16006/02

WyrokETPCz2008-01-08ECLI:CE:ECHR:2008:0108JUD001600602

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy ponowne zatrzymanie przez żandarmerię osoby już osadzonej w areszcie śledczym, w celu dalszego przesłuchania, stanowi naruszenie prawa do wolności i bezpieczeństwa osobistego (art. 5 ust. 1 Konwencji), a także czy istnieją skuteczne środki odwoławcze (art. 5 ust. 4) i prawo do odszkodowania (art. 5 ust. 5) w takiej sytuacji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że przekazanie osoby tymczasowo aresztowanej z powrotem do żandarmerii w celu przesłuchania, po jej początkowym osadzeniu w więzieniu na mocy decyzji sędziego, stanowiło obejście skutecznej kontroli sądowej i przepisów dotyczących zatrzymania. Takie działanie pozbawiło skarżącego gwarancji przewidzianych w Konwencji, w tym prawa dostępu do adwokata, co naruszyło art. 5 ust. 1. Ponadto, Trybunał stwierdził, że krajowe przepisy (ustawa nr 430 i ustawa nr 466) nie zapewniały skutecznego środka odwoławczego ani prawa do odszkodowania za tego rodzaju bezprawne pozbawienie wolności, co doprowadziło do naruszenia art. 5 ust. 4 i 5 ust. 5 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, urodzony w 1970 roku i mieszkający w Diyarbakır, został aresztowany 13 listopada 2001 roku w związku ze śledztwem dotyczącym organizacji PKK. Po początkowym zatrzymaniu i tymczasowym aresztowaniu 16 listopada 2001 roku, był wielokrotnie przekazywany z powrotem do żandarmerii w celu dalszego przesłuchania na mocy ustawy nr 430, co przedłużyło jego okres zatrzymania. Pomimo późniejszych skarg na tortury i złe traktowanie podczas zatrzymania, zostały one odrzucone przez władze krajowe z powodu braku dowodów i raportów medycznych nie wykazujących obrażeń. Ostatecznie został skazany za pomoc organizacji terrorystycznej.
Rozstrzygnięcie
Trybunał uznał skargi z art. 3 i 13 za niedopuszczalne, a pozostałe za dopuszczalne. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 1, art. 5 ust. 4 i art. 5 ust. 5 Konwencji. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi z art. 5 ust. 3. Zasądził skarżącemu 4 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 700 EUR tytułem kosztów i wydatków. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi Kararı   AK/Türkiye Davası*   Baꢀvuru No: 16006/02   Strazburg   Ocak 2008   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1970 doğumlu olup Diyarbakır’da ikamet etmektedir.   A. Baꢀvuranın yakalanması ve gözaltına alınması   Yasadıꢀ ı örgüt PKK’ya karꢀ ı 13 Kasım 2001 tarihinde yürütülen soruꢀ turma kapsamında   güvenlik güçleri baꢀvuranın evine gelerek arama yapmıꢀlardır. Güvenlik güçleri baꢀvuranı   burada yakalamıꢀ ve sağlık kontrolünden geçmesi için Devlet hastanesine götürmüꢀ lerdir.   Hazırlanan sağlık raporunda baꢀvuranın vücudunda darp ve yaralanma izine rastlanılmadığı   belirtilmiꢀtir. Baꢀvuran daha sonra ifadesi alınmak üzere jandarma karakoluna götürülmüꢀtür.   Baꢀvuran burada gözaltına alınma nedenlerini ve gözaltında bulunduğu sıradaki haklarını be-   lirten yakalama tutanağını imzalamıꢀtır.   Baꢀvuran 16 Kasım 2001 tarihinde ifadesini baskı altında imzalamıꢀtır. Baꢀvuran jandarma eꢀ   liğinde adli tıp uzmanı tarafından muayene edilmiꢀ, adli tıp hekimi herhangi bir darp ve yara   izine rastlamadığını ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran yine 16 Kasım 2001’de Diyarbakır Devlet Güven-   lik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı önüne, ardından DGM nöbetçi hakimi karꢀısına   çıkarılmıꢀtır. Baꢀvuran savcıya ve hakime PKK üyelerinden biri ile temas halinde olduğunu,   kuryelik yaptığını ve özellikle örgüt için yurtdıꢀından gelen parayı çektiğini itiraf etmiꢀtir. Baꢀ   vuran savcı ve hakim karꢀısında deliller haricinde gözaltında verdiği ifadelerini kabul etmiꢀtir.   Baꢀvuran ne savcı ne de hakim karꢀısında gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığını   dile getirmiꢀtir. Nöbetçi hakim baꢀvuranın tutuklanarak Diyarbakır cezaevine gönderilmesine   karar vermiꢀtir.   B. 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca alınan tedbirler   Kasım 2001 tarihinde Olağanüstü Hal Bölge Valisi 430 sayılı Kanun Hükmünde   Kararname’nin 3 c) bendi uyarınca DGM 2. dairesi nöbetçi hakiminden baꢀvuranın yeniden   jandarma tarafından sorgulanmak üzere on gün süreyle daha gözaltında tutulmasını istemiꢀtir.   Savcı bu hususta olumlu görüꢀ bildirmiꢀ ve hakim de bu kararı onaylamıꢀtır. Cezaevi doktoru   baꢀvuranı yeniden muayene etmiꢀ ve nakledilmesine engel teꢀkil edecek bir sağlık gerekçesin-   in olmadığını ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran aynı gün saat 19.30’da jandarmalara teslim edilmiꢀtir.   * Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî Đꢀler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe’ye çevrilmiꢀ olup, gayrıresmî tercümedir.   ________________________________________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî Đꢀler Genel Müdürlüğü tarafından yapılmıꢀ olup,   Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiꢀ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koꢀulu ile   Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Baꢀvuran 24 Kasım 2001 tarihinde halen jandarma karakolunda gözaltında iken Olağanüstü   Hal Bölge Valisi baꢀvuranın gözaltı süresinin on gün daha uzatılmasını istemiꢀtir. Savcı bu   talebi desteklemiꢀtir. Buna karꢀılık DGM 3 no’lu dairesi nöbetçi hakimi yasal olarak verilen   on günlük gözaltı süresinin sonunda dava dosyasına herhangi bir sorgulama tutanağının   iletilmemesi ve destekleyici bir gerekçenin sunulmaması nedeniyle bu talebi reddetmiꢀtir.   Aynı gün savcı DGM Baꢀkanı nezdinde karara itiraz etmiꢀtir. DGM Baꢀhakimi nöbetçi   hakimin kararını iptal etmiꢀ ve 430 sayılı yasa uyarınca gerekli koꢀulların oluꢀtuğunu ifadeyle   gözaltı süresinin uzatılmasına izin vermiꢀtir.   Baꢀvuran 26 Kasım 2001 tarihinde adli tıp uzmanı tarafından muayene edilmiꢀ, adli tıp   uzmanı baꢀvuranda darp ve yaralanma izine rastlanmadığını ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran   Diyarbakır Cezaevine geri gönderilmiꢀtir. Baꢀvuran cezaevine tekrar dönmesinden önce   tekrar sağlık kontrolünden geçirilmiꢀ, bu esnada da nakledilmesine engel teꢀkil edecek bir   bulguya rastlanmamıꢀtır. Baꢀvuran herhangi bir beyanda bulunmamıꢀtır   Kasım 2001 tarihinde Cezaevi yönetimi baꢀvuranı jandarmaya teslim etmiꢀ,   nakledilmesinden önce tekrar kontrolden geçen baꢀvuranda nakline engel olacak bir durum   sözkonusu olmadığından adı geçen aynı gün saat 17.30’da jandarma karakoluna geri   götürülmüꢀtür.   Baꢀvuranın avukatı 27 Kasım 2001 tarihinde DGM 4 no’lu dairesinde bu karara itiraz   etmiꢀtir. Avukatın bu itirazı sözkonusu karara itiraz edilemeyeceği gerekçesiyle   reddedilmiꢀtir.   Bahse konu uzatma süresi 5 Aralık 2001 tarihinde dolmuꢀtur. Baꢀvuran adli tıp uzmanının   kontrolünün ardından 6 Aralık 2001 tarihinde cezaevine nakledilmiꢀtir. Düzenlenen sağlık   raporunda darp veya yaralanma izinin bulunmadığı rapor edilmiꢀtir. Baꢀvuran aynı gün tekrar   cezaevi doktoru tarafından muayene edilmiꢀtir, bunun sonucu da bir önceki gibi yaralanma ve   darp izinin bulunmadığı yönündedir. Baꢀvuran doktorlara kötü muamele ile ilgili herhangi bir   ꢀikayette bulunmamıꢀtır.   C. Baꢀvuran hakkında açılan kamu davası   Cumhuriyet Savcısı 28 Kasım 2001 tarihinde baꢀvuranı PKK üyesi olmakla itham ederek   TCK’nın 168/2. ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine dayalı olarak adı   geçenin mahkumiyetini talep etmiꢀtir. 20 Haziran 2006 tarihinde, baꢀvuran yasadıꢀı terör   örgütüne yardım ve yataklık etme suçundan üç yıl hapis cezasına çarptırılmıꢀtır.   Baꢀvuran tutuklu bulunduğu sürenin dikkate alınmasıyla aynı gün cezaevinden tahliye   edilmiꢀtir.   D. Baꢀvuranın ꢀikayeti ve neticesi   Baꢀvuran gözaltında bulunduğu 13 ve 16 Kasım 2001 tarihleri arasında kendisine iꢀkence   yapıldığı gerekçesiyle 11 Aralık 2001’de Cumhuriyet Savcısına ꢀikayette bulunmuꢀtur.   Savcı aynı gün baꢀvuranın Diyarbakır cezaevinden getirilerek sağlık kontrolünden   geçirilmesini talep etmiꢀtir.   Baꢀvuran 12 Aralık 2001 tarihinde Savcı önüne çıkarılmıꢀ, burada dört günlük gözaltında ve   jandarma karakolunda tutulduğu yirmi gün boyunca kötü muameleye maruz kaldığını öne   sürmüꢀtür. Baꢀvuran kötü muamele iddialarını ayrıntılarıyla aktarmıꢀ, sağlık kontrolünün   jandarma huzurunda yapılması nedeniyle hekime herhangi bir ꢀikayetini dile getiremediğini   ileri sürmüꢀtür.   Savcı 12 Aralık 2001 tarihinde baꢀvuranın Diyarbakır Adli tıp kurumu tarafından sağlık   taramasından geçirilmesini istemiꢀtir. Adli tıp kurumunca aynı gün hazırlanan sağlık   raporunda baꢀvuranda herhangi bir darp veya yaralanma izine rastlanılmadığı kaydedilmiꢀtir.   Savcı 26 Aralık 2001 tarihinde baꢀvuranın genel sağlık durumunun iyi olduğu, ꢀikayette   bulunduğu sırada her bakımdan akli yetilerinin yerinde olduğu ve ilgilinin kötü muamele   iddialarını destekleyici yeterli delil unsurlarının bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı   vermiꢀtir.   Baꢀvuran 9 Ocak 2002 tarihinde takipsizlik kararına karꢀı Siverek Ağır Ceza Mahkemesi’nde   itirazda bulunmuꢀtur.   Siverek Ağır Ceza Mahkemesi 15 ꢁubat 2002’de bu itirazı reddetmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran Jandarma karakolunda gözaltında bulunduğu esnada iꢀkenceye ve kötü muameleye   maruz kaldığından ve kötü muamele iddialarına karꢀı etkili baꢀvuru yolu bulunmadığından   ꢀikayetçi olmaktadır.   Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itiraz etmektedir. Hükümet, ayrıca, ꢀikayetçi   olmasından evvel baꢀvuranın birçok sağlık kontrolünden geçirildiğini, hazırlanan sağlık   raporlarında adıgeçende hiçbir darp veya yaralanma izine rastlanılmadığının rapor edildiğini   savunarak baꢀvuranın iꢀkence ve kötü muamele iddialarının temelden yoksun olduğunu ifade   etmektedir.   AĐHM, Hükümetin itirazını değerlendirmeye almayı gerekli görmemekte, bu itiraza değin   koꢀulların yerinde olduğu varsayılsa bile, takip eden gerekçelerle bu ꢀikayetin her halükarda   kabuledilemez olduğunu belirtmektedir.   Mevcut baꢀvuruda, baꢀvuran tarafından öne sürülen kötü muamele iddiaları soğuk su   sıkılmasına, testislerinin sıkıꢀtırılmasına ve dayak atılmasına dayalıdır. Fakat, AĐHM   Hükümetin de altını çizdiği üzere baꢀvuranın 3. maddeye aykırı muamelelere iliꢀkin   iddialarını destekleyici en ufak bir unsuru veya delil baꢀlangıcını sunmadığı tespitinde   bulunmaktadır.   AĐHM kuꢀkusuz, gözaltında bulunan bir kiꢀinin maruz kaldığı kötü muamele iddiaları   hakkındaki delilleri elde etmesinin güç olduğunu kabul etmektedir. Mahkeme ayrıca, ilgilinin   ꢀikayeti karꢀısında yetkili makamların en azından kısmen tepkisiz kalmaları nedeniyle, bu   kiꢀinin gerekli delilleri sunmakta zorlanacağı durumlar olabileceğini kabul etmektedir. (Bkz.   mutatis mutandis, Caloc-Fransa kararı no: 33951/96 ve sözü edilen Labita).   AĐHM baꢀvuranın 16 Kasım ve 12 Aralık 2001 tarihleri arasında adli tıp uzmanlarınca olduğu   kadar Cezaevi hekimi tarafından da birçok kez sağlık kontrolünden geçirildiği, adı geçenin bu   muayeneler sırasında hekimlere kötü muamele iddialarını yansıtmadığı tespitini yapmaktadır.   Baꢀvuranın bu ꢀikayetlerini hekimlere aktaracak   fırsatı vardı. Baꢀvuran bu sağlık   taramalarının üstünkörü yapıldığından da yakınmamaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Iꢀık-   Türkiye kararı, 63900/00, 3 Nisan 2007, Akın-Türkiye kararı, no: 32571/96, 13 Eylül 2001,   Hayrettin Barbaros Yılmaz-Türkiye kararı, no: 50743/99, 30 Mayıs 2000, Y.F.-Türkiye   kararı, no: 24209/94, 29 ꢁubat 2000, Uykur-Türkiye kararı no: 27599/95, 9 Kasım 1999 ve   S.T.-Türkiye kararı, no: 28310/95, 9 Kasım 1999).   AĐHM baꢀvuranın bu iddialarının haricinde 11 Aralık 2001 tarihli ꢀikayetinin içeriğinde   sözkonusu kötü muamelelerin varlığını kanıtlamaya yetecek hiçbir delil unsurunu   incelemesine sunmadığını gözlemlemektedir.   Yukarıda varılan sonuçlar ıꢀığında, AĐHM baꢀvuranın AĐHS’nin 13. maddesine uygun olarak   savunulabilir bir ꢀikayeti ortaya koyamadığına itibar etmektedir.   Yapılan bu ꢀikayetler temelden yoksun bulunmaktadır ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.   paragrafları uyarınca reddedilmelidir.   II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran tutuklanmasının ardından jandarma karakolunda gözaltına alınmasının AĐHS’nin   5/1, 3., 4., ve 5. maddelerinin ihlalini teꢀkil ettiğini ileri sürmektedir.   A. Kabuledilebilirliğe dair   Yapılan bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas hakkında   1. AĐHS’nin 5/1 maddesi   AĐHM, daha önceki kararlarda buna benzer pek çok ꢀikayetlerin dile getirildiğini ve bunların   AĐHS’nin 5 / 1 maddesinin ihlali ile sonuçlandığını hatırlatır (Bkz. Karagöz-Türkiye no:   78027/01, 8 Kasım 2005, Dağ ve Yaꢀar-Türkiye kararı, no: 4080/02, 8 Kasım 2005,   Kırkazak-Türkiye kararı, no: 20265/02, 12 Aralık 2006). AĐHM mahkemeye sunulan tüm   delil unsurlarını incelemiꢀ ve Hükümetin Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca ulaꢀmasını   sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiꢀtir.   AĐHM baꢀvuranın ilk olarak 13 Kasım 2001 tarihinde gözaltına alındığını ve 16 Kasım   2001’e kadar gözaltında kaldığını gözlemlemektedir. Bu tarihte nöbetçi hakim kararıyla   tutuklanarak Diyarbakır cezaevine konulmuꢀtur. Baꢀvuran daha sonra cezaevine sevk edildiği   gün nöbetçi hakimin izniyle sorgulanması için jandarma karakoluna götürülmüꢀtür. Baꢀvuran   Aralık 2001 tarihine kadar burada tutulmuꢀ, böylelikle yirmi üç güne denk düꢀen bir süre   boyunca gözaltında kalmıꢀtır.   AĐHM’nin daha önceki mezkur Karagöz kararında da belirttiği üzere, baꢀvuranın   tutuklanmasının sonrasında jandarma karakoluna gönderilmesi etkili adli bir denetimi ortadan   kaldırmaktadır. Ayrıca, hali hazırda hapiste olan bir tutuklunun sorgulanmak üzere   jandarmaya teslim edilmesi gözaltı sürelerine iliꢀkin uygulanan mevzuatta hile yapmak   anlamına gelmektedir. Nitekim tutuklanmasından birkaç gün sonra yeni sorgulamalara maruz   kalan baꢀvuranın durumu da budur. Bu husus AĐHS’nin 5/1 maddesiyle öngörülen   düzenlemelere aykırı olup, sorgulanan kiꢀiyi özellikle avukata eriꢀim hakkı da dahil ilgili   güvencelerden yoksun bırakmaktadır.   Bu nedenle AĐHS’nin 5/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   2. AĐHS’nin 5/3 maddesi   Baꢀvuran tutuklanmasının ardından jandarma tarafından tutulma süresine karꢀı çıkmaktadır.   Hükümet baꢀvuranın Jandarma Komutanlığına bağlı karakoldaki tutulma süresinin   uzatılmasının mahkeme kararları ve denetimiyle yapıldığını, bu sürenin yürürlükte bulunan   yasaya uygun olduğunu savunmaktadır.   AĐHS’nin 5/1 maddesinin ihlaline iliꢀkin alınan sonuçlar göz önüne alındığında, AĐHM   AĐHS’nin 5/3 maddesi hakkındaki ꢀikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığına itibar   etmektedir.   3. AĐHS’nin 5/4 maddesi   Baꢀvuran tutuklanmasının ardından, 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca   jandarma karakolunda tutulmasına karꢀı çıkacak etkili bir baꢀvuru yolunun bulunmadığını   iddia etmekte, AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.   AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin iç hukukta AĐHS’nin 5. maddesine dayalı bir ꢀikayeti   incelemelerini ve buna elveriꢀli bir telafi getirilmesini güvence altına aldığını hatırlatmaktadır.   Bu baꢀvuru hukuken olduğu kadar uygulamada da «etkili» olmalıdır.   AĐHS’nin 5/1. maddesinde söz edilenler ıꢀığında AĐHM, 430 sayılı Kanun Hükmünde   Kararname’nin 8. maddesine iliꢀkin alınan kararların etkili bir adli denetimden uzak olduğuna   itibar etmektedir.   Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin bu bakımdan ihlal edildiği sonucuna   varmaktadır.   4. AĐHS’nin 5/5 maddesi   Hükümet baꢀvuranın 466 sayılı Kanun’a dayalı olarak tazminat talebinde bulunabileceğini   savunmaktadır.   AĐHM, 5. maddenin 5. paragrafının gereklerinin yerine getirilmesi için, aynı maddenin 1., 2.,   3. ve 4. paragraflarına aykırı koꢀullarda hürriyetten yoksun bırakma hallerinin telafi   edilmesinin istenebilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Wassink-Hollanda kararı, 27   Eylül 1990). Bahse konu 5. maddede yer alan bu tazmin hakkı bir iç hukuk merciinin veya   AĐHS kurumları tarafından diğer paragraflardan birinin ihlal edildiğinin tespit edilmesine   bağlıdır. (Bkz. N.C.-Đtalya kararı, no: 24952/94).   AĐHM 466 sayılı Kanun’un 1. maddesine göre muhakemenin men’i, beraat ya da ceza   verilmesine yer olmadığına karar verilmesi durumunun –ki mevcut davada böyle bir durum   sözkonusu değildir- dıꢀındaki diğer bütün hallerde bu hüküm kapsamında tazminat   verilebilmesi için hürriyetten yoksun bırakmanın hukuka aykırı bir biçimde yapılmıꢀ olması   gerektiğini hatırlatır. Oysa, dava konusu tutuklama iç hukuka uygun olarak gerçekleꢀtiğinden   baꢀvuranın herhangi bir tazminat elde etme imkanı bulunmamaktadır (Bkz. Sakık vd.-Türkiye   kararı, 26 Kasım 1997).   Bu nedenle AĐHS’nin 5/5 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine   karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi   edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil   tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran 35.000 Euro manevi ve uğradığı maddi zarar için 1.500 Euro maddi tazminat talep   etmektedir.   Hükümet AĐHM’yi bu talebi reddetmeye davet etmektedir.1   AĐHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi zarar arasında hiçbir illiyet bağının olmadığı   tespitini yapmakta ve bu talebi reddetmektedir. Bununla birlikte, hakkaniyete uygun olarak   baꢀvurana 4.500 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargı giderleri için 6.010 Euro talep   etmektedir. Baꢀvuran avukatın çalıꢀma saatlerini gösterir bir belge dıꢀında bu talebini   destekleyici herhangi bir belge sunmamaktadır.   Hükümet AĐHM’yi bu talebi reddetmeye davet etmektedir.1   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir (Bkz. Bottazzi-Đtalya kararı, no: 34884/97 ve   Sawicka-Polonya no: 37645/97, 1 Ekim 2002). Mevcut baꢀvuruda sunulan delil unsurları ve   sözü edilen kıstaslar ıꢀığında, AĐHM ulusal süreçte yapılan yargı giderlerine iliꢀkin talebi   reddetmiꢀ, baꢀvurana hakkaniyete uygun AĐHM önündeki yargı giderleri için 700 Euro   ödenmesine karar vermiꢀtir.   C. Gecikme Faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 3. ve 13. maddesi hakkındaki ꢀikayetlerin kabuledilemez, bunun dıꢀında   kalanların kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 5/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 5/3 maddesine iliꢀkin ꢀikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;   4. AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;   5. AĐHS’nin 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;   6. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflardan muaf olarak, ödeme tarihindeki döviz   kuru üzerinden Y.TL.’ye çevrilmek üzere, Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana 4.500   (dört bin beꢀ yüz) Euro manevi tazminat ve yargı giderleri için 700 (yedi yüz) Euro   ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faizin uygulanmasına;   7. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   maddelerine uygun olarak 8 Ocak 2008 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło