16185/06
WyrokETPCz2010-02-16ECLI:CE:ECHR:2010:0216JUD001618506
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy dziewięcioletni okres tymczasowego aresztowania był zgodny z wymogiem rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 5 ust. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał podkreślił, że władze krajowe mają pierwszorzędny obowiązek zapewnienia, aby tymczasowe aresztowanie nie przekraczało rozsądnego terminu. Stwierdził, że sądy krajowe wielokrotnie posługiwały się szablonowymi uzasadnieniami (charakter przestępstwa, stan dowodów, ryzyko ucieczki, długość aresztowania) bez rzeczywistego uwzględnienia upływającego czasu. Trybunał zaznaczył, że ryzyko ucieczki nie może być oceniane wyłącznie na podstawie surowości kary, a istnienie poważnych poszlak winy samo w sobie nie uzasadnia tak długiego okresu aresztowania. W konsekwencji, brak odpowiednich i wystarczających powodów uzasadniających tak długie pozbawienie wolności doprowadził do naruszenia art. 5 ust. 3 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżąca, Fatma Tokmak, urodzona w 1974 roku, została aresztowana 9 grudnia 1996 roku w Stambule pod zarzutem bycia bojowniczką PKK. Była tymczasowo aresztowana przez dziewięć lat, najpierw przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa (DGM), a następnie przez Sąd Karny w Stambule, który konsekwentnie odrzucał wnioski o zwolnienie. Została zwolniona 7 grudnia 2005 roku ze względu na stan zdrowia i długość aresztowania, a następnie skazana na dożywocie 3 marca 2006 roku. Wyrok ten został uchylony przez Sąd Kasacyjny, ale sąd niższej instancji ponownie skazał skarżącą, a sprawa nadal toczy się przed Sądem Kasacyjnym.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną; 2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji; 3. Zasądza od Rządu pozwanego na rzecz skarżącej kwotę 9 000 (dziewięć tysięcy) euro tytułem szkody niemajątkowej oraz 1 000 (jeden tysiąc) euro tytułem kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, powiększone o odsetki za zwłokę; 4. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
TOKMAK - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 16185/06)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG ꢀubat 2010
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (16185/06) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı
Fatma Tokmak’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 5 Nisan 2006 tarihinde
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan
Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından
F. Karakaꢀ Doğan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢀULLARI
Baꢀvuran 1974 doğumludur. Aralık 1996 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi polisleri PKK
militanı olmakla suçlanan R.D.’nin evinde arama yapmıꢀ, yasadıꢀı belgelerle birlikte R.D.’nin
beyanlarına göre PKK’ya destek amaçlı çok sayıda döviz ele geçirmiꢀtir. Baꢀvuran R.D. ve
diğer üç kiꢀi Đstanbul Emniyet Müdürlüğü ꢀubelerinde gözaltına alınmıꢀlardır.
Polisler 18 Aralık 1996 tarihinde baꢀvuranın ifadesini almıꢀ, adı geçen hakkında yapılan
ithamları kabul etmiꢀtir. Aralık 1996 tarihinde Đstanbul Adli Tıp Kurumu’nda sağlık kontrolünden geçen baꢀvuranın
vücudunda herhangi bir ꢀiddet izine rastlanmamıꢀtır.
Baꢀvuran Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı önüne çıkarılmıꢀ,
burada hakkında yapılan tüm suçlamaları reddetmiꢀtir. Baꢀvuran özellikle oğlunun da babası
olan ve birlikte yaꢀadığı kiꢀinin kendisini terk ederek PKK’ya katıldığını, çıkan silahlı bir
çatıꢀmada öldürüldüğünü; bunun üzerine oğlu ile birlikte Đstanbul’a aile tanıdıkları olan
R.D.’nin yanına yerleꢀtiğini, adı geçenin kendisine sahte kimlik belgesi düzenlediğini ifade
etmiꢀtir.
Baꢀvuran aynı gün Devlet Güvenlik Mahkemesi yetkili hakimi karꢀısına çıkarılmıꢀ, hakim
önünde savcılıkta kaydedilen ifadeleri yinelemiꢀtir. Hakim baꢀvuranın tutuklanmasına karar
vermiꢀ ve baꢀvuran Gebze cezaevine konulmuꢀtur. Temmuz 1997 tarihinde baꢀvuran ve (diğer sekiz kiꢀi) DGM önünde, TCK’nın 125.
maddesi uyarınca Devletin bölünmez bütünlüğünü yıkmaya teꢀebbüs etmek suçu ile itham
edilmiꢀtir.
DGM’deki ilk duruꢀma 17 Eylül 1997 tarihinde yapılmıꢀtır. Kasım 1997’den 15 Eylül 2004 tarihine dek Devlet Güvenlik Mahkemesi düzenli
aralıklarla otuz beꢀ duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ ve baꢀvuranın serbest bırakılma taleplerini
«dosyanın durumu», «iꢀlenen suçun niteliği», «delillerin durumu», «tutukluluk tarihi» ve
«firar riski» gerekçeleriyle reddetmiꢀtir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 30 Haziran 2004 tarih ve 5190 sayılı yasa ile
feshedilmesinin ardından baꢀvuranın dava dosyası Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne geçmiꢀ
ve mahkeme 10 Aralık 2004 tarihinde delillerin durumu, iꢀlenen suçun niteliği, tutukluluk
tarihi, firar riski gibi nedenlerle baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir. Aralık 2004 tarihinden 21 Eylül 2005 tarihine dek Mahkeme dört duruꢀma yapmıꢀ ve
«delillerin durumu», «iꢀlenen suçun niteliği», «firar riski», «tutukluluk tarihi» hususlarını göz
önünde bulundurarak baꢀvuran tarafından yapılan serbest bırakılma taleplerini reddetmiꢀtir.
Baꢀvuran 7 Aralık 2005 tarihinde «sağlık durumu» ve «tutukluluk süresi» dikkate alınarak
serbest bırakılmıꢀtır. Mart 2006 tarihinde gerçekleꢀtirilen kırk altıncı duruꢀmada Ağır ceza mahkemesi TCK’nın
125. Maddesinin uygulanmasına istinaden baꢀvuranı müebbet hapis cezasına çarptırmıꢀtır.
Baꢀvuran 3 Mart 2006 tarihli bu karara karꢀı avukatı aracılığıyla temyize gitmiꢀtir.
Yargıtay 28 ꢁubat 2007 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur.
Yargıtay’ın bu kararı üzerine, Ağır ceza mahkemesi 9 Kasım 2007 tarihinde daha önceki 3
Mart 2006 tarihli hükmünü yineleyerek TCK’nın 125. maddesine dayalı olarak baꢀvuranı
mahkum etmiꢀtir.
Dava dosyasından edinilen bilgilere göre dava halen Yargıtay’da derdesttir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHS’nin 5/3, 4, 5 ve 6/1 ve 2. maddelerini ileri süren baꢀvuran dokuz yıl süren tutukluluk
süresinin uzunluğunun makul olmadığından yakınmaktadır.
Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmakta, kabuledilebilirliğe iliꢀkin baꢀvuran hakkında açılan ceza
davasının ulusal mahkemeler önünde halen devam etmesi dolayısıyla iç hukuk yollarının
tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet esas ile ilgili olarak ise, davanın karmaꢀık
yapısı, baꢀvurana isnat edilen suçun ciddiyeti, kamu düzeninin korunması zorunluluğu dikkate
alındığında baꢀvuranın tutukluluk süresinin aꢀırı olmadığını ve yasaya uygun gerçekleꢀtiğini
savunmaktadır.
Baꢀvuran iddiasını yinelemektedir.
AĐHM baꢀvuran tarafından öne sürülen ꢀikayetin AĐHS’nin yalnızca 5/3 maddesi alanına
girdiğini ve bu madde çerçevesinde inceleneceğini belirtmektedir.
Hükümetin itirazı ile ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranın ꢀikayet konusunu teꢀkil eden dönemin
tutukluluk süresinin sona erdiği 7 Aralık 2005 tarihi olduğunu not etmektedir. Baꢀvuran bu
tarihi takip eden altı ay içinde 5 Nisan 2006’da AĐHM’ye baꢀvurusunu yapmıꢀtır. Bu durumda
Hükümetin itirazı reddedilmektedir. AĐHM, AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu ꢀikayetin
dayanaktan yoksun olmadığı ve hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi içermediğini kaydeder.
Dolayısıyla ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.
Davanın esasına dair AĐHM, baꢀvuranın tutukluluk süresinin yakalandığı 9 Aralık 1996
tarihinde baꢀlayıp Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin 7 Aralık 2005 tarihinde vermiꢀ olduğu
serbest bırakma kararı ile sona erdiğini gözlemlemektedir. Bu süre yaklaꢀık dokuz yıldır.
AĐHM öncelikli olarak ulusal makamların bir sanığın tutukluluk süresinin uzunluğunun makul
sınırı aꢀmamasını gözetmekle birinci derece yükümlü olduklarını anımsatır. Bu amaçla,
olayların bütününü incelemek ve masumiyet karinesi, bireysel haklara saygı ilkesine yönelik
istisna uyarınca kamu menfaatini meꢀru kılan zorunluluğun varlığını bertaraf etmek ve verilen
kararlarda serbest bırakılma taleplerini reddeden gerekçeleri dikkate almak gerekir. Özellikle
mevcut kararlarda yer alan gerekçelere, ilgili tarafından yapılan baꢀvurularda itilafa mahal
vermeyen olaylara dayalı olarak AĐHM, AĐHS’nin 5 / 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup
olmadığını tespit etmek durumundadır (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim
1998).
Bu bağlamda yakalanan kiꢀinin bir suç iꢀlediğinden ꢀüphe edilmesine neden olan makul
nedenlerin devam etmesi, tutukluluk halinin devamı için sine qua non (olmazsa olmaz)
koꢀuldur. Ancak bir süre sonra bu da yeterli olmaz. Dolayısıyla AĐHM, adli makamlar
tarafından benimsenen diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye
yetip yetmediğini belirlemelidir. Bu gerekçeler “uygun” ve “yeterli” olduğu takdirde, AĐHM,
bunun üzerine yetkili ulusal makamların “yargılamanın devamına özel bir ihtimam gösterip
göstermediğini araꢀtırmalıdır (Bkz. Mansur-Türkiye, 8 Haziran 1995, Ali Hıdır Polat-Türkiye
kararı, no: 61446/00 ve Tüm-Türkiye no: 11855/04, 17 Haziran 2008).
Mevcut baꢀvuruda, dava dosyasında yer alan hususlardan Devlet Güvenlik Mahkemesi ve
sonrasında Ağır ceza mahkemesi benzer gerekçelerle ve iꢀlenen suçun niteliği, kanıtların
durumu ve baꢀvuranın tutukluluk süresi ve firar riski gibi neredeyse birbirinin aynı
basmakalıp ifadelerle serbest bırakılma taleplerini reddederek tutululuk halinin devamına
karar vermiꢀtir.
Ulusal makamların geçen tutukluluk süresinin uzunluğunu gerçek anlamıyla dikkate
aldıklarını gösterir herhangi bir unsur yer almamaktadır.
AĐHM bir sanığın firar riskine iliꢀkin tehlikenin sadece söz konusu cezanın ağırlığı bazında
değerlendirilmeyeceğine iꢀaret etmektedir. Bu aynı zamanda, bir firar tehlikesinin mevcudiyetini
teyit eden veya kaçma ihtimalinin yargılanmak üzere tutuklu tutulmayı haklı çıkarmayacak
derecede düꢀük olduğunu ortaya koyan baꢀka ilgili etkenlere göre değerlendirilmelidir (Bkz.
diğerleri arasında, sözü edilen Mansur kararı).
Bunun yanı sıra, AĐHM ulusal hakimin esasa dair mütalaalarının gerekçesinde firar olasılığını
belirleyici ve yargı sürecinin bu denli uzun sürme nedenlerini belirtmediğini kaydetmektedir
(Bkz. diğerleri arasında, Letellier-Fransa, 26 Haziran 1991 ve Acunbay-Türkiye no: 61442/00
ve 61445/00, 31 Mayıs 2005).
AĐHM’nin nezdinde «delillerin durumu» ifadesi ile suçluluğun ciddi emarelerinin var olduğu ve
var olmaya devam ettiği ꢀeklinde değerlendirilse de baꢀvuranın bu kadar uzun bir süre tutuklu
kalmaya devam etmesini tek baꢀına haklı gösteremez (Bkz. sözü edilen Ali Hıdır Polat,
Baltacı-Türkiye, no: 495/02, 18 Temmuz 2006 ve Doğan Yalçın-Türkiye kararı no: 15041/03, 19
ꢁubat 2008).
Bu koꢀullar çerçevesinde, baꢀvuranın tutukluluk süresinin uzunluğu göz önünde
bulundurulduğunda AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Baꢀvuran 5.000 Euro maddi ve 25.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Baꢀvuran
temsil gideri için 5.000 Euro istemekte, kanıtlayıcı belge niteliğinde avukatı ile yaptığı
sözleꢀmeyi sunmaktadır. Baꢀvuran ayrıca tercüme ve sekretarya masrafları için 3.000 Euro
talep etmekte, bunu destekleyici herhangi bir belge sunmamaktadır.
Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi zarar arasında bir illiyet bağı kuramamakta ve
bu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın, AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği tespiti ıꢀığında
hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 9.000 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun
görmektedir. Yargılama masraf ve giderlerine iliꢀkin AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir
baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde
edebilir. Mahkemeye sunulan deliller ve sözü edilen kıstaslar ıꢀığında, AĐHM baꢀvuranın
tercüme ve sekretarya gider taleplerini reddetmekte, avukatlık ücretine yönelik 1.000 Euro
ödenmesini kararlaꢀtırmaktadır.
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından:
i. baꢀvurana 9.000 (dokuz bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;
ii. yargılama masraf ve giderleri için baꢀvurana 1.000 (bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 16 ꢁubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
5
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło