16330/02

WyrokETPCz2008-05-20ECLI:CE:ECHR:2008:0520JUD001633002

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak ustnej rozprawy i możliwości obrony przez adwokata w postępowaniu dyscyplinarnym wobec więźnia, skutkującym długotrwałym ograniczeniem prawa do odwiedzin, narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy ograniczenie prawa więźnia do przyjmowania odwiedzin, oparte na niejasnych i niedostatecznie precyzyjnych przepisach krajowych, narusza prawo do poszanowania życia prywatnego i rodzinnego z art. 8 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie dyscyplinarne, które skutkowało długotrwałym pozbawieniem skarżącego prawa do odwiedzin, dotyczyło jego praw cywilnych, co uzasadniało zastosowanie art. 6 ust. 1 Konwencji. Stwierdził naruszenie tego artykułu, ponieważ skarżący nie miał możliwości skutecznego śledzenia postępowania, w tym braku ustnej rozprawy i możliwości obrony przez adwokata przed sądami krajowymi rozpatrującymi odwołania od kar dyscyplinarnych. W odniesieniu do art. 8, Trybunał uznał, że ograniczenie prawa do odwiedzin stanowiło ingerencję w życie rodzinne skarżącego. Stwierdził naruszenie art. 8, ponieważ przepisy krajowe (Tüzük, art. 157) dotyczące kar dyscyplinarnych nie były wystarczająco jasne i szczegółowe, aby zapewnić odpowiednią ochronę przed arbitralną ingerencją władz w prawo do życia rodzinnego, co oznaczało, że ingerencja nie była "zgodna z prawem".
Stan faktyczny
Skarżący, Ali Gülmez, urodzony w 1965 r., obywatel Turcji, odbywał karę pozbawienia wolności w więzieniu typu F w Sincan, oskarżony o morderstwo, zbrojny rabunek i członkostwo w nielegalnej organizacji. W okresie od grudnia 2000 r. do czerwca 2001 r. nałożono na niego sześć kar dyscyplinarnych, w tym kilkukrotne zakazy odwiedzin, za uszkodzenie mienia więziennego, skandowanie haseł i odmowę przeszukania. W sumie skarżący był pozbawiony prawa do odwiedzin przez około rok. Decyzje o karach dyscyplinarnych były podejmowane przez Radę Dyscyplinarną więzienia, a następnie zatwierdzane przez sądy krajowe wyłącznie na podstawie akt sprawy, bez ustnej rozprawy i możliwości obrony przez adwokata.
Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza dopuszczalność skarg w zakresie art. 6 ust. 1 i art. 8 Konwencji oraz niedopuszczalność pozostałej części skargi. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji i naruszenie art. 8 Konwencji. Zasądza na rzecz skarżącego 1000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, wraz z odsetkami. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   A V R U P A   OF E U R O P E   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   GÜLMEZ – TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 16330/02)   KARAR   STRAZBURG   Mayıs 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 16330/02 no’lu davanın nedeni, T.C.   vatandaꢀı Ali Gülmez’in (“baꢀvuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 23 Temmuz   tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan   Hakları Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) 34. Maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   2. Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu   avukatlarından Ünal Kuꢀ ve Gül Altay tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   3. Baꢀvuran 1965 doğumludur ve Ankara Sincan F-tipi cezaevinde hapis cezasını   çekmektedir.   4. Cinayet, silahlı soygun ve TKP-ML (Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist)   adlı yasadıꢀı bir örgüte üye olmakla suçlanan baꢀvuran, Mart 2000’de tutuklu yargılanmak   üzere Nevꢀehir cezaevine konmuꢀtur.   5. 19 Aralık 2000 tarihinde, baꢀvuran Ankara Sincan F-tipi cezaevine nakledilmiꢀtir.   6. 2 Ocak 2001 tarihinde, F-tipi cezaevinin Disiplin Kurulu (“Kurul”), Ceza Đnfaz   Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların Đnfazına Dair Tüzüğün (“Tüzük”)   157. Maddesi uyarınca baꢀvuranı cezaevine ait mallara zarar vermekten suçlu bulmuꢀ ve üç   ay boyunca baꢀvuranın ziyaretçi kabul etmesini yasaklamıꢀtır. Kurulun kararına göre, 24   Aralık 2000’de baꢀvuran koğuꢀundaki havalandırmayı kırmıꢀ ve duvarına yasadıꢀı bir örgütün   ismini yazmıꢀtır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 116/5 maddesi uyarınca, Kurul kararı   Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından incelenmiꢀ ve onaylanmıꢀtır. Mahkeme, dava   dosyasına dayanarak kararını vermiꢀtir. Mahkeme, ayrıca, baꢀvuranın F-tipi cezaevlerindeki   genel durumu protesto etmek amacıyla bu eylemleri yaptığını itiraf ettiği ifadesine de atıfta   bulunmuꢀtur. Verilen ceza, 25 Ocak 2001 ile 25 Nisan 2001 tarihleri arasında uygulanmıꢀtır.   7. 13 Mart 2001 tarihinde, Kurul baꢀvurana yeniden bir disiplin yaptırımı uygulamıꢀ   ve iki ay süreyle baꢀvuranın ziyaretçi kabul etmesini yasaklamıꢀtır. Kurul kararına göre,   baꢀvuran, avukatıyla görüꢀmesinin ardından, 15 ꢁubat 2001 tarihinde cezaevi memurları   tarafından üstünün aranmasını kabul etmemiꢀ ve slogan atmıꢀtır. Baꢀvuran, savunmasında   ayakkabılarını çıkarması söylendiğinde cezaevi memurlarına karꢀı geldiğini itiraf etmiꢀtir. 28   Mart 2001 tarihinde, Kurul’un vermiꢀ olduğu karar Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi   tarafından incelenmiꢀ ve onaylanmıꢀtır. Tüzüğün 162. maddesi uyarınca, baꢀvuran bu kararla   ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı’na itirazda bulunmuꢀtur. 2 Mayıs 2001 tarihinde, Cumhuriyet   Savcısı baꢀvuranın talebini reddetmiꢀtir. Baꢀvurana verilen ceza, 27 Nisan ile 27 Haziran   tarihleri arasında uygulanmıꢀtır.   8. Kurul, 17 Mayıs 2001 tarihinde, baꢀvuranı cezaevi mallarına zarar vermekten,   cezaevinde bulunan ranza demirinden yapılmıꢀ keskin bir alet ve aꢀırı miktarda para   bulundurmaktan suçlu bulmuꢀtur. Kurul, üç ay süreyle baꢀvuranın ziyaretçi kabulünü   yasaklamıꢀtır. Bu arada, disiplin kurulları tarafından verilen kararların infaz hakimi tarafından   incelenmesini öngören 4675 sayılı Kanun yürürlüğe girmiꢀtir. Buna göre, 21 Haziran 2001   tarihinde, 17 Mayıs 2001 tarihli karar incelenmiꢀtir. Hakim, dava dosyasına dayanarak ve   baꢀvuranın ifadesini göz önünde bulundurarak Kurul kararını onaylamıꢀtır. Bu karar, 3   Temmuz 2001 tarihinde baꢀvurana tebliğ edilmiꢀ ve baꢀvuranın cezası 31 Temmuz ile 30   Ekim 2001 tarihleri arasında uygulanmıꢀtır.   9. 21 Mayıs 2001 tarihinde, baꢀvuran cezaevinde slogan attığı için uyarı almıꢀtır.   Kurul, benzer suçları iꢀlemeye devam ettiği takdirde baꢀvuranın daha ağır cezalar alacağı   konusunda uyarılması gerektiğine karar vermiꢀtir.   10. Sırasıyla 18 ve 22 Mayıs 2001 tarihlerinde, cezaevi gardiyanları iki adet olay   raporu hazırlamıꢀtır. Bu raporlarda, baꢀvuranın hücresindeki hoparlörü kırarak kamu malına   zarar verdiği ve hapishanedeki diğer kiꢀileri slogan atarak düzeni bozmaya tahrik ettiği   belirtilmektedir. Baꢀvuran, 25 Mayıs 2001 tarihli ifadesinde, slogan attığını itiraf etmiꢀ, ancak   hücresinde bulunan hoparlöre zarar verdiğini inkar etmiꢀtir. Kurul, 29 Mayıs 2001’de,   baꢀvuranı suçlu bulmuꢀ ve bir ay süreyle baꢀvuranın ziyaretçi kabulünü ve mektup gönderip   almasını yasaklamıꢀtır. 21 Haziran 2001 tarihinde, Kurul kararı infaz hakimi tarafından   incelenmiꢀ ve onaylanmıꢀtır. Bu karar, 29 Haziran 2001 tarihinde baꢀvurana tebliğ edilmiꢀ ve   baꢀvuran karara itiraz etmiꢀtir. 4 Temmuz 2001 tarihinde, infaz hakimi baꢀvuranın itirazını   reddetmiꢀ ve baꢀvuranın cezası 29 Haziran ile 29 Temmuz tarihleri arasında uygulanmıꢀtır.   11. 6 Haziran 2001 tarihinde, baꢀvuran hücresindeki pencere demirlerine tırmanırken   gardiyanlar tarafından yakalanmıꢀtır. Baꢀvuran, 14 Haziran 2001 tarihli ifadesinde, çatıda   bulunduğunu iddia ettiği gazeteyi almak için tırmandığını ileri sürmüꢀtür. Kurul, 18 Haziran   tarihinde, pencere demirlerine tırmandığı gerekçesiyle bir kez daha baꢀvuranın üç ay   süreyle ziyaretçi kabul etmesi yasaklanmıꢀtır. 2 Temmuz 2001 tarihinde, Kurul kararı infaz   hakimi tarafından incelenmiꢀ ve onaylanmıꢀtır. Bu karar, 1 Kasım 2001 tarihinde baꢀvurana   tebliğ edilmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   12. Baꢀvuran, Sincan F-tipi cezaevindeki tutukluluk koꢀullarının AĐHS’nin 3.   maddesine aykırı olduğu konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. Baꢀvuran, diğer mahkumlardan ayrı   bir hücrede tutulduğunu ileri sürmüꢀtür.   13. Hükümet, baꢀvuranın ꢀikayetçi olduğu cezaevindeki genel durumun AĐHS’nin 3.   maddesinde öngörülen ꢀartlara uygun olduğunu vurgulamıꢀtır. Bu bakımdan, Hükümet,   baꢀvuranın tutulduğu koğuꢀun bir hücre olarak düꢀünülemeyeceğini ileri sürmüꢀtür. Hükümet,   bu koğuꢀun iki katlı olduğunu ve üç kiꢀinin kalabileceği ꢀekilde tasarlandığını; alt katta bir   tuvalet, duꢀ ve küçük bir mutfak bulunduğunu ve üst katın uyuma alanı olarak kullanıldığını,   burada da yatak ve çekmeceli bir dolap bulunduğunu belirtmiꢀtir. Ayrıca, her birimde   havalandırma amaçlı küçük bir alan bulunmaktadır. Hükümet, ayrıca, AĐHM’nin geçmiꢀte F-   tipi cezaevi koꢀullarını incelediğini ve bununla ilgili olarak AĐHS’nin 3. maddesinin ihlalini   saptamadığını belirtmiꢀtir.   14. AĐHM, içtihadına göre, kötü muamelenin AĐHS’nin 3. maddesi kapsamına   girebilmesi için minimum düzeyde sertlik içermesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu minimum   seviyede sertlik kavramının değerlendirilmesi görecelidir; bu değerlendirme muamelenin   süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri, bazı durumlarda mağdurun cinsiyeti, yaꢀı ve sağlık durumu   gibi dava koꢀullarına bağlıdır. Ayrıca, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca muamelenin “onur   kırıcı” olup olmadığını değerlendirirken, AĐHM, muamelenin amacının sözkonusu kiꢀiyi   aꢀağılamak ve küçük düꢀürmek mi olduğunu ve sonuçlar dikkate alındığında, yapılan   muamelenin ꢀahsın kiꢀiliğini AĐHS’nin 3. maddesinin aksine ters bir biçimde etkileyip   etkilemediğini dikkate alacaktır. Böyle bir amaç sözkonusu olmasa bile, bu AĐHS’nin 3.   maddesinin ihlal edilmediği anlamına gelmez (bkz. Peers / Yunanistan, no. 28524/95).   15. AĐHM, sürekli olarak, sözkonusu eziyet ve küçük düꢀürmenin meꢀru bir muamele   veya cezanın kaçınılmaz bir sonucu olan eziyet veya küçük düꢀürmenin ötesine gitmesi   gerektiğini vurgulamıꢀtır. Bir kiꢀiyi özgürlüğünden mahrum bırakan önlemler genellikle böyle   bir unsuru barındırırlar. Her tutuklu, alınan tedbirlerin infaz edilme usul ve yöntemlerinin   kendisini, tutukluluğun doğasında var olan kaçınılmaz ıstırap düzeyini aꢀacak ꢀiddette bir   sıkıntı veya zorluğa maruz bırakmamasını temin edecek ꢀekilde, insan onuruyla bağdaꢀır   tutukluluk koꢀullarına tabi olma hakkına sahip olduğundan, hapsetmenin uygulamaya iliꢀkin   gereklilikleri gözönünde bulundurulduğunda, tutuklunun sağlığının yanı sıra esenliği de   yeterli bir ꢀekilde sağlanmalıdır (bkz. Kudla / Polonya, no. 30210/96).   16. AĐHM, daha önce benzer ꢀikayetleri incelediğini ve kabuledilemez bulduğunu   hatırlatmaktadır (bkz. Gündoğan / Türkiye, no. 29/02; Yılmaz Karakaꢀ / Türkiye, no.   68909/01). AĐHM, sözkonusu davada yasaklanan ꢀiddette bir muamele olduğunu gösteren ve   AĐHM’nin daha önce vermiꢀ olduğu kararlardan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel   koꢀul görmemektedir.   17. AĐHM, yukarıdaki bilgilere dayanarak, baꢀvuranın savunulabilir bir iddia ortaya   koymadığı ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca dayanaktan yoksun   olduğu gerekçesiyle baꢀvurunun bu kısmının reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıꢀtır.   II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   18. Baꢀvuran, yerel makamlar huzurunda kendisini bizzat savunma hakkından   mahrum bırakıldığı gerekçesiyle, kendisine uygulanan disiplin yaptırımlarının keyfi olduğunu   ileri sürmüꢀtür.   A. 6. Maddenin Uygulanabilirliği   19. Hükümet, 6. maddenin disiplin kovuꢀturmasına uygulanamaz olduğu gerekçesiyle   bu ꢀikayetin ratione materiae (konu bakımından) 6. maddeyle bağdaꢀmadığını ve   reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüꢀtür.   20. Baꢀvuran, 6. maddenin uygulanabilir olup olmadığına dair herhangi bir açıklama   yapmamıꢀtır.   21. AĐHM, bu davada yer alan kovuꢀturmada baꢀvuran aleyhinde bir suç isnadının   belirlenmesinin sözkonusu olmadığını kaydeder. AĐHM, konuyla ilgili yerleꢀik içtihadını   dikkate aldığında, 6. maddenin cezaya iliꢀkin hükümlerinin sözkonusu davaya   uygulanamayacağı konusunda Hükümet’le mutabık olur (bkz. Ezeh ve Connors / Đngiltere, no.   39665/98; Štitić / Hırvatistan, no. 29660/03).   22. Ancak, yerel yargılama sürecinin sonunda baꢀvuranın yaklaꢀık bir yıl boyunca   ziyaretçileriyle görüꢀme hakkından mahrum bırakılması nedeniyle, AĐHM’nin 6. maddenin   medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili yönü bakımından uygulanabilir olup olmadığını   gözönünde bulundurması gerekir. Bunu yaparken, AĐHM’nin iç hukuk uyarınca savunulabilir   bir hak üzerinde “ihtilaf” olup olmadığını ve bahsedilen hakkın “medeni” bir hak olup   olmadığını incelemesi gerekir.   23. AĐHM, ilk koꢀulla ilgili olarak, yerleꢀik içtihadı çerçevesinde, AĐHS’nin 6/1   maddesinin yalnızca “medeni hak ve yükümlülükler” üzerinde gerçek ve ciddi bir “ihtilaf”   sözkonusu olduğunda uygulanabilir olduğunu hatırlatmaktadır (bkz. Sporrong ve Lönnroth /   Đsveç, A Serisi no. 52). Sözkonusu ihtilaf yalnızca bir hakkın varlığıyla değil, aynı zamanda   bu hakkın kapsamı ve uygulanma ꢀekliyle de ilgili olabilir (bkz. Zander / Đsveç, A Serisi no.   279-B). Yargılamanın sonucu, doğrudan sözkonusu hakka iliꢀkin kesin bir karar olmalıdır;   yüzeysel bağlantılar ve dolaylı sonuçlar 6/1 maddesini harekete geçirmek için yeterli değildir   (bkz. Masson ve Van Zon / Hollanda, A Serisi no. 327-A; Fayed / Đngiltere, A Serisi no. 394-   B). Ayrıca, “AĐHS’nin 6/1 maddesi, en azından savunulabilir gerekçeler sözkonusu   olduğunda, AĐHS tarafından da güvence altına alınıp alınmadığından bağımsız olarak iç   hukukta tanınan (medeni) haklar üzerindeki ‘ihtilafları’ da içine alabilir”(bkz. Editions   Périscope / Fransa, A Serisi no. 234-B).   24. Mahkumlara uygulanan disiplin yaptırımlarına karꢀı iç hukukun adli hukuk yolları   sağladığı gözlemlenmektedir. Dolayısıyla, baꢀvuranın yerel mahkemeler huzurunda disiplin   yaptırımlarını sorgulama hakkı vardı (bkz. mutatis mutandis, Vilho Eskelinen ve Diğerleri /   Finlandiya, no. 63235/00).   25. AĐHM, ikinci koꢀulla ilgili olarak, baꢀvuranın ziyaretçileriyle görüꢀme hakkının   kısıtlanmasının açık bir ꢀekilde kiꢀisel haklarının kapsamına girdiğini ve bu nedenle de   medeni hak niteliğinde olduğunu kaydetmektedir (bkz. Ganci / Đtalya, no. 41576/98).   26. AĐHM, yukarıdaki bilgilere dayanarak, 6. maddenin sözkonusu davaya   uygulanabileceği sonucuna varmıꢀtır.   B. 6. Maddeye Uyma   27. Baꢀvuran, yerel mahkemelerin duruꢀma yapmaksızın dava dosyasına dayanarak   kararlarını vermeleri nedeniyle, sözkonusu disiplin kovuꢀturması sırasında adil bir ꢀekilde   yargılanmağını ileri sürmüꢀtür.   28. Hükümet, bu ꢀikayetin esasına iliꢀkin yorumda bulunmamıꢀtır.   29. AĐHM, mahkemelerin açık duruꢀma yapmalarının AĐHS’nin 6/1 maddesinde   öngörülen temel bir ilke olduğunu hatırlatmaktadır. Duruꢀmaların açık olarak görülmesi,   davacıları, adaletin kamu denetimine kapalı olarak gizli bir ꢀekilde iꢀlemesinden   korumaktadır; ayrıca, bu mahkemelere güven duyulmasını sağlamanın yollarından biridir.   Umuma açık olma, adaletin iꢀleyiꢀini ꢀeffaf hale getirerek AĐHS’nin 6/1 maddesinin   amacının, özellikle de AĐHS’ye göre demokratik bir toplumun temel ilkelerinden biri olan adil   yargılanma ilkesinin gerçekleꢀmesine katkıda bulunur (bkz, Szücs / Avusturya, Hüküm ve   Karar Raporları 1997-VII; Diennet / Fransa, A Serisi no. 325-A).   30. AĐHM, ayrıca, AĐHS’nin 6/1 maddesi uyarınca, açık duruꢀma yapılmasının mutlak   hak olmadığını hatırlatmaktadır. Dava dosyasına ve tarafların yazılı görüꢀlerine dayanılarak   yeterli ꢀekilde çözümlenemeyecek derecede hukuki veya olgusal sorunlar ortaya koymayan   dava koꢀulları sözkonusu olduğunda, duruꢀma yapılmasına gerek olmayabilir (bkz, Döry /   Đsveç, no. 28394/95). Ayrıca, mahkemeye eriꢀim hakkının, doğası gereği, bireylerin ve   toplumun ihtiyaçlarına ve kaynaklarına göre yer ve zaman açısından değiꢀiklik gösterebilen   kurallar konmasını gerektirdiği hatırlatılmaktadır (Golder / Đngiltere, A Serisi no. 18). Böyle   kurallar koyarken Devlet’in belirli bir takdir yetkisi bulunmaktadır; ancak uygulanan   kısıtlamalar mahkemeye eriꢀim hakkının özünü zayıflatacak ꢀekilde kiꢀiye verilen eriꢀim   hakkını kısıtlayamaz (Ashingdane / Đngiltere, A Serisi no. 93).   31. AĐHM, bu noktada, adaletin çıkarlarının gerektirmesi halinde, disiplin suçlarıyla   itham edilen mahkumların kendilerini bizzat veya avukatları aracılığıyla savunmalarına izin   verilmesi gerektiğini öne süren Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 59 (c) maddesine atıfta   bulunmaktadır.   32. AĐHM, sözkonusu dava olaylarıyla ilgili olarak, sözkonusu zamanda, Ceza Đnfaz   Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların Đnfazına Dair Tüzüğün 163.   maddesinde,   hükümlünün   savunması   alınmadan   hakkında   disiplin   cezası   uygulanamayacağının belirtildiğini gözlemlemektedir. Ancak, 4675 Sayılı Kanun’un 6.   maddesinde, mahkumların kendilerine uygulanan disiplin cezalarına itirazda bulunmaları   halinde, bu itirazın dava dosyasına dayanılarak önce infaz hakimi, daha sonra ise en yakın   ağır ceza mahkemesi tarafından inceleneceği belirtilmiꢀtir. Sonuç olarak, baꢀvuranla ilgili   yargılamada açık duruꢀma yapılmamıꢀtır. Baꢀvuranın davalarına bakan infaz hakimi ile ağır   ceza mahkemesi, dava dosyasında yer alan belgelere dayanarak karar almıꢀlardır. Baꢀvuranın   savunmaları, yalnızca çeꢀitli cezalar uygulayan Disiplin Kurulu önünde dikkate alınmıꢀtır.   Ayrıca, disiplin itirazlarını sonuca bağlayan yerel mahkemeler huzurunda baꢀvurana avukat   aracılığıyla kendini savunma imkanı tanınmamıꢀtır.   33. AĐHM, yukarıda yer alan bilgilere dayanarak, baꢀvuranın aleyhinde yürütülen   yargılamayı etkili bir ꢀekilde takip edemediği sonucuna varmıꢀtır.   34. Buna göre, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   35. Baꢀvuran, yaklaꢀık bir yıl boyunca ziyaretçi kabul etme hakkını kısıtlayan disiplin   cezalarının AĐHS’nin 8. maddesini ihlal ettiği konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur.   A. Kabuledilebilirlik   36. Hükümet, 2 Ocak 2001 tarihli ilk disiplin cezasına iliꢀkin ꢀikayetin AĐHS’nin 35/1   maddesinde öngörülen altı aylık süre dıꢀında yapılmıꢀ olması nedeniyle reddedilmesi   gerektiğini ileri sürmüꢀtür. Hükümet, bu bağlamda, karara karꢀı herhangi bir itirazda   bulunulmadığı için disiplin cezasının 8 Ocak 2001 tarihinde kesinleꢀtiğini, ancak 23 Temmuz   tarihinden önce AĐHM’ye baꢀvuruda bulunulmadığını iddia etmiꢀtir.   37. Hükümet, ayrıca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle baꢀvurunun   reddedilmesi gerektiğini iddia etmiꢀtir. Hükümet, bu bağlamda, yukarıda adı geçen Tüzüğün   165. maddesi uyarınca, baꢀvuranın Disiplin Kurulu ile infaz hakiminin kararlarına karꢀı   Cumhuriyet Savcılığı’na itirazda bulunabileceğini belirtmiꢀtir.   38. Ancak, AĐHM, altı aylık süreyle ilgili olarak, sözkonusu davada baꢀvuranın ardı   ardına beꢀ disiplin cezası aldığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, yaklaꢀık bir yıl boyunca   baꢀvuranın ziyaretçi kabul etme hakkı kısıtlanmıꢀtır. Bu nedenle, AĐHM, bu cezaların bir   bütün olarak ele alınması gerektiği görüꢀündedir. Buna göre, baꢀvurana son olarak 18 Haziran   tarihinde disiplin cezası verildiğinden dolayı, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca   baꢀvurunun altı aylık süre içerisinde yapıldığı düꢀünülmelidir. Sonuç olarak, Hükümet’in   itirazının bu kısmı desteklenemez.   39. Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmesine iliꢀkin ikinci itirazıyla ilgili olarak,   AĐHM, bu itirazın ꢀikayetin esasıyla yakından ilgili olduğu görüꢀündedir. Bu nedenle, AĐHM,   bu itirazı 8. maddeye iliꢀkin ꢀikayetin esasının incelenmesine dahil etmektedir.   B. Esas   40. Hükümet, cezaevi yetkililerinin takdir yetkilerini kullanırken, düzeni korumak için   baꢀvuranın ziyaretçi kabul etme hakkını kısıtlamayı gerekli gördüklerini belirtmiꢀtir.   Hükümet, Tüzüğün 157. maddesine dayanan kısıtlamanın AĐHS’nin 8/2 maddesini ihlal   etmediğini ileri sürmüꢀtür. Hükümet, son olarak, baꢀvuranın yerel makamlar önünde disiplin   cezalarına itiraz etme imkanının olduğunu belirtmiꢀtir.   41. AĐHM, mahkumların genel olarak özgürlük hakkı hariç AĐHS ile güvence altına   alınan temel hak ve özgürlüklerden yararlanmaya devam ettiklerini hatırlatmaktadır (Hirst /   Đngiltere (no. 2), no. 74025/01). Örneğin, mahkumlar aile hayatına saygı hakkı (Messina /   Đtalya (no. 2), no. 25498/94; Ploski / Polonya, no. 26761/95; X / Đngiltere, no. 9054/80) ile   haberleꢀmeye saygı hakkından (bkz, Silver ve Diğerleri / Đngiltere, A Serisi no. 61)   yararlanmaya devam etmektedirler. Bu haklara getirilen kısıtlamalar, tutukluluk koꢀullarının   kaçınılmaz bir sonucu olan suç ve düzensizliğin önlenmesi için güvenlik nedeniyle   uygulamaya konmuꢀ olsa da, haklı bir gerekçeye dayanmalıdırlar.   42. AĐHM, ayrıca, bir bireyin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkına   yapılan herhangi bir müdahalenin, AĐHS’nin 8/2 maddesi uyarınca meꢀru amaç veya   amaçlarla yapılmadığı ve “demokratik bir toplumda gerekli olmadığı” takdirde 8. maddeyi   ihlal ettiğini hatırlatmaktadır. Bu davada Hükümet baꢀvuranın olayları sunuꢀ biçimine itiraz   etmemektedir. Bu nedenle AĐHM, baꢀvuranın ziyaretçi kabul etme hakkı üzerinde yaklaꢀık bir   yıldır uygulanan kısıtlamanın, AĐHS’nin 8. maddesi kapsamında aile hayatına saygı   gösterilmesi hakkına baꢀlı baꢀına müdahale teꢀkil ettiği kanısındadır.   43. AĐHM’nin, ꢀikayet konusu olan müdahalenin “yasalara uygun” olup olmadığını   değerlendirmek için, temel hukukun üstünlüğü ilkesinin koꢀulları ile bağlantılı olarak   sözkonusu tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuk mevzuatını değerlendirmesi kaçınılmazdır.   “Yasalara uygun” ifadesi sözkonusu yasanın niteliğine atıfta bulunmaktadır. Hukukun   üstünlüğü ilkesinin yürütmeye sınırsız yetki verilmesine izin vermemesi doğrultusunda iç   hukuk, resmi makamların AĐHS ile güvence altına alınan haklara yaptıkları keyfi   müdahalelere karꢀı koruma tedbiri sağlamalıdır. Sonuç olarak, yasalar, idarenin takdir   yetkisinin kapsamı ile bunun uygulanıꢀ biçimini gereken açıklıkla belirtmelidirler (bkz. Hasan   ve Chaush – Bulgaristan [BD], 30985/96). Yasalar, bireylere, resmi makamların dava konusu   tedbirlere baꢀvurmaya yetkili oldukları durumlar ve koꢀullarla ilgili uygun bir gösterge   sağlama konusunda yeterince açık olmalıdırlar.   44. Sözkonusu davada, baꢀvuranın ziyaretçi kabul etme hakkına uygulanan kısıtlama,   Ceza Đnfaz Kurumları ile Tevkif Evlerinin Yönetimine ve Cezaların Đnfazına Dair Tüzük’ün   157. maddesine dayanmaktadır. AĐHM bu Tüzüğün yayımlanmıꢀ olduğunu ve baꢀvuranın   buna eriꢀebilir konumda olduğunu kaydeder. Öte yandan, ceza gerektiren fiiller ve bunların   cezaları açık bir dille ifade edilmemiꢀtir. AĐHM’ye göre bu durum, uygulanabilecek disiplin   cezalarını belirlemede yetkili makamlara geniꢀ bir takdir yetkisi bırakmıꢀtır. Bu davada,   baꢀvurana, cezaevi malına zarar vermek, slogan atmak ve arama yapılmasına karꢀı koymaktan   altı disiplin cezası verilmiꢀtir. Sonuç olarak, baꢀvuran, yaklaꢀık bir yıl boyunca ziyaretçi kabul   etme hakkından mahrum bırakılmıꢀtır. Bu noktada AĐHM, Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 60/4   maddesi uyarınca, hiçbir disiplin cezasının aileyle olan iletiꢀim üzerine konacak genel bir   yasağı kapsayamayacağını da yineler.   45. AĐHM ayrıca 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe giren yasayı (5275 Sayılı Ceza ve   Güvenlik Tedbirlerinin Đnfazı Hakkında Kanun) göz önünde bulundurmaktadır. Cezaevi   disipliniyle ilgili yeni hükümler, ceza gerektiren fiiller, bunların cezaları ve izlenecek   usullerin listesini vermektedir. Bu yasa Avrupa Đꢀkenceyi ve Đnsanlık Dıꢀı veya Aꢀağılayıcı   Muamele veya Cezaları Önleme Komitesi tarafından incelenmiꢀ, herhangi bir eleꢀtiriye maruz   kalmamıꢀtır.   46. Yukarıda belirtilenler göz önünde tutulduğunda, AĐHM, 2001 yılında yürürlükte   olduğu haliyle Tüzüğün, yetkili makamların baꢀvuranın aile hayatına yaptıkları haksız   müdahaleye karꢀı yerinde koruma sağlayabilecek derecede açık ve ayrıntılı olduğuna ikna   olmamıꢀtır.   47. Davanın özel koꢀullarında, AĐHM, baꢀvuranın aile hayatına yapılan müdahalenin   AĐHS’nin “kanun niteliği” koꢀulunu karꢀılamayan kanun hükümlerine dayandığı sonucuna   varmaktadır.   48. Varılan bu sonuç ıꢀığında, AĐHM’nin, müdahalenin 8. maddenin 2. fıkrası   uyarınca meꢀru bir amaç veya amaçlar güdüp gütmediğini ve “demokratik bir toplumda   gerekli” olup olmadığını belirlemesi gerekli değildir. Ayrıca Hükümet’in iç hukuk yollarının   tüketilmediğine iliꢀkin ön itirazının reddedilmesine karar verir.   49. Bu nedenle AĐHM, mevcut davada 8. maddenin ihlal edildiği kanısına varır.   IV. AĐHS’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER MADDELERĐ   50. Baꢀvuran, AĐHS’nin 7. (geçmiꢀe dönük cezai mevzuat yasağı) ve 18. (AĐHS’nin   meꢀru kısıtlamalarının gizli amaçlar için uygulanması yasağı) maddelerine atıfta bulunmuꢀtur.   51. Hükümet bu iddialara itiraz etmiꢀtir.   52. AĐHM, dava dosyasında, bu hükümlerin ihlalini ortaya koyan hiçbir unsur   bulamamıꢀtır. Dolayısıyla baꢀvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, AĐHS’nin 35.   maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.   V. AĐHS’NĐN 41. VE 46. MADDELERĐNĐN UYGULANMASI   A. AĐHS’nin 46. maddesi   53. Bu maddeye göre:   “ 1. Yüksek Sözleꢀmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkemenin kesinleꢀmiꢀ kararlarına   uymayı taahhüt ederler.   2. Mahkemenin kesinleꢀmiꢀ kararı, kararın uygulanmasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesine   gönderilir.   ” 54. AĐHM’nin açık duruꢀma yapılmamasına dair yapılan ꢀikayetler ile ilgili vardığı   sonuçlar, baꢀvuranın AĐHS’nin 6. maddesi kapsamındaki haklarının ihlalinin, kendilerine   uygulanan disiplin cezalarına itiraz eden pek çok mahkumu etkileyen Türk mevzuatının (4675   Sayılı Đnfaz Hakimliği Kanunu) durumundan kaynaklandığına dayanmaktadır. Aynı konuyla   ilgili diğer pek çok baꢀvuru AĐHM’de görüꢀülmektedir. Bu davaların esasıyla ilgili varılacak   kararlar saklı tutulmak kaydıyla, yukarıda belirtilen olaylar, sözkonusu sorunun sistemin   bütününü etkiler nitelikte olduğuna iꢀaret etmektedir.   55. Bu noktada AĐHM, 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe giren yasayı (5275 Sayılı   Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin Đnfazı Hakkında Kanun) göz önünde bulundurur. Cezaevi   disipliniyle ilgili yeni hükümler, ceza gerektiren fiiller, bunların cezaları ve izlenecek   usullerin listesini vermektedir. Bu hükümlerin, yapılan herhangi haksız bir müdahaleye karꢀı   yerinde koruma sağlayabilecek derecede açık ve ayrıntılı olduğu anlaꢀılmaktadır. Bununla   beraber, disiplin iꢀlemleriyle ilgili izlenecek usul değiꢀmemiꢀtir. Disiplin suçlarıyla suçlanan   mahkumların kendilerini ꢀahsen veyahut avukat aracılığıyla savunmasına izin   verilmemektedir.   56. Benzer baꢀvurularda, bu tür sistemin bütünü etkileyen sorunları ve bunların   kaynağını, Sözleꢀmeye Taraf Devletlerin uygun çözümü bulmalarına ve Bakanlar   Komitesi’nin kararların uygulanıp uygulanmadığını denetlemelerine yardımcı olmak için, bu   tür sistemik sorunları ve bunların kaynağını teꢀhis etmek AĐHM’nin yerine getirdiği bir   uygulamadır (ayrıntı için bkz. Scordino – Đtalya (no. 1) [BD], 36813/97; Sejdovic – Đtalya   [BD], 56581/00; Lukenda – Slovenya, 23032/02 ya da Scordino – Đtalya (no. 3) (adil tatmin),   43662/98).   57. AĐHM, sistemin bütününe iliꢀkin teꢀhis edilen bu duruma iliꢀkin olarak, mevcut   kararın uygulanmasında, AĐHS’nin 6. maddesinde belirtilen teminatlarla uyumlu olarak adil   duruꢀma hakkının etkili biçimde korunmasını sağlamak için ulusal düzeyde genel tedbirler   alınmasının arzu edilir olduğu görüꢀündedir. Bu bakımdan, Savunmacı Devlet’in mevzuatını,   Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 57. maddesinin 2(b) fıkrası ile 59. maddenin (c) bendinde   belirtilen ilkelere göre düzenlemesi gerekmektedir (bkz., mutatis mutandis, Dickson –   Đngiltere [BD], 44362/04).   B. AĐHS’nin 41. maddesi   58. AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder. ”   1. Tazminat   59. Baꢀvuran 10.000 Euro (EUR) manevi tazminat talep etmiꢀtir.   60. Hükümet bu talebe itiraz etmiꢀtir.   61. AĐHM, hakkaniyete uygun surette, baꢀvurana 1000 EUR manevi tazminat   ödenmesine karar verir.   2. Yargılama gideri   62. Baꢀvuran ayrıca AĐHM önünde meydana gelen yargılama gideri için 4000 EUR   talep etmiꢀtir. Baꢀvuran bu talebini desteklemek için, avukatlık masrafı anlaꢀması sunmuꢀtur.   63. Hükümet bu talebe itiraz etmiꢀtir.   64. AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği   kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde baꢀvurana geri ödenir. Bu davada, AĐHM,   sahip olduğu bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ıꢀığında, baꢀvurana, bu baꢀlık altında 1500   EUR tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıꢀtır   3. Gecikme faizi   65. AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artıꢀın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiꢀtir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE   1. AĐHS’nin 6/1 ile 8. maddeleri uyarınca getirilen ꢀikayetlerin kabuledilebilir, baꢀvurunun   geri kalanının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;   4. (a) AĐHS’nin 44. maddesi’nin 2. fıkrası gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na   çevrilmek üzere ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından aꢀağıdaki   meblağların baꢀvurana ödemesine:   (i)   (ii)   EUR (bin Euro) manevi tazminat ve uygulanabilecek tüm vergiler;   yargılama giderleri için 1500 EUR (bin beꢀ yüz Euro) ve baꢀvurana   uygulanabilecek tüm vergiler;   (b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına   kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı   oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiꢀtir.   5. Baꢀvuranların adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerini reddetmiꢀtir.     Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve   3. fıkraları uyarınca 20 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Françoise Elens-Passos   Zabıt Katibi   Françoise Tulkens   Baꢀkan   AĐHS’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ile Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 74. maddesi’nin 2. fıkrası   uyarınca, Yargıç Mularoni’nin Yargıç Tsotsoria’nın da mutabık olduğu görüꢀü bu karara ekli   olarak yer almaktadır.   F.T.   F.E.P   .   YARGIÇ MULARONI’NĐN YARGIÇ TSOTSORIA’NIN DA   MUTABIK OLDUĞU GÖRÜꢁÜ   Bu davada AĐHS’nin 6/1 ile 8. maddelerinin ihlal edildiğine iliꢀkin çoğunluk görüꢀünü   paylaꢀmaktayım.   Ancak benim gerekçem kısmen farklıdır.   6. madde   Bu maddenin uygulanabilirliğine iliꢀkin olarak, mahkumlara uygulanan disiplin   cezalarıyla ilgili AĐHM’nin içtihadının her zaman tutarlı olmadığını söylemek zorundayım.   AĐHM, bazı ülkelerle ilgili davalarda 6. maddenin ihlal edildiğine karar vermekte, öte   yandan diğer ülkeler aleyhinde bulunulan benzer ꢀikayetleri kabuledilemez bulmaya devam   etmektedir.   Bir yandan 6. maddenin uygulanabilirliğine iliꢀkin Büyük Daire’nin daha ayrıntılı   ölçütleri belirlemesini sabırsızlıkla beklerken, diğer yandan da, ulusal yargılama sonunda   baꢀvuran ziyaretçileri ile görüꢀme hakkından neredeyse bir yıla yakın süre mahrum   edildiğinden, 6. maddenin bu davada hukuki baꢀlığı altında uygulanmasına katılabilirim.   Ganci – Đtalya davasının (41576/98) ilkeleri davanın özel koꢀullarına uygulandığında, 6.   maddenin uygulanabilirliği meselesi kolayca belirlenmektedir.   Öte yandan, kararın 29. paragrafında1 Vilho Eskelinen ve diğerleri – Finlandiya Büyük   Daire kararına atıfta bulunulma nedenini anlamamaktayım. O dava devlet memurlarının   mahkemeye eriꢀimi ile ilgili olup, mahkumlara uygulanan disiplin cezaları ile kesinlikle bir   ilgisi bulunmamaktadır. Anılan atfın, bundan böyle 6. maddenin iç hukukun adli müracaat   yolları sağlaması halinde mahkumlara uygulanan tüm disiplin cezalarına uygulanacağının farz   edileceği ilkesini getirme amacına hizmet edeceğinden büyük endiꢀe duymaktayım.   AĐHM’nin dairelerinin, Büyük Daire’nin açık kılavuzluğu olmaksızın, uygulanan   disiplin cezasının niteliği ve ciddiyetine bakılmaksızın, iç hukuk seviyesinde yargısal   korunmanın sağlandığı her durumda, AĐHS’nin 6. maddesinin disiplin iꢀlemlerine   uygulanabilir olmadığı bir içtihattan, 6. maddenin her zaman uygulanması gerektiğini öngören   bir içtihada hızla hareket etmesi biçiminde bir yargı hiperaktivitesine giriꢀmemesi gerekir.   Böyle bir yaklaꢀımın Yüksek Sözleꢀmeci Tarafların, küçük disiplin cezalarına yönelik   yargısal koruma sağlamaktan caydırabileceğini bir kenara bıraksak bile, AĐHS’nin 6.   maddesinin kapsamını hem “medeni hak ve yükümlülükler”in belirlenmesi hem de “cezai   kovuꢀturma” ile ilgili duruꢀmalarla sınırladığına iꢀaret etmek isterim. 6. maddenin kapsamının   geniꢀ biçimde geniꢀletilmesi, küçükler de dahil her türlü cezanın medeni haklara tesir ettiği   biçiminde değerlendirmek amacıyla, mahkumlara uygulanan disiplin cezalarına atıfta   bulunularak yapılması gerekiyorsa, bu kararın Büyük Daire’ye ait olması gerektiğini   düꢀünüyorum.   Yerel mahkemelere, ciddiyetlerine bakılmaksızın, disiplin cezalarıyla ilgili tüm   iꢀlemlerde açık duruꢀma yapmalarını dayatmak, bana göre mahkemelerin davaları makul   süreler içinde ele alabilme ehliyetlerini zayıflatan orantısız bir yük ve risk teꢀkil etmektedir.   Bkz bu çevirinin 24. paragrafı     Büyük Daire bir süre önce “cezai” meselelerin görüldüğü davalarda böyle bir yükümlülüğün   olmadığı sonucuna varmıꢀtır (bkz. Jussila – Finlandiya [BD], 73053/01). AĐHM’nin bir   dairesinin, 6. maddenin “medeni hükümlerinin” tehlikede olduğu disiplin cezalarının karıꢀtığı   davalarda böyle bir yükümlülük dayatmasının uygun olduğuna inanmıyorum.   Bu nedenle, bu davada 6. maddenin yalnız bir nedenle ihlal edildiği sonucuna varmıꢀ   bulunuyorum: baꢀvurana, disiplin cezasına yaptığı itirazı karara bağlayan yerel mahkemeler   önünde kendini bir avukat vasıtasıyla savunma olanağı verilmemiꢀtir. Baꢀvurana uygulanan   toplam cezanın sertliği yerel mahkemeler önünde hukuki temsil ilkesinden kaçınılmasını haklı   çıkaramaz.   8. madde   Bu maddenin ihlaline iliꢀkin olarak, çoğunluk, incelemesini “kanunilik” meselesine   indirgemektedir. Baꢀvuranın aile hayatına yapılan müdahalenin AĐHS’nin “kanunun niteliği”   koꢀulunu karꢀılamayan yasal hükümlere dayandığı, müdahalenin 8. maddenin 2. fıkrası   uyarınca meꢀru amaç ya da amaçlar güdüp gütmediğinin ve demokratik bir toplumda gerekli   olup olmadığının belirlenmesinin gerekli olmadığı sonucuna varmıꢀtır.   Ancak, AĐHM, 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe giren yasayı göz önünde   bulundurduğu ve yeni yasanın ilke olarak AĐHS’nin kanun niteliği koꢀullarını karꢀılaması   gerektiğini vurguladığı için, ben de ek bir unsuru belirtmek isterim.   Yeni benzer davalarda müdahalenin kanuni olduğu ve meꢀru bir amaç güttüğü farz   edilse bile, böyle bir müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olmadığı görüꢀünde   olurdum. Aileyle olan iletiꢀimin bir yıl boyunca tamamen yasaklanması açıkça orantısız bir   disiplin cezasıdır, 8. maddenin özüne temas etmektedir.   AĐHS’nin 46. maddesinin uygulanması   Kararın bu kısmıyla ilgili, izleyen nedenlerle, ciddi sorunum bulunmaktadır.   1) Kararın 60. paragrafı2, AĐHS’nin 6. maddenin ihlalinin tespit edilmesi gerekçesini   “açık duruꢀma görülmemesi” olarak özetlemektedir. 60. maddenin lafzı, “baꢀvuranın   hakkında baꢀlatılan iꢀlemleri etkili biçimde takip edememesi” nedeniyle AĐHS’nin 6.   maddesinin ihlal edildiğine hükmedilen 37., 38. paragrafları3 ve sonuç bölümü ile tutarlı   değildir.   Çoğunluk 6. maddenin ihlal edildiğinin tespit edilmesinin ana nedeni olarak açık   duruꢀma yapılmamasını görürken, yukarıda belirtilen nedenlerden ötürü böyle bir sonuca   kesinlikle katılmamaktayım.   2) Kararın 63. paragrafının4, ilan edildiği gibi Savunmacı Devlet’in uygun çözümü   bulmasına ve Bakanlar Komitesi’nin kararın uygulanmasını denetlemesine yardımcı olma   amacına hizmet edeceği konusunda izleyen iki nedenden ötürü ciddi ꢀüphelerim   bulunmaktadır.   Bkz bu çevirinin 54. paragrafı   Bkz bu çevirinin 32. ve 33. paragrafları   Bkz bu çevirinin 57. paragrafı     Bir yanda, Avrupa Cezaevi Kuralları’nın “ulusal hukuk disiplin iꢀlemlerinde izlenecek   usulleri belirlemelidir” biçiminde belirten 57/2(b) maddesine bulunulan atfı anlamada güçlük   çekmekteyim. Bu tür usuller, kararın 15. paragrafında5 belirtildiği üzere ulusal seviyede zaten   belirlenmiꢀtir. Bu paragraftan açıkça anlaꢀılan, Avrupa Đꢀkenceyi ve Đnsanlık Dıꢀı veya   Aꢀağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme Komitesi’nin yasayı incelediği ve disiplin   iꢀlemlerinde avukatların katılımı ve avukatların müvekkillerinin disiplin dosyalarına eriꢀimi   olmak üzere yalnız iki hususa iꢀaret ettiğidir. Avrupa Cezaevi Kuralları’na yapılan atfı 59(c)   maddesi ile sınırlamak muhtemelen Savunmacı Devlet ve Bakanlar Komitesi’ne yardımcı   olma amacına daha iyi hizmet edecektir.   Đkinci olarak, 46. maddeyle ilgili bölümde Dickson – Đngiltere Büyük Daire kararına   atıf yapılma nedeni, sözkonusu davada, AĐHM, AĐHS’nin 46. ya da 41. maddesi çerçevesinde   Avrupa Cezaevi Kuralları’nın herhangi bir hükmünün benimsenmesinin önerilmesinden   imtina ettiği için, benim için bir muamma olarak kalmıꢀtır.   Kararın iç hukuk mevzuatına atıfta bulunulan 15. paragrafı ꢀöyledir: (1 Ocak 2005 tarihli) Ceza ve Güvenlik   Tedbirlerinin Đnfazı Hakkında Kanun, cezayı gerektiren fiilleri, bu fiillere iliꢀkin cezaları ve izlenmesi gereken   usulü belirterek cezaevi disipliniyle ilgili yeni hükümler koymaktadır. Avrupa Đꢀkenceyi ve Đnsanlık Dıꢀı veya   Aꢀağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme Komitesi, raporlarından birinde (CPT/inf (2008) 13) bu kanunu   incelemiꢀ ve sözkonusu hükümlerin herhangi bir özel yorum gerektirmediğini belirlemiꢀtir. Ancak, Komite,   disiplin iꢀlemlerinde avukatların katılımı ve bunun sonucu olarak avukatların müvekkillerinin disiplin   dosyalarına eriꢀimi olmak üzere disiplin usulüne iliꢀkin iki hususa iꢀaret etmiꢀtir.. Ayrıca, Komite kanunun   mevcut hükümlerinin avukatın disiplin iꢀlemlerinde yer almasına izin verip vermediğini sorgulamıꢀtır. Komite,   bu bağlamda, Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 59. maddesine atıfta bulunmuꢀtur.   14

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło