1636/02

WyrokETPCz2007-11-29ECLI:CE:ECHR:2007:1129JUD000163602

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długotrwałe tymczasowe aresztowanie, przewlekłość postępowania karnego oraz brak skutecznego środka odwoławczego w Turcji naruszyły prawa skarżących wynikające z art. 5 ust. 3, art. 6 ust. 1 i art. 13 Europejskiej Konwencji Praw Człowieka? Czy obecność sędziego wojskowego w składzie sądu bezpieczeństwa państwa naruszyła prawo do niezależnego i bezstronnego sądu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
ETPCz uznał, że krajowe sądy nie przedstawiły wystarczających i konkretnych powodów dla utrzymywania skarżących w areszcie tymczasowym przez okresy odpowiednio 6 lat 10 miesięcy i 6 lat 4 miesięcy, posługując się jedynie ogólnikowymi sformułowaniami, co stanowiło naruszenie art. 5 ust. 3. W odniesieniu do długości postępowania karnego, Trybunał stwierdził, że postępowanie trwające 9 lat 8 miesięcy dla jednego skarżącego i 8 lat 3 miesiące dla drugiego było nadmierne, a władze krajowe nie podjęły wystarczających działań w celu jego przyspieszenia, co naruszyło art. 6 ust. 1. Ponadto, ETPCz potwierdził swoje wcześniejsze orzecznictwo, stwierdzając brak skutecznego środka odwoławczego w tureckim systemie prawnym w odniesieniu do przewlekłości postępowania, co naruszyło art. 13. Natomiast zarzut dotyczący niezależności i bezstronności sądu, wynikający z obecności sędziego wojskowego, został uznany za niedopuszczalny, ponieważ sędzia wojskowy został zastąpiony sędzią cywilnym przed podjęciem jakichkolwiek istotnych decyzji proceduralnych dotyczących praw obrony.
Stan faktyczny
Skarżący, Mustafa Tamamboğa (ur. 1973) i Eyüp Gül (ur. 1974), zostali aresztowani w lipcu 1993 roku pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji PKK oraz przeprowadzenia ataków bombowych. Zostali skazani przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır na dożywotnie więzienie. Wyrok ten został uchylony przez Sąd Kasacyjny w 1997 roku, a sprawa wróciła do ponownego rozpoznania. Po ponownym procesie, w którym sędzia wojskowy został zastąpiony sędzią cywilnym, skarżący ponownie zostali skazani w 2001 roku. Sąd Kasacyjny utrzymał wyrok dla jednego skarżącego, a dla drugiego uchylił, co doprowadziło do kolejnego ponownego procesu i ostatecznie niższej kary.
Rozstrzygnięcie
Skargi dotyczące długości tymczasowego aresztowania, długości postępowania sądowego oraz braku skutecznego środka odwoławczego uznane za dopuszczalne. Skarga dotycząca niezależności i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa uznana za niedopuszczalną. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu długości postępowania. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji. Zasądza na rzecz Mustafy Tamamboğa 6 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Zasądza na rzecz Eyüpa Güla 5 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   OF EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ D A ĐRE   TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE DAVASI   (B a ꢀvuru no. 1636/02)   KARAR   STRAZBURG   Kasım 2007   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecektir. ꢁekli düzeltmelere tâbi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE KARARI   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 1636/02 no’lu davanın nedeni iki T.C. vatandaꢀı   Mustafa Tamamboğa ve Eyüp Gül’ün (“baꢀvuranlar”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne   Ekim 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi   uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar, AĐHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. A. Altunkalem   tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuranlar sırasıyla 1973 ve 1974 doğumludur. Birinci baꢀvuran Đzmir’de yaꢀamakta,   ikinci baꢀvuran ise Bolu cezaevinde hapis cezasını çekmektedir.   Baꢀvuranlar sırasıyla 25 ve 26 Temmuz 1993 tarihlerinde yasadıꢀı PKK örgütü mensubu   oldukları ꢀüphesiyle yakalanmıꢀ ve gözaltına alınmıꢀtır. Baꢀvuranlar 5 Ağustos 2003’te   tutuklanmıꢀlardır.   Ağustos 1993’te Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, aralarında   baꢀvuranların da olduğu 21 kiꢀi hakkında sunduğu iddiannamesinde baꢀvuranları yasadıꢀı   örgüt üyesi olmak ve Temmuz 1992 – Haziran 1993 tarihleri arasında çeꢀitli kamu ve özel   kuruluꢀlara bombalı saldırı yapmakla suçlamıꢀtır.   Eylül 1993 – 23 Ocak 1996 tarihleri arasında Diyarbakır DGM’de yapılan duruꢀmalar   genellikle usule iliꢀkin iꢀlemlerle geçmiꢀtir. Mahkeme her duruꢀma sonunda suçun niteliği,   delillerin durumu ve dava dosyası içeriğini dikkate alarak tutukluluğun devamına karar   vermiꢀtir.   Ocak 1996 tarihinde Diyarbakır DGM baꢀvuranları suçlandıkları üzere mahkûm   etmiꢀ ve her ikisini ömür boyu hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   Temmuz 1997 tarihinde Yargıtay baꢀvuranlar dahil 14 sanık hakkındaki kararı   bozmuꢀ, dava dosyası yeniden Diyarbakır DGM’ye gönderilmiꢀtir.   Bir sanığın bulunamaması ve birinin de Almanya’da ikamet ettiği için ifadesinin   alınamaması nedeniyle 29 Temmuz 1997 – 15 Mayıs 2001 tarihleri arasında yapılan   duruꢀmalar usule iliꢀkin iꢀlemlerle geçmiꢀtir. Baꢀvuranlar da duruꢀmalardan bazılarına   katılmamıꢀtır. Mahkeme her duruꢀma sonunda suçun niteliği, delillerin durumu ve dava   dosyası içeriğini dikkate alarak tutukluluğun devamına karar vermiꢀtir.   Temmuz 1999 tarihinde yapılan duruꢀmadan itibaren askeri yargıcın yerine sivil bir   yargıç göreve baꢀlamıꢀtır. 15 Mayıs 2001 tarihinde Diyarbakır DGM baꢀvuranları mahkûm   etmiꢀ ve ömür boyu hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE KARARI   Kasım 2001 tarihinde Yargıtay birinci baꢀvuran hakkındaki kararı bozmuꢀ, ikinci   baꢀvuran hakkındaki kararı ise onamıꢀtır. 24 Ocak 2002 tarihinde Yargıtay Baꢀsavcısı ikinci   baꢀvuranın kararın düzeltilmesi talebini reddetmiꢀtir.   Birinci baꢀvuranın yeniden yargılanmasına Diyarbakır DGM’de baꢀlanmıꢀ, baꢀvuran   önceki ifadelerini yinelemiꢀtir. Mahkeme, birinci baꢀvuranın tutuklu bulunduğu süreyi dikkate   alarak tutukluluk halinin kaldırılmasına karar vermiꢀtir. 10 Eylül 2002 tarihinde Diyarbakır   DGM birinci baꢀvuranı suçlandığı üzere mahkûm etmiꢀ ve 12 yıl 6 ay hapis cezasına   çarptırmıꢀtır. 17 Mart 2003 tarihinde Yargıtay, kararı onamıꢀtır. Ek bir kararla birinci   baꢀvuranın hapis cezası 22 Haziran 2005 tarihinde 6 yıl 3 aya indirilmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5/3. ve 6/2. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar tutuklu bulundukları sürenin AĐHS’nin 5/3. maddesinde öngörülen “makul   süre” ꢀartını aꢀmasından ꢀikâyetçi olmuꢀlardır. Ayrıca AĐHS’nin 6/2. maddesine dayanarak   uzun tutukluluk sürelerinin suçsuz sayılma haklarını ihlal ettiğini savunmuꢀlardır.   Mahkeme, sözkonusu ꢀikâyetlerin 5/3. madde temelinde incelenmesi gerektiği   kanaatindedir.   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, AĐHS’nin 35/1. maddesine dayanarak iç hukuk yollarının tüketilmemiꢀ   olması nedeniyle baꢀvurunun bu kısmının reddini Mahkemeden talep etmiꢀtir. Bu bağlamda   baꢀvuranların CMUK’un 298 ve 299. maddeleri uyarınca devam eden tutukluluk durumlarına   itirazda bulunmadıklarını savunmuꢀlardır.   Mahkeme, Hükümetin benzer davalardaki ön itirazlarını inceleyerek reddetmiꢀ   olduğunu hatırlatır (bkz. özellikle Koꢀti vd. – Türkiye, no. 74321/01). Mahkeme, somut   davada yukarıda anılan karardaki tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek özel koꢀul   görmemektedir.   Sonuç olarak Mahkeme, Hükümetin ön itirazını reddeder. Ayrıca ꢀikâyetin baꢀka bir   gerekçeyle de kabuledilemez bulunmadığını, bu nedenle kabuledilebilir olarak ilan edilmesi   gerektiğini kaydeder.   B. Esas   Hükümet baꢀvuranların tutukluluk süresinin makul olduğunu savunmuꢀtur. Özellikle   suçun ciddiyeti ve davanın özel koꢀullarının tutukluluk halinin devamını meꢀru kıldığını ve   yetkililerin baꢀvuranların devam eden tutukluluk halini değerlendirirken özen gösterdiklerini   ifade etmiꢀlerdir.   Baꢀvuranlar görüꢀlerinde ısrar etmiꢀlerdir.   Mahkeme belli bir davada ꢀüphelinin yargılama süresince tutukluluk halinin makul bir   süreyi aꢀmamasını sağlamanın ulusal yargının görevi olduğunu hatırlatır. Bu amaçla   TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE KARARI   masumiyet karinesi ilkesine bağlı kalarak, kiꢀisel özgürlüğe saygı kuralına uymamayı haklı   çıkaran gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcudiyetini destekleyen veya çürüten delilleri   incelemeli ve bunları, serbest bırakılma baꢀvurularına iliꢀkin kararlarında açıkça ortaya   koymalıdırlar. Sözkonusu kararlarda belirtilen nedenler ve itirazlarında baꢀvuranlar tarafından   ortaya konan saptanmıꢀ gerçekler temel alındığında AĐHM, AĐHS’nin 5/3. maddesinin ihlal   edilip edilmemiꢀ olduğu hususunda bir karara varmalıdır (bkz. Sevgin ve Đnce – Türkiye, no.   46262/99).   Yakalanan kiꢀinin bir suç iꢀlemiꢀ olduğuna iliꢀkin makul ꢀüphenin bulunması, sürekli   tutuklu bulundurma iꢀleminin geçerliliği için ilk koꢀuldur ancak, belirli bir süre sonra yeterli   olmamaktadır; AĐHM bu durumda adli makamlarca öne sürülen diğer gerekçelerin, kiꢀinin   özgürlüğünden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaya devam edip etmediğini tespit etmelidir   (bkz., diğer içtihatlar arasında Ilijkov – Bulgaristan, no. 33977/96 ve Labita – Đtalya [BD],   no. 26772/95).   Birinci baꢀvuranın tutukluluğu üç tutuklu yargılama döneminden oluꢀmaktadır ve   toplamda 6 yıl 10 ay kadar sürmüꢀtür. Đkinci baꢀvuranın tutukluluğu iki tutuklu yargılama   döneminde toplam 6 yıl 4 ay kadar sürmüꢀtür (tutuklu kalınan sürenin hesaplanması   bakımından bkz. özellikle Solmaz – Türkiye, no 27561/02). Bu dönemlerde birinci derece   mahkemesi kendi isteği ya da baꢀvuranların talebi üzerine her duruꢀma sonunda baꢀvuranların   tutukluluk halini değerlendirmiꢀtir. Ancak Mahkeme, dava dosyasına göre birinci derece   mahkemesinin “suçun niteliği ve delillerin durumu göz önüne alınarak” gibi değiꢀmeyen,   basmakalıp ifadelerle baꢀvuranların tutukluluğunun devamına karar vermiꢀ olduğunu   kaydeder.   Mahkeme, baꢀvuranlara isnat edilen suçun ciddiyeti ve buna iliꢀkin cezanın ağırlığını   dikkate alır. Ancak bir tutukluluk süresinin makul olup olmadığının teorik olarak   değerlendirilemeyeceğini hatırlatır. Sanığın tutuklu kalmasının makul olup olmadığı her   davanın özel niteliklerine göre değerlendirilmelidir. Devam eden tutukluluk durumu ancak   davada masumiyet karinesine rağmen, kiꢀisel özgürlüğe saygı kuralından daha önemli olarak   ortaya çıkan gerçek bir kamu yararı gereğinin belirli göstergelerinin bulunması halinde haklı   çıkarılabilir (bkz. Kudla – Polonya [BD], no. 30210/96). Bu bağlamda ayrıca Mahkeme AĐHS   içtihadının kefaletle tahliyenin reddi için kabuledilebilir dört temel gerekçeyi belirlemiꢀ   olduğunu hatırlatır: Sanığın duruꢀmalara katılmama riski, tahliye edildiği takdirde adaletin   iꢀleyiꢀini bozmak için giriꢀimde bulunma riski, baꢀka suçlar iꢀleme veya toplum düzenini   bozma tehlikesi (bkz. özellikle Smirnova – Rusya, no. 46133/99 ve 48183/99). Somut davada   Mahkeme, ulusal mahkemelerin baꢀvuranın tutukluluk halinin devamı kararlarında böyle   gerekçelerin olmayıꢀını dikkate alır. Yetkili makamların geçmiꢀ süreyi baꢀvuranların lehinde   bir ölçüt olarak dikkate aldıklarına dair kanıt da yoktur.   Sonuç olarak genellikle “delillerin durumu” ifadesi, suça iꢀaret eden ciddi göstergelerin   varlığı ve devamıyla ilgili bir etken olabilmesine rağmen, bu ifade sözkonusu davada,   baꢀvuranların ꢀikâyetçi olduğu tutukluluk süresini yalnız baꢀına haklı çıkaramamaktadır (bkz.   Letellier - Fransa, A Serisi no. 207, Tomasi – Fransa, A Serisi no. 241-A ve Mansur –   Türkiye, A Serisi no. 319-B).   Yukarıdaki değerlendirmeler, baꢀvuranların tutukluluğu için sunulan gerekçelerin onları   sırasıyla yaklaꢀık 6 yıl 10 ay ve 6 yıl 4 ay tutuklu bulundurmak için “yeterli” ve “yerinde”   olmadığına karar vermesi için Mahkemece yeterlidir.   TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE KARARI   Buna göre AĐHS’nin 5/3. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 6/1. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri bir yargıcın   bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil olarak   yargılanmamaktan ꢀikâyetçi olmuꢀlardır. Ayrıca haklarında yürütülen yargılama süresinin   uzunluğu ve bu hususu dile getirebilecekleri iç hukuk yolu bulunmamasından yakınmıꢀlardır.   ꢁikâyetleri AĐHS’nin 6/1. ve 13. maddelerine dayanmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemiꢀ olması nedeniyle baꢀvurunun bu kısmının   AĐHS’nin 35/1. maddesine göre reddedilmesini Mahkemeden talep etmiꢀtir. Đlk olarak,   baꢀvuranların AĐHM’ye baꢀvurdukları tarihte yargılamanın ulusal mahkemelerde devam   etmekte olduğunu savunmuꢀlardır. Đkinci olarak ise yargılama süresinin uzunluğu ile   ꢀikâyetlerini ulusal mahkemelere taꢀımamıꢀlardır.   Mahkeme, benzer davalarda Hükümetin ön itirazını inceleyip reddetmiꢀ olduğunu   hatırlatır (bkz. özellikle Vehbi Ünal – Türkiye, no. 48264/99; Mete – Türkiye, no. 39327/02).   Mahkeme somut davada yukarıda anılan baꢀvurulardan baꢀka bir sonuca gitmesini gerektiren   özel koꢀul tespit etmemektedir.   Sonuç olarak Mahkeme, Hükümetin ön itirazını reddeder. Ayrıca baꢀvurunun bu   kısmının baꢀka bir gerekçeyle de kabuledilemez olmadığı, bu yüzden kabuledilebilir olarak   ilan edilmesi gerektiğini belirtir.   B. Esas   1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsızlığı   Hükümet, Sözleꢀme gereklerine uyum sağlanması amacıyla 18 Haziran 1999 tarih ve   sayılı yasa ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinden askeri yargıçların çıkarılması için   gerekli değiꢀikliğin yapıldığını belirtmiꢀtir. Bu bağlamda somut davada yargılama devam   ederken Diyarbakır DGM heyetinde görev yapan askeri yargıcın yerine sivil bir yargıcın   getirilmiꢀ olduğuna ve baꢀvuranların üç sivil yargıçtan oluꢀan DGM tarafından mahkûm   edildiğine iꢀaret etmiꢀlerdir.   Baꢀvuranlar iddialarında ısrar etmiꢀlerdir.   Mahkeme Devlet Güvenlik Mahkemeleri heyetlerinde yer alan askeri yargıçların   statülerinin belli yönlerinin onların yürütmeden bağımsızlıklarını tartıꢀmalı hale getirdiğini   sürekli olarak ifade etmiꢀtir (bkz. Incal – Türkiye, Karar Raporları 1998-IV; Çıraklar –   Türkiye, Raporlar 1998-VII). Mahkeme ayrıca yukarıda anılan Öcalan – Türkiye davasında,   askeri yargıcın yargılama sırasında yürürlükte kalan bir ya da daha fazla ara kararda yer   alması halinde yargılama devam ederken karardan önce onun yerine sivil bir yargıcın   getirilmesinin, Devlet Güvenlik Mahkemesinde uygulanan müteakip usul bunu gidermiyorsa   baꢀvuranın mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile ilgili makul ꢀüphelerini dağıtamadığını   tespit etmiꢀtir.   TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE KARARI   Mahkeme, baꢀvuranların yargılanmasının heyetinde bir askeri yargıç bulunan   Diyarbakır DGM’de baꢀlamıꢀ olduğunu gözlemlemektedir. Bu mahkemenin heyetinde yer   alan askeri yargıcın yerine 7 Temmuz 1999 tarihinde sivil bir yargıç getirilmiꢀtir. Dolayısıyla   baꢀvuranların mahkûm edildiği 15 Mayıs 2001 tarihinde Diyarbakır DGM üç sivil yargıçtan   oluꢀuyordu. Birinci baꢀvurana iliꢀkin olarak Mahkeme, mahkûmiyetinin Yargıtay tarafından   bozulduğunu ve sonrasında, baꢀından beri üç sivil yargıçtan oluꢀan Diyarbakır DGM   tarafından tekrar yargılandığını belirtir.   Somut davada Mahkeme, görevden çekilmesinden önce askeri yargıcın, mahkemenin   belirli aralıklarla duruꢀmalar yaptığı 3 Eylül 1993 – 7 Temmuz 1999 tarihleri arasında DGM   heyetinde yer aldığını dikkate alır. Bu duruꢀmalarda mahkeme birçok defa baꢀvuranları, diğer   sanıkları ve ifadelerinin dava ile iliꢀkisi bulunmayan tanıkları dinlemiꢀ ve genellikle usule   iliꢀkin önemsiz iꢀlemler yapmıꢀtır. Bu duruꢀmalar sırasında özellikle baꢀvuranların savunma   haklarına iliꢀkin önemli ara kararlar alınmamıꢀtır. Bu bağlamda Mahkeme, askeri yargıcın   sivili ile değiꢀtirilmesinden sonra mahkemenin birkaç kez baꢀvuranlar ve diğer sanıkları   dinlediği düzenli duruꢀmalar gerçekleꢀtirmeye devam ettiğini kaydeder. Ayrıca savcı ve   baꢀvuranların son mütalaaları da üç sivil yargıçtan oluꢀan mahkeme huzurunda okunmuꢀtur.   Mahkeme, askeri yargıcın değiꢀtirilmesinden önceki ve sonraki usul iꢀlemlerinin önemini   dikkate alır. Somut davada askeri yargıcın katılımıyla yapılan iꢀlemlerden hiçbirinin, yerine   sivil yargıcın atanmasından sonra derhal yenilenmesinin gerekmediğini tespit etmiꢀtir (bkz   örneğin Kabasakal ve Atar – Türkiye, no. 70084/01 ve 70085/01).   Yargılamanın tamamı ıꢀığında Mahkeme, somut davanın özel koꢀullarında yargılama   devam ederken askeri yargıcın değiꢀtirilmesinin baꢀvuranın mahkemenin bağımsızlığı ve   tarafsızlığına iliꢀkin makul ꢀüphelerini ortadan kaldırdığını tespit etmektedir (bkz, diğerleri   yanında Osman – Türkiye, no. 4415/02).   Yukarıdakiler ıꢀığında Mahkeme, baꢀvuranların Diyarbakır DGM’nin bağımsız ve   tarafsızlığına iliꢀkin ꢀikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle AĐHS’nin 35.   maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiꢀtir.   2. Yargılama süresi   Hükümet, somut dava koꢀullarında yargılama süresinin gereksiz yere uzun olarak   görülemeyeceğini savunmuꢀtur. Bu bağlamda sanık sayısının fazlalığı ve delil toplanması için   geçen süreyi öne sürmüꢀlerdir. Hükümet ayrıca baꢀvuranlar ve diğer sanıkların bazı   duruꢀmalara katılmayarak yargılamanın uzamasına neden olduklarını beyan etmiꢀtir.   Baꢀvuranların yargılamanın hızlandırılmasını mahkemeden talep edebileceklerini   savunmuꢀtur.   Baꢀvuranlar iddialarında ısrar etmiꢀtir.   (a) 6/1. madde   (i) Dikkate alınması gereken süre   Birinci baꢀvurana iliꢀkin olarak yargılamanın 6/1. madde ile öngörülen “makul süre”   ꢀartına uyup uymadığının belirlenmesi için dikkate alınacak süre, yakalandığı 25 Temmuz   tarihinde baꢀlayıp Yargıtay’ın DGM kararını onadığı 17 Mart 2003 tarihinde sona   ermiꢀtir. Buna göre süre davanın iki aꢀamada üç kez ele alındığı 9 yıl 8 aydır.   TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE KARARI   Đkinci baꢀvurana iliꢀkin olarak ise süre, yakalanma ile 26 Temmuz 1993 tarihinde   baꢀlayıp Yargıtay’ın onama kararı verdiği 7 Kasım 2001 tarihinde sona ermiꢀtir. Buna göre   süre davanın iki aꢀamada iki kez ele alındığı yaklaꢀık 8 yıl 3 aydır.   (ii) Yargılama süresinin uygunluğu   Mahkeme yargılama süresinin uygunluğunun davanın ꢀartları ıꢀığında ve davanın   karmaꢀıklığı, baꢀvuran ve ilgili mercilerin tutumu ve ihtilafta yer alan baꢀvuran için neyin   tehlikede olduğu gibi, içtihadında yerleꢀmiꢀ kriterlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini   hatırlatır (bkz. diğerleri yanında Sekin vd. – Türkiye, no. 26518).   Mahkeme, yasadıꢀı silahlı bir örgütle iliꢀki içinde olmakla suçlanan birtakım sanıkların   yargılanmasını içerdiği için davanın belli bir seviyede karmaꢀıklığı bulunmasına karꢀın bunun   tek baꢀına yargılama süresinin tamamını haklı çıkardığı söylenemez.   Baꢀvuranların tutumuna iliꢀkin olarak Mahkeme, bazı duruꢀmalara katılmamıꢀ   olmalarının, hiçbir duruꢀmanın bu sebeple ertelenmemiꢀ olması nedeniyle, yargılamanın   uzamasına ciddi bir katkıları olduğunu tespit etmemiꢀtir.   Yetkililerin tutumuna iliꢀkin olarak ise Mahkeme, bazı dönemlerdeki önemli   gecikmelerin onlardan kaynaklanmıꢀ olduğunu kaydeder. Bu bağlamda ilk iadeden sonra   DGM’de devam eden yargılamanın iki sanığın ek savunmalarının alınamaması nedeniyle   gereksiz yere ertelendiğini gözlemler. Mahkeme, sanıkların ifadelerinin alınmasındaki   gecikmenin yerel mahkemenin davaya bakma ꢀekliyle alakalı olarak değerlendirilmesi   gerektiğini tespit etmiꢀtir (bkz. özellikle Atkın – Türkiye, no. 39977/98).   Ek olarak, ikinci baꢀvuranın yargılama boyunca tutuklu kalmıꢀ, ilk baꢀvuranın ise ancak   son aꢀamada serbest bırakılmıꢀ olması, adaletin ivedilikle sağlanması açısından davaya bakan   mahkemelerin özel bir titizlikle hareket etmesini gerektirmekteydi (bkz. Kalashnikov – Rusya,   no. 47095/99). AĐHS’nin 6/1. maddesinin Sözleꢀmeci Devletlerin, davaların makul bir süre   içinde karara bağlanması yükümlülüğü dahil olmak üzere, mahkemelerin sözkonusu hükmün   tüm gereklerini yerine getirecek ꢀekilde yargı sistemlerini düzenlemelerini öngördüğünü   hatırlatan Mahkeme (bkz. Arvelakis – Yunanistan, no. 41354/98), ulusal mahkemenin   yargılamanın hızlandırılması için daha katı önlemler alabileceğini değerlendirmektedir.   Özellikle birinci derece mahkemesi, dava ilk defa kendilerine iade edildikten sonra ifadeleri   alınamayan sanıklar hakkındaki yargılamayı dosyadan ayırmaya çok daha erken bir tarihte   karar verebilirdi. Bu nedenle Hükümet tarafından bir açıklama yapılmamasından dolayı,   somut davada yargılamanın, ulusal mahkemenin baꢀvuranlar hakkındaki yargılamanın   yürütülmesinde gerekli özeni göstermemiꢀ olması nedeniyle gereksiz yere uzadığını tespit   etmiꢀtir.   Mahkeme, son olarak sözkonusu yargılamada baꢀvuranlar için neyin tehlikede   olduğunun onlar için büyük önem taꢀıdığı kanaatindedir.   Konu ile ilgili içtihadını dikkate alan Mahkeme, somut davada yargılama süresinin   haddinden fazla olduğu ve “makul süre” ꢀartını yerine getirmediği görüꢀündedir.   Buna göre 6/1. madde ihlal edilmiꢀtir.   TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE KARARI   (b) 13. madde   Mahkeme daha önce benzer davalar incelemiꢀ ve Türk hukuk sisteminde baꢀvuranların   bahse konu yargılama süresine itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolu bulunmaması   nedeniyle AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (bkz. özellikle Bahçeyaka –   Türkiye, no. 74463/01 ve Tendik vd. – Türkiye, no. 23188/02). Somut davada sözkonusu   tespitten ayrılmak için neden görmemektedir.   Buna göre 13. madde ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Ocak 2007 tarihli görüꢀlerinde baꢀvuranlar ayrıca AĐHS’nin 5/3. ve 13. maddelerine   dayanarak gözaltı süreleri ve bu bağlamda etkili iç hukuk yolu bulunmamasından ꢀikâyetçi   olmuꢀlardır.   Mahkeme, bu ꢀikâyetlerin Mahkemeye baꢀvurunun yapıldığı 5 Ocak 2005 tarihinden   önceki altı aylık dönemden daha önce meydana gelmiꢀ olaylara dayandığını tespit ederek   AĐHS’nin 35. maddesinin 1 ve 4. paragrafları uyarınca bunları reddeder.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuranlar maddi ve manevi zararlara iliꢀkin olarak toplamda 55,000 Euro talep   etmiꢀlerdir. Bu miktar tutuklu bulundukları dönemdeki gelir kayıplarını da içermektedir.   Hükümet miktara itiraz etmiꢀtir.   Baꢀvuranlar tarafından uğrandığı iddia edilen maddi zarara iliꢀkin olarak Mahkeme, bazı   taleplerinde tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını   kaydeder. Ayrıca baꢀvuranların bu baꢀlık altındaki diğer taleplerini uygun bir ꢀekilde   destekleyemediklerini belirtir. Bu nedenle talepleri reddeder.   Ancak Mahkeme baꢀvuranların sadece ihlalin tespitiyle tam olarak tazmin edilemeyecek   manevi zararlara uğramıꢀ olduklarını kabul etmektedir. Dava koꢀulları ve içtihadını dikkate   alarak Tamamboğa’ya 6,500, Gül’e 5,500 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Avrupa Konseyi’nden adli yardım olarak 850 Euro alan baꢀvuranlar, ayrıca AĐHM   önündeki masraflar için 2,595 Euro talep etmiꢀler, Diyarbakır Barosu’nun tavsiye edilen   ücretler listesini temel almıꢀlardır. Aynı zamanda belgelerin tercümesine iliꢀkin bir makbuz   sunmuꢀlardır.   TAMAMBOĞA VE GÜL – TÜRKĐYE KARARI   Hükümet miktara itiraz etmiꢀtir.   Mahkeme, baꢀvuranların belgelerin tercümesiyle ilgili makbuz haricinde yargılama   masraf ve giderlerine iliꢀkin olarak Mahkeme Đçtüzüğü’nün 60. maddesi bağlamında delil   sunmamaları ve Avrupa Konseyi’nden belli bir miktar adli yardım almıꢀ olmalarını dikkate   alarak bu baꢀlık altında ödeme yapılmamasına hükmeder.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine   uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢀtir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvuranların tutukluluk ve yargılama süresi ve bu bağlamda bir iç hukuk yolunun   bulunmamasına iliꢀkin ꢀikâyetlerinin kabuledilebilir, baꢀvurunun kalan kısmının ise   kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 5/3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Yargılama süresi nedeniyle AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   5. (a) Sorumlu Devlet’in, AĐHS’nin 44/2. maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği tarihten   itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na   çevrilerek ve her türlü vergiden muaf tutularak Tamamboğa’ya 6,500 Euro (altı bin beꢀ   yüz Euro), Gül’e 5,500 Euro (beꢀ bin beꢀ yüz Euro) manevi tazminat ödemesine;   (b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için   Hükümetin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç   puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   6. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3.   paragrafları uyarınca 29 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Santiago QUESADA   Kâtip   Boštjan M. ZUPANČIČ   Baꢀkan   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło