16110/03

WyrokETPCz2008-06-17ECLI:CE:ECHR:2008:0617JUD001611003

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zatrzymanie skarżącego przez 43 dni ponad prawnie wymaganą karę, wynikające z błędnego obliczenia okresu odbywania kary, stanowiło naruszenie prawa do wolności i bezpieczeństwa osobistego (art. 5 ust. 1 Konwencji) oraz czy brak skutecznego środka odwoławczego w celu uzyskania odszkodowania za to bezprawne pozbawienie wolności naruszył art. 5 ust. 5 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że pozbawienie wolności skarżącego przez 43 dni ponad prawnie wymaganą karę, wynikające z błędnego obliczenia okresu odbywania kary, nie mogło być uznane za zgodne z prawem w rozumieniu art. 5 ust. 1 Konwencji, ponieważ władze krajowe nie miały swobody uznania w stosowaniu przepisów o redukcji kary. Zgodnie z art. 5 ust. 1, wyjątki od prawa do wolności muszą być interpretowane wąsko. Ponadto, Trybunał uznał, że brak skutecznego środka odwoławczego w prawie krajowym, który pozwoliłby skarżącemu na dochodzenie odszkodowania za to bezprawne pozbawienie wolności, stanowił naruszenie art. 5 ust. 5 Konwencji, ponieważ ustawa nr 466 nie miała zastosowania do przypadków błędnego obliczenia kary.
Stan faktyczny
Skarżący, ꢀahin Karataꢀ, urodzony w 1960 roku i zamieszkały w Stambule, był wielokrotnie skazywany i pozbawiany wolności. W 1998 roku został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule na dziesięć lat więzienia. Po aresztowaniu w 2002 roku w celu odbycia pozostałej części kary, skarżący złożył wniosek o zwolnienie, twierdząc, że jego okres odbywania kary został błędnie obliczony. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule w dniu 3 grudnia 2002 roku ustalił, że skarżący był przetrzymywany przez 43 dni dłużej niż powinien, biorąc pod uwagę przysługujące mu redukcje kary, i nakazał zawieszenie wykonania wyroku. Skarżący złożył skargę do ETPCz, zarzucając bezprawne pozbawienie wolności i brak skutecznego środka odwoławczego w celu uzyskania odszkodowania.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 5 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 8.600 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 4.000 Euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami za zwłokę. 5. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ꢀAHĐN KARATAꢀ -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢁvuru no:16110/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Haziran 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (16110/03) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaꢀı) ꢁahin Karataꢀ’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 14 Nisan 2003   tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M. A. Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran 1960 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Belirtilmeyen bir tarihte, baꢀvuran, Askeri Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından on bir yıl bir ay   on gün hapis cezasına mahkum edilmiꢀtir. Bu bağlamda hakkında yürütülen kovuꢀturmalar   çerçevesinde baꢀvuran, 15 Ocak 1985 tarihinde gözaltına alınmıꢀ, 18 ꢁubat 1985 tarihinde   tutuklanmıꢀ, 4 Aralık 1987 tarihinde ꢀartlı salıverilmiꢀtir.   Serbest bırakılmasının ardından, baꢀvuran, yeni bir suç iꢀlemiꢀ, 16 Nisan 1988 tarihinde   gözaltına alınmıꢀ, 6 Mayıs 1988 tarihinde tutuklanmıꢀ ve 11 Mart 1991 tarihinde serbest   bırakılmıꢀtır.   Mart 1991 tarihinde, Askeri Mahkeme, on bir yıl bir ay on günlük hapis cezasından   baꢀvuranın 16 Nisan 1988 tarihinden 11 Mart 1991 tarihlerine kadar tutuklu olarak geçirdiği   süreyi düꢀme kararı almıꢀtır.   Mart 1991 tarihli bir kararla, Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın serbest   bırakılmasına ve kararın, geriye dönük olarak 19 Kasım 1989 tarihinden itibaren   uygulanmasına karar vermiꢀtir.   Aralık 1998’te, baꢀvuran, TKP/ML-TIKKO üyesi olduğu gerekçesiyle Đstanbul Devlet   Güvenlik Mahkemesi tarafından on yıl hapis cezasına çarptırılmıꢀtır. Sözkonusu dava   çerçevesinde hakkında yürütülen kovuꢀturmalar nedeniyle baꢀvuran iki yıl on ay yirmi beꢀ   gün tutuklu kalmıꢀtır.   Nisan 2000 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, Đzmir Devlet Güvenlik   Mahkemesi’ndeki yargılama nedeniyle 27 Eylül ve 13 Aralık 1994 tarihleri arasında ve   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki yargılama nedeniyle 17 Temmuz ve 21 Kasım   tarihleri arasında baꢀvuranın tutuklu olarak geçirdiği süreyi cezasından düꢀme kararı   almıꢀtır.   Eylül 2002 tarihinde baꢀvuran tutuklanmıꢀ ve cezaevine gönderilmiꢀtir.   Ekim 2002 tarihinde, baꢀvuran, tutukluluk süresine itiraz etmek için Tunceli Đnfaz   Hakimliği’ne baꢀvuruda bulunmuꢀ ve daha önce tutuklu bulunduğu süreyi göz önüne alarak   serbest bırakılması gerektiğini ileri sürmüꢀtür.   Ekim 2002 tarihinde, Đnfaz Hakimliği baꢀvuranın talebini reddetmiꢀtir.   Kasım 2002 tarihinde baꢀvuranın avukatı, cezanın süresinin yeniden görüꢀülmesi talebi ile   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne baꢀvuruda bulunmuꢀtur. Baꢀvuranın avukatı,   baꢀvuranın sadece on yedi günlük cezasının kaldığını ve bu sürenin uzatılmasının, kanuna   aykırı olarak özgürlüğünden yoksun bırakılan kiꢀilere tazminat ödenmesi hakkındaki 466   sayılı yasaya ve AĐHS’nin 5. maddesinin hükümlerine aykırı olduğunu ileri sürmüꢀtür.   Aralık 2002 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 3713   sayılı Terörle Mücadele Yasasının 1 c) maddesi uyarınca baꢀvuranın cezasının 1/5 üzerinden   hesaplanarak infaz edilmesi gerektiğini ve dolayısıyla bu sürenin iki yıl olduğunu belirtmiꢀtir.   Savcının salıverilmesi talebinde bulunduğu tarihte baꢀvuran 773 gün hapis yatmıꢀ ve bu   durumda tutukluluk süresi 3 Aralık 2002 tarihinden itibaren sözkonusu iki yıllık ceza   müddetini 43 gün aꢀmıꢀtır.   Aralık 2002 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranın kırk üç gün fazla hapis   yattığını tespit etmiꢀ ve cezanın infazının durdurulmasına karar vermiꢀtir.   HUKUK   Baꢀvuran, 21 Ekim 2002 tarihinden itibaren yasalara aykırı bir biçimde kırk üç gün boyunca   tutulmasından ꢀikayetçidir. Baꢀvuran ayrıca yasalara aykırı bir biçimde tutulu olarak geçirdiği   süre nedeniyle tazminat talebinde bulunmak için iç hukuk yolunun bulunmayıꢀından da   ꢀikayetçidir. Baꢀvuran AĐHS’nin 5. maddesinin 1 a) bendine ve AĐHS’nin 5. maddesinin 5.   paragrafına atıfta bulunmaktadır.   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢀKĐN   Hükümet, baꢀvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmaktadır. Hükümete göre,   baꢀvuran, yetkili makamların ihmalkarlığını tespit ettirmek ve Anayasa’nın 125. maddesi ve   sayılı Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca tazminat talebinde   bulunmak için Đdare Mahkemesi’ne baꢀvuruda bulunma imkanından faydalanmamıꢀtır zira   Anayasa’nın 19. maddesi özgürlük ve güvenlik hakkını güvence altına almaktadır. Hükümet,   kanuna aykırı olarak özgürlüğünden yoksun bırakılan kiꢀilere tazminat ödenmesi hakkındaki   sayılı yasanın da baꢀvurana tazminat talebinde bulunma imkanı sunduğunu ifade   etmektedir.   Baꢀvuran, Hükümet tarafından belirtilen iç hukuk yollarının mevcut davada etkili olduğunun   düꢀünülemeyeceğini dile getirmektedir. Baꢀvuran, 2577 sayılı yasanın aksine 466 sayılı   yasanın, kanuna aykırı olarak tutulma durumlarına iliꢀkin tazminat sorunları ile ilgili   olduğunu ve olayların meydana geldiği dönemde sözkonusu yasanın yürürlükte olduğunu   kabul etmektedir. Buna karꢀın baꢀvuran, kendi durumunun sözkonusu yasa ile belirlenen   durumlar arasında bulunmadığını dolayısıyla uygulama alanı kapsamına girmediğini ileri   sürmektedir. Ayrıca baꢀvuran, sözkonusu yasanın sürelerin hesaplanmasına iliꢀkin bir olaya   uygulanması hususunda bir emsal bulunmadığını belirtmektedir.   AĐHM, iç hukuk yollarını tüketme zorunluluğunun, etkili, yeterli ve ulaꢀılabilir normal bir   baꢀvurudan yararlanma zorunluluğu ile sınırlandırıldığını (Buscarini ve diğerleri-Saint Marin,   24645/94, Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar) ve böyle bir   baꢀvurunun ihtilaflı durumu doğrudan çözüme kavuꢀturabilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır   (Durrand-Fransa, baꢀvuru no:36153/97, 20 Mayıs 1998 tarihli Komisyon kararı ve   Kustannus Oy Vapaa Ajatellija AB ve diğerleri-Finlandiya, baꢀvuru no: 20471/92, 15 Nisan   tarihli Komisyon kararı).   Ayrıca tutulma konusunda, uygun baꢀvurularla yapılan serbest bırakılma talebi etkili ve   yeterli bir baꢀvuru olup baꢀvuranın, aynı sonuca - yani tutulma halinin devamının yasallığının   adli denetimi ve serbest bırakılma – varmasını sağlayacak diğer baꢀvuru yollarını da yerine   getirmek gibi bir sorumluluğu bulunmamaktadır (Wojik-Polonya, baꢀvuru no:26757/95, 7   Temmuz 1997 tarihli Komisyon kararı ve Pezone-Đtalya, baꢀvuru no: 42098/98, 18 Aralık   2003).   AĐHM, ayrıca “yasada belirlenen yollar” haricinde tutulmama hakkının, tutulma nedeniyle   tazminat alma hakkından farklı olduğunu hatırlatır. AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafı sözü   edilen ilk hakka, 5. paragrafı ise ikinci hakka dairdir (Bkz, Değerli ve diğerleri-Türkiye,   baꢀvuru no: 18242/02, 5 ꢁubat 2008).   Mevcut davada, tutulmasının kanuna aykırı olduğuna itiraz etmek ve özgürlüğüne kavuꢀmak   için yapmıꢀ olduğu baꢀvurular göz önüne alındığında baꢀvuran, özü itibariyle aynı amacı   taꢀıyan hatta daha yüksek baꢀarı ꢀansı da sunmayan Hükümet’in ifade ettiği hukuki yolları   kullanmamakla suçlanamaz (Bkz, mutatis, mutandis, Pezone).   sayılı yasa ile öngörülen etkili baꢀvuru yoluna iliꢀkin olarak, AĐHM, muhakemenin men’i   kararı, beraat veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen durum haricinde, ki   mevcut davada böyle bir durum sözkonusu değildir, bu madde ile öngörülen tazmin   varsayımlarının tamamının, özgürlükten mahrum bırakmanın yasaya aykırı olmasını   öngördüğünü ortaya koymaktadır. Mahkemenin, baꢀvuranın çekmesi gereken ceza süresinden   daha fazla süre tutulu kaldığını tespit etmesi dahi baꢀvuran tarafın ulusal mahkemeler önünde   tazminat talebinde bulunmasına imkan sağlamamaktadır (Bkz, mutatis, mutandis, Sakık ve   diğerleri-Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar ve Hamꢀioğlu-Türkiye, baꢀvuru no: 2036/04).   Her halükarda, AĐHM, Hükümet’in sözkonusu yasanın, süre hesaplanmasında yapılan hataya   iliꢀkin bir davaya uygulandığına dair hiçbir örnek sunmadığını kaydetmektedir.   Sonuç olarak mevcut davada AĐHS’nin 5/5 maddesi ile güvence altına alınan hakkın etkili bir   ꢀekilde kullanılması yeterli ölçüde sağlanamamıꢀtır (Bkz, mutatis, mutandis, Hamꢀioğlu-   Türkiye). Dolayısıyla Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediği kapsamında yapmıꢀ   olduğu itirazın reddedilmesi gerekmektedir.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   II. AĐHS’NĐN 5/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Hükümet, baꢀvuranın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının AĐHS’nin 5. maddesinin 1 a)   bendi uyarınca bir mahkumiyetten kaynaklandığını ve baꢀvuranın 3713 sayılı yasanın geçici 1   c) maddesinin hükümlerinden faydalanıp serbest bırakıldığını savunmaktadır. Hükümete göre,   baꢀvuranın ꢀartlı tahliye edilme tarihi yetkili mercilerin söz konusu yasa hakkındaki farklı   yorumlarına göre belirlenmiꢀtir ve baꢀvuranın iddiasının aksine keyfi hiçbir eylem sözkonusu   değildir.   Baꢀvuran, bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır. Baꢀvuran, uygulanması sözkonusu olan yasanın farklı   yorumlamalara mahal vermeyecek kadar açık hükümler içerdiğini ileri sürmektedir. Baꢀvuran,   yetkili merciler önünde yaptığı açık ve ısrarlı taleplerine vurgu yapmakta ve yetkili mercilerin   keyfi davrandıklarını iddia etmektedir.   AĐHM, öncelikle 12 Eylül 2002 tarihinde, baꢀvuranın Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin 10 Aralık 1998 tarihli mahkumiyet kararının infazıyla toplamda on yıl olan   hapis cezasından kalan cezasını çekmek için yakalandığını belirtmektedir. Ayrıca AĐHM,   baꢀvuranın farklı mahkumiyetlerinin de bulunduğunu ve ilgili davalar süresince tutuklu   olduğunu kaydetmektedir. Bu durumda baꢀvuranın özgürlüğünden yoksun bırakılması,   AĐHS’nin 5/1 maddesi uyarınca yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine   usulüne uygun olarak bir kiꢀinin tutuklanması olarak değerlendirilir.   AĐHM, kırk üç gün fazla tutulu kaldığını tespit eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   kararının ardından baꢀvuranın 3 Aralık 2002 tarihinde serbest bırakıldığını kaydetmektedir.   Baꢀvuranın gözaltında ve tutuklu geçirdiği süreler hesaplandığında, ceza indirimi   uygulamasının 21 Ekim 2002 tarihinde tahliye ile baꢀlaması gerekirken AĐHM, baꢀvuranın   kırk üç gün fazladan tutuklu kaldığını gözlemlemektedir. Bu durumda, baꢀvuranın fazladan   tutuklu olarak geçirdiği bu sürenin, AĐHS’nin 5. maddesine yönelik bir ihlal oluꢀturup   oluꢀturmadığının belirlenmesi gerekmektedir.   Bu bağlamda AĐHM, AĐHS’nin amacının teorik veya hayali hakları değil gerçek ve etkili   hakları korumak olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz, Kamansinski-Avusturya, 19 Aralık 1989   tarihli karar). AĐHM, AĐHS’nin 5/1 maddesinde yer alan özgürlük hakkına yönelik istisnai   durumların eksiksiz bir liste olduğunu ve yalnızca dar bir yorumun bu hükmün, kimsenin   keyfi olarak özgürlüğünden mahrum bırakılmamasının sağlanması olan amacına uygun   olacağını hatırlatmaktadır (Bkz, özellikle, Van der Leer-Hollanda, 21 ꢁubat 1990 tarihli   karar; Wassink-Hollanda, 27 Eylül 1990 tarihli karar; Quinn-Fransa, 22 Mart 1995 tarihli   karar ve Giulia Manzoni-Đtalya, 1 Temmuz 1997 tarihli karar).   sayılı Terörle Mücadele Yasasının geçici 1 c) maddesinden anlaꢀılacağı üzere, ceza   indirimine yönelik olarak belirlenen yasal koꢀullar yerine getirildiğinde, Türk makamların   hiçbir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Makamlar, yasa ile belirlenen sınırlarda ceza   indirimlerini uygulamakla yükümlülerdir.   Mevcut davada, baꢀvuranın ceza indirimi talebi ile ilgili nihai karar çok geç alınmıꢀ, zaten   baꢀvuran da ceza indirimi yapılması halinde çekeceği cezanın daha fazlasını çekmiꢀtir.   Yukarıda belirtilen olaylar göz önüne alındığında, baꢀvuran, ulusal hukuk uyarınca ve hakkı   olan ceza indirimleri dikkate alındığında, çekmesi gereken cezadan daha fazla süre tutuklu   kalmıꢀtır. Baꢀvuranın fazladan maruz kaldığı mahkumiyet müddeti, AĐHS uyarınca usulüne   uygun bir tutulma olarak değerlendirilemez (Grava-Đtalya, baꢀvuru no:43522/98, 10 Temmuz   ve Pilla-Đtalya, baꢀvuru no: 64088/02, 2 Mart 2006).   Dolayısıyla, AĐHS’nin 5/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 5/5 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, kanunlara aykırı olarak tutulmasına rağmen tazmin edilmemesinden ꢀikayetçidir.   Hükümet, itirazlarını yinelemektedir.   AĐHM, baꢀvuranın tutulmasının AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafı uyarınca usulüne uygun   olmadığı sonucuna ulaꢀmıꢀtır.   AĐHM, mevcut davada AĐHS’nin 5/5 maddesi ile güvence altına alınan hakkın etkili bir   ꢀekilde kullanılmasının yeterli ölçüde sağlanamadığını ve Hükümet’in bu konuda 466 sayılı   yasanın uygulanmasına iliꢀkin hiçbir örnek sunmadığını tespit etmektedir.   Bu durumda, AĐHS’nin 5/5 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, 15.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.   Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.   Tespit edilen ihlaller göz önüne alındığında, AĐHM, baꢀvuranın belli bir mahrumiyete   katlanmak zorunda bırakıldığı kanaatindedir. Hakkaniyete uygun olarak, AĐHM, baꢀvurana   8.600 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, avukatlık ücreti için (kırk iki saatlik çalıꢀma ücreti) 8.400 YTL (yani yaklaꢀık   4.540 Euro) talep etmektedir. Bu bağlamda baꢀvuran avukatları ile imzaladığı saati 200 YTL   artı KDV olarak belirtilen bir sözleꢀme sunmaktadır.   Baꢀvuran, AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masrafları için 270 YTL (yani yaklaꢀık   Euro) talep etmektedir. Bu bağlamda hiçbir belge sunmayan baꢀvuran, meblağı   AĐHM’nin takdirine bırakmaktadır.   Hükümet, sözkonusu miktarların aꢀırı olduğu ve hiçbir hukuki belgeye dayanmadığı   kanaatindedir.   AĐHM, içtihadına göre bir baꢀvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini,   gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu süre elde edebilir. Mevcut   davada, kriterleri ve ödemeye iliꢀkin hiçbir belgenin sunulmadığını göz önüne alarak, AĐHM,   AĐHM önünde yapılan masraflara iliꢀkin talebi reddetmektedir.   Avukatlık ücretine iliꢀkin olarak ise, AĐHM, baꢀvuran tarafından sunulan sözleꢀmeyi dikkate   almakta ve hakkaniyete uygun olarak, baꢀvurana yargılama masraf ve giderleri olarak 4.000   Euro ödenmesine hükmetmektedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 5/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet   tarafından baꢀvurana:   i. her türlü vergiden muaf tutularak 8.600 Euro (sekiz bin altı yüz Euro) manevi   tazminat ödenmesine;   ii. her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderler için 4.000 Euro (dört   bin Euro) ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5.Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 17 Haziran 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło