16229/03
WyrokETPCz2007-01-23ECLI:CE:ECHR:2007:0123JUD001622903
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skazanie redaktora gazety za artykuł krytykujący politykę państwa oraz zamknięcie gazety naruszyło wolność wyrażania opinii (art. 10 Konwencji)? Czy brak doręczenia skarżącemu opinii prokuratora w postępowaniu odwoławczym naruszył prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 Konwencji)?Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 10, Trybunał uznał, że choć artykuł zawierał ostre sformułowania i krytykę państwa, nie nawoływał do przemocy, zbrojnego oporu ani buntu. W związku z tym, skazanie skarżącego i zamknięcie gazety były nieproporcjonalne do zamierzonego celu i nie były „konieczne w społeczeństwie demokratycznym”. Co do art. 6 ust. 1, Trybunał powtórzył swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym brak doręczenia opinii prokuratora generalnego w postępowaniu odwoławczym narusza prawo do rzetelnego procesu, ponieważ strona nie ma możliwości ustosunkowania się do argumentów prokuratury.Stan faktyczny
Skarżący, Bülent Falakaoğlu, był redaktorem naczelnym gazety „Yeni Evrensel”. W gazecie opublikowano artykuł „Newroz Ateşini 1 Mayıs’a Taşımak”. Prokurator oskarżył skarżącego o podżeganie do nienawiści na tle rasowym i regionalnym. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule skazał skarżącego na dwa lata więzienia, zamienione na grzywnę w wysokości około 2 769 EUR, oraz nakazał zawieszenie wydawania gazety na dwa dni. Sąd Najwyższy podtrzymał wyrok, a skarżącemu nie doręczono opinii prokuratora generalnego.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że pozostała część skargi jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 4. Zasądza od Rządu pozwanego na rzecz skarżącego: 2 000 EUR tytułem szkody materialnej, 2 000 EUR tytułem szkody niematerialnej, 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, plus odsetki. 5. Odrzuca pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
FALAKAOĞLU- TÜRKĐYE DAVASI (No:3)
(Başvuru no:16229/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ocak 2007
Đşbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 16229/03 başvuru no’lu davanın nedeni bu
ülke vatandaşı olan Bülent Falakaoğlu’nun (başvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne
(AĐHM) 8 Mayıs 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleşmesi’nin Temel Đnsan Haklarını
güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından K.T. Sürek tarafından temsil
edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran 1974 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir. Mart 2001 tarihinde başvuranın yazı işleri müdürü olduğu Yeni Evrensel
gazetesinde Ender ĐMREK tarafından kaleme alınan “Newroz Ateşini 1 Mayıs’a Taşımak”
başlıklı bir makale yayınlanmıştır.
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı 7 Ağustos 2001 tarihli
bir iddianameyle, halkı ırk ve bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etmekle
suçlamıştır. DGM Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranın 5680 sayılı Kanun’un 16 § 1. ve Türk
Ceza Kanunu’nun312 § 2. maddesi uyarınca mahkum edilmesini talep etmiştir.
Başvuran DGM’ye sunduğu savunma lahiyasında, kendisine isnat edilen suçlamaları
reddetmiş ve dava konusu makalenin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini
vurgulamıştır. Başvuran, DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğunu, basın
özgürlüğünün ve mahkumiyetinden doğabilecek bilgileri açıklama özgürlüğünün ihlal
edildiğini iddia ederek AĐHS’nin 6. ve 10. maddelerine atıfta bulunmuştur. Başvuran ayrıca
dava konusu makalenin, ırk veya bölge ayrımcılığı gözeterek halkı kin ve düşmanlığa tahrik
etmek gibi bir amaç gütmediğini ileri sürmüştür. Mayıs 2002 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, TCK’nın 312 § 2
maddesi uyarınca başvuranı suçlu bularak, iki yıl hapis cezasına mahkum etmiş, ardından
hapis cezasını para cezasına çevirerek başvuranı 3.464.229.600 Türk Lirası (yaklaşık 2.769
Euro) ödemeye mahkum etmiştir. Mahkeme ayrıca 5680 sayılı Basın Kanunu’nun 2 § 1.
maddesi gereğince Yeni Evrensel gazetesinin yayının iki gün süreyle durdurulmasına karar
vermiştir.
Başvuran, 15 Mayıs 2002 tarihinde temyiz başvurusunda bulunmuştur.
Başvuran 10 Haziran 2002 tarihinde sunduğu temyiz dilekçesinde AĐHS’nin 6. ve 10.
maddelerine atıfta bulunmuş ve DGM önündeki savunma gerekçelerini yinelemiştir. Temmuz 2002 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Yargıtay’dan ilk derece
mahkemesi kararını onamasını istemiştir.
Yargıtay, başvurana tebliğ edilmeyen Cumhuriyet Savcısı’nın görüşünde hareketle 30
Eylül 2002 tarihinde, mahkemenin mevcut deliller ve takdir gücünden hareketle bu kararı
verdiğine kanaat getirerek ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.
Bu karar, 24 Ekim 2002 tarihinde ilk derece mahkemesi kalemindeki dava dosyasına
eklenmiştir.
Aralık 2002 tarihinde, verilen para cezasını ödeme emri Küçükçekmece Cumhuriyet
Savcısı tarafından düzenlenmiştir.
Hükümet’e göre, başvuran verilen para cezasını 6 Ağustos 2003 tarihinde ödemiştir.
HUKUK AÇISINDAN
Başvuran, mahkum edilmesinin ve sözkonusu gazetenin geçici olarak kapatılmasının
ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmekte ve AĐHS’nin 10. maddesine atıfta
bulunmaktadır.
Başvuran ayrıca Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın tebliğnamesini kendisine tebliğ
edilmemesinden dolayı şikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA
Hükümet altı ay kuralına uyulmadığını belirterek AĐHM’den sözkonusu başvuruyu
reddetmesini talep etmektedir. Hükümet nihai iç hukuk kararının 30 Eylül 2002 tarihinde
Yargıtay tarafından verildiği belirtmektedir. Bu kararın 24 Ekim 2002 tarihinde ilk derece
mahkemesi kalemindeki dava dosyasına eklendiğini ve başvuranın en geç bu tarihte
sözkonusu karardan haberdar olması gerektiğini belirtmektedir.
AĐHM, başvuranın nihai iç hukuk kararının kendisine res’en tebliğ edilmesini talep
etme hakkına sahip olduğu durumlarda, altı aylık sürenin kararın bir nüshasının tebliğ edildiği
tarihten itibaren işlemeye başladığının kabul edilmesi hususunun, AĐHS’nin 35 § 1.
maddesinin konusuna ve amacına uygun olacağı yönündeki içtihadını hatırlatmaktadır. (Bkz.
Worm-Avusturya, 29 Ağustos 1997 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler). Oysa ki,
kararın tebliğ edilmesi iç hukukta öngörülmediği durumlarda AĐHM, kararın kullanıma
açıldığı, tarafların kararın içeriğinden haberdar olabilecekleri tarihin temel alınmasının uygun
olacağı kanaatindedir (Seher Karataş-Türkiye, no: 33179/96, 9 Temmuz 2002).
AĐHM, mevcut davada Yargıtay tarafından verilen ve nihai iç hukuk kararı olan 30
Eylül 2002 tarihli kararın ilan edilmediğini ve başvurana ya da avukatına tebliğ edilmediğini
gözlemlemektedir. Sözkonusu kararın ilk derece mahkemesi kaleminde iletildiği 24 Ekim tarihinden sonra Küçükçekmece Cumhuriyet Savcısı ödeme emrini başvurana tebliğ
etmiştir. AĐHM, mevcut dava olayları dikkate alındığında Yargıtay’a temyiz başvurusunun
yapıldığı tarih ile sözkonusu ödeme emrinin alındığı tarih arasında hiçbir tebliğnamenin tebliğ
edilmemiş olması nedeniyle altı aylık sürenin, başvuranın Savcılık tarafından gönderilen
tebliğnameyi aldığı tarihten itibaren işlemeye başladığının kabul edilmesinin, 35 § 1.
maddenin amacına ve konusunda daha uygun olacağı kanaatindedir. Ayrıca, değerlendirilen
dönemlerin toplam süresi dikkate alındığında başvuranın gerekli özeni göstermediği ileri
sürülemez.
Sonuç olarak AĐHM, Hükümet’in altı ay kuralına uyulmadığı yönündeki itirazının
reddedilmesine karar vermiştir.
II. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHM sözkonusu mahkumiyet kararının, Sözleşme’nin 10 § 1 maddesi ile güvence
altına alınan ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği hususunun taraflar
arasında bir ihtilafa yol açmadığını not etmektedir. Bununla birlikte, müdahalenin AĐHS’nin § 2 maddesi uyarınca yasa ile öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün korunması gibi
meşru bir amaç güttüğüne yönelik bir itirazda da bulunulmamıştır (Bkz. Yağmurdereli-
Türkiye, no: 29590/96, 4 Haziran 2002). AĐHM bu tespite katılmaktadır. Bu durumda
anlaşmazlık, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna
dayanmaktadır.
AĐHM daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar da
incelediğini ve AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz.
özellikle, Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, Öztürk-Türkiye, no:22479/93, Đbrahim Aksoy-
Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000, Karkın kararı, Kızılyaprak-
Türkiye, no: 27528/95, 2 Ekim 2003).
AĐHM mevcut davayı içtihatları ışığı altında incelemiş ve Hükümetin davayı farklı
şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. AĐHM, dava konusu
makalede kullanılan ifadelere ve yayınlandığı dönemdeki bağlama özen göstermiştir. Bununla
ilgili olarak, takdirine sunulan olayı çevreleyen koşulları ve özellikle de terörle mücadele
konusuna bağlı olarak ortaya çıkan zorlukları dikkate almıştır (Đbrahim Aksoy, ve Đncal-
Türkiye, 9 Haziran 1998).
Dava konusu makalede Hükümet politikası ve eylemleri eleştirilmektedir. “mücadele”,
“baskı” ve “direnme” gibi ifadelerin kullanılması bu eleştirinin şiddetini arttırmaktadır.
Makalede ayrıca, “Nevruz” bayramının kutlanmasındaki engellere, Kürtçe konuşulmasının
yasaklanmasına, güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğü iddia edilen bir kişinin ölümüne ve
işçilerin sömürülmesi konularına da değinilmiştir.
AĐHM, DGM tarafından sözkonusu makalenin halkı kin ve düşmanlığa sevk ettiğine
kanaat getirildiğini tespit etmektedir.
AĐHM, ulusal mahkemeler tarafından verilen ve başvuranın ifade özgürlüğü hakkına
müdahale edilmesini haklı kılmak için yeterli olmayan karar gerekçelerini incelemiştir (Bkz.,
mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (No:4), no: 24762/94, 8 Temmuz 1999). AĐHM, dava
konusu makalenin sert ifadelerin yer aldığı bazı bölümlerinin, Türk Devleti’nin olumsuz
yönlerini ortaya koyuyorsa ve yazıya düşmanca bir anlam katıyorsa da, şiddete
başvurulmasını, silahlı direnişi ve isyanı teşvik etmemiş ve halkı kine teşvik etmemiştir ve bu
durum AĐHM’nin gözünde dikkate alınması gereken temel husustur (Bkz., a contrario, Sürek-
Türkiye (No:1), no: 26682/95, ve Gerger-Türkiye, no: 24919/94, 8 Temmuz 1999 tarihli
karar).
AĐHM, müdahalenin orantılılığının tespit edilmesi sözkonusu olduğunda, başvurana
verilen cezaların türünün ve ağırlığının da değerlendirilmeye alınması gereken unsurlar
olduğunu tespit etmektedir.
Mevcut davada, başvuranın mahkum edilmesi ve gazetenin üç gün süreyle
kapatılması, amaçlanan hedeflerle orantısız olduğu ve bu noktada bunların “demokratik bir
toplumda gerekli olmadığı” sonucu ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak AĐHS’nin 10. maddesi
ihlal edilmiştir.
III. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHM, Büyük Daire’nin 11 Temmuz 2002 tarihinde verilen bir kararda, Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi hususunu incelediğini ve
AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (Göç-Türkiye,
no: 36590/97,; Bkz. aynı zamanda Abdullah Aydın-Türkiye (No:2). No: 63739/00, 10 Kasım
2005). AĐHM, kabul edilen bu karardan ayrılmasını gerektirecek bir neden görememektedir.
Sonuç olarak, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran sözkonusu gazetenin kapatılması nedeniyle 3.000 Euro ve mahkum edildiği
para cezası için de 2.000 Euro olmak üzere maddi tazminat olarak 5.000 Euro talep
etmektedir.
Başvuran aynı zamanda manevi tazminat olarak 4.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.
AĐHM, gelir kaybı konusunda ileri sürülen iddia ile ilgili olarak takdirine sunulan
delillerin, başvuranın gazetenin kapatılması nedeniyle uğradığı gelir kaybının belirlenmesine
imkan tanımadığı kanaatindedir. Bu nedenle başvuranın talebi reddedilmektedir.
Buna karşın, başvurana verilen para cezasının AĐHS’nin 10. maddesinin ihlalinin
doğrudan bir sonucu olduğunu tespit etmektedir. Bu nedenle ödenen miktarların, başvurana
geri ödenmesi uygun olacaktır. AĐHM, kendisine verilen para cezalarını ödeyen başvurana,
maddi tazminat olarak talep edilen 2.000 Euro’nun ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
Manevi tazminata ilişkin olarak ise AĐHM, başvuranın, davanın koşulları nedeniyle bir
tür karmaşaya maruz kalmış olabileceğine kanaat getirmektedir. AĐHM hakkaniyete uygun
olarak başvurana 2.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran, AĐHM nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için 3.000 Euro tazminat
talebinde bulunmaktadır. Başvuran bu harcama miktarını kanıtlayıcı hiçbir belge sunmamıştır.
Hükümet bu talebe karşı çıkmaktadır.
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AĐHM tüm
masraflarla birlikte başvurana 1.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı
Hükümet tarafından başvurana:
i. maddi tazminat için 2.000 Euro (iki bin) ödenmesine;
ii. manevi tazminat için 2.000 Euro (iki bin) ödenmesine;
iii. masraf ve harcamalar için 1.000 Euro (bin) ödenmesine;
iiii.yukardaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar,
Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan
fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3
maddesine uygun olarak 23 Ocak 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło