15916/09

WyrokETPCz2010-07-13ECLI:CE:ECHR:2010:0713JUD001591609

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy deportacja skarżącego do Tunezji, w obliczu ryzyka tortur i nieludzkiego traktowania, naruszyłaby art. 3 Konwencji, oraz czy brak skutecznego środka odwoławczego w tej kwestii naruszył art. 13 Konwencji? Czy pozbawienie wolności skarżącego w ośrodkach dla cudzoziemców było zgodne z prawem, czy został on poinformowany o przyczynach zatrzymania, czy miał możliwość zaskarżenia legalności zatrzymania oraz czy mógł dochodzić odszkodowania za naruszenia art. 5 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że władze tureckie nie zbadały należycie twierdzeń skarżącego o ryzyku tortur i nieludzkiego traktowania w Tunezji, pomimo uznania go za uchodźcę przez UNHCR i istnienia raportów o niepokojącej sytuacji w tym kraju. Podkreślono absolutny charakter art. 3 Konwencji, który wyklucza ważenie ryzyka złego traktowania z powodami deportacji, niezależnie od zachowania jednostki. Ponadto, Trybunał uznał, że skarżący nie miał dostępu do skutecznego i dostępnego środka prawnego w odniesieniu do jego obaw, ponieważ decyzje o deportacji i odmowie azylu nie zostały mu skutecznie doręczone, a odwołanie do sądów administracyjnych nie miało automatycznego skutku zawieszającego. Trybunał, odwołując się do swojego wcześniejszego orzecznictwa, stwierdził, że pozbawienie wolności skarżącego w ośrodkach dla cudzoziemców nie miało wystarczającej podstawy prawnej w prawie krajowym, co stanowi naruszenie art. 5 ust. 1 Konwencji. Ponadto, skarżący nie został formalnie poinformowany o przyczynach swojego zatrzymania, co naruszyło art. 5 ust. 2. Brak skutecznego środka odwoławczego do zaskarżenia legalności zatrzymania oraz brak możliwości dochodzenia odszkodowania za bezprawne zatrzymanie doprowadziły do naruszenia art. 5 ust. 4 i 5 ust. 5 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, obywatel Tunezji, był sympatykiem nielegalnego w Tunezji Ruchu Tendencji Islamskiej. Po doświadczeniu tortur w Tunezji, opuścił kraj w 1990 roku i po podróżach przez Libię, Egipt i Syrię, przybył do Turcji w 1996 roku, gdzie przebywał bez zezwolenia na pobyt. W 2007 roku został aresztowany pod zarzutem członkostwa w Al-Kaidzie. Sąd karny zwolnił go z aresztu tymczasowego w styczniu 2008 roku, ale nałożył zakaz opuszczania kraju. Skarżący twierdził, że w Tunezji grozi mu tortury i kara śmierci, a jego wniosek o azyl został odrzucony. Po zwolnieniu z aresztu, skarżący został umieszczony w ośrodku dla cudzoziemców, a następnie w ośrodku w Kırklareli. Władze tureckie wszczęły procedurę deportacji, którą skarżący kwestionował, powołując się na ryzyko w Tunezji. UNHCR uznało go za uchodźcę w grudniu 2008 roku. Skarżący skarżył się również na złe warunki detencji w Kocaeli i Kırklareli.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje za dopuszczalne skargi dotyczące deportacji na podstawie art. 3 i 13 Konwencji oraz skargi na podstawie art. 5 ust. 1, 5 ust. 2, 5 ust. 4 i 5 ust. 5 Konwencji, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdza, że deportacja skarżącego do Tunezji naruszyłaby art. 3 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji w związku z art. 3 Konwencji. 4. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 1, 5 ust. 2, 5 ust. 4 i 5 ust. 5 Konwencji. 5. Zasądza na rzecz skarżącego 11 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 4 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 6. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   A V R U P A   OF E U R O P E   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   DBOUBA – TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 15916/09)   KARAR   STRAZBURG   Temmuz 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 15916/09 no’lu davanın nedeni, Tunus vatandaꢀı   Saafi Ben Fraj Dbouba’nın (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 24 Mart 2009   tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleꢀme’nin (“AĐHS”)   34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Paris’teki bir sivil   toplum örgütünün (Collectif de la Communauté Tunisienne en Europe) baꢀkanı olan M. Sfar   tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1967 doğumludur ve halen Kırklareli’nde bulunan Gaziosmanpaꢀa Yabancı   Kabul ve Barındırma Merkezi’nde tutulmaktadır.   A. Baꢀvuranın Türkiye’ye geliꢀi ve baꢀvuran aleyhindeki cezai yargılama   Baꢀvuran, 1986 yılında Tunus’taki yasadıꢀı bir örgüt olan Đslami Eğilim Hareketi’nin   sempatizanı olmuꢀtur. Baꢀvuran, birkaç kez polis tarafından yakalanmıꢀ ve sorgulanmıꢀtır.   Tunus güvenlik güçleri tarafından iꢀkenceye maruz bırakılması üzerine, baꢀvuran, 1990   yılında Tunus’tan ayrılarak Libya ve Mısır üzerinden Suriye’ye ulaꢀmıꢀtır. Baꢀvuran, 1992   yılında Đtalya’ya gitmiꢀ, 1994 yılında ise Suriye’ye geri dönmüꢀtür.   Baꢀvuran, 1996 yılında pasaportunu yeniletmek üzere ꢁam’daki Tunus   Konsolosluğu’na gittiğinde oradaki Tunuslu yetkililerce alıkonmuꢀ ve sorgulanmıꢀtır. Daha   sonra, Suriye’den ayrılmıꢀ ve Türkiye’ye gelmiꢀtir.   Baꢀvuran, 1996-2007 yılları arasında ikamet izni olmaksızın ꢁanlıurfa’da kalmıꢀtır.   Baꢀvuran, 19 Haziran 2007 tarihinde, El-Kaide’ye karꢀı düzenlenen bir operasyon   sırasında, ꢁanlıurfa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’ne bağlı polis memurları   tarafından yakalanmıꢀtır. Baꢀvuran, 20 Haziran 2007 tarihinde, Bursa Emniyet Müdürlüğü’ne   gönderilmiꢀtir. 22 Haziran 2007 tarihinde, Bursa Sulh Hukuk Mahkemesi baꢀvuranın tutuklu   yargılanmasına karar vermiꢀtir.   Ağustos 2007 tarihinde, Đstanbul Cumhuriyet Savcısı, El-Kaide üyesi oldukları   iddiasıyla baꢀvuran ile diğer yirmi iki kiꢀi hakkında Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne   iddianame vermiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranla ilgili olarak, Bursa civarından sorumlu   bir diğer ꢀüpheli tarafından korunduğunu ve El-Kaide üyelerine Arapça dersi verdiğini   kaydetmiꢀtir.   Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Ocak 2008 tarihinde, davanın esasına iliꢀkin ilk   duruꢀmasını yapmıꢀtır. Baꢀvuran, duruꢀma sırasında, sığınma talebinin 1996 yılı sonunda   reddedildiğini ve on yılı aꢀkın süredir Türkiye’de yaꢀadığını ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca,   El-Kaide eylemleriyle ilgisi olmadığını ve kötü muamele ve ölüm cezası riski bulunması   nedeniyle ülkesine dönemediğini iddia etmiꢀtir. Duruꢀma sonunda, mahkeme, baꢀvuranın   serbest bırakılmasına hükmetmiꢀtir. Ancak, mahkeme, baꢀvuranın ülkeden ayrılmasını   yasaklamıꢀtır.   Dava dosyasındaki bilgiye göre, baꢀvuran aleyhindeki cezai yargılama ilk derece   mahkemesi önünde halen derdesttir.   B. Sınırdıꢀı iꢀlemleri   Belirtilmeyen bir tarihte, baꢀvuran yeniden Birleꢀmiꢀ Milletler Mülteciler Yüksek   Komiserliği’ne (BMMYK) baꢀvurmuꢀ ve mültecilik statüsü talebinde bulunmuꢀtur.   Baꢀvuran, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasının ardından, yabancı kabul   ve barındırma merkezine yerleꢀtirilmesinin öncesinde, 25 Ocak 2008 tarihinde, Kocaeli   Emniyet Müdürlüğü Yabancılar ꢁubesi’ne bağlı ili polis memuru tarafından sorgulanmıꢀtır.   Baꢀvuranın ifadesinin yer aldığı belgeye göre, baꢀvuranın sınırdıꢀı iꢀlemlerinin baꢀlatıldığı   kendisine bildirilmiꢀtir. Daha sonra, BMMYK’ye yaptığı baꢀvuruyla ilgili ifade vermesi   istenmiꢀtir. Baꢀvuran, avukatının kendisi adına BMMYK ile iletiꢀime geçtiğini ve 18 Ocak   tarihinde BMMYK’nin kendisiyle görüꢀtüğünü ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, ayrıca,   ülkesinde ölüm cezası ve kötü muamele tehlikesiyle karꢀı karꢀıya olduğu için Tunus’a geri   gönderilmek istemediğini belirtmiꢀtir.   Mart 2008 tarihinde, Emniyet Genel Müdürlüğü Yabancılar Hudut Đltica Dairesi   Baꢀkanı, Kocaeli Valiliği’nden baꢀvuranın Türkiye’den gönderilmesini talep etmiꢀtir. Ancak,   Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin baꢀvuranın Türkiye’den çıkıꢀını yasaklayan kararı   uyarınca baꢀvuranın sınırdıꢀı edilmesi mümkün değildi.   Ekim 2008 tarihinde, Kocaeli Emniyet Müdür Yardımcısı, Đstanbul Ağır Ceza   Mahkemesi’nden baꢀvuranın ülkeden çıkıꢀını yasaklayan kararının iptalini talep etmiꢀtir.   Kocaeli Emniyet Müdür Yardımcısı, baꢀvuranın yabancı kabul merkezinde kalanları provoke   ettiğini ve verilen yemekleri almayarak protesto baꢀlattığını ifade etmiꢀtir. Emniyet Müdür   Yardımcısı, ayrıca, 5683 No.lu Kanun’un 19. maddesi uyarınca baꢀvuranın sınırdıꢀı edilmesi   gerektiğini kaydetmiꢀtir.   Baꢀvuran, 3 Aralık 2008 tarihinde, BMMYK tarafından mülteci olarak tanınmıꢀtır.   Aralık 2008 tarihinde, baꢀvuran, Đçiꢀleri Bakanlığı’na resmi olarak baꢀvurarak   geçici sığınma talebinde bulunmuꢀtur. Talebiyle ilgili olarak 9-12 Kasım 2009 tarihleri   arasında Đçiꢀleri Bakanlığı yetkilileri baꢀvuranla görüꢀme yapmıꢀ, ancak söz konusu   görüꢀmenin sonucu hakkında baꢀvuran bilgilendirilmemiꢀtir.   Ocak 2009 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 24 Ocak 2008 tarihli kararını   bozmuꢀtur.   Hükümet’in ifadesine göre, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin 22 Ocak 2009 tarihli   kararının ardından baꢀvuranın sınırdıꢀı iꢀlemleri yeniden baꢀlatılmıꢀtır. Ancak, AĐHM   Đçtüzüğü’nün 39. maddesinin uygulanması sonucu sınırdıꢀı iꢀlemleri ertelenmiꢀtir. Hükümet,   baꢀvuranın sığınma talebinde bulunmadan Türkiye’de yaꢀadığını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran,   ancak Türkiye’den gönderilmesine karar verildikten sonra sığınma talebinde bulunmuꢀtur.   Baꢀvuranın El-Kaide üyesi olduğu ꢀüphesi ve dolayısıyla Türkiye’de bulunmasının ulusal   güvenliği ve kamu düzenini tehdit etmesi nedeniyle geçici sığınma talebi reddedilmiꢀtir.   Ennahda’nın kurucularından ve aynı zamanda baꢀkanı olan Rashid Ghannouchi, 14   Eylül 2009 tarihli mektubunda, Tunus Ennahda Partisi’nin üyesi olan baꢀvuranın ülkesine geri   dönmesi halinde, söz konusu örgütle olan iliꢀkisi nedeniyle hapis cezası ve iꢀkence riskiyle   karꢀı karꢀıya kalacağını kaydetmiꢀtir.   C. Baꢀvuranın Kocaeli Emniyet Müdürlüğü’ne ve Kırklareli Yabancı Kabul ve   Barındırma Merkezi’ne yerleꢀtirilmesi   Baꢀvuran, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin 24 Ocak 2008 tarihli kararının ardından   Kocaeli Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’ne yerleꢀtirilmiꢀtir.   Mart 2008 tarihinde, baꢀvuran, halen kalmakta olduğu Kırklareli Yabancı Kabul ve   Barındırma Merkezi’ne gönderilmiꢀtir.   Baꢀvuran, Kocaeli ve Kırklareli’nde bulunan yabancı kabul merkezlerinin koꢀullarıyla   ilgili olarak, Đzmit’te içinde 0.75 x 0.90 m büyüklüğünde iki bank bulunan 9 m2’lik bir   hücrede tutulduğunu belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, tuvalete gitmek istediğinde gardiyanları çağırmak   zorunda olduğunu ifade etmiꢀtir. Günde bir kez yemek verildiğini, hücreden ayrılmasına izin   verilmediğini ve Đzmit’te tutulduğu sırada ailesiyle veya avukatıyla görüꢀtürülmediğini ifade   etmiꢀtir. Bu nedenle, baꢀvuran açlık grevine baꢀlamıꢀ, böylelikle üç kez avukatını görmesine   izin verilmiꢀtir.   Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi ile ilgili olarak, baꢀvuran, diğer üç   kiꢀiyle birlikte 16 m2’lik bir odada kaldığını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, günde üç kez yemek   verildiğini, ancak yemeğin kalitesinin çok düꢀük olduğunu belirtmiꢀtir. Đçme suyunun   bulunmadığını, bu nedenle ꢀiꢀe suyu almak zorunda kaldığını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran,   ayrıca, merkezde kalan kiꢀilere hijyen veya temizlik ürünlerinin tedarik edilmediğini ve   gardiyanların agresif tavırlar sergilediklerini kaydetmiꢀtir.   Hükümet, baꢀvuranın Kocaeli Emniyet Müdürlüğü ve Kırklareli Yabancı Kabul ve   Barındırma Merkezi’nde tatmin edici koꢀullarda tutulduğunu ileri sürmüꢀtür.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca, Ennahda ile olan bağlantısı nedeniyle   Tunus’a iadesi sonucunda ciddi bir iꢀkence ve kötü muamele riskiyle karꢀı karꢀıya kalacağı   konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. Baꢀvuran, ayrıca, AĐHS’nin herhangi bir maddesini öne   sürmeden, Kasım 2009’a kadar sığınma talebiyle ilgili olarak herhangi bir yetkili makamın   kendisiyle görüꢀmediğini ve görüꢀme sonucuyla ilgili olarak kendisine bilgi verilmediğini   ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, ayrıca, hakkında verilen sınırdıꢀı emrinden haberdar olmadığı için   sınırdıꢀı kararına itiraz edemediğini ifade etmiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranın ikinci ꢀikayetinin AĐHS’nin 13. maddesi bağlamında incelenmesi   gerektiği kanaatindedir.   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca baꢀvuranın mevcut iç hukuk yollarını   tüketmediğini ileri sürmüꢀtür. Hükümet, bu bağlamda, Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca   baꢀvuranın idare mahkemelerine baꢀvurarak sınırdıꢀı kararı ile yerel makamların geçici   sığınma izni verilmemesine yönelik kararlarının bozulmasını talep edebileceğini ileri   sürmüꢀtür.   Baꢀvuran, kendisine tebliğ edilmeyen kararlara itiraz edemediğini ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, Abdolkhani ve Karimnia davasında Savunmacı Hükümet tarafından yapılan   aynı itirazı inceleyip reddettiğini hatırlatır. AĐHM, söz konusu davada içtihadından   ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koꢀul bulunmadığı kanaatindedir. Bu nedenle,   AĐHM, Hükümet’in itirazını reddeder.   AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca baꢀvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığını   kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Hükümet, baꢀvuranın sığınma talebinin yetkili makamlarca incelenerek reddedildiğini   belirtmiꢀtir. Hükümet, bu bağlamda, baꢀvuranın uzun yollar boyunca sığınma talebinde   bulunmadığını kaydetmiꢀtir. Hükümet, baꢀvuranın 1995 ve 1996 yılları içerisinde yirmi dokuz   kez Tunus’a gittiğini ifade etmiꢀtir. Hükümet, söz konusu iddialarını desteklemek üzere   baꢀvuranın Hatay yoluyla Türkiye’den ayrıldığını gösteren bir belge sunmuꢀtur. Hükümet,   ayrıca, baꢀvuranın El-Kaide üyesi olmakla suçlandığını, bu nedenle de Türkiye’deki ulusal   güvenlik ve kamu düzeni için tehlike oluꢀturduğunu ileri sürmüꢀtür. Hükümet, baꢀvuranın   Tunus’a iadesinin herhangi bir risk doğurmayacağı kanaatine varmıꢀtır.   Hükümet, ayrıca, Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca baꢀvuranın idare mahkemelerine   baꢀvurarak hakkında alınan kararın bozulmasını talep edebileceğini hatırlatmıꢀtır. Hükümet,   iddiasını desteklemek üzere, dört sığınmacı hakkında verilen sınırdıꢀı kararlarının   bozulmasına hükmeden ilk derece mahkemesi kararlarını onaylayan Danıꢀtay kararlarının   kopyalarını sunmuꢀtur.   Baꢀvuran, Hükümet’in iddialarına itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuran, terör örgütünün değil   Ennahda’nın üyesi olduğu konusunda ısrar etmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca, 1997 yılında mülteci   olarak tanınmak için BMMYK’ye baꢀvurduğunu belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca, 1995 ve 1996   yıllarında Tunus’a gitmediğini, Türkiye’den Suriye’ye tekstil ürünleri ihraç ettiği için   Suriye’ye gittiğini kaydetmiꢀtir. Baꢀvuran, BMMYK tarafından mülteci olarak tanınmasının   hemen ardından Türk makamlarına baꢀvurduğunu ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, bu bağlamda,   Hükümet’in geçici sığınma talebinin reddedildiği yönünde ifadelerde bulunmasına rağmen, 9-   Kasım 2009 tarihleri arasında geçici sığınma talebiyle ilgili olarak Đçiꢀleri Bakanlığı   yetkililerinin kendisiyle görüꢀtüğünü kaydetmiꢀtir. Ancak, söz konusu görüꢀmenin sonucuyla   ilgili olarak kendisine bilgi verilmemiꢀtir. Baꢀvuran, son olarak, sınırdıꢀı kararı ile sığınma   talebinin reddedildiği yönündeki kararın kendisine tebliğ edilmemesi nedeniyle söz konusu   kararlara itiraz edemediğini ifade etmiꢀtir.   Baꢀvuranın AĐHS’nin 3. maddesi bağlamındaki iddialarıyla ilgili olarak, AĐHM,   baꢀvuranın Ennahda üyesi olduğunu iddia ettiğini ve Ennahda baꢀkanının baꢀvuranın Tunus   Ennahda Partisi’nin üyesi olduğunu ve Tunus’a dönmesi halinde hapis cezası ve iꢀkence   riskiyle karꢀı karꢀıya kalacağını ifade ettiği bir belge sunduğunu gözlemlemektedir. AĐHM,   ayrıca, Hükümet’in bu iddiaların doğru olup olmadığını incelemediğini gözlemlemektedir. Bu   nedenle, AĐHM, baꢀvuranın Tunus’taki Ennahda’nın üyesi olduğuna dair herhangi bir ꢀüphe   bulunmadığı kanaatine varır.   Bu bağlamda, AĐHM, yukarıda adı geçen Saadi kararında, Uluslararası Af Örgütü ile   Đnsan Hakları Đzleme Örgütü raporlarında Tunus’ta rahatsız edici bir durumun mevcut   olduğunun belirtildiğini gözlemlemiꢀtir. AĐHM, söz konusu raporlarda, terörle suçlanan   kiꢀilere iꢀkence edildiği ve kötü muamelede bulunulduğuna dair çok sayıda vaka   bulunduğundan bahsedildiğini kaydetmiꢀtir (Saadi). AĐHM, bu davada, Saadi kararında   yapmıꢀ olduğu tespitlerden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir gerekçe bulunmadığı   kanaatindedir.   AĐHM, ayrıca, baꢀvuranın 24 Ocak 2008 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi   önünde, 25 Ocak 2008 tarihinde polise verdiği ifadesi sırasında, Tunus’ta kötü muameleye   maruz kalacağı riski taꢀıması nedeniyle oraya geri dönmek istemediğini belirttiğini   gözlemlemektedir. Baꢀvuran, polise verdiği ifadesinde, ayrıca, BMMYK’ye yeniden   baꢀvurduğunu kaydetmiꢀtir. Bununla birlikte, 5 Mart ve 17 Ekim 2008 tarihli belgelere göre,   ulusal makamlar, baꢀvuranın iddialarını incelemeden sınırdıꢀı edilmesini planlamıꢀlardır.   Ayrıca, Hükümet, baꢀvuranın Kasım 2009’dan önce geçici sığınma talebiyle ilgili olarak   kendisiyle görüꢀülmediği iddiasına cevap vermemiꢀ ve söz konusu incelemeye iliꢀkin   herhangi bir belge sunmamıꢀtır. Hükümet, yalnızca, baꢀvuranın El-Kaide üyesi olmakla   suçlandığı, bu nedenle de Türkiye’deki ulusal güvenlik ve kamu düzeni için tehlike   oluꢀturduğu gerekçesiyle geçici sığınma talebinin reddedildiğini belirtmiꢀtir. AĐHM,   AĐHS’nin 3. maddesinin mutlak niteliğini hatırlatır: bir devletin sorumluluğunun 3. madde   kapsamına girip girmediği değerlendirilirken, - sözkonusu muamele baꢀka bir devlet   tarafından uygulanmıꢀ olsa dahi -kötü muamele görme riski ile sınırdıꢀı etme nedenlerini   karꢀılaꢀtırmak mümkün değildir. Đlgili kiꢀinin eylemleri, her ne kadar hoꢀ karꢀılanmasa veya   tehlike arz etse de, göz önüne alınamaz (Chahal / Birleꢀik Krallık, 15 Kasım 1996; Hüküm ve   Karar Raporları 1996-V; Saadi; Abdolkhani ve Karimnia).   Bu koꢀullar altında, AĐHM, ulusal makamların baꢀvuranın iddialarını inceleyip   AĐHS’nin 3. maddesinin gereklerini göz önünde bulundurdukları konusunda ikna olmamıꢀtır.   Sığınma talebinin nedenleri konusunda baꢀvuranla görüꢀmek ve siyasi görüꢀleri nedeniyle   karꢀı karꢀıya kalabileceği riski değerlendirmek BMMYK’ye düꢀmüꢀtür.   AĐHM, baꢀvuranın Tunus’a iadesi halinde karꢀılaꢀabileceği risklerle ilgili olarak   BMMYK’nin vardığı sonucu göz önünde bulundurmalıdır (Jabari / Türkiye, no. 40035/98;   N.A. / Birleꢀik Krallık, no. 25904/07; Abdolkhani ve Karimnia). AĐHM, bu bağlamda,   BMMYK baꢀvuran ile görüꢀtüğünde, baꢀvuranın korkularının inanılırlığını ve ülkesindeki   koꢀullara dair verdiği ifadenin doğru olup olmadığını test etme fırsatına sahip olduğunu   gözlemlemektedir. Söz konusu görüꢀmenin ardından, BMMYK, baꢀvuranın kendi ülkesinde   zulüm görme tehlikesi bulunduğunu tespit etmiꢀtir.   BMMYK’nin değerlendirmesi ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranın ülkesine iade edilmesi   halinde 3. madde kapsamındaki haklarının ihlal edileceğine inanmak için esaslı gerekçelerin   mevcut olduğu kanaatine varmıꢀtır.   Baꢀvuranın AĐHS’nin 13. maddesi kapsamındaki ꢀikayetiyle ilgili olarak, AĐHM,   baꢀvuranın Tunus’ta kötü muamele ve ölüm riskiyle karꢀı karꢀıya kalacağı yönündeki   iddialarının ulusal makamlarca anlamlı bir incelemesinin yapılmadığı sonucuna vardığını   kaydeder. Ayrıca, Hükümet, sığınma talebinin reddedildiğine dair verilen karar ile sınırdıꢀı   kararının baꢀvurana tebliğ edildiğine dair herhangi bir belge göstermemiꢀtir. Hükümet’in   sınırdıꢀı kararının baꢀvurana tebliğ edildiğini gösteren herhangi bir belge sunmaması   nedeniyle, AĐHM, baꢀvuranın 25 Ocak 2008 tarihinde sınırdıꢀı iꢀlemlerinden haberdar   edildiği yönünde Hükümet’in yapmıꢀ olduğu açıklamaya itibar edemez. Ayrıca, 22 Ocak 2009   tarihinde sınırdıꢀı iꢀlemlerinin yeniden baꢀlatılmasının ardından, makamlar yine baꢀvuranı   haberdar etmemiꢀlerdir. Ayrıca, geçici sığınma talebinin reddedildiğine yönelik karar da   baꢀvurana tebliğ edilmemiꢀtir. Bu koꢀullar altında, AĐHM, baꢀvuranın Tunus’ta kötü muamele   ve ölüm riskiyle karꢀı karꢀıya kalacağı yönündeki iddialarına iliꢀkin etkili ve eriꢀilebilir bir   hukuk yoluna sahip olmadığı sonucuna varır. Son olarak, baꢀvuranın idare mahkemelerine   baꢀvurabileceği iddiasıyla ilgili olarak, AĐHM, verilen bir sınırdıꢀı kararının iptali için yapılan   baꢀvurunun otomatik olarak durdurucu bir etkisinin olmaması nedeniyle, Türkiye’deki   sınırdıꢀı davalarının adli denetiminin etkili bir hukuk yolu olarak görülemeyeceğini hatırlatır   (Abdolkhani ve Karimnia).   Sonuç olarak, AĐHM, baꢀvuranın Tunus’a iade edilmesi halinde AĐHS’nin 3.   maddesinin ihlal edileceği sonucuna varır. AĐHM, ayrıca, AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal   edildiğini tespit eder.   II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, AĐHS’nin 5. maddesi uyarınca, alıkonmasının kanuna aykırı olduğu   konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. Baꢀvuran, ayrıca, AĐHS’nin 5/2 maddesi uyarınca, 25 Ocak   tarihinden itibaren alıkonmasının gerekçelerinin kendisine bildirilmediği konusunda   ꢀikayetçi olmuꢀtur. Baꢀvuran, ayrıca, AĐHS’nin 5/4 maddesi uyarınca, tutukluluğunun   meꢀruluğuna itiraz edemediğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, son olarak, AĐHS’nin 5/5 maddesi   uyarınca, bahsi geçen 5. madde ihlalleri karꢀılığında tazminat talep edemediğini ileri   sürmüꢀtür.   A. Kabuledilebilirlik   AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca baꢀvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   1. Tarafların ifadeleri   Hükümet, baꢀvuranın Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nde kaldığını   ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranın bu merkeze yerleꢀtirilmesinin nedeni, sınırdıꢀı iꢀlemleri   tamamlanıncaya kadar baꢀvuranın makamların gözetiminde bulunması gerekliliğidir.   Hükümet, söz konusu uygulamanın 5683 No.lu Kanun’un 23. maddesi ile 5682 No.lu   kanun’un 4. maddesine dayandığını belirtmiꢀtir. Hükümet, ayrıca, baꢀvuranın tutuksuz   yargılanmak üzere serbest bırakılmasının ardından polis tarafından sorgulandığı 25 Ocak   tarihinde söz konusu durumdan haberdar edildiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranın   AĐHS’nin 5/4 ve 5/5 maddeleri bağlamındaki ꢀikayetleriyle ilgili olarak, Hükümet, baꢀvuranın   idare mahkemelerine baꢀvurabileceğini ifade etmiꢀtir.   Baꢀvuran, alıkonduğunu ve bunun iç hukukta yeterli bir yasal dayanağının   bulunmadığını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, ayrıca, 25 Ocak 2008 tarihinde polise verdiği   ifadeleri içeren belgelerde sonraki alıkonmasına herhangi bir atıfta bulunulmaması nedeniyle,   bu belgelerin alıkonmasının gerekçelerini kendisine bildirdiğinin düꢀünülemeyeceğini ileri   sürmüꢀtür. Baꢀvuran, tutukluluğunun meꢀruluğuna itiraz edemediğini ve AĐHS’nin 5.   maddesinin 1., 2. ve 4. paragrafları tarafından güvence altına alınan haklarının ihlali   karꢀılığında ulusal mahkemeler önünde tazminat talep edemediğini yinelemiꢀtir.   2. AĐHM’nin değerlendirmesi   a. AĐHS’nin 5/1 maddesi   AĐHM, aynı ꢀikayeti Abdolkhani ve Karimnia davasında incelediğini hatırlatır. AĐHM,   adı geçen davada, baꢀvuranların Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’ne   yerleꢀtirilmeleri sonucu özgürlüklerinden mahrum bırakıldıklarını tespit etmiꢀ ve sınırdıꢀı   amacıyla tutukluluk kararı verme ve tutukluluk süresini uzatma ve böyle bir tutukluluk için   süre koymaya iliꢀkin usulü belirleyen açık yasal hükümlerin yokluğunda, baꢀvuranların maruz   kaldığı özgürlükten yoksun bırakmanın AĐHS’nin 5. maddesi açısından “yasaya uygun”   olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varmıꢀtır.   AĐHM, söz konusu davayı incelemiꢀ ve bu davada belirtilen içtihadından ayrılmasını   gerektirecek herhangi bir özel koꢀul bulunmadığı sonucuna varmıꢀtır. Dolayısıyla, AĐHS’nin   5/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   b. AĐHS’nin 5/2, 5/4 ve 5/5 maddesi   AĐHM, Hükümet’in atıfta bulunduğu 25 Ocak 2008 tarihli belgeye göre, BMMYK’ye   yapılan baꢀvuruyla ilgili olarak iki polis memurunun baꢀvuranı sorguladığını   gözlemlemektedir. Baꢀvurana El-Kaide üyeliği suçuyla ilgili olarak serbest bırakıldığı ve bu   bağlamda sınırdıꢀı iꢀlemlerinin baꢀlatıldığı bildirilmiꢀtir. Söz konusu belgede, baꢀvuranın   hangi gerekçeyle Kocaeli Emniyet Müdürlüğü’nde alıkonduğuna dair herhangi bir bilgi   bulunmamaktadır. Tutukluluğunun gerekçelerinin baꢀvurana resmi olarak tebliğ edildiğine   dair dava dosyasında baꢀka herhangi bir belge bulunmaması nedeniyle, AĐHM, 25 Ocak 2008   tarihinden itibaren alıkonmasının gerekçelerinin ulusal makamlar tarafından baꢀvurana tebliğ   edilmediği sonucuna varır (Abdolkhani ve Karimnia).   AĐHM, ayrıca, baꢀvuranın tutukluluğunun meꢀruluğunun bir mahkeme tarafından   incelenebileceği ve AĐHS’nin 5/1, 5/2 ve 5/4 maddeleri tarafından güvence altına alınan   haklarının ihlali karꢀılığında tazminat talep edebileceği herhangi bir usulün varlığının   Hükümet tarafından kanıtlanmadığını gözlemlemektedir. Hükümet, yalnızca, Anayasa’nın   125. maddesi uyarınca Türkiye’de bulunan yabancıların idare mahkemelerine dava   açabileceklerini kaydetmiꢀtir. Hükümet, ayrıca, kanuna aykırı olarak tutuklandığı gerekçesiyle   bir sığınmacı tarafından açılan davanın idare mahkemeleri tarafından ivedilikle incelenerek   sığınmacının serbest bırakılmasına ve tazminata hükmedildiğini gösteren herhangi bir örnek   sunmamıꢀtır.   AĐHM, 25 Ocak 2008 tarihinden itibaren özgürlüğünden mahrum bırakılmasının   gerekçelerinin baꢀvurana tebliğ edilmediğini tespit etmiꢀtir. AĐHM, söz konusu tespitin,   baꢀvuranın tutukluluğuna itiraz hakkının etkili dayanaklardan yoksun olduğu anlamına geldiği   kanaatindedir (Abdolkhani ve Karimnia; Shamayev ve Diğerleri / Gürcistan ve Rusya, no.   36738/02). Dolayısıyla, AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesi uyarınca, Türk hukuk sisteminin   baꢀvuranın tutukluluğunun meꢀruluğunun adli denetimden geçmesini sağlayacak bir hukuk   yolu sunmadığı sonucuna varır (S.D. / Yunanistan, no. 53541/07).   Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, AĐHS’nin 5/2, 5/4 ve 5/5 maddelerinin ihlal   edildiği sonucuna varır.   III.   BAꢁVURANIN TUTUKLULUĞU BAĞLAMINDA AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN   ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, AĐHS’nin herhangi bir maddesini öne sürmeden Kocaeli Emniyet   Müdürlüğü ile Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nde kötü koꢀullarda   alıkonduğu konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur.   AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının AĐHS’nin 3. Maddesi bağlamında incelenmesi   gerektiği kanaatindedir.   Hükümet, baꢀvuranın iddiasına itiraz etmiꢀtir.   Baꢀvuranın Kocaeli Emniyet Müdürlüğü’ndeki tutukluluk koꢀullarıyla ilgili   ꢀikayetiyle ilgili olarak, AĐHM, baꢀvuranın 11 Mart 2008 tarihinde Kırklareli’ndeki merkeze   gönderildiğini, ancak 24 Mart 2009 tarihinde AĐHM’ye baꢀvuruda bulunulduğunu   gözlemlemektedir. Dolayısıyla, AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları   uyarınca makul süreyi aꢀtığı gerekçesiyle baꢀvurunun bu kısmının reddedilmesine karar verir.   Baꢀvuranın halen tutulmakta olduğu Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma   Merkezi’ndeki koꢀullara iliꢀkin iddialarıyla ilgili olarak, AĐHM, neredeyse aynı ꢀikayetleri   incelediğini ve söz konusu merkezin fiziki koꢀullarının AĐHS’nin 3. maddesi kapsamına   girecek derecede ciddi olmadığını tespit ettiğini kaydeder (Z.N.S. / Türkiye, no. 21896/08).   Tarafların ifadelerini inceleyen AĐHM, baꢀvuranın söz konusu davada farklı bir   sonuca varmasını sağlayacak nitelikte yeni bir iddia ortaya koymadığı kanaatindedir. AĐHM,   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca baꢀvurunun bu kısmının açıkça   dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar verir.   IV.   AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun   bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran, tutuklu kaldığı süre boyunca uğradığı gelir kaybı karꢀılığında maddi   tazminat olarak 12,500 Euro talep etmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca, AĐHS’nin 3. ve 5. maddelerinin   ihlali sonucu gördüğü manevi zarar karꢀılığında toplam 235,000 Euro manevi tazminat talep   etmiꢀtir.   Hükümet, aꢀırı miktarda ve dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle söz konusu   taleplere itiraz etmiꢀtir.   Tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı   bulunmadığını kaydeden AĐHM, söz konusu talebin reddedilmesine karar verir. Bununla   birlikte, AĐHM, baꢀvuranın tek baꢀına tespit edilen ihlalle telafi edilemeyecek düzeyde   manevi zarar görmüꢀ olabileceği kanaatindedir. AĐHM, ihlallerin ciddiyetini göz önünde   bulundurarak ve hakkaniyete uygun olarak, baꢀvurana 11,000 Euro manevi tazminat   ödenmesine karar verir.   Davanın özel koꢀullarını, AĐHS’nin 5/1 maddesinin ihlal edildiğine dair tespitini ve   söz konusu ihlale acilen son verilmesi gerektiğini göz önünde bulunduran AĐHM, Savunmacı   Hükümet’in baꢀvuranın en yakın tarihte serbest bırakılmasını temin etmesi gerektiği   kanaatindedir (Assanidze / Gürcistan, no. 71503/01).   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, Türkiye’deki temsilcisinin avukatlık ücreti için toplam 6,000 Euro, AĐHM   önündeki yargılama sırasında ödediği avukatlık ücreti için 5,250 Euro ve telefon, faks ve   posta ücretleri için 262 Euro talep etmiꢀtir. Baꢀvuran, taleplerini desteklemek üzere,   avukatları tarafından hazırlanan iki adet masraf cetveli sunmuꢀtur.   Hükümet, yalnızca gerçekliği kanıtlanan yargı giderlerinin elde edilebileceğini   kaydederek baꢀvuranın taleplerine itiraz etmiꢀtir.   AĐHM’nin içtihadına göre, bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, söz konusu davada, elindeki belgelere ve   yukarıdaki kriterlere dayanarak, yerel mahkemeler önündeki yargılama masraf ve giderleri   için 1,000 Euro, AĐHM önündeki yargılama giderleri için ise 3,000 Euro ödenmesine karar   verir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Sınırdıꢀı iꢀlemleriyle ilgili olarak AĐHS’nin 3. ve 13. maddeleri uyarınca yapılan   ꢀikayetler ile AĐHS’nin 5/1, 5/2, 5/4 ve 5/5 maddeleri uyarınca yapılan ꢀikayetlerin   kabuledilebilir, baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. Baꢀvuranın Tunus’a sınırdıꢀı edilmesinin AĐHS’nin 3. maddesini ihlal edeceğine;   3. Baꢀvuranın AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca yaptığı ꢀikayetle bağlantılı olarak   AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 5/1, 5/2, 5/4 ve 5/5 maddelerinin ihlal edildiğine;     5. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten   itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na   çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet   tarafından, baꢀvurana, manevi tazminat olarak 11,000 Euro (on bir bin Euro),   yargılama masraf ve giderleri için toplam 4000 Euro (dört bin Euro) ödenmesine;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin   yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal   kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 13 Temmuz 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   11

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło