1606/03
WyrokETPCz2008-10-21ECLI:CE:ECHR:2008:1021JUD000160603
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
1. Czy skazanie za posiadanie zakazanych publikacji, o których zakazie skarżąca nie wiedziała, naruszyło prawo do wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji)? 2. Czy brak rozprawy ustnej przed sądami krajowymi w sprawie karnej naruszył prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 Konwencji)?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżącej za posiadanie gazet stanowiło ingerencję w jej prawo do otrzymywania informacji i idei, chronione przez art. 10 Konwencji. Ingerencja ta nie była "przewidziana przez prawo", ponieważ skarżąca nie mogła w rozsądnym stopniu przewidzieć, że posiadanie tych publikacji będzie karalne. Nakazy konfiskaty zostały wydane po dacie publikacji gazet, nie były skierowane do skarżącej, a jej świadomość tych nakazów nie została udowodniona. Sądy krajowe nie wzięły pod uwagę jej zarzutów dotyczących braku wiedzy o zakazie ani interpretacji prawa krajowego przez Sąd Kasacyjny, która wskazywała, że samo posiadanie bez zamiaru propagowania nie jest przestępstwem. W konsekwencji, wymóg przewidywalności prawa nie został spełniony. Dodatkowo, Trybunał stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji, ponieważ skarżącej odmówiono prawa do rozprawy ustnej przed sądami krajowymi, co uniemożliwiło jej skuteczne przedstawienie swojej obrony i zakwestionowanie zarzutów, naruszając tym samym prawo do rzetelnego procesu.Stan faktyczny
Skarżąca, Sevim Salihoğlu, prezeska oddziału Stowarzyszenia Praw Człowieka w Muş, została skazana w Turcji za posiadanie zakazanych publikacji. Podczas przeszukania siedziby stowarzyszenia w 2001 roku policja znalazła egzemplarze gazety "Yedinci Gündem", które były objęte nakazami konfiskaty wydanymi przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule. Skarżąca twierdziła, że nie wiedziała o tych nakazach, ponieważ zostały one wydane po dacie publikacji gazet i nie zostały jej doręczone. Mimo to, została skazana na grzywnę i karę pozbawienia wolności zamienioną na grzywnę na podstawie art. 526 tureckiego kodeksu karnego. Jej odwołanie zostało odrzucone, a postępowanie krajowe odbyło się bez rozprawy ustnej.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 4. Uznaje, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi na podstawie art. 7 Konwencji. 5. Zasądza na rzecz skarżącej 1000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, powiększone o odsetki. 6. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
SALİHOĞLU -TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:1606/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Ekim 2008
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (1606/03) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaşı)
Sevim Salihoğlu’nun (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 18 Ekim 2002
tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Ankara Barosu avukatlarından S. Kaya tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1960 doğumludur ve Muş’ta ikamet etmektedir.
Olayların meydana geldiği dönemde, başvuran, İnsan Hakları Derneği Muş Şubesi
başkanıydı. Ekim 2001 tarihinde, Muş Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polis memurları tarafından
sözkonusu dernek binasında arama gerçekleştirmiş ve aramanın sonunda, Yedinci Gündem
isimli haftalık gazete (15- 21 Eylül 2001tarihli) ve sözkonusu gazetenin eki (29 Eylül–5 Ekim tarihli) ele geçirilmiştir. Ekim 2001 tarihinde, polis, aramalar esnasında ele geçirilen gazete ve eki ile ilgili olarak
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin verdiği 16 Eylül 2001 ve 29 Eylül 2001 tarihli
toplatma kararlarını Muş Cumhuriyet Savcılığı’nın bilgisine sunmuştur. Mart 2002 tarihinde Savcılık tarafından ifadesi alınan başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin verdiği sözkonusu kararlardan haberi olmadığını beyan etmiştir.
Savcı 27 Mart 2002 tarihinde, başvuran hakkında yasak yayın bulundurmak suçundan, Türk
Ceza Kanunu’nun 526. maddesi uyarınca dava açmıştır. Nisan 2002 tarihinde, Muş Sulh Ceza Mahkemesi, başvuranın para cezasına ve üç ay hapis
cezasına mahkum edilmesine ve sözkonusu cezanın para cezasına çevrilmesine karar
vermiştir. Sonuç olarak başvuran, 249.139.800 TL (yaklaşık 210 Euro) para cezasına mahkum
edilmiştir. Karar başvurana, 10 Nisan 2002 tarihinde tebliğ edilmiştir. Nisan 2002 tarihinde, başvuran, Muş Asliye Ceza Mahkemesi’nde sözkonusu karara itiraz
etmiştir. Başvuran, sözkonusu yasaktan bilgisi olmaması sebebiyle kasıtlı suç unsuru
bulunduğu hususuna karşı çıkmıştır. Bu bağlamda başvuran, yasak kararının başka bir
şehirdeki mahkeme tarafından verilmesi ve yayımlanmaması veya tebliğ edilmemesi
nedeniyle yasak kararından bilgisi olamayacağını belirtmiştir. Başvuran ayrıca, mahkumiyet
kararının Anayasa ve AİHS ile güvence altına alınan bilgi edinme özgürlüğünü ihlal ettiğini
sözlerine eklemiştir. Nisan 2002 tarihinde, Asliye Ceza Mahkemesi, sözkonusu talebi reddetmiştir.
Yargılamanın hiçbir safhasında, başvuran, ulusal mahkemeler önünde açık duruşma
imkanından yararlanmamıştır.
HUKUK
I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, mahkumiyetinin, düşünce, ifade ve dernek kurma özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini
ileri sürmektedir. Bu bağlamda başvuran, AİHS’nin 9.,10. ve 11. maddelerine atıfta
bulunmaktadır.
AİHM, sözkonusu şikayetin AİHS’nin 10. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği
kanaatindedir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Başvuran, yasak yayın bulundurması nedeniyle mahkum edilmesinin, bilgi ve fikir alma
özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran, suç teşkil eden yayınlar hakkında
verilen yasak kararından bilgisinin olmadığını belirtmektedir. Başvurana göre, eski Türk Ceza
Kanunu’nun 526. maddesi uyarınca, salt yasak yayın bulundurmak ceza uygulanmasını
gerektirmez. Başvuran ayrıca, yasanın Yargıtay içtihadına uygun olarak yorumlanmadığını
iddia etmektedir.
Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına bir müdahalenin mevcudiyetine itiraz
etmektedir. Buna ek olarak, Hükümet, başvuranın İnsan Hakları Derneği başkanı olduğu için
yasak yayın bulundurmaktan mahkum edildiğini, mahkumiyetinin yayınların içeriği ile ilgili
olmadığını belirtmektedir. Hükümete göre, şikayetin bu kısmının AİHS’nin 6. maddesi
kapsamında incelenmesi gerekmektedir.
1. Müdahalenin mevcudiyeti
AİHM, basın özgürlüğünün kısıtlanmasına ilişkin birçok başvuruda AİHM tarafından, halkın
bilgi edinme hakkının mevcudiyetinin, gazetecilerin kamu yararına ilişkin bilgi ve fikir sunma
görevlerinin doğal bir sonucu olarak kabul edildiğini hatırlatmaktadır (Bkz, örneğin, Observer
ve Guardian- Birleşik Krallık, 26 Kasım 1991 ve Thorgeir Thorgeirson – İzlanda, 25 Haziran
1992).
Mevcut davada AİHM, gazete ve ekini bulundurmaktan başvuranın mahkum edilmesinin,
AİHS’nin 10. maddesi ile güvence altına alınan bilgi ve fikir edinme hakkına yönelik bir
müdahale oluşturduğu kanaatindedir.
Böyle bir müdahale, “yasa ile öngörülmedikçe”, AİHS’nin 10. maddesinin 2. paragrafı
uyarınca meşru amaç ya da amaçlar izlemedikçe ve sözkonusu amaçlara ulaşmak için
“demokratik bir toplumda gerekli olmadıkça” AİHS’nin 10. maddesine aykırıdır.
2. Yasa ile öngörülme
AİHM, “yasa ile öngörülme” ifadesine dair yerleşik içtihadının yalnızca karşı çıkılan
tedbirin iç hukukta bir dayanağı olması yükümlülüğü getirmediğini, aynı zamanda sözkonusu
yasanın niteliğine ilişkin de bir görev yüklediğini; “yasa”nın, yargılanabilir bakımından,
erişilebilir ve öngörülebilir olması gerektiğini belirtmektedir. (Sunday Times- Birleşik Krallık
(no:1), 26 Nisan 1979 ve Rotaru-Romanya, başvuru no: 28341/95).
AİHS’nin 10/2 maddesi uyarınca, ancak vatandaşa davranışını düzenleme imkanı tanımak
amacıyla yeterli açıklıkla düzenlenmiş bir kural kanun olarak kabuledilebilir; vatandaş
gerektiğinde uzman görüşü alarak, dava koşullarında belirli bir eylemin yol açabileceği
sonuçları makul bir ölçüde öngörebilmelidir. Sonuçların nihai bir kesinlikle öngörülmesi
gerekmez. Kesinlik, istenen bir durum olsa da, bazen aşırı katıcılığı da beraberinde
getirebilir; oysa hukuğun durumdaki değişikliklere uyum sağlayabilmesi gerekmektedir. Bu
nedenle çok sayıda yasa, eşyanın tabiatı gereği, günün şartlarına göre yorumlanabilmelerine
ve uygulanmalarına imkan tanımak üzere az çok muğlak hükümler içermektedir (bkz,
örneğin, Editions Plon-Fransa, başvuru no: 58148/00).
Meşruiyet ilkesi değerlendirilirken, ulusal mahkemeler tarafından iç hukukun yorumlanma ve
uygulanma şeklinin AİHS ilkelerine uygun sonuçlar doğurup doğurmadığının tespit edilmesi
gerekmektedir (Apostolidi ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 45628/99, 27 Mart 2007 ve
Kandemirci ve diğerleri-Türkiye, başvuru numaraları: 37096/97 ve 37101/97).
Mevcut davada, başvuranın eski Türk Ceza Kanunu’nun 526. maddesi uyarınca mahkum
edilmesi nedeniyle müdahalenin iç hukukta bir dayanağı bulunmaktaydı. Sözkonusu yasanın
da Resmi Gazete’de yayımlanması nedeniyle yasanın erişebilirlik gereğine riayet edilmiştir.
Öngörülebilirliğe ilişkin olarak ise, AİHM, Muş Sulh Ceza Mahkemesi’nin başvuranı eski
Türk Ceza Kanunu’nun 526. maddesi uyarınca mahkum ettiğini belirtmektedir. Sözkonusu
hüküm uyarınca, yetkili bir merci tarafından alınan karara ya engelleyici tedbire uymama,
hapis ve para cezası ile cezalandırılır. Adli bir kararla yasaklanmış yayın bulundurması
nedeniyle, ulusal mahkemeler başvuranın sözkonusu hükmü ihlal ettiği kanaatine varmıştır.
Mevcut davada, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin ihtilaf konusu yayınların
yayımlandığı tarihten sonra sırasıyla 16 ve 29 Eylül 2001 tarihli iki tane toplatma kararı
sözkonusudur. AİHM, sözkonusu kararların başvuran hakkında alınmadığını ayrıca bu
kararlardan başvuranın bilgisi olduğu hususunun ne ortaya konduğunu ne de iddia edildiğini
kaydetmektedir. Bu bağlamda AİHM, ancak sözkonusu karar ilgilinin bilgisine sunulduğu
takdirde hukuki bir karara uymamanın ceza gerektirebileceği kanaatindedir. Ayrıca AİHM,
ulusal mahkemelerin, bu konuda başvuranın yapmış olduğu itirazları da dikkate almadığını
gözlemlemektedir.
AİHM, Yargıtay 9. Dairesinin 18 Mart 2003 tarihli kararında, yasak yayınların savunması ya
da propagandası amaçlanmadıkça salt bu yayınları bulundurmakla suç teşkil eden unsurların
bir araya gelmediği kanaatine vardığını not etmektedir.
AİHM’ye göre, mevcut dava koşullarında, başvuran, eski Türk Ceza Kanunu’nun 526.
maddesi uyarınca ihtilaflı yayınları bulundurmanın cezaya yol açabileceğini “makul bir
ölçüde” öngörememiştir. Bu koşullarda, AİHM, öngörülebilirlik gereğine riayet edilmediği ve
sonuç olarak, müdahalenin yasa ile öngörülmediği sonucuna ulaşmaktadır. Bu durumda
AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
Sözkonusu koşullar ışığında, AİHM, meşru bir amacın mevcudiyeti ve demokratik bir
toplumda gerekli olması gibi AİHS’nin 10. maddesinin 2. paragrafı ile istenen diğer koşullara
riayet edilip edilmediğinin tespit edilmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
II. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, ulusal mahkemelerin duruşma yapmaması nedeniyle davasının hakkaniyete uygun
olarak görülmediğini ve duruşmalara katılma hakkından, dolayısıyla kendini gerektiği şekilde
savunma hakkından yoksun bırakıldığını ileri sürmektedir. Ayrıca başvuran, ceza kararının
verilmesinin ardından hakkındaki suçlamalardan bilgisi olduğunu ileri sürmekte ve
savunmasını hazırlamak için gerekli imkanlardan yararlanamamaktan ve arama yapan
polislerin ifadelerinin alınmamasından da şikayetçi olmaktadır. Başvuran, AİHS’nin 6/1 ve
6/3 maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.
AİHM, AİHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafının gerekliliklerinin, 1. paragraf ile güvence
altına alınan adil yargılanma hakkının istisnai koşullarını değerlendirdiği hatırlatmaktadır.
AİHM, başvuranın şikayetlerinin AİHS’nin 6/1 maddesi kapsamında incelenebileceği
kanaatindedir.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
AİHM, başvuran tarafından sunulan şikayete benzer bir şikayeti daha önce incelediğini ve
başvuranın ulusal mahkemeler önünde duruşma imkanından yararlanamamasından dolayı
başvuranın davasının hakkaniyete uygun olarak görülmemesi nedeniyle AİHS’nin 6/1
maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır (Karahanoğlu-Türkiye, başvuru
no: 74341/01, 3 Ekim2006 ve Oyaman-Türkiye, başvuru no: 39856/02, 20 Şubat 2007).
Mevcut davayı incelemesinin ardından, AİHM, Hükümetin farklı bir sonuca ulaşmak için ikna
edici hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat getirmektedir.
Dolayısıyla, mevcut davada AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS’NİN 7. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran son olarak mahkumiyetinin, AİHS’nin 7. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
AİHM, sözkonusu şikayetin AİHS’nin 10. maddesi kapsamında incelenen şikayetle bağlantılı
ve kabuledilebilir nitelikte olduğunu belirtmektedir.
AİHS’nin 10. maddesi kapsamındaki tespiti göz önüne alarak, AİHM, sözkonusu hüküm ihlal
edilmiş olsa dahi ayrıca bir incelemenin yapılmasına gerek olmadığı kanaatindedir.
IV AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, 5.000 Euro değerinde maddi zarara maruz kaldığını iddia etmektedir. Başvuran,
sözkonusu miktarın ödediği para cezasına ve avukatlık ücretine tekabül ettiğini belirtmektedir.
Başvuran ayrıca, 5.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM, avukatlık ücretine ilişkin talebin “Yargılama Masraf ve Giderleri” kısmında göz
önüne alınması gerektiği kanaatindedir. Çarptırıldığı para cezasına ilişkin olarak ise, AİHM,
başvuranın sözkonusu miktarı ödediğini gösteren hiçbir belge sunmadığını belirtmekte ve
sözkonusu talebi reddetmektedir.
Buna karşın, AİHM, başvurana 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesinin yerinde olduğu
kanaatindedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri
için 10.000 Euro talep etmektedir. Başvuranın avukatlık ücretine ilişkin talebi de bu
çerçevede dikkate alınmaktadır. Başvuran hiçbir belge sunmamaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM içtihadına göre, bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak
gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konduğu sürece elde edebilir.
Belge sunulmamasını göz önüne alarak, AİHM, başvuranın talebini reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç
puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. AİHS’nin 7. maddesi kapsamında yapılan şikayetin incelenmesine gerek olmadığına;
5. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, her türlü vergiden
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana 1.000 Euro (bin Euro) manevi
tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve
3. paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło