16275/02
WyrokETPCz2007-11-29ECLI:CE:ECHR:2007:1129JUD001627502
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zabójstwo brata skarżącego przez funkcjonariusza policji oraz przewlekłość i nieskuteczność krajowego postępowania karnego naruszyły prawo do życia z art. 2 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał podkreślił, że art. 2 Konwencji, chroniący prawo do życia, jest jedną z najbardziej fundamentalnych norm, wymagającą ścisłej interpretacji okoliczności, w których pozbawienie życia może być uzasadnione. Stwierdził, że państwo ma pozytywny obowiązek przeprowadzenia skutecznego i bezzwłocznego śledztwa w przypadku pozbawienia życia, zwłaszcza gdy jest ono spowodowane użyciem siły przez funkcjonariuszy państwowych. W niniejszej sprawie Trybunał uznał, że krajowe postępowanie karne, trwające od 1994 roku bez ostatecznego rozstrzygnięcia, było nieskuteczne i nie spełniało wymogu bezzwłoczności. Ponadto, Trybunał zauważył poważne uchybienia w postępowaniu policji, takie jak brak przeszukania i skucia ofiary oraz pozostawienie jej samej z funkcjonariuszem w pokoju przesłuchań, co przyczyniło się do naruszenia art. 2 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Can Gülşenoğlu, jest bratem Vedathana Gülşenoğlu, który w wieku 19 lat został zastrzelony przez funkcjonariusza policji A.B. w komisariacie policji w Stambule 22 marca 1994 roku, po zatrzymaniu go w związku z rzekomym rzuceniem koktajlu Mołotowa. Policjant A.B. twierdził, że strzelił do Vedathana w samoobronie podczas szarpaniny, gdy ten miał wyciągnąć broń. Sekcja zwłok wykazała, że śmierć nastąpiła w wyniku strzału z broni palnej z dużej odległości w tył głowy. Krajowe postępowanie karne przeciwko policjantowi A.B. trwało od 1994 roku, z dwukrotnym skazaniem go na 20 lat więzienia, ale wyroki te były uchylane przez Sąd Kasacyjny z powodu uchybień proceduralnych i braku wyjaśnienia kluczowych kwestii, takich jak posiadanie broni przez ofiarę.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednomyślnie stwierdza dopuszczalność skargi. Trybunał jednomyślnie odrzuca wstępny zarzut rządu dotyczący niewyczerpania krajowych środków odwoławczych, łącząc go z meritum. Trybunał jednomyślnie stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji. Trybunał jednomyślnie stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi na podstawie art. 6 i 13 Konwencji. Trybunał (6 głosów za, 1 przeciw) zasądza na rzecz skarżącego 15 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 3 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. Trybunał jednomyślnie odrzuca pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
OF EUROPE
AVRU
KONSEYĐ
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE
GÜLꢀENOĞLU – TÜRKĐYE DAVASI
(B a ꢀvuru no. 16275/02)
KARAR
STRAZBURG Kasım 2007
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde
kesinleꢀecektir. ꢁekli düzeltmelere tâbi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
GÜLꢀENOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 16275/02 no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢁı olan
Can Gülꢁenoğlu’nun (“baꢁvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 12 Temmuz 2001
tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢁmesi’nin (“Sözleꢁme”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢁ
olduğu baꢁvurudur.
Baꢁvuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından F. Karakaꢁ Doğan ve Eren
Keskin tarafından temsil edilmiꢁtir.
OLAYLAR
DAVANIN KOꢀULLARI
Baꢁvuran 1963 doğumludur ve Montreuil’de (Fransa) yaꢁamaktadır. Olayların meydana
geldiği tarihte baꢁvuranın kardeꢁi Vedathan Gülꢁenoğlu 19 yaꢁında bir üniversite
öğrencisiydi.
Vedathan Gülꢁenoğlu 22 Mart 1994 tarihinde Đstanbul’da bir eyleme katılmıꢁ, burada bir
bankaya Molotof kokteyli attığı iddia edilmiꢁtir. O bölgede görevli üç trafik polisi tarafından,
Đ.M. isimli baꢁka bir ꢁahısla birlikte yakalanmıꢁtır.
Her iki ꢁüpheli Kasımpaꢁa polis karakoluna götürülüp ayrı odalara konulmuꢁ, birkaç
dakika sonra Vedathan Gülꢁenoğlu onu yakalayan A.B. adlı polis memuru tarafından baꢁının
arka kısmından vurulmuꢁtur. Yaralı hastaneye kaldırılmıꢁ, ancak kurtarılamamıꢁtır.
Baꢁka bir polis A.B.’nin ifadesini almıꢁ, A.B. ifadesinde silah taꢁıyan bir eylemciyi
kovalarken kaçırdıklarını, o sırada sözkonusu iki ꢁahsı yakalayıp karakola götürdüklerini,
karakolda onları ararken Vedathan Gülꢁenoğlu’nun kendisine silah çektiğini ve çıkan kavga
sırasında silahının ateꢁ aldığını söylemiꢁtir. Mart 1994 tarihinde Cerrahpaꢁa Tıp Fakültesi’nden dört adli tabibin katılımıyla
cesede otopsi yapılmıꢁ, raporda ölüm nedeninin ateꢁli silah olduğu ve uzun mesafeden ateꢁ
edildiği belirtilmiꢁtir. Oksipital lobun sağ yanında mermi giriꢁ deliği gözlenmiꢁtir.
Aynı tarihte, baꢁvuranın kardeꢁi ve Đ.M.’yi yakalayan diğer trafik polislerinin de ifadesi
alınmıꢁ, ifadelerinde Gülꢁenoğlu’nun A.B. ile mücadele ettiği sırada vurulduğunu
belirtmiꢁlerdir. 25 Mart 1994 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı ve sekiz polis memuru
tarafından imzalanan bir olay yeri tutanağı hazırlanmıꢁ, kroki çizilmiꢁtir. Haziran 1994 tarihinde Beyoğlu Savcısı A.B.’yi TCK’nın 448. maddesine göre
cinayetle suçlayan iddianamesini Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunmuꢁtur. Savcı
Gülꢁenoğlu’nun polis karakolunda silahını çıkardığını, A.B.’nin de onu uzak mesafeden
vurduğu kanaatine varmıꢁtır.
Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruꢁma 8 Eylül 1994 tarihinde yapılmıꢁtır.
Bu ve müteakip duruꢁmalarda mahkeme tanıkları dinlemiꢁ, 12 Ocak 2001 tarihinde A.B.
tutuklanmıꢁ, 13 Nisan 2001 tarihinde ise tutuksuz yargılanmasına karar verilmiꢁtir.
GÜLꢀENOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
Dava boyunca baꢁvuran, kardeꢁinin silahı olmadığını iddia etmiꢁtir. Bu bağlamda,
kardeꢁi ve Đ.M.’nin yakalandıkları sırada ceketlerini yüzlerini gizlemek için baꢁlarına kadar
çektiklerini, silah taꢁımaları halinde polislerin bunu görmesi gerektiğini öne sürmüꢁtür.
Kardeꢁinin uzak mesafeden vurulduğunu, bunun da cinayetin kasti olduğunu gösterdiğini
iddia etmiꢁtir.
Mahkeme 28 Haziran 2001 tarihinde A.B.’yi suçlandığı üzere mahkûm etmiꢁ ve 20 yıl
hapis cezasına çarptırmıꢁtır. Kararda A.B.’nin iddia edildiği gibi münakaꢁa sonucu vurulmuꢁ
olması için kurbanın yakın mesafeden vurulması gerektiği belirtilmiꢁtir. Kasım 2001 tarihinde baꢁvuran kararı temyiz etmiꢁ, 2 Ekim 2002 tarihinde Yargıtay
usule iliꢁkin gerekçelerle birinci derece mahkemesi kararını bozmuꢁtur. Ekim 2003 tarihinde Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi usule iliꢁkin noksanları gidererek
A.B.’yi yine 20 yıl hapse mahkûm etmiꢁ, ancak Yargıtay bu kararı da bozmuꢁtur. Kararda
birinci derece mahkemesinin Gülꢁenoğlu’nun bir silahı olup olmadığını ve bunu kullanmaya
teꢁebbüs edip etmediğini yeterince incelemediği belirtilmiꢁtir.
Dava dosyasından ve taraflardan bugüne kadar edinilen bilgilere göre A.B.’nin
yargılanması halen Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etmektedir.
HUKUK
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢀKĐN
Hükümet baꢁvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmuꢁtur. Bu bağlamda
baꢁvuranın kardeꢁini vurarak öldürdüğü iddia edilen polis memurunun yargılanmasının halen
ulusal mahkemelerde devam ettiğini belirtmiꢁlerdir. yılında baꢁlayıp halen devam eden cezai yargılamanın AĐHS’ye göre etkili olarak
kabul edilip edilmeyeceği baꢁvuranın ꢁikâyet konusuyla yakından iliꢁkilidir. Bu nedenle
Mahkeme Hükümetin ön itirazını esasla birleꢁtirmiꢁtir.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢁvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢁvurunun baꢁka açılardan bakıldığında da
kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢁvuru kabuledilebilir
niteliktedir.
II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢁvuran, kardeꢁi Vedathan Gülꢁenoğlu’nun öldürülmesinin AĐHS’nin 2. maddesine
ihlal teꢁkil ettiğini iddia etmiꢁtir.
Hükümet baꢁvuranın görüꢁlerine itiraz etmiꢁtir. Baꢁvuranın kardeꢁini vurarak ölümüne
neden olan polis memuru hakkındaki kovuꢁturmanın halen ulusal yargıda devam etmekte
olduğunu savunmuꢁlardır. Mahkemenin ikincil rolünü hatırlatarak somut davada 2. maddenin
ihlal edilmediğini savunmuꢁlardır.
GÜLꢀENOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
A. Genel ilkeler
Yaꢁam hakkını güvence altına alan ve bu haktan yoksun bırakmanın meꢁru olabileceği
durumları belirten 2. madde AĐHS’nin istisnaya izin verilmeyen en temel hükümlerinden
biridir (bkz. Velikova – Bulgaristan, no. 41488/98). Sözkonusu madde aynı zamanda 3.
madde ile birlikte Avrupa Konseyi’ni oluꢁturan demokratik toplumların temel değerlerinden
birini güvence altına almaktadır. Bu nedenle yaꢁam hakkından mahrumiyetin meꢁru
kılınabileceği ꢁartlar titizlikle yorumlanmalıdır (bkz. Salman – Türkiye [BD], no. 21986/93).
Bireylerin korunması için bir araç olan AĐHS’nin amaç ve hedefi de 2. maddenin verdiği
güvencelerin pratik ve etkili olacak ꢁekilde yorumlanıp uygulanmasını gerektirmektedir (bkz
McCann vd – Đngiltere, A Serisi no. 324).
2. madde metni, bir bütün olarak okunduğunda 2. paragrafın öncelikli olarak bir bireyin
kasten öldürülmesine izin verilen durumları tanımlamadığını, ancak istenmeyen bir sonuç
olan öldürmeyi ortaya çıkarabilecek, güç kullanmaya izin verilen durumları açıkladığını
gösterir. Ne var ki güç kullanma (a), (b) ve (c) fıkralarında belirtilen amaçlara ulaꢁmak için
“mutlak zorunluluğu” aꢁmamalıdır. Bu bağlamda madde 2/2’de “mutlak zorunluluk”
ifadesinin kullanımı, bu maddeye iliꢁkin olarak, AĐHS’nin 8-11. maddelerinin 2. paragrafında
konulan, Devlet müdahalesinin “demokratik bir toplumda zorunlu bir tedbir” olup olmadığını
belirlerken yapılan denetimden daha titiz ve zorlayıcı bir zorunluluk denetimi yapılması
gerektiğini gösterir. Özellikle kullanılan güç, maddenin alt paragraflarında belirtilen amaçlara
ulaꢁmakla titizlikle orantılı olmalıdır (bkz. McCann vd, yukarıda anılan).
Kullanılan gücün 2. madde ile uyumlu olup olmadığının belirlenmesinde kolluk kuvveti
operasyonunun ölümcül güç kullanımı ve istenmeyen ölüm ihtimalini mümkün olan en alt
seviyede tutacak ꢁekilde planlanıp denetlenmiꢁ olup olmadığının bilinmesi önemlidir. (aynı
karar; Ergi – Türkiye, Karar Raporları 1998-IV). Son olarak polis ve jandarma gibi kolluk
kuvvetleri gerek planlı bir operasyon gerek beklenmedik ꢁekilde tehlikeli olduğu
değerlendirilen bir ꢁahsın takibinde görevlerini ifa ederken boꢁluk içinde bırakılmamalıdır: bu
bağlamda geliꢁtirilmiꢁ uluslararası standartlar ıꢁığında hukuki ve idari bir çerçevede kolluk
kuvvetlerinin güç kullanabileceği kısıtlı koꢁullar tanımlanmalıdır (bkz. üzerinde gerekli
değiꢀiklikler yapıldıktan sonra, Makaratzis – Yunanistan [BD], no. 50385/99).
Mahkeme ayrıca içtihadına göre AĐHS’nin 2. maddesindeki yaꢁam hakkının koruma
altına alınması zorunluluğunun 1. maddedeki Devletin “… kendi yetki alanı içinde bulunan
herkese Sözleꢁme’de tanımı yapılan hak ve özgürlükleri tanıması” genel yükümlülüğü ile
birlikte değerlendirildiğinde ꢁahısların güç kullanımı sonucu öldürüldüğü durumlarda bir
ꢁekilde etkili resmi soruꢁturmanın yapılmasını zımnen gerektirdiğini hatırlatır (bkz. Tanrıkulu
– Türkiye [BD], no. 23763/94). Böyle bir soruꢁturmanın temel amacı yaꢁam hakkını koruyan
ulusal kanunların etkili bir ꢁekilde uygulanmasını güvence altına almak ve devlet görevlileri
ve organlarının, karıꢁtıkları bu tip olaylarda, sorumlulukları dahilinde meydana gelen
ölümlerle ilgili hesap vermelerini sağlamaktır (bkz. Ramsahai vd. – Hollanda [BD], no.
52391/99). Bir soruꢁturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki inceleme her davanın
koꢁullarına göre değiꢁir; ilgili tüm olaylar temelinde ve soruꢁturmanın pratik gerçekleri
dikkate alınarak değerlendirilmelidir (bkz. Velikova, yukarıda anılan; Ülkü Ekinci – Türkiye,
no. 27602/95).
Bu bağlamda zımni olarak ivedilik ve makul süre zorunluluğu bulunmaktadır (Yaꢀa –
Türkiye, Karar Raporları 1998-VI; Çakıcı – Türkiye [BD], no 23657/94; Mahmut Kaya –
Türkiye, no. 22535/93). Belirli bir durumda soruꢁturmanın ilerlemesini önleyen engeller ve
GÜLꢀENOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
güçlükler olabileceği kabul edilmelidir. Ancak ölümcül güç kullanımı veya kaybolma
olaylarını soruꢁtururken yetkililerin ivedilikle harekete geçmesi, kamuoyunun hukukun
üstünlüğüne olan güveninin korunması ve kanunsuz fiillerin örtbas edildiği veya bunlara
müsamaha edildiği izlenimi yaratılmaması için zaruridir. (bkz. genel olarak, Avꢀar – Türkiye,
no. 25657/94).
Soruꢁturma aynı zamanda kullanılan gücün o koꢁullarda meꢁru olup olmadığına karar
verilmesi ve sorumluların tespit edilip cezalandırılmasını sağlamak bakımından etkili
olmalıdır. Yetkililer diğerleri yanında görgü tanığı ifadeleri ve adli tıp delilleri dahil olmak
üzere olayla ilgili delilleri toplamak amacıyla mümkün olan uygun tedbirleri almıꢁ
olmalıdırlar. Soruꢁturma sonuçları, ilgili tüm unsurların tam, nesnel ve tarafsız incelemesine
dayanmalı ve AĐHS’nin 2/2. maddesinin gerektirdiği “mutlak gereklilikten fazla olmama”
standardına benzer bir standart uygulamalıdır. Soruꢁturmadaki, dava koꢁulları ve sorumlu
ꢁahsı tespit imkanını zayıflatan herhangi bir eksikliğin gösterilmesi gereken etkililik ölçüsüyle
çatıꢁması muhtemeldir (Ramsaha vd., yukarıda anılan).
B. Đlkelerin somut davaya uygulanması
Somut davada Vedathan Gülꢁenoğlu’nun kendisini bir gösteri sırasında yakalayan trafik
polisi A.B. tarafından vurularak öldürüldüğü konusunda taraflar arasında ihtilaf yoktur. Bu
bağlamda Mahkeme A.B.’nin birinci derece mahkemesi tarafından suçlandığı üzere mahkûm
edilip iki kez 20 yıl hapis cezasına çarptırılmıꢁ olduğunu gözlemler. Bu kararlar daha sonra
soruꢁturmadaki usule iliꢁkin eksiklik ve kusurlar nedeniyle Yargıtay tarafından bozulmuꢁtur.
Mahkeme, kovuꢁturmanın halen Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ettiğini
kabul etmektedir. Ancak yargılama süresi dikkate alındığında sözkonusu soruꢁturmanın
AĐHS’nin amaçları bağlamında ivedi ve etkili olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedir.
Bu noktada Mahkeme yargılama sırasında önemli gecikmeler olduğunu gözlemler; özellikle
birinci derece mahkemesinin tanıklardan polis memuru M.B.’ye ulaꢁmasının 4 yıl 4 ay aldığı
göz ardı edilemez.
Mahkeme ayrıca baꢁvuranın kardeꢁini takip edip yakalayan trafik polisinin tutumunda
önemli kusurlar olduğunu kaydeder. Yukarıda belirtildiği üzere polis memurları hazırlıklı bir
operasyon veya tehlikeli olduğu değerlendirilen bir ꢁahsın plansız takibinde görevlerini ifa
ederken ölümcül güç kullanımı ve istenmeyen ölüm ihtimalini mümkün olan en alt seviyede
tutacak ꢁekilde uygun tedbirleri almalıdırlar. Ancak somut davada sözkonusu polis
memurunun Vedathan Gülꢁenoğlu’nu yakalarken onu aramamıꢁ ve kelepçelememiꢁ olması
dikkat çekicidir. Yine polis karakolundaki sorgu odasında Vedathan Gülꢁenoğlu ile birlikte
bir polis memurunun kalması usule aykırı görünmektedir. Mahkeme, Hükümetten bu konuda
bir açıklama gelmemiꢁ olmasını dikkate alır.
Mahkemeye göre somut davadaki ölümcül güç kullanımı direkt olarak böyle bir eylemin
ikinci paragrafta belirtilen amaçlardan birini taꢁıması ve bu amaç için mutlak gerekli olmasını
gerektiren 2. maddenin alanına girmektedir. Yargıtay’ın 21 Ekim 2004 tarihli kararında
belirtildiği gibi bu davada birtakım önemli hususlar, özellikle de Vedathan Gülꢁenoğlu’nun
iddia edildiği gibi silahı olup olmadığı aydınlatılmayı beklemektedir. Bu bağlamda herhangi
bir bulgunun bulunmayıꢁı nedeniyle Hükümet olaylara iliꢁkin ikna edici bir açıklama
getirememiꢁtir.
GÜLꢀENOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
Yukarıdakiler ıꢁığında Mahkeme, somut davanın özel koꢁullarında yetkililerin AĐHS’nin
2. maddesindeki yükümlülüklerini yerine getiremediğini tespit etmektedir. Ayrıca Hükümetin
iç hukuk yollarının tüketilmemiꢁ olmasına iliꢁkin ön itirazının da reddine karar verir.
Bu nedenlerle somut davada 2. madde ihlal edilmiꢁtir.
III. AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢁvuran, ulusal makamların kardeꢁinin ölümü hakkında etkili bir soruꢁturma
yürütmediğini iddia etmiꢁtir. ꢀikâyeti bağlamında AĐHS’nin 6 ve 13. maddelerine atıfta
bulunmuꢁtur.
Hükümet iddiaya itiraz etmiꢁtir.
Mahkeme bu ꢁikâyetin yukarıda incelenen ꢁikâyetle bağlantılı olduğunu ve benzer
ꢁekilde kabuledilebilir olarak ilan edilmesi gerektiğini kaydeder.
Ancak 2. maddeye iliꢁkin olarak yapılan tespit dikkate alınarak Mahkeme somut davada
aynı zamanda 6 ve 13. maddelerin ihlal edilip edilmediğini ayrı olarak incelemeye gerek
görmemektedir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme iꢁbu Sözleꢁme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢁmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢁvuran 80,000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuꢁtur.
Hükümet talebe itiraz etmiꢁtir.
Hakkaniyete uygun olarak Mahkeme baꢁvurana 15,000 Euro manevi tazminat
ödenmesini uygun bulmaktadır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢁvuran ailesinin Mardin’de yaꢁadığını ve duruꢁmalara katılmak için son 13 yıldır
Đstanbul’a gidip geldiklerini ifade etmiꢁtir. Belge ibraz etmeksizin bu baꢁlık altında 5,000
Euro talep etmiꢁtir. Ayrıca ulusal mahkemeler önündeki masraflar için 3,000 Euro, avukatlık
ücretleri için ise 3,000 Euro talep etmiꢁtir. Son olarak baꢁvuran AĐHM önündeki masraflar
için 3,800 Euro ödenmesini talep etmiꢁtir. Bu bağlamda Đstanbul Barosu’nun ücret çizelgesini
temel almıꢁ ve 5,000 Türk Lirası (yaklaꢁık 2,800 Euro) miktarında bir fatura sunmuꢁtur.
Hükümet, talepleri aꢁırı bularak itiraz etmiꢁtir.
GÜLꢀENOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
AĐHM’nin içtihadına göre bir baꢁvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıꢁ ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.
Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak
Mahkeme ulusal yargılamadaki masraf ve giderlere iliꢁkin talebi reddeder ve AĐHM önündeki
masraflar için baꢁvurana 3,000 Euro ödenmesini uygun bulur.
C. Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine
uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiꢁtir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,
1. Oybirliğiyle, baꢁvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Oybirliğiyle, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki ön itirazının esasla
birleꢁtirilmesi ve reddine;
3. Oybirliğiyle, AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Oybirliğiyle, AĐHS’nin 6 ve 13. maddelerine dayalı ꢁikâyetin ayrı olarak incelenmesine
gerek bulunmadığına;
5. 1’e karꢁı 6 oyla,
(a) Sorumlu Devlet’in baꢁvurana, AĐHS’nin 44/2. maddesi uyarınca kararın kesinleꢁtiği
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk
Lirası’na çevrilerek ve her türlü vergiden muaf tutularak:
(i) 15,000 Euro (on beꢁ bin Euro) manevi tazminat;
(ii) 3,000 Euro (üç bin Euro) yargılama masraf ve giderleri ödemesine;
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa
Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
6. Oybirliğiyle, adil tatmine iliꢁkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢁbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢁ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3.
paragrafları uyarınca 29 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢁtir.
Santiago QUESADA
Kâtip
Boštjan M. ZUPANČIČ
Baꢁkan
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło