılmasına yer olmadığı sonucuna varmıꢀtır.   Bursa Đl Đdare Kurulu 8 Kasım 2000 tarihli kararla bu görüꢀü onaylayarak jandarma erler M.A.,   G.A., H.B., M.B., M.Y., ve uzman çavuꢀ S.A. hakkında soruꢀturma açılmasına gerek   olmadığına karar vermiꢀtir. Đl idare Kurulu esasen baꢀvuranın gerekli tedavi için hastaneye   giderken kendisine eꢀlik edenlere karꢀı hasmane bir tavır sergilediğinin sabit olduğuna karar   vermiꢀtir.   Baꢀvuranın Kocaeli F tipi cezaevine nakledildiği 20 Aralık 2000 tarihinde Bursa Cumhuriyet   Savcılığı kaymakamlık kararı ile aynı yönde takipsizlik kararı vermiꢀtir.   Baꢀvurana tebliğ edilmeyen bu karardan baꢀvuranın avukatı 19 Nisan 2001 tarihinde haberdar   olabilmiꢀtir. Baꢀvuranın avukatı 4483 sayılı Kanun’un 9/2 maddesinin uygulanmasına istinaden   bu kararın iptali istemiyle Bursa Bölge Đdare Mahkemesi’nde 25 Nisan 2001’de dava açmıꢀtır.   Avukat yürütülen soruꢀturmaların yetersizliğinden ve kaymakamlık kararının gerekçesinin   eksikliğinden yakınmıꢀtır. Avukat 18 Mayıs tarihli ek görüꢀünde AĐHS’nin 3. maddesince   ortaya konan iꢀkence yasağını öne sürmüꢀtür.   Bu dava sürerken baꢀvuranın avukatı 18 Mayıs 2001 tarihinde Bursa Cumhuriyet Savcılığı’nın   takipsizlik kararına karꢀı bu defa Yalova Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açmıꢀtır. Avukat   özellikle AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunmuꢀtur.   Mayıs 2001 tarihinde Mahkeme baꢀkanı baꢀvuranın 8 Kasım 2000 tarihli soruꢀturmayı   sonlandıran kaymakamlık kararının iptali amacıyla idari mahkemelere baꢀvurmaması nedeniyle   kararın nihai hale geldiğini belirterek takipsizlik kararını onamıꢀtır.   Ancak, bu baꢀvuru yolu kullanılmıꢀtır. Kaldı ki Bursa Bölge Đdare Mahkemesi 11 Haziran 2002   tarihli bir karar ile kaymakamlık kararını bozmuꢀ ve sözkonusu altı jandarma hakkında   soruꢀturma baꢀlatılmasına hükmetmiꢀtir.   Temmuz 2002 tarihinde Bursa Cumhuriyet Savcılığı kamu davasını Pendik Cumhuriyet   Savcılığı’nın açması gerektiğini belirterek anılan savcılık lehine görevsizlik kararı vermiꢀtir.   Dosyada bu kararın baꢀvurana tebliğ edildiğini gösterir bir unsur yer almamaktadır.   2. Pendik makamları tarafından sürdürülen soruꢀturma   Bursa Cumhuriyet Savcısı’nın Kartal cezaevinde meydana gelen olaylar hakkında verdiği karar   ile ilgili olarak, Pendik Cumhuriyet Savcısı 20 Nisan 2001 tarihinde Bölge Đdare Kurulu’ndan   jandarma erler U.Ü., Đ.K., M.T., U.Y. ve uzman çavuꢀ R.E. hakkında soruꢀturma baꢀlatılması   iznini vermesini talep etmiꢀtir.   Bölge Đdare Kurulu bu olayın soruꢀturulması konusunda bölge jandarma komutanlığında   görevli teğmen G.T.’yi görevlendirmiꢀtir.   Teğmen G.T. 17 Mayıs 2001 tarihinde jandarma er H.A.’yı dinlemiꢀ, adı geçen baꢀvuranı   cezaevi aracından indirmeye ikna etmenin yarım saati bulduğunu, fakat kendisine hiçbir ꢀiddet   uygulanmadığını beyan etmiꢀtir.   Mayıs’ta jandarma er M.T. dinlenmiꢀtir. M.T. bizzat kendisinin baꢀvuranın parmak izlerini   aldığını, herhangi bir zorlama olmaksızın üstünü aradığını belirtmiꢀtir. 29 Mayıs’ta sorgulanan   uzman çavuꢀ R.E. baꢀvuranın iddialarına ꢀiddetle karꢀı çıkmıꢀ, uzman çavuꢀ S.A.’yı bile   tanımadığının altını çizmiꢀtir. Müfettiꢀ G.T. 8 Haziran 2001 tarihinde jandarma er U.Ü.’yü   dinlemiꢀ, adı geçen sözü edilen gün baꢀvuranı cezaevi aracından indirmeye zorlamak   durumunda kaldıklarını, içeriye götürürken baꢀvuranın ağzını kapadıklarını zira Türk ordusuna   karꢀı küfürler yağdırdığını ifade etmiꢀtir. U.Ü. bununla birlikte hiç kimsenin baꢀvuranı   dövmediğini sözlerine eklemiꢀtir.   Teğmen G.T. jandarma er Đ.K.’yı dinlemiꢀtir. Đ.K., baꢀvuranın üstünün aranmasına engel olmak   için kendini yere attığını belirtmiꢀtir.   Jandarma er U.Y.’nin ifadesinin alındığına dair dosyada herhangi bir bilgi yer almamaktadır.   Bu arada baꢀvuran 13 Haziran 2001 tarihinde Kocaeli Devlet Hastanesi’nde sağlık   kontrolünden geçmiꢀtir. Düzenlenen raporda açlık grevinden kaynaklı kötü beslenme   belirtilerinin haricinde klinik tablosunun «iyi» olduğu ifade edilmiꢀtir. Bir hafta sonra   baꢀvuranın sağlık durumu ağırlaꢀmıꢀtır. Baꢀvuran takip eden 22 Haziran’da Đstanbul Adli Tıp   Kurumu enstitüsünde muayene edilmiꢀ ve kendisinde Wernicke-Korsakoff sendromuna bağlı   olarak disimetri, yönünü bulamama ve nistagmüs rahatsızlıklarının görüldüğü kaydedilmiꢀtir.   Adli tıp uzmanları hapishane ortamının gerçek bir ölüm tehlikesi oluꢀturacağı gerekçesiyle   baꢀvuranın cezasının altı ay süreyle ertelenmesinde yarar olacağını dile getirmiꢀlerdir.   Kocaeli Cumhuriyet Savcısı 26 Haziran 2001 tarihinde CMUK’un 399. maddesinin   uygulanmasına istinaden baꢀvuranın serbest bırakılmasını kararlaꢀtırmıꢀtır. Baꢀvuran iki gün   sonra ailesinin yanına Đstanbul’a yerleꢀmiꢀtir (Bkz. Uyan-Türkiye kararı, no: 7454/04, 10   Kasım 2005).   Teğmen G.T. 24 Temmuz 2001 tarihinde yapılan soruꢀturmalardan R.E., U.Ü., Đ.K., M.T., ve   U.Y. hakkında kovuꢀturma açılmasına yer olmadığı bilgisini Pendik kaymakamına sunmuꢀtur.   Pendik Đdari Kurulu daha sonra 1 Ağustos’ta kesinleꢀen 26 Temmuz 2001 tarihli bir karar ile   baꢀvuranın ꢀikayetlerine karꢀı elle tutulur herhangi bir unsurun bulunmadığına kanaat   getirmiꢀtir.   Dosyada yer alan bilgilerden bu kararın da ilk karar gibi baꢀvurana tebliğ edilmediği   görülmektedir. Anlaꢀıldığı kadarıyla baꢀvuran artık ailesinin yanında kalmamaktaydı. Döneme   ait geliꢀmeler, adli makamların cezanın icrasına sağlık nedenleriyle ara verilmesi kararından   dönmelerinden çekinen yakınlarının baꢀvuranı polisten korumaya çalıꢀtığını düꢀünmeye   sevketmektedir.   AĐHM bu sürece iliꢀkin baꢀka belgelere sahip bulunmamaktadır. Bununla birlikte, Bursa’daki   süreçte olduğu gibi kuvvetle muhtemel Pendik Savcılığı’nın takipsizlik kararı ile sona erdiği   sonucunu çıkarmaktadır.   D. Jandarmalar M.A., G.A., H.B., M.B., M.Y. ve çavuꢀ S.A. hakkında açılan ceza davası   Pendik Cumhuriyet Savcısı 13 Aralık 2002 tarihinde asliye ceza mahkemesi’nde TCK’nın   245/1 maddesi uyarınca M.A., G.A., H.B., M.B., M.Y. ve çavuꢀ S.A. hakkında görevlerini   yerine getirdikleri sırada darp ve yaralamaya sebebiyet verdikleri suçlamasıyla dava açmıꢀtır.   Baꢀvuran taraf bu davaya müdahil olmamıꢀtır.   Nöbetçi hakim 4 Mart 2003’te M.Y.’yi ardından 20 Mart’ta çavuꢀ S.A.’yı dinlemiꢀtir. Çavuꢀ   hakkında yapılan suçlamalara bir kez daha karꢀı çıkmıꢀtır.   Çavuꢀ S.A. 9 Mayıs 2003 tarihli duruꢀmada savunmasını sunmuꢀtur. S.A.’nın beyanları   özellikle Kartal Eğitim ve Araꢀtırma Hastanesi’nde geçenler hakkındadır.   G.A., M.A. ve H.B. 20 Kasım 2003, 19 Ocak 2004 ve 1 Mart 2005 tarihlerinde esas hakimi   karꢀısına çıkmıꢀlardır.   Asliye ceza mahkemesi 23 Mart 2006 tarihinde sekiz sanığın serbest bırakılmasına karar   vermiꢀtir.   Bursa Cezaevi doktoru tarafından 6 Haziran 2000 tarihinde gönderilen sağlık raporuna göre   hakimler inandırıcı delillerin yokluğunda, baꢀvuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğu,   özellikle yüzünde görülen 1 cm.lik yarayı cezaevi aracındaki jandarmaların yaptığını gösterir   herhangi bir bulguya rastlanmadığı sonucuna varmıꢀlardır.   Bu karar baꢀvurana 17 Ocak 2007 tarihinde tebliğ edilmiꢀ ve yalnızca müdahillerin   baꢀvurabileceği temyize baꢀvuran gidemediğinden karar kesin hüküm haline gelmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran Kartal Cezaevi’ne nakledilmesi sırasında kendisine uygulanan kötü muamelelerden   dolayı AĐHS’nin 13. maddesiyle bağlantılı ve ayrı olarak 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri   sürmektedir.   Hükümet, bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.   A. Tarafların argümanları   1. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet, iç hukukta yürütülen iki yargılamanın her birine iliꢀkin olarak baꢀvuru yollarının   tüketilmediğini savunmaktadır.   Đlk olarak Kartal Cezaevi nizamiyesinde görevli jandarmalar hakkında yürütülen soruꢀturma,   Pendik Đl Đdare Kurulu’nun kararı ile kapanmıꢀ, baꢀvuran sözkonusu karara Đdare   Mahkemeleri önünde itiraz etmemiꢀtir. Đkinci olarak ise ceza davası, beraat kararı ile   sonuçlanmıꢀ ancak bu karara karꢀı da Yargıtay önünde temyiz baꢀvurusu yapılmamıꢀtır.   Baꢀvuran, 18 Mayıs 2001 tarihinde Yalova Ağır Ceza Mahkemesi’ne ve 25 Nisan 2001   tarihinde Bursa Bölge Đdare Mahkemesi’ne yaptığı baꢀvuruya atıfta bulunmaktadır. Ayrıca   baꢀvuran, hastalığının ve Kocaeli Cezaevi ile kararın verildiği yer arasındaki uzaklığın   kendisinin etkin bir ꢀekilde duruꢀmaya katılmasını engellemesi nedeniyle müdahil taraflara   tanınan temyiz hakkını kullanmadığını hatırlatmaktadır.   Pendik makamlarınca yürütülen soruꢀturmalara iliꢀkin olarak, baꢀvuran, ancak Hükümet’in   AĐHM’ye sunduğu yazılı görüꢀleri okumasının ardından ilgili kaymakamlık kararından   haberdar olabildiğini belirtmektedir.   Baꢀvuran, mevcut davada ortaya çıkan hukuki sorunun, mağdur olan baꢀvuranın müdahalesi   gerekmeden Devlet’in re’sen riayet etmesi gereken pozitif yükümlülüklerden kaynaklandığını   belirtmektedir.   2. Esas   Baꢀvuran, nakil aracında kendisini götüren jandarmalardan ve Kartal Cezaevi nizamiyesinde   görevli jandarmalardan ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuranın baꢀ ve ense bölgelerinde ꢀiddetli   rahatsızlığı bulunmasına rağmen, yol boyunca, baꢀvuranın baꢀ ve ense bölgelerine yumruk ve   tekme ile vurulmuꢀtur. Ardından, sözkonusu nizamiyede odalardan birine götürülmüꢀ, elleri   bağlanmıꢀ, saatlerce dövülmüꢀ, hakarete uğramıꢀ, giysileri çıkarılmıꢀ, su dökülmüꢀ ve cinsel   tacize uğramıꢀtır.   Baꢀvuran, iddialarını destekleyen sağlık raporlarına aykırı olarak, baskıcı mercilerin, sonunda   iꢀkence uygulayanlar hakkında nerdeyse cezasızlık kararına ulaꢀmak için yargılamaları altı   yıldan fazla bir süre boyunca uzatmalarından ꢀikayetçidir. Baꢀvurana göre, böyle bir sonuç,   yürütülen soruꢀturmaların etkisizliğini ve AĐHS’nin 3. ve 13. maddeleri kapsamında Devlet   görevlilerinin sorumluluklarını ortaya koymak için etkili bir hukuk yolunun bulunmadığını   göstermektedir.   Hükümet, az sayıdaki ve yüzeysel yara izlerinin, neredeyse on kadar jandarmanın saatlerce   kendisine iꢀkence uyguladığı hakkındaki baꢀvuranın iddiasının inandırıcılığını ortadan   kaldırdığını belirtmektedir. Hükümet, ciddiyetinin AĐHS’nin 3. maddesi ile belirtilen sınırın   altında olan sözkonusu yaraların, baꢀvuranın nakil aracından inmemek ve üst araması   yaptırmamak için direnmesinden kaynaklandığı kanaatindedir.   Mevcut davada hukuki mekanizmaların iꢀleyiꢀine iliꢀkin olarak ise, Hükümet, eꢀ zamanlı iki   ayrı soruꢀturma yürütülmesi ile sonuçlanan dosyalara atıfta bulunmakta ve sözkonusu   soruꢀturmaların hiçbir eleꢀtiriye mahal vermediğini savunmaktadır.   Son olarak AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında, Hükümet, Türk Ceza Kanunu’nun 243.   ve/veya 245. maddeleri uyarınca kötü muamele ile suçlanan devlet görevlileri hakkında   kovuꢀturma yapılmasına ve müdahil tarafı oluꢀturmaya iliꢀkin iç hukuk hükümlerini   hatırlatmaktadır. Ayrıca Hükümet, Devlet görevlilerinin ve yetkililerinin suçlandığı   eylemlerden dolayı mağdur olan kiꢀilere tazminat ödenmesini öngören idare hukuku   kapsamındaki baꢀvuru yollarına (Anayasa’nın 125. maddesi ve 2577 sayılı yasanın 13.   maddesi) ve yasadıꢀı eylemler nedeniyle maddi veya manevi zarara uğrayan kiꢀilerin   açabileceği farklı hukuk davalarına atıfta bulunmaktadır.   Baꢀvuranın baꢀvurmadığı iç hukuk yollarını belirten Hükümet, baꢀvuranın AĐHS’nin 13.   maddesine atıfta bulunmakta haksız olduğu sonucuna ulaꢀmaktadır.   B. AĐHM’nin takdiri   1. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Cezaevi aracında baꢀvuranın naklini çevreleyen koꢀullara iliꢀkin olarak Hükümet, iç hukuk   yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.   Buna karꢀın, davanın haklarında yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle sanıkların beraatlarıyla   kapanan sözkonusu kısmı göz önüne alındığında, AĐHM, benzer baꢀvurularda 0015/96, 28   Mart 2000; ꢁenses-Türkiye, baꢀvuru no: 24991/94, 14 Kasım 2000; Günay Kızılgedik-Türkiye,   baꢀvuru no: 24944/94, 14 Kasım 2000; Suna Parlak, Rahime Aktürk ve Hatice Tay-Türkiye,   baꢀvuru numaraları, 24942-24943-25125/94, 9 Ocak 2001).   Ayrıca, hakimlerin ceza hukuk sistemindeki merkezi konumları, görevlerinden ileri gelen   yetkileri ve Hükümetin sağlam dayanaklı açıklamalar getirmediği dikkate alındığında AĐHM,   muhtemel bir temyiz baꢀvurusunun uygulamada baꢀvuranın dosyada bulunan delilleri   açıklamasına, tamamlamamasına veyahut sözkonusu soruꢀturmanın ve ceza davasının   sonuçlarını kayda değer ꢀekilde değiꢀtirmesine imkan sağlamayacağını düꢀünmektedir (Bkz. a   contrario, Beyhan Kaygısız- Türkiye kararı, no: 44032/98, 29 Ağustos 2006).   AĐHM bu durumda yapılan itirazın bu bölümünü reddetmektedir.   Pendik mahkemeleri tarafından baꢀlatılan ikinci soruꢀturma ile ilgili AĐHM, bunun 6 Temmuz   tarihli kaymakamlık kararının iptaline iliꢀkin idari bir dava olması nedeniyle Hükümetin   itirazını reddeder, çünkü, bu yol esas hakkındaki sorunlara değinmeyip yalnızca dosya   üzerinden inceleme yapılması nedeniyle bu haliyle uygun addedilemez. Mevcut baꢀvuruda   olduğu gibi geçmiꢀte de bu baꢀvuru yolunun devlet görevlilerine karꢀı dava açılmasını   sağladığı örneklerin varlığı bu yolun kesin ve yeri doldurulamaz olduğunu göstermemektedir.   (Bkz. örneğin Veli Tosun-Türkiye kararı, no: 62312/00, 6 Eylül 2005 veya Mehmet Soylu-   Türkiye kararı, no: 43854/98, 4 Ekim 2005). Nitekim, bu baꢀvurudakine benzer, adli denetimin   bu ꢀekilde sınırlandığı davalarda, idare hakimleri her halukarda, soruꢀturmanın idari   organlarının yönetime karꢀı bağımsız olmamalarına iliꢀkin AĐHM tarafından birçok kez dile   getirilen ciddi tereddütleri ortadan kaldırmaya yetmemektedirler (Bkz. Sultan Öner vd.-Türkiye   kararı, no: 73792/01, 17 Ekim 2006; Kanlıbaꢀ-Türkiye kararı, no: 32444/96, 8 Aralık 2005).   Sonuç olarak AĐHM ꢀikayetin bu kısmını reddetmektedir.   AĐHM, dosyayı kapatarak takipsizlik kararı veren Pendik Cumhuriyet Savcısı’nın kararına   karꢀı baꢀvuranın teorik olarak itiraz edebileceninin hakkını vermektedir. AĐHM daha önce de,   bu baꢀvurudaki gibi koꢀullarda bu yolun tüketilmesi gerektiğini vurgulamıꢀtır (Bkz. Kanlıbaꢀ-   Türkiye kararı, no: 32444/96, 28 Nisan 2005).   Öte yandan, iç hukuk yollarını tüketme kuralının mutlak bir niteliği bulunmadığını ve otomatik   olmadığını, baꢀvuranın ꢀahsi durumu dahil davanın koꢀullarına göre değerlendirilmesi   gerektiğini de kabul etmiꢀtir (Bkz. Akdivar vd-Türkiye kararı, 16 Eylül 1996).   Bu noktada, öncelikle nakil aracında ve Kartal Cezaevi’nde meydana gelen olayların   tamamını kapsayan baꢀvuranın asıl ꢀikayetinin içeriği üzerinde durmak gerekmektedir.   Hakimlerin, genel bir çerçevede önlerine gelen bu sorunu incelerken, resen Ceza   Muhakemeleri Usulü Kanununun 153. maddesi uyarınca, ihtilaflı dönemin herhangi bir   anında suç iꢀlenip iꢀlenmediğini araꢀtırılmaları gerekirdi.   Oysa ki, 27 Haziran 2000 tarihinde, Bursa Cumhuriyet Savcısı, davanın ayrılmasına ve Kartal   Cezaevi nizamiyesinde görevli jandarmaların suçlandığı eylemlere iliꢀkin olarak dosyanın   Pendik’te görevli meslektaꢀına gönderilmesine karar vermiꢀtir. Ancak, hiçbir ꢀey, sözkonusu   tedbirden baꢀvuranın haberdar edildiğini göstermemektedir. Dosyasının gönderildiği Pendik   Savcısı, hiçbir zaman baꢀvuranın ifadesini almamıꢀ dolayısıyla baꢀvuran, soruꢀturma   aꢀamasında da durum hakkında bilgi sahibi olamamıꢀtır. Baꢀvuranın haberi olmadan   yürütülen sözkonusu soruꢀturma, 26 Temmuz 2001 tarihli Đl Đdare Kurulu’nun kararı ile sona   ermiꢀtir. Sözkonusu karar, kuvvetle muhtemel jandarmalar R.E., U.Ü., Đ.K., M.T. ve U.Y.   hakkında yürütülen soruꢀturmalara son veren Pendik Cumhuriyet Savcılığı’nın muhakemenin   men’i kararı ile desteklenmiꢀtir.   Ailesinin yanında bulunmadığından sözkonusu kararlar baꢀvurana tebliğ edilmemiꢀtir.   Baꢀvurana tebliğ yapılmıꢀ olsa bile, AĐHM, baꢀvuranın harekete geçebileceği hususunda ikna   olmamıꢀtır, zira yargılamanın ilerleyen safhasında, baꢀvuran, sakatlığa yol açan özelliği hiçbir   ꢀekilde ihtilaf konusu yapılmayan Werncike-Korsakoff hastalığına yakalanmıꢀtır.   Bu durumdan haberdar olan ulusal mercilerin, davacı tarafın avukatının yargılamaya etkin bir   ꢀekilde katılmasını sağlamaya çalıꢀtıklarını varsaymak mümkündür (Slimani-Fransa,   57671/00). Sözkonusu avukat, Nisan 2001 tarihinde Bursa’da yürütülen ilk soruꢀturmadan   haberdar olur olmaz Bursa mahkemeleri’nin kararlarına karꢀı mevcut yolların tamamına   baꢀvurmuꢀtur. AĐHM, Pendik’teki süreçten de haberdar olsaydı, avukatın aynı ꢀekilde   davranmayacağı yönünde düꢀünmeye sevk eden hiçbir neden görememektedir.   Davanın sözkonusu istisnai koꢀullarında, AĐHM, Pendik Savcılığı’nın muhakemenin men’i   kararına karꢀı itiraz yolunu tüketmekten baꢀvuranın muaf tutulabileceği kanaatindedir.   Sonuç olarak, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan   yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik   unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   2. Esas hakkında   AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin alanına girebilmesi için kötü muamelenin dava olaylarının   bütününe, özellikle muamelenin süresi, fiziksel ve zihinsel etkileri gibi yaꢀa, cinsiyete ve   mağdurun sağlık durumuna bağlı bir değerlendirme ıꢀığında belirli bir ciddiyet seviyesine   ulaꢀması gerektiğini hatırlatır. Taammüden uzun süreli uygulanan, ꢀiddetli fiziksel veya   zihinsel acılara yol açan uygulamalar AĐHS’nin 3. maddesi anlamında «insanlık dıꢀı» bir   muameleyi teꢀkil etmektedir. AĐHM mağdurlarda korku, iç sıkıntısı, aꢀağılık duygusu, küçük   düꢀürücü ve değersizlik hislerini uyandıran bir muamelenin «aꢀağılayıcı» bir muamele   olduğuna itibar etmektedir. Bu bağlamda, ilgili kiꢀinin küçük düꢀürülüp, aꢀağılanıp   aꢀağılanmadığını tespit etmek gerekmekle birlikte, bilhassa etkileri itibarıyla suç unsurunu   oluꢀturan muamele 3. madde ile bağdaꢀmayacak ꢀekilde mağdurun kiꢀiliğini yaralamıꢀ ise,   böyle bir kastın bulunmaması 3. maddenin ihlalinin tespitini nihai surette ortadan kaldıramaz   (Bkz. Ramirez Sanchez-Fransa kararı, no: 59450/00, Henaf-Fransa kararı no: 65436/01, Pers-   Yunanistan kararı no: 28524/95; Kudla-Polonya kararı, no: 30210/96, Raninen-Finlandiya   kararı 16 Aralık 1997).   Bir muamelenin «insanlık dıꢀı» ve «aꢀağılayıcı» olarak nitelendirilebilmesi için çekilen acının   ve/veya alçaltıcı muamelenin her halukarda, yasal muamelenin kaçınılmaz ꢀeklinin ötesine     geçmelidir (Bkz. V.-Birleꢀik Krallık kararı, no: 4888/94, Ilaꢀcu vd.-Moldova ve Rusya, no:   48787/99, Lorse vd.-Hollanda kararı, no: 52750/99, 4 ꢁubat 2003).   AĐHM, bu baꢀvuruda tıbbi belgelerden anlaꢀıldığı kadarıyla olayların meydana geldiği   dönemde baꢀvuranın boyun fıtığı, boynunda ve sağ kolunda ꢀiddetli ağrılar gibi   rahatsızlıklarının bulunduğunu not etmektedir.   AĐHM baꢀvuranın Kartal Cezaevi’ne dönüꢀünün hemen akabinde 6 Haziran 2000 tarihinde sol   elmacık kemiğinde 1 cm.’lik ezilme saptandığını ayrıca kaydeder. Bunlara 13 Haziran 2000   tarihinde Bursa Cezaevi’ne naklediliꢀte sol kemer hizasında 1x1,5 cm. büyüklüğünde yeꢀilimsi   morluk, sağ bilekte sıyrık ve serçe parmaklardaki hassasiyet eklenmiꢀtir. Baꢀvuran cezaevi   aracına konulmadan önce herhangi bir sağlık kontrolünden geçmediğinden, üzerindeki yara   berelerin nakilden önce oluꢀtuğunu kimse iddia edemez. Aynı ꢀekilde bilekte görülen çiziklerin   ve yedi gün sonra düzenlenen raporda yeꢀilimsi olarak tasvir edilen morlukların kelepçeden   kaynaklandığı anlaꢀılmaktadır. Burada genel olarak sabit bir kronoloji ile geliꢀen ve altıncı   günden sonra genellikle sarıdan-yeꢀile dönüꢀen bir morluk sözkonusudur (mutatis mutandis,   Sultan Öner vd-Türkiye kararı, no: 73792/01, 17 Ekim 2006).   Baꢀvuranın klinik tablosu göz önüne alınarak, bu yara bereler hep beraber   değerlendirildiklerinde, AĐHS’nin 3. maddesinin kapsamına girecek kadar ciddidirler   (Abdülkadir Aktaꢀ-Türkiye, baꢀvuru no: 38851/02, 31 Ocak 2008 ve bu kararda geçen atıflar).   Baꢀvuranın yukarıda sözü edilen kulak sorunları, ne kadar ciddi olurlarsa olsunlar bu   kapsamda kaale alınmazlar. Her ne kadar baꢀa alınan darbeler kulak çınlamasına neden   olabilmekteyse de, baꢀvuranın derdini çektiği ve travmatik bir kaynağı olmayan kulak kiri   birikmesi nedeniyle de kulağı çınlayabilir.   AĐHM, sözkonusu yaraların, baꢀvuranın Kartal Cezaevine naklini gerçekleꢀtiren jandarmalara   isnat edilen ꢀiddetten kaynaklandığı kanaatindedir (Klaas ve diğerleri-Almanya, 6 Eylül 1978)   Sözkonusu jandarmalar da önce nakil aracından indirmek ve ardından üst aramasını yapmak   için baꢀvuranı kontrol altına almak amacıyla belli bir güç kullandıklarını inkar etmemektedir.   Bu durumda, Savunmacı Devlet’in sözkonusu yaralardan sorumlu tutulup tutulamayacağının   araꢀtırılması gerekmektedir.   Baꢀvuranın yüzünde görülen laserasyon ve lezyon, baꢀvuranın baꢀ bölgesine darbe aldığı   hakkındaki ifadelerini desteklemektedir. Dolayısıyla, baꢀvuranın davranıꢀının gerekli kıldığı   ölçüde orantılı güce baꢀvurulduğu ortaya konmadığından sözkonusu yaralar, Devlet’in   sorumlu olduğunu gösterir niteliktedir (Bkz, Abdulkadir Aktaꢀ ve bu davadaki atıflar; R.L. ve   M.- J.D.-Fransa, baꢀvuru no: 44568/98, 19 Mayıs 2004). Aynı tutum, baꢀvuranın   kelepçelenmiꢀ bileklerinin birinde tespit edilen sıyrık için de geçerlidir. Sözkonusu yara   baꢀvuranın maruz kaldığını iddia ettiği çekiꢀtirmelerle açıklanabilir. Kelepçe takılması   AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında genel olarak bir sorun teꢀkil etmese dahi makul olarak   gerekli olanın ötesinde güç kullanımına neden olduğunda aksi takdirde yorumlanır (Bkz,   örneğin, Naoumenko-Ukranya, baꢀvuru no: 42023/98, 10 ꢁubat 2004 ve bu kararda sözü   edilen alıntılar).   Baꢀvuranın baꢀkaldıran tutumu ihtilaf konusu olmamaktadır. Baꢀvuran da ꢀayet nakil aracı   istikametini değiꢀtirmese açlık grevine baꢀlama tehdidinde bulunarak jandarmalara karꢀı belli   bir direnç gösterdiğini beyanlarında ortaya koymaktadır. AĐHM, baꢀvuranın araçtan inmemek   veya üst aramasına karꢀı çıkmak için direndiğini kabul etmektedir.     Bununla birlikte dile getirilen yaralanmaların kaynağının baꢀvuranın tutumundan ileri geldiği   ve «gerekli» olduğu varsayılsa bile, sözkonusu hasta bir kiꢀi olduğu ve jandarmalar için gerçek   bir tehdit olmadığı cihetle AĐHM, ne aracın içinde ne cezaevinin nizamiyesindeki muamelenin   orantılı olduğu kanaatindedir.   Nitekim boyun fıtığı rahatsızlığından dolayı baꢀvuranı hastaneye götürmekle görevli, aralarında   uzman çavuꢀ S.A.’nın da bulunduğu jandarmaların baꢀvuranın aleni fiziki zayıflığını inkar   etmeleri mümkün değildir. Oysa baꢀvuran bilhassa boynundaki ciddi rahatsızlığa rağmen   kafasından darbe almıꢀtır. Böyle bir muamele ꢀiddetli bir acının ötesinde baꢀvuranın bir yandan   sağlık durumu nedeniyle, öte yandan terorist eylemleri nedeniyle mahkum edildiği gözönünde   bulundurulursa devlet görevlilerine karꢀı endiꢀelerini artıracak bir güvensizlik ortamı   yaratmıꢀtır.   Bu çerçevede anılan dönemde Türkiye’nin birçok hapishanesini sarsan olayların süregeldiğini   de hatırlatmakta fayda bulunmaktadır. Cezaevi yetkilileri mahkumların F tipi cezaevlerinin   kurulmasını ve buralara nakledilmelerini protesto etmek amacıyla uzun süreli baꢀlattıkları açlık   grevleri ile karꢀı karꢀıya kalmıꢀlardır. Bu tür olayları yeniden incelenmesinde gerekli mesafeli   duruꢀla bile baꢀvuranı dahil olduğu bu süreçten ayrı tutmak ve jandarmaların açlık grevi   baꢀlatma tehdidine kayıtsız kalacaklarını düꢀünmek mümkün değildir. Ayrıca Kartal Eğitim ve   Araꢀtırma Hastanesi acil servisinde baꢀvuranın hekim karꢀısında sıkıntılarını dile getirmesine   engel olan uzman çavuꢀ S.A.’nın tutumunun da üstünde durmak gerekir çünkü bu da   baꢀvuranda zaafiyet duygusu yaratabilecek bir baꢀka keyfi davranıꢀtır.   AĐHM, yeterince ciddi, belirli ve birbiriyle uyuꢀan bir dizi emare veyahut çürütülemeyen   karinelerden oluꢀan kanıt unsurundan hareketle, bu gözlemlerin tamamı ıꢀığında yapılan   muamelenin AĐHS’nin 3. maddesine aykırı bir uygulamayı teꢀkil ettiği çıkarımında   bulunmaktadır (Bkz. sözü edilen R.L. ve M.-J.D., Selmouni-Fransa kararı no: 25803/94).   AĐHM bu bağlamda, halihazırdaki sağlık durumunu gözetmeksizin, baꢀvurana gösterilen   muamelenin adı geçenin kendisine ya da bir baꢀkasına ꢀiddet uygulamasını engellemek için   gerekli addedilebilecek orantılı bir güç olmadığına ve «insanlık dıꢀı ve aꢀağılayıcı» bir   uygulamayı teꢀkil ettiğine itibar etmektedir.   AĐHM bu gerekçelerle AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   AĐHM, mevcut baꢀvuru ile gündeme getirilen asıl hukuki sorunu incelediği ve dava   olaylarının ve tarafların argümanlarının tümünü dikkate alarak, AĐHS’nin 3. ve/veya 13.   maddelerinin usuli gerekliliklerine iliꢀkin ꢀikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı   kanaatindedir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, maruz kaldığı manevi zarar için 50.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet, aꢀırı bulduğu söz konusu miktarın hiçbir kanıt unsur ile desteklenmediği   kanaatindedir.     AĐHM, baꢀvurana 5.000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, AĐHM önünde ve ulusal merciler önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve   giderleri için 2.485 Euro talep etmektedir.   Hükümet, belgelendirilmediği gerekçesi ile sözkonusu miktara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM içtihadına göre, bir baꢀvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak   gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konduğu sürece elde edebilir. Mevcut   davada, Avrupa Konseyi tarafından baꢀvurana adli yardım olarak ödenen 850 Euro göz önüne   alındığında, AĐHM, sözkonusu talebi reddetmektedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 3. ve 13. maddesi kapsamında yapılan diğer ꢀikayetlerin ayrıca   incelenmesine gerek olmadığına;   4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz   kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana   5.000 Euro (beꢀ bin Euro) manevi tazminat ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.     14

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło