16234/04

WyrokETPCz2009-06-30ECLI:CE:ECHR:2009:0630JUD001623404

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość i zakończenie przedawnieniem krajowego postępowania karnego w sprawie zarzutów złego traktowania przez policję naruszyło art. 3 Konwencji w aspekcie proceduralnym, a samo złe traktowanie naruszyło art. 3 w aspekcie materialnym?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ustalenia sądów krajowych oraz raporty medyczne potwierdziły, iż skarżący byli poddani złemu traktowaniu, co stanowi naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym. W odniesieniu do aspektu proceduralnego art. 3, Trybunał stwierdził, że choć wszczęto postępowanie karne przeciwko funkcjonariuszom policji, to jego przewlekłość (ponad siedem lat) i ostateczne zakończenie przedawnieniem uniemożliwiły pociągnięcie winnych do odpowiedzialności. Trybunał podkreślił, że państwo ma obowiązek przeprowadzenia szybkiego i rzetelnego śledztwa w sprawach o złe traktowanie, a w tym przypadku obowiązek ten nie został spełniony, prowadząc do bezkarności sprawców.
Stan faktyczny
Skarżący, Füsun Erdoğan, Đbrahim Çiçek, Birol Paꢀa i Delil Đldan, zostali zatrzymani w marcu 1996 roku w Stambule w ramach operacji antyterrorystycznej. Podczas zatrzymania mieli być poddani różnym formom złego traktowania, w tym torturom, co potwierdziły częściowo raporty medyczne. Złożyli skargę, co doprowadziło do wszczęcia postępowania karnego przeciwko siedmiu funkcjonariuszom policji. Pięciu z nich zostało skazanych w pierwszej instancji, ale wyrok został zaskarżony, a ostatecznie Sąd Najwyższy umorzył sprawę z powodu przedawnienia w październiku 2004 roku.
Rozstrzygnięcie
Skarga dopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym i proceduralnym. Nie ma potrzeby odrębnego badania innych skarg. Zasądza 10 000 EUR dla każdego skarżącego tytułem szkody niemajątkowej oraz łącznie 10 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   FÜSUN ERDOĞAN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 16234/04)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Haziran 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (16234/04) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaꢀları) Füsun Erdoğan, Đbrahim Çiçek, Birol Paꢀa ve Delil Đldan’ın (baꢀvuranlar)   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 26 Mart 2004 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel   Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS)   34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu   avukatlarından F. N. Ertekin, T. Ayçık, K. Öztürk ve Đ. C. Halavurt tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuranlar sırasıyla 1960, 1956, 1967 ve 1973 doğumludur.   Mart 1996 tarihinde Đstanbul polisi yasadıꢀı örgüt MLKP’ye (Marksist Leninist Komünist   Partisi) karꢀı yürütmüꢀ olduğu operasyon kapsamında Füsun Erdoğan, Đbrahim Çiçek, Birol   Paꢀa ve Delil Đldan’ı yakalayarak Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesinde   gözaltına almıꢀtır.   Baꢀvuranlar 29 Mart 1996 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenilmiꢀtir.   Baꢀvuranlar aynı gün Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) nöbetçi hakimi karꢀısına   çıkarılmıꢀlar, burada hakim tutuklu yargılanmalarına karar vermiꢀtir.   Baꢀvuranlar çeꢀitli ꢀekillerde kötü muameleye maruz kaldıklarını ileri sürerek 4 Nisan 1996   tarihinde Fatih Cumhuriyet Savcılığına giderek gözaltından sorumlu polisler hakkında   ꢀikayette bulunmuꢀlardır.   Baꢀvuranların kötü muamele iddiaları ꢀu ꢀekilde sıralanmaktadır: gözleri bandajla kapatmak,   vücuda tazyikli su sıkmak, buzlu zeminde yatmaya zorlamak, boğazı sıkmak, el ve ayak   parmaklarına elektroꢀok vermek, filistin askısına asmak, uykusuz bırakmak, ayakta uzun süre   bekletmek, testislere baskı uygulamak.   Baꢀvuranlar hakkında hazırlanan sağlık raporlarına iliꢀkin bilgiler aꢀağıda sunulmaktadır:   - Füsun Erdoğan:   Mart 1996 tarihinde Vakıf Gureba Hastanesi’nde düzenlenen rapora göre adı geçenin   vücudunda darp ya da yara izine rastlanılmamıꢀtır.   Mart 1996 tarihinde Vakıf Gureba Hastanesi’nde hazırlanan rapora göre vücudun sağ   tarafında bel hizasında hassasiyet tespit edilmiꢀtir.   Đstanbul DGM Adli Tabipliği’nin 1 Nisan 1996 tarihli raporunda bel hizasında ve   koltukaltında harekete bağlı olarak ağrılar, sol dizin iç kısmında 2x2 cm. büyüklüğünde kabuk   bağlamıꢀ yara izi, sağ uyluk hizasında 0,5 cm.lik yara tespit edildiği kaydedilmiꢀtir. Raporda   nörolojik bir rahatsızlığa rastlanmamıꢀ olup, hayati tehlike bulunmamakla birlikte üç günlük   bir istirahatın uygun olacağı belirtilmiꢀtir.   - Đbrahim Çiçek:   Mart 1996 tarihinde Vakıf Gureba Hastanesi’nde düzenlenen rapora göre adı geçenin   vücudunda darp ya da yara izine rastlanılmamıꢀtır.   Mart 1996 tarihinde Vakıf Gureba Hastanesi’nde hazırlanan rapora göre nörolojik bir   rahatsızlığa rastlanılmamıꢀtır.   Đstanbul DGM Adli Tabipliği’nin 1 Nisan 1996 tarihli raporunda hasta sağ omuz ve her iki   kürek kemiğinde uyuꢀukluk olduğundan ꢀikayetle, sırtın sağ hizasında çizgisel olarak 2 ve 4   cm. çapında kabuk bağlamıꢀ iki yara izini ve 1 numaralı diꢀ kemiğinde kısmi çıkıklık   olduğunu göstermiꢀtir. Raporda nörolojik bir rahatsızlığa rastlanmamıꢀ olup, hayati tehlike   bulunmamakla birlikte beꢀ günlük bir istirahatın uygun olacağı belirtilmiꢀtir.   - Birol Paꢀa:   Mart 1996 tarihinde Vakıf Gureba Hastanesi’nde düzenlenen rapora göre baꢀvuranın   çenesinin altındaki 2 cm’lik kesik haricinde vücudunda darp ya da yara izine   rastlanılmamıꢀtır.   Vakıf Gureba Hastanesi’nin 29 Mart 1996 tarihli raporuna göre kalp kapakçığı düzeyinde 4-6   ꢀiddetinde yoğunluk ve olası bir kalp yetmezliği saptanmıꢀtır.   Đstanbul DGM Adli Tabipliği 1 Nisan 1996 tarihli raporunda çenenin sol kısmında 2 cm.   büyüklüğünde bir yara izi, kalp kapakçığının iꢀlevini yeterince görememesi nedeniyle 4-6   yoğunlukta kalp rahatsızlığı tespit etmekle birlikte baꢀvuranın hayati tehlikesinin   bulunmadığını belirtmiꢀtir. Adli tıp üç günlük istirahatın verilmesini uygun görmüꢀtür.   - Delil Đldan:   Vakıf Gureba Hastanesi’nin 20 Mart 1996 tarihli raporunda baꢀvuranın vücudunda darp ya da   yara izine rastlanılmadığı kaydedilmiꢀtir.   Mart 1996’da Vakıf Gureba Hastanesi adı geçenin sağ kolunda parestezi saptamıꢀtır.   Đstanbul DGM Adli Tabipliği’nin 1 Nisan 1996 tarihli raporunda adı geçenin özellikle 4. ve 5.   parmakların atardamarlarında parestezi tespit edilmekle birlikte baꢀvuranın hayatını tehlikeye   sokacak bir durumun sözkonusu olmadığı belirtilerek beꢀ günlük rapor verilmiꢀtir.   Đstanbul Cumhuriyet Savcısı 16 Mayıs 1997 tarihli bir iddianame ile Đstanbul Ağır Ceza   Mahkemesi önünde yedi polisi iꢀkence uygulayarak itirafa zorlamakla itham etmiꢀ ve   TCK’nın 243. maddesine «bir kimseye cürümlerini söyletmek bir tanığın olayları bildirmesini   engellemek, ꢀikayet veya ihbarda bulunmasını engellemek (…) sebebiyle veya diğer herhangi bir   nedenle iꢀkence eden veya zalimane veya gayriinsani veya haysiyet kırıcı muamelelere   baꢀvuran memur veya diğer kamu görevlilerine beꢀ yıla kadar ağır hapis ve sürekli veya geçici olarak   kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası verilir.» dayalı olarak polislerin mahkumiyetlerini talep   etmiꢀtir. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davaya baꢀvuranlar müdahil taraf olarak katılmıꢀlardır.   ꢁubat 1998 tarihli duruꢀmada tanıkların ifadelerine baꢀvurulmuꢀtur.   Ağır Ceza Mahkemesi 25 Eylül 2002 tarihli bir karar ile iki polisin serbest bırakılmasına karar   vermiꢀtir. Mahkeme kararında ayrıca TCK’nın 243/1 maddesine istinaden beꢀ polisi bir yıl iki   ay hapis cezasına çarptırmıꢀ ve üç ay on beꢀ gün süreyle görevlerinden açığa alınmalarına   karar vermiꢀtir.   Sanık polisler mahkumiyet kararına karꢀı temyize gitmiꢀlerdir.   Baꢀvuranlar Yargıtay’daki davaya müdahil olmamıꢀlardır.   Baꢀvuranların avukatı 16 Ekim 2003 tarihli bir dilekçe ile Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki   yargılamanın gidiꢀatından endiꢀe duyduğunu ifade etmiꢀtir.   Ağır Ceza Mahkemesi’nin kaleminden aynı gün yazılı olarak verilen cevapta sanık polislerin   temyize baꢀvurmalarını müteakip dosyanın 30 Eylül 2003 tarihinde Yargıtay’a gönderildiği   bilgisi verilmiꢀtir.   Cumhuriyet Savcısı da Yargıtay’daki dosyanın incelenmesini talep etmiꢀtir.   Dava dosyası 3 Mart 2004 tarihinde Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi’ne gönderilmiꢀtir.   Yargıtay 4 Ekim 2004 tarihli bir karar ile kamu davasının zamanaꢀımına uğradığına   hükmetmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunan baꢀvuranlar Terörle Mücadele ꢁubesinde   gözaltında bulundukları sırada iꢀkenceye maruz kaldıklarından ve sözkonusu kötü muamele   iddialarına karꢀı etkili bir baꢀvuru yolu bulunmadığından ꢀikayetçi olmaktadır.   Hükümet bir yandan baꢀvuranların Ağır Ceza Mahkemesi’nin 25 Eylül 2002 tarihli kararına   karꢀı temyize gitmemeleri, öte yandan hukuk mahkemeleri ve idari mahkemeler nezdinde   maddi-manevi tazminat talebiyle dava açmamaları doğrultusunda iç hukuk yollarının   tüketilmediği itirazında bulunmaktadır.   Baꢀvuranlar AĐHS’nin 35. maddesinde yer alan tüm gerekleri yerine getirdiklerini öne   sürmektedir.   AĐHM bu ꢀikayetlerin AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde incelenmesi gerektiğine itibar   etmektedir (Bkz. Okkalı-Türkiye kararı no: 52067/99, 17 Ekim 2006).   AĐHM temyize itirazı hususunda, iki polis memurunun serbest bırakılmasına hükmetse bile   Ağır Ceza Mahkemesi’nin 25 Eylül 2002 tarihli kararının baꢀvuranlar lehine olduğunu   gözlemlemektedir. Bu nedenle baꢀvuranların temyize baꢀvurma zorunlulukları   bulunmamaktadır. Maddi-manevi tazminat talebiyle dava açılmamıꢀ olması yolundaki itiraza   iliꢀkin AĐHM, geçmiꢀte konuya iliꢀkin olarak müteaddit defalar görüꢀ bildirerek bu itirazı   reddettiğini anımsatır (Bkz. diğerleri arasında, Karayiğit – Türkiye, no: 63181/00, 5 Ekim   2004). AĐHM, mevcut davada evvelce verdiği kararlardan ayrılmasını gerektirecek herhangi   bir durum tespit etmemiꢀtir. AĐHM sonuç itibarıyla Hükümetin bu itirazını reddetmektedir.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvuruların dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvurular kabuledilebilir niteliktedir.   Hükümet davanın esası hakkında, AĐHS’nin 3. maddesine dayalı olarak baꢀvuranlar   tarafından öne sürülen kötü muamele iddialarının iç hukukta Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2002   tarihli kararı ile incelenip karara bağlandığını, buna karꢀın sözkonusu davanın zamanaꢀımına   uğradığını ifade etmektedir.   AĐHM ulusal mahkemelerin bu bağlamda yaptıkları tespitten sapmayı gerektirecek herhangi   özel bir neden gözlemlemediğini kaydetmekte ve baꢀvuranların belirli bir düzeyde kötü   muameleye maruz kaldıklarının sağlık raporları ile ortaya konulduğunu dikkate almaktadır.   AĐHM bu koꢀullar çerçevesinde, aynı olaylara dayalı olarak AĐHS’nin 3. maddesinin esas   bakımından ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   AĐHM yürütülen soruꢀturmaların etkili bir yapıda olup olmadığı hususunda ise, baꢀvuranlar   tarafından yapılan ꢀikayeti müteakip bir soruꢀturma gerçekleꢀtirildiğini ve ceza davasının   açıldığını gözlemlemektedir. Bununla birlikte Yargıtay 4 Ekim 2004 tarihli bir karar ile   TCK’nın 102. maddesi gereğince ceza davasının zaman aꢀımına uğradığı gerekçesiyle   yargılamayı sonlandırmıꢀtır. Bu bağlamda, AĐHM’ye göre ulusal mahkemelerin iꢀkence ile   itham edilen Devletin görevlilerinin ivedilikle yargı önüne çıkarılmasını gözetmemeleri ve   sanıkların zamanaꢀımından yararlanmalarına engel olmamaları üzüntü vericidir (Bkz. Hüseyin   ꢁimꢀek-Türkiye kararı, no: 68881/01, 20 Mayıs 2008).   Sonuç itibarıyla, AĐHM gözaltından sorumlu polislerin yargılanmaları için toplam yedi yıldan   fazla bir sürenin geçtiği göz önüne alındığında, ꢀiddet eylemi faillerinin iꢀkence suçuyla   yargılandıkları halde neredeyse cezasız kalmaları nedeniyle ulusal mercilerin yeterli düzeyde   ivedilikle ve gerekli ihtimamı gösterir ꢀekilde hareket etmedikleri kanısındadır (Bkz. Türkmen-   Türkiye, no: 43124/98, 19 Aralık 2006 ve sözü edilen Okkalı).   II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunan baꢀvuranlar sorumlu polisler hakkında sürdürülen ceza   davasının uzunluğundan ꢀikayetçi olmaktadır.   AĐHS’nin 3. maddesi bakımından ortaya konulan bu temel sorunun incelendiğini belirten   AĐHM, 6. madde doğrultusunda yapılan bu ꢀikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına   itibar etmektedir (Bkz. diğer birçokları arasında, Kamil Uzun-Türkiye kararı, no: 37410/97, 10   Mayıs 2007).   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar maruz kaldıkları manevi zarar için 320.000 Euro manevi tazminat talep   etmektedir.   Hükümet bu miktara karꢀı çıkmaktadır.   Baꢀvuranların 3. madde alanında mağdur oldukları ve AĐHS’nin önemli açılardan ihlal   edilmesi dikkate alındığında, AĐHM baꢀvuranların her birine 10.000 Euro manevi tazminat   ödenmesini kararlaꢀtırmaktadır.   Baꢀvuran yargılama giderleri ve harcamalarına iliꢀkin 26.881 Euro talep etmektedir.   Baꢀvuranlar kanıtlayıcı belge niteliğinde avukatlık sözleꢀmelerini, ödeme makbuzlarını,   tercüme giderlerini gösteren faturayı ve Đstanbul Barosu’nun avukatlık ücret tarifesini   sunmaktadır.   AĐHM baꢀvuranlar tarafından yapılan yargılama giderlerinin iç hukukta olduğu kadar AĐHS   organları nezdinde de AĐHS’nin ihlallerinin giderilmesi amacını taꢀıdığını kaydetmektedir.   AĐHM kendisine sunulan deliller ve yargılama gider ve harcamalarına iliꢀkin kıstaslar ıꢀığında   yapılan tüm yargılama giderleri için baꢀvuranlara toplam 10.000 Euro ödenmesini   kararlaꢀtırmıꢀtır.   AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini ifade etmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas ve usul bakımından ihlal edildiğine;   3. AĐHS’ye iliꢀkin yapılan diğer ꢀikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;   4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından;   i.   ii.   baꢀvuranların her birine 10.000 (on bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;   yargılama masraf ve giderleri için baꢀvuranlara ortaklaꢀa toplam 10.000 (on bin) Euro   ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 30 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło