16486/04
WyrokETPCz2009-10-13ECLI:CE:ECHR:2009:1013JUD001648604
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu do adwokata podczas zatrzymania policyjnego oraz wykorzystanie zeznań uzyskanych w tych okolicznościach, w tym zeznań współoskarżonych, naruszyło prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 i 3 lit. c Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak dostępu do adwokata od pierwszego przesłuchania policyjnego, w połączeniu z wykorzystaniem zeznań uzyskanych w tych okolicznościach (w tym zeznań współoskarżonych, z których część była ofiarami złego traktowania), nieodwracalnie naruszył prawa skarżącego do obrony. Trybunał podkreślił, że nawet późniejsza pomoc prawna i kontradyktoryjny charakter postępowania sądowego nie mogły naprawić błędów popełnionych podczas zatrzymania. Sąd krajowy nie dokonał należytej oceny dopuszczalności dowodów uzyskanych w wątpliwych okolicznościach, co uniemożliwiło sankcjonowanie nielegalnych metod pozyskiwania dowodów.Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Reşat Güvenilir, został aresztowany 30 kwietnia 1996 roku w związku z operacją przeciwko nielegalnej organizacji zbrojnej. Był przetrzymywany przez 14 dni bez dostępu do adwokata, podczas których złożył obszerne zeznania, których odmówił podpisania i których treść później kwestionował, twierdząc, że zostały uzyskane pod przymusem. Mimo późniejszej reprezentacji prawnej w sądzie, Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) oparł się na dowodach, w tym na protokołach z przesłuchań policyjnych i zeznaniach współoskarżonych, z których część również twierdziła, że była źle traktowana. Skarżący został skazany na dożywocie.Rozstrzygnięcie
1. Skarga w części dotyczącej nierzetelności postępowania przed Sądem Bezpieczeństwa Państwa została uznana za dopuszczalną, pozostała część za niedopuszczalną.
2. Stwierdzono naruszenie art. 6 ust. 1 i 3 lit. c Konwencji z powodu nierzetelności postępowania przed Sądem Bezpieczeństwa Państwa.
3. Zasądzono na rzecz skarżącego 1 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków.
4. Odrzucono wszelkie inne roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
GÜVENĐLĐR -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:16486/04)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ekim 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (16486/04) no’lu davanın nedeni (T.C.
vatandaꢀı) Mehmet Reꢀat Güvenilir’in (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 14
Nisan 2004 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin
Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ
olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M.A. Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil
edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Mevcut baꢀvurunun konusu olan ceza yargılamasının benzerlerini AĐHM daha önce Türkiye
aleyhine Dağdelen ve diğerleri (no 1767/03, 14246/04 ve 16584/04, 25 Kasım 2008), Türkiye
aleyhine Erdal Aslan (no 25060/02 ve 1705/03, 2 Aralık 2008), ve Türkiye aleyhine Đbrahim
Öztürk (no 16500/04, 17 ꢁubat 2009) davalarında incelemiꢀtir.
Baꢀvuran, 1956 yılında doğmuꢀtur.
Baꢀvuran, polisin yasadıꢀı silahlı örgüt TKEP-L1’ye atfedilen bombalı saldırı giriꢀimi
kapsamında 30 Nisan 1996 tarihinde yürüttüğü operasyon sırasında yakalanmıꢀtır. Gözaltında
tutuldukları sırada, bu operasyon kapsamında yakalanan ꢀüphelilerin çoğu suçlarını itiraf
etmiꢀler ve hem kendilerini ve hem de diğer ꢀüphelileri suçlayan ifadeler vermiꢀlerdir. Bu
gözaltı süresinde birçok arama yapan polis, özellikle ateꢀli silah, mühimmat, patlayıcı, sahte
kimlikler, resmi mühürler ve yasadıꢀı örgüte ait belgeler olmak üzere çok sayıda maddi delil
ele geçirmiꢀtir. Polis ayrıca, fotoğraflardan kimlik belirleme, olayları canlandırma ve tanık
teꢀhis seansları düzenlemiꢀtir.
Polis, 1 Mayıs 1996 tarihinde baꢀvuranın oturduğu evde arama yapmıꢀ ve örgüte ait çok
sayıda belge, sahte kimlik ve resmi mühür ele geçirmiꢀtir. Mayıs 1996 tarihinde baꢀvuran, polis önünde otuz sayfalık bir ifade vermiꢀtir. Baꢀvuran,
dosyada sadece ilk ve son sayfalarının yer aldığı bu ifade tutanağını imzalamayı reddetmiꢀtir.
Baꢀvuran, 13 Mayıs 1996 tarihinde tıbbi muayeneden geçirilmek üzere Adli Tıp Kurumu
Đstanbul ꢁube Müdürlüğü’ne sevk edilmiꢀtir. Bu muayene sonrası düzenlenen raporda,
baꢀvuranın ayak bilekleri ile topuklarının iç kısmındaki ağrıdan ꢀikâyetçi olduğu, ancak
dıꢀarıdan bakıldığında vücudun bu bölgesinde herhangi bir patoloji tespit edilmediği
belirtilmiꢀtir. Rapora göre baꢀvuran, kollarından asıldığı için sol tarafta daha belirgin olmak
üzere kol ve omuzlarında his ve güç kaybı oluꢀtuğunu ifade etmiꢀtir. Raporun bu konuyla
ilgili bölümünde, sağ omuz, önkol ve bilek eklemlerinde iꢀlevlerin normal olduğu, buna
karꢀın sol kolun ancak 90o kalkabildiği ve baꢀvuranın sol önkoluyla supinasyon ve pronasyon
1. Türkiye Komünist Emek Partisi/Leninist, yasadıꢀı silahlı örgüt.
hareketlerini yapmakta zorlandığı belirtilmiꢀtir. Doktor, kesin tıbbi raporun düzenlenmesi için
baꢀvuranın bir nöroloji servisine sevk edilmesi gerektiğini kaydetmiꢀtir.
Yine 13 Mayıs 1996 tarihinde, baꢀvuran Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Savcısı (« Devlet Güvenlik Mahkemesi » – « savcı ») tarafından dinlenmiꢀtir. Savcı önünde
verdiği ifadede baꢀvuran, yasadıꢀı örgütün üyesi olduğunu kabul etmiꢀ, ancak kendisine isnad
edilen suçlamaları reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, polis tarafından alınan ifadesinin içeriğini kabul
etmemekte ve ifade tutanağını imzalamadığını belirtmektedir. Baꢀvuran, polis araması
sırasında evinde bulunan belgeler hakkında ifade vermeyi reddetmektedir. Olay yerlerinin
belirtildiği tutanak hakkında sorgulanan baꢀvuran, bu tutanağı yakalama tutanağı sanarak
imzaladığını ve bu konuda polislerin oyununa geldiğini ifade etmiꢀtir. Mayıs 1996 tarihinde DGM nöbetçi hakimi (« nöbetçi hakim ») önüne çıkarılan baꢀvuran,
tutuklanarak cezaevine konulmuꢀtur. Baꢀvuran, hakim önünde de savcıya verdiği ifadeyi
tekrarlamıꢀtır. Ağustos 1996 tarihinde savcı, baꢀvuranın da aralarında bulunduğu on dört kiꢀiyi silahlı
eylem yaparak anayasal rejimi yıkmaya çalıꢀmak, yasadıꢀı silahlı örgüte üye olmak, yardım
ve yataklık etmek, patlayıcı madde üretmek ve kullanmakla suçlamıꢀtır. Sanıkların otuz yedi
olaya karıꢀtıkları iddia edilmektedir.
Đlk iki duruꢀmada Devlet Güvenlik Mahkemesi, içlerinde baꢀvuranın da bulunduğu on üç
sanığı dinlemiꢀtir. Baꢀvuran, mahkeme önünde örgüte üye olduğunu kabul ederken, kendisine
isnad edilen suçları reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, gözaltı sırasında alınan ifadesine ve bu süre
içerisinde yapılan soruꢀturma iꢀlemlerine itiraz etmiꢀtir. Đꢀkence gördüğünü iddia eden
baꢀvuran, geçici raporda tavsiye edildiği gibi kesin raporun düzenlenmediğini belirtmiꢀtir.
Baꢀvuranın suçortakları da iꢀkence altında elde edildiği gerekçesiyle polis önünde verdikleri
ifadelere ve gözaltı sırasında yapılan soruꢀturma iꢀlemlerine itiraz etmiꢀlerdir. 22 Kasım 1996
tarihinde görülen duruꢀma sonunda DGM, beꢀ tanıkla birlikte gözaltı sırasında düzenlenen
tutanakları imzalayan polis memurlarının dinlenmesine karar vermiꢀtir. Mahkeme diğer
taraftan dava dosyasını tamamlamak üzere bazı yargı iꢀlemlerinin yapılmasını ve davaların
birleꢀtirilmesini istemiꢀ, üç sanığın tahliye edilmesine hükmetmiꢀtir.
DGM, 4 ꢁubat 1997 ile 8 Temmuz 1997 tarihleri arasında dört duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ ve bu
duruꢀmalarda üç tanıkla birlikte gözaltı sırasında tutulan soruꢀturma tutanaklarını imzalayan
altı polis memurunu dinlemiꢀtir. Polislerden dördü baꢀvuranın suçortaklarına kötü muamele
uyguladıkları suçlamasıyla Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edilmiꢀtir. Bu duruꢀmalar
sırasında Devlet Güvenlik Mahkemesi, dava dosyasını tamamlamak üzere bazı yargı iꢀlemleri
gerçekleꢀtirmiꢀ, bir kaçak sanık hakkında yürütülen davanın bu davayla birleꢀtirilmesine ve
üç sanığın tahliyesine hükmetmiꢀtir. 8 Temmuz 1997 tarihli duruꢀmada savcı, davanın esasına
iliꢀkin taleplerini sunmuꢀtur. Eylül 1997 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi, savunma avukatlarının 23 Ekim 1997
tarihli duruꢀmada iki tanığın dinlenmesi yönündeki taleplerini kabul etmiꢀtir. 9 Aralık 1997
tarihli duruꢀmada mahkeme, savunmanın bazı belgelerin düzenlenmesi için ek süre talebini
haklı bulmuꢀ ve verilen süreyi uzatmıꢀtır. DGM, 12 ꢁubat 1998 tarihinde polisin grafolojik ve
fotoğrafik bilirkiꢀi raporunu ve diğer soruꢀturma belgelerini teslim almıꢀ ve bir sanığın
savunmasını dinlemiꢀtir. Bu duruꢀmalardan sonra mahkeme, sanıklar ile avukatlarına
savunmalarını hazırlamaları için ek süre vermiꢀtir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 28 Nisan 1998 tarihli duruꢀmada altı sanık ve avukatlarının
savunmalarını dinlemiꢀtir. Bu duruꢀma sonrasında mahkeme, sekiz davacıyı dinleme kararı
alarak, iddianamede yeralan ve sanıklara isnad edilen suçlarla ilgili diğer belgelerin temin
edilmesini istemiꢀtir. Haziran 1998 ile 28 Ocak 1999 tarihleri arasında görülen dört duruꢀmada mahkeme,
davacıları dinlemiꢀ, istediği belgeleri teslim aldığını kaydetmiꢀ, baꢀka belgelerin teminini
istemiꢀ ve polis memurları hakkında yürütülen yargılamanın gidiꢀatı üzerine bilgi almıꢀtır.
Cumhuriyet Savcısı, 8 Nisan 1999 tarihli duruꢀmada davayla ilgili taleplerini sunmuꢀtur. Haziran 1999 ile 12 Kasım 1999 tarihleri arasında görülen beꢀ duruꢀmada, sanıklar
savunmalarını sunmuꢀlardır.
DGM önünde görülen yargılamada baꢀvuran, on duruꢀmada hakim önüne çıkmayı
reddetmiꢀtir. Kasım 1999 tarihinde DGM, eski Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesinin 1. fıkrası
uyarınca baꢀvuranı anayasal düzeni bozmaya teꢀebbüs suçundan önce ölüm cezasına mahkûm
etmiꢀ ve daha sonra bu cezayı müebbet hapis cezasına çevirmiꢀtir. Mahkeme, özellikle
sanıkların polise verdikleri ifadelerde suçlarını itiraf etmelerini ve birbirlerinin aleyhine ifade
vermelerini bu kararın gerekçeleri arasında göstermiꢀtir. Mahkeme, zorla alındığı iddia edilen
ifadelerin diğer maddi kanıtları desteklediğini, sorgulamaya katılan polis memurlarının
mahkeme önünde ifade verdiğini ve kötü muamele iddialarını reddettiklerini kaydetmiꢀtir.
Bütün bunlara ilaveten mağdurlar da sanıkların aleyhine tanıklık etmiꢀlerdir.
Yargıtay, 26 Mart 2001 tarihinde piꢀmanlık yasasının bir suçortağı için uygulanıp
uygulanamayacağı konusunun incelenmediğini ve gerekçenin yetersiz olduğunu açıklayarak
Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını bozmuꢀtur.
Davaya yeniden bakması istenen Devlet Güvenlik Mahkemesi, ilk duruꢀmasını 24 Temmuz tarihinde gerçekleꢀtirmiꢀtir. Mahkeme, ikinci duruꢀmada baꢀvuranın da aralarında
bulunduğu sekiz sanığın savunmalarını dinlemeye devam etmiꢀtir. 20 Kasım 2001 tarihli
duruꢀmada mahkeme, iki suçortağının Yargıtay kararıyla ilgili ifadelerinin hâlâ alınamadığını
kaydederek, onlarla ilgili davanın dosyadan çıkarılmasına karar vermiꢀtir. Bu duruꢀma
sonrasında mahkeme, ayrıca piꢀmanlık yasasının bir suçortağına uygulanıp uygulanamayacağı
konusunu Emniyet Genel Müdürlüğü’ne danıꢀma kararı almıꢀtır. ꢁubat 2002 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranların gözaltına alınmasından
sorumlu polislere karꢀı yürütülen ceza yargılamasının sonucu hakkında bilgi edinme kararı
almıꢀtır. Mahkeme, suçlarla ilgili belgelerin temin edilmesini isteyerek, savunma avukatının
iki davanın görülmekte olan davayla birleꢀtirilme talebini reddetmiꢀ ve iki suçortağının
tahliyesine karar vermiꢀtir. Mayıs 2002 tarihli duruꢀmada mahkeme, ağır ceza mahkemesinde görülen ceza davasının
halen devam ettiğini kaydetmiꢀtir. Savunma avukatlarından birinin görülmekte olan davanın
diğer iki davayla birleꢀtirilme talebi üzerine mahkeme, bu davalarla ilgili dosyaların temin
edilmesini istemiꢀtir. Mahkeme, bir kez daha suçlarla ilgili belgelerin sunulmasını istemiꢀtir.
Son olarak mahkeme, iki suçortağının Yargıtay kararıyla ilgili ifadelerinin Ceza Muhakemesi
Kanunu hükümleriyle çeliꢀmeli olarak tek hakim tarafından temin edildiğini kaydetmiꢀ ve
Trabzon Ağır Ceza Mahkemesinin bu iki suçortağını dinlemesini talep etmiꢀtir.
Temmuz 2002 tarihinde mahkeme, iki dava dosyasını teslim aldığını bildirmiꢀtir.
Mahkeme dosyaları inceledikten sonra, gerekli belgelerin kopyalarını dosyaya ekleyerek, bu
davaların görülmekte olan davayla birleꢀtirilmesine gerek olmadığına hükmetmiꢀtir. Eylül 2002 tarihinde mahkeme, ilgili suçortakları bulunamadığı için istinabe yoluna
baꢀvurulamadığını kaydetmiꢀtir. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün suçortağının piꢀmanlık
yasasından yararlanamayacağını açıklayan cevabını kaydeden mahkeme, ayrıca polis
memurları hakkında ağır ceza mahkemesinde görülen ceza davasının zamanaꢀımı dolayısıyla
düꢀtüğünü bildirmiꢀtir. Aralık 2002 tarihinde mahkeme, istenilen belgelerin teslim alındığını kaydetmiꢀtir. Bu
duruꢀmada Cumhuriyet Savcısı taleplerini sunmuꢀtur. Bir savunma avukatı, 4 ve 5 Nolu
Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görülen iki davanın bu dosyayla birleꢀtirilme talebini
tekrarlamıꢀtır. Bu iki davayla mevcut dava arasında bir bağlantı olup olmadığını inceleyen
Devlet Güvenlik Mahkemesi birleꢀtirilmelerine gerek olmadığına hükmetmiꢀtir. Bu konuyla
ilgili olarak mahkeme, AĐHM’nin içtihadına atıfta bulunarak, davanın makul bir süre içinde
görülme hakkını gerekçe göstermiꢀtir. Mart 2003 tarihli duruꢀmada mahkeme, sanıklar ile avukatlarının savunmalarını
dinlemiꢀtir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 6 Mayıs 2003 tarihli duruꢀmada bulunamayan iki suçortağı ile
ilgili davayı diğerlerinden ayırmıꢀtır. Bu duruꢀma sonrasında mahkeme, baꢀvuranı, hakkında
verilen ilk cezaya mahkûm etmiꢀtir. Sanıkların duruꢀmalarda yaptıkları savunmaları inceleyen
DGM, baꢀvuranın susma hakkını kullandığını ve polis önünde ifade vermek istemediğini,
Cumhuriyet Savcısı ve Nöbetçi Hakim önünde kendisine isnad edilen suçları reddettiğini
kaydetmiꢀtir.
Mahkeme, daha sonra yasadıꢀı örgüte ait belgeleri, silahları ve sanıkların üzerinde, evlerinde
veya tarif ettikleri yerlerde ele geçirilen diğer eꢀyaları, bilirkiꢀi raporlarını ve diğer davalarda
yargılanan kiꢀilerin ifadelerini dosyada bulunan kanıtlar arasında sıralamıꢀtır. Mahkeme
ayrıca, gözaltı sırasında yapılan soruꢀturmaları ve bu soruꢀturmalarla ilgili tutanakları da kanıt
olarak açıklamıꢀtır. Sanıkların gözaltı sırasında verdikleri ifadeler bu kanıt belgeleri arasında
yer almamıꢀtır.
Mahkeme, özellikle baꢀvuranla ilgili olarak aꢀağıdaki sonuçlara varmıꢀtır:
“ Sözkonusu olaylar görüꢀülmüꢀ ve mahkeme tarafından bulunan silahlar, sanık tespiti
hakkında yürütülen kovuꢀturmalar, kiꢀi teꢀhis tutanakları, yüzleꢀtirme tutanakları, bilirkiꢀi
raporları ve diğer sanıkların beyanları ıꢀığında değerlendirilmiꢀtir.” Aralık 2003 tarihinde Yargıtay, bu ikinci kararı onamıꢀtır.
Baꢀvuran hakkında yürütülen ceza davasına paralel olarak, bir ceza davası da baꢀvuran
haricinde bazı suçortaklarının gözaltına alınmasından sorumlu polis memurları hakkında
yürütülmüꢀtür. 9 Temmuz 2002 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi, zamanaꢀımına uğraması
dolayısıyla ceza davasının düꢀürülmesine karar vermiꢀtir. 21 Ekim 2004 tarihinde Yargıtay,
ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1, 2 VE 3c) PARAGRAFLARININ ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, gözaltı sırasında ifadesinin iꢀkence altında alındığını, kendisine avukat tahsis
edilmediğini ve dolayısıyla savunmasının adil bir ꢀekilde dinlenmediğini iddia etmektedir.
Ayrıca baꢀvuran, diğer suçortaklarının ifadelerinin de aynı zorlayıcı yöntemler uygulanarak
alındığını ve kendisinin bu ifadelere bakılarak mahkûm edildiğini ileri sürmektedir. Baꢀvuran,
yasal olmayan yollardan elde edilen kanıtlar kullanılmak suretiyle masumiyet karinesinin
çiğnendiğini ileri sürmektedir. Son olarak baꢀvuran, savunması için makul bir süre
tanınmadığından ꢀikâyetçi olmakta ve AĐHS’nin 6. maddesinin 1, 2 ve 3c paragraflarına atıfta
bulunmaktadır.
AĐHS’nin 6.maddesinin 2 ve 3. paragraflarında belirtilen gereksinimlerle 1. paragrafta
teminat altına alınan adil yargılanma hakkının özel yönleri arasında bir bağlantı olduğu için
AĐHM, mevcut davada ortaya çıkan sorunları 1 ve 3 c) paragraflarındaki hükümleri birlikte
değerlendirerek inceleyecektir (bakınız, diğerleri arasından, Hollanda aleyhine Van Mechelen
ve diğerleri davası, 23 Nisan 1997, Karar ve hükümlerin derlemesi 1997-III, prg. 49).
AĐHM, mevcut davada öne çıkan ceza yargılaması süresinin uzunluğu konusunun daha önce
Dağdelen ve diğerleri (ilgili bölüm, prg. 103-110) ve Đbrahim Öztürk (ilgili bölüm,
prg. 32-39) davalarında incelendiğini not etmektedir. Bu davalar ıꢀığında muhakeme yapan
AĐHM, mevcut dava koꢀullarında yargılama süresinin AĐHS’nin 6. maddesinin 1.
paragrafında öngörülen « makul süre » gereksinimini yerine getirdiği kanaatine varmaktadır.
Bu itibarla, açıkça dayanaktan yoksun olan sözkonusu ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3
ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
AĐHM, yargılamanın adil olmasıyla ilgili ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı
anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM, diğer taraftan
ꢀikâyetin baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla
kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
Baꢀvuran, olayın meydana geldiği dönemde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin bu tür suçlara
karꢀı aldığı özel önlemler çerçevesinde günlerce kimseyle görüꢀtürülmeden polis
karakollarında kapalı tutulduğunu ve bir avukat desteğinden yararlanamadığını iddia
etmektedir. Baꢀvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından dikkate alınan sorgulamaların
gözaltı sırasında yapıldığını ve bu sorgulamalara Cumhuriyet Savcısı, Nöbetçi Hakim ve
Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde itiraz ettiklerini hatırlatmaktadır.
Baꢀvuran ayrıca, Devlet Güvenlik Mahkemesi son kararını verirken, sanıkların birbirlerini
suçladığı ifadeleri dikkate aldığını ileri sürmektedir.
Hükümet, bu iddiayı reddetmektedir. Hükümet önce, baꢀvuranın ifadesini baskı altında
verdiği yönündeki iddiasının doğru olmadığını savunmaktadır. Hükümet ayrıca, ulusal
mahkemelerin baꢀvuranı sadece gözaltı sırasında verdiği ifadelere göre değil, aynı zamanda
dosyada bulunan ve bu ifadeleri destekleyen diğer kanıt unsurlarını da dikkate alarak mahkûm
ettiklerini ileri sürmektedir.
Hükümet, baꢀvuranın ulusal mahkemeler önünde gerçekleꢀtirilen tüm yargılama boyunca bir
avukat tarafından temsil edildiğini ve bu süreçte hakkında yapılan suçlamalara cevap verme
fırsatı bulduğunu kaydetmektedir.
AĐHM, konuyla ilgili genel ilkeler bakımından yerleꢀik içtihadına atıfta bulunmaktadır
(Türkiye aleyhine Salduz kararı [GC], no 36391/02, prg. 50-55, 27 Kasım 2008). Bu konuda
AĐHM, adil yargılanma hakkının yeterince “uygulanabilir ve etkili” olabilmesi için, 6.
maddenin 1. paragrafı uyarınca, kural olarak, her davanın kendine has koꢀulları ıꢀığında bu
hakkın kısıtlanması için zorunlu sebepler olmadıkça, ꢀüpheliye, polis tarafından ilk kez
sorgulanmasından itibaren avukata eriꢀim hakkı sağlanmasının gerekli olduğu görüꢀündedir.
Avukat eriꢀiminin sağlanmamasına istisnai olarak zorunlu sebeplerin gerekçe gösterilmesi
durumunda bile, böylesi bir kısıtlama, gerekçesi ne olursa olsun, sanığın 6. madde tarafından
teminat altına alınan haklarına zarar vermemelidir. Avukat eriꢀimi sağlanmayan sanığa polis
soruꢀturması sırasında suçlayıcı ifadeler kullanılması durumunda, genel olarak, sanığın
haklarına telafi edilemeyecek ꢀekilde zarar gelir (Salduz ilgili bölüm, prg.55).
AĐHM, mevcut davada baꢀvuranın on dört gün süren gözaltı sırasında sorgulandığını
gözlemlemektedir. Bu süre içerisinde avukat yardımı almaksızın birçok soruꢀturmaya katılan
ilgili ꢀahıs imzalamayı reddettiği otuz sayfalık bir ifade vermiꢀ ve suçluluğunu ispatlamaya
yönelik birçok soruꢀturmaya tabi tutulmuꢀtur.
Devlet Güvenlik Mahkemesi baꢀvuranın gözaltı sırasında verdiği ifadeleri dava dosyasından
kesin olarak çıkarmasa da, baꢀvuranın suçluluğu tespit edilirken gözaltı sırasında verilen
ifadelerin dikkate alınıp alınmadığı hakkında bir belirsizlik oluꢀmaktadır. Bununla birlikte
AĐHM, bu soru üzerinde daha fazla durmayacaktır.
AĐHM, baꢀvuranın gözaltı sırasında gerçekleꢀtirilen sorgulamaların Devlet Güvenlik
Mahkemesi tarafından dava dosyasındaki unsurların tamamına bakılarak verilen kararın
gerekçesinde kanıt belgesi olarak geçtiğini gözlemlemektedir. Halbuki, söz konusu
tutanaklarda baꢀvuranın gözaltı sırasında suçunu itiraf ettiği belirtilmekte ve baꢀvuranın
faaliyetleri hakkında yaptığı açıklamalar bulunmaktadır. Bu soruꢀturmalar, baꢀvuranı suçlu
göstermeye ve aleyhte delil toplamaya yönelik olarak gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Oysa, sözkonusu
davada, 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca, baꢀvuran Devlet Güvenlik
Mahkemelerinin yetki alanına giren suçlardan birini iꢀlemekle itham edildiği için gözaltı
sırasında avukata eriꢀim hakkının kısıtlandığını kaydetmektedir. Bunun sonucunda, baꢀvuran,
polis ve diğer yetkililerin sorgulamasında ifade verirken avukata eriꢀim hakkından
yararlanamamıꢀtır. Dolayısıyla, baꢀvurana, avukata eriꢀim hakkının sağlanmamasına gerekçe
olarak, yalnızca bu durumun ilgili yasal hükümlerce sistematik olarak öngörüldüğü
belirtilmiꢀtir.
AĐHM diğer taraftan, baꢀvuranın yargılama sırasında avukat desteğinden yararlandığını ve
iddia makamının suçlamalarına itiraz etme imkanı bulduğunu gözlemlemektedir. Bununla
birlikte dosya incelendiğinde, soruꢀturmanın büyük bir bölümünün gözaltı sırasında yapıldığı
ve bu sırada baꢀvuranın avukat yardımı almadığı görülmektedir. Dolayısıyla, sözkonusu
davada, baꢀvuranın polise verdiği ifadenin mahkumiyetine kullanılması nedeniyle, baꢀvuranın
avukata eriꢀim hakkına getirilen kısıtlamalardan bizzat etkilendiği ꢀüphe götürmez bir
gerçektir. Ne sonradan sağlanan avukat yardımı, ne daha sonraki yargılamanın çekiꢀmeli
niteliği gözaltı sırasında yapılan hataları telafi edebilir. Ancak, baꢀvuranın gözaltında
tutulduğu sırada avukata eriꢀememesinin, daha sonraki yargılama üzerinde etkisi bulunup
bulunmadığı hususunda fikir üretmek AĐHM’nin görevi değildir.
Sonuç olarak, baꢀvuran yargılama sürecinde aleyhinde kullanılan delillere itiraz etme fırsatı
bulmuꢀ olsa da, polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada avukat desteği alamaması,
savunma haklarını telafi edilemeyecek ꢀekilde olumsuz etkilemiꢀtir.
AĐHM, baꢀvuranın suçortaklarının verdikleri ifadelerin Devlet Güvenlik Mahkemesinin aldığı
kararda kanıt belgesi olarak kullanıldığını gözlemlemektedir. Bu konuyla ilgili olarak AĐHM,
önce, baꢀvuranın beꢀ suçortağının gözaltı sırasında AĐHS’nin 3. maddesine aykırı muamele
gördüklerini ve dolayısıyla bu madde hükümlerinin ihlal edildiğini kaydetmektedir
(Erdal Aslan ilgili bölüm, prg. 69-73 ve Dağdelen ve diğerleri ilgili bölüm, prg. 78-91).
Daha sonra AĐHM, aralarında baꢀvuranın da bulunduğu ꢀüphelilerin gözaltına alınmalarından
sorumlu polisler aleyhine açılan ceza davasının Temmuz 2002 tarihinde zamaaꢀımı
dolayısıyla düꢀtüğünü tespit etmektedir. Böylece ulusal makamlar, ilgili ꢀahısların gerçekten
zorlayıcı ꢀartlar altında suçlanıp suçlanmadıklarını öğrenme ve gözaltı koꢀullarını aydınlatma
fırsatını bulamamıꢀlardır (bakınız, a contrario, Đtalya aleyhine Ferrantelli ve Santangelo
kararı, 7 Ağustos 1996, prg. 49-50, Derleme 1996-III).
Devlet Güvenlik Mahkemesi ise, karar alırken yalnızca gözaltı süresince gerçekleꢀen
soruꢀturma iꢀlemlerinin tutanaklarını imzalamıꢀ olan polis memurlarını dinlemekle
yetinmiꢀtir. Bu noktada AĐHM, polis memurlarından dördü hakkında baꢀvuranın
suçortaklarına kötü muamele uygulamaktan dolayı Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıꢀ
olduğunu not etmektedir. Dolayısıyla esas hakimlerinin, davanın esasını incelemeden önce,
kanıt araçlarının kabul edilebilirliği konusunda gerektiği ꢀekilde karara varmadığı
görülmüꢀtür. Bu tür bir ön inceleme, ulusal yargı makamlarının, suçlayıcı kanıtların elde
edilmesi için yasadıꢀı yöntemlerin kullanılmasına karꢀı yaptırım uygulamalarına imkan
tanıyabilirdi (bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Söylemez kararı, no 46661/99,
prg. 123, 21 Eylül 2006).
Yukarıda edindiği bilgiler doğrultusunda AĐHM, mevcut davada AĐHS’nin 6. maddesinin 3c)
paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Manevi tazminat
Baꢀvuran, maruz kaldığı manevi zarar karꢀılığı olarak 10.000 Euro (EUR) tazminat talep
etmektedir.
Hükümet bu taleplere karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, baꢀvurana manevi tazminat olarak 1.000 Euro ödenmesini hakkaniyete uygun
bulmaktadır.
AĐHM ayrıca, ihlalin telafisi için en uygun yolun, talep ettikleri takdirde baꢀvuranların
AĐHS’nin 6. maddesi 1. paragrafının gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı
kanısındadır (Salduz ilgili bölüm, prg. 72).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran ayrıca, iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama giderleri için 17. 280
Türk Lirası (TL) talep etmektedir. Bu meblağın dağılımı ꢀu ꢀekildedir : 17 000 TL avukatlık
ücreti, 150 TL tercüme gideri, 50 TL kağıt ve fotokopi gideri ve 80 TL posta masrafı.
Baꢀvuran, kanıtlayıcı belge olarak, avukatlık ücretini belirten sözleꢀme, buna iliꢀkin bir
dekont ve masraflarla ilgili diğer bir dekont sunmuꢀtur.
Hükümet bu taleplere karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar
ıꢀığında tüm yargılama masraf ve giderleri için baꢀvurana 2.000 Euro ödenmesine karar
vermiꢀtir.
C. Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı
orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun, Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki yargılamanın hakkaniyetten yoksun
olduğu kapsamında yapılan ꢀikayete iliꢀkin kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının
kabuledilemez olduğuna;
2. Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki yargılamanın hakkaniyetten yoksun olması
nedeniyle AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3 c) paragraflarının ihlal edildiğine;
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden
muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 1.000 Euro (bin Euro) manevi
tazminat ve 2.000 Euro (iki bin Euro) yargılama masraf ve gideri ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło