16779/02

WyrokETPCz2005-09-22ECLI:CE:ECHR:2005:0922JUD001677902

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długość tymczasowego aresztowania i przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego oraz prawo do rzetelnego procesu z art. 5 ust. 3 i art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że uzasadnienia sądów krajowych dla przedłużania tymczasowego aresztowania były stereotypowe i niewystarczające, nie uwzględniając indywidualnych okoliczności sprawy ani nie oceniając ryzyka ucieczki wyłącznie na podstawie surowości kary. Wskazał, że po pewnym czasie samo istnienie uzasadnionego podejrzenia nie wystarcza do dalszego aresztowania. Co do długości postępowania, Trybunał stwierdził, że dwunastoletni okres trwania postępowania karnego, które wciąż było w toku w pierwszej instancji, był nadmierny i nieuzasadniony przez rząd, co naruszyło prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie.
Stan faktyczny
Skarżący, Abdullah Kalay, został aresztowany 6 listopada 1992 r. pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji zbrojnej i rabunku z bronią. Był tymczasowo aresztowany od 11 listopada 1992 r. do 12 czerwca 2000 r., kiedy to został skazany na 32 lata i 6 miesięcy więzienia. Po uchyleniu wyroku przez Sąd Kasacyjny 15 maja 2001 r., skarżący był ponownie tymczasowo aresztowany od 15 maja 2001 r. do 28 grudnia 2001 r. Postępowanie karne, które rozpoczęło się w 1992 r., nadal toczyło się w pierwszej instancji w momencie wydania wyroku ETPCz.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie orzekł, że część skargi dotycząca pierwszego okresu tymczasowego aresztowania jest niedopuszczalna. Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał zasądził skarżącemu 9 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 3 200 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia zostały oddalone.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ DAİRE   KALAY – TÜRKİYE   (Başvuru no. 16779/02)   KARAR   STRAZBURG   Eylül 2005   Bu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle   ilişkin değişiklik yapılabilir.   Kalay – Türkiye davasında,   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Daire),   Başkan J. HEDIGAN,   Yargıçlar L. CAFLISCH,   R. TÜRMEN,   C. BIRSAN,   M. TSATSA – NIKOLOVSKA,   A. GYULUMYAN,   R. JAEGER ve   Bölüm Sekreteri V. BERGER’in katılımı ile kapalı oturumda 1 Eylül 2005 tarihinde toplanmış   ve anılan tarihte izleyen kararı vermiştir:   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   1. Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34.   maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Abdullah Kalay tarafından, 12 Şubat 2002   tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurudan (no. 16779/02)   kaynaklanmaktadır.   2. Başvuran, İstanbul Barosu’na bağlı avukatlar F. G. Yolcu ve M. Aslan tarafından   temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) AİHM huzurundaki işlemler için bir Ajan   tayin etmemiştir.   3. Başvuran, tutuklu yargılanma sürecinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin makul   süre şartını aştığını ve aleyhinde başlatılan cezai işlemlerin gereğinden uzun olduğunu iddia   etmiştir.   4. Başvuru, AİHM’nin Üçüncü Daire’sine tevzi edilmiştir (Mahkeme İç Tüzüğü’nün   § 1. maddesi). Bu Daire içinde, davaya bakacak olan Bölüm (AİHS’nin 27 § 1. maddesi) İç   Tüzük’ün 26 § 1. maddesinin gerektirdiği gibi oluşturulmuştur.   5. 6 Eylül 2004 tarihinde, başvuru Hükümet’e bildirilmiştir.   6. Başvuran ve Hükümet, esaslara ilişkin görüş bildirmişlerdir (İç Tüzük 59 § 1.   madde).   7. 1 Kasım 2004 tarihinde, AİHM Daire’lerinin yapısını değiştirmiştir (İç Tüzük 25 §   1. madde). Bu dava, yeni oluşturulmuş Üçüncü Daire’ye verilmiştir (İç Tüzük 52 § 1. madde).   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   8. Başvuran 1967 doğumludur ve İzmit’te ikamet etmektedir.   9. 6 Kasım 1992 tarihinde, başvuran, İzmit Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele   Şubesi’nde görev yapan polis memurları tarafından tutuklanmış ve TKP-ML/TİKKO (Türkiye   Komünist Partisi–Marksist Leninist/Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu) adındaki yasadışı   silahlı örgüte üye olma şüphesiyle gözaltına alınmıştır.   10. 11 Kasım 1992 tarihinde, başvuran, Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi’nin   huzuruna çıkarılmıştır. Aynı tarihte, Hakim, başvuranın tutuklu olarak yargılanmasını   hükmetmiştir.   11. 10 Şubat 1993 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı aynı   mahkemeye, başvuran ve yedi müşterek davalıyı yasadışı silahlı bir örgüte üye olmak ve   silahlı soygun gerçekleştirmekle suçlayan, bir iddianame sunmuştur. Savcı, Türk Ceza   Kanunu’nun 168 § 2 ile 497 § 2. maddelerine ve 3713 sayılı Kanun (Terörle Mücadele   Kanunu)’un 5. maddesine atıfta bulunmuştur.   12. 23 Şubat 1993 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın, tutuklu   yargılanma gerekçelerinin ortadan kalkmaması nedeniyle, tutuklu yargılanmasının devam   etmesi kararını bildirmiştir.   13. 19 Nisan 1994 tarihinde, mahkeme bu davayı bir diğer mahkemede bekleyen başka   bir davayla birleştirme kararı almıştır, zira bu diğer mahkemedeki davalıların bazıları benzer   suçlardan yargılanmıştır. Alınan bu kararın üzerine, başvuranın müşterek davalılarının sayısı   yirmiye çıkmıştır.   14. Başvuran, cezai işlemler sürecinde, serbest kalmak için birçok başvuruda   bulunmuştur. Masum olduğunu ve tutuklu yargılanma süresinin gereğinden uzun olduğunu   iddia etmiştir. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, bu başvuruları, 17 Mayıs 1993 ve 12   Haziran 2000 tarihleri arasında görülen kırk sekiz duruşmanın her birinde reddetmiştir.   İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, her seferinde, başvuranın tutuklu yargılanmasının   devamı hükmünü verirken “suçun niteliği, delillerin durumu ve tutukluluk süresi”ne   dayanmıştır.   15. 12 Haziran 2000 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı   yasadışı bir örgüte üye olmak ve silahlı soygun suçunu işlemekten mahkum etmiştir.   Mahkeme, başvuranı altı ay otuz iki yıl hapse mahkum etmiştir.   16. Bu mahkeme kararı, ex officio, temyize açıktır. Başvuran bu kararı temyiz etmiştir.   17. 15 Mayıs 2001 tarihinde, Yargıtay, dava dosyasının başvuranın Kocaeli Ağır Ceza   Mahkemesi’nde verdiği ifadeyi içermediği gerekçesiyle, başvuranın mahkumiyetini kaldırmış   ve davayı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne geri göndermiştir.   18. 3 Ekim 2001 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, dava kendisine   gönderildikten sonraki ilk duruşmasını görmüştür. Başvuran duruşma esnasında serbest   bırakılma talebini yinelemiş, mahkeme, “suçun niteliği ve delillerin durumu” gerekçesiyle   talebini reddetmiştir.   19. 28 Aralık 2001 tarihinde, başvuran serbest bırakılmıştır.   20. 22 Mayıs 2004 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kaldırılması   üzerine, başvuranın davası İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakledilmiştir.   21. Bu dava, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde halen devam etmektedir.   II. İLGİLİ İÇ HUKUK   22. İç hukuk ile ilgili tam açıklama Demirel – Türkiye davasında bulunabilir (no.   39324/98, §§ 47-49, 28 Ocak 2003).   HUKUK   I. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   23. Başvuran, tutuklu yargılanma süresinin, AİHS’nin 5 § 3. maddesindeki “makul   süre” şartını aştığına ilişkin şikayette bulunmuştur. Maddenin ilgili kısmı şöyledir:   “Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan … kişinin   makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır.   Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”   A. Kabuledilebilirlik   24. AİHM, sözkonusu davada, yargılama öncesi tutuklamaya dair iki süreç olduğunu   kaydeder.   25. Birinci süreç, 6 Kasım 1992 tarihinde başvuranın tutuklanmasıyla başlayıp   İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını açıkladığı tarih olan 12 Haziran 2000’de   sona ermiştir. Bu noktadan sonra Yargıtay’ın 15 Mayıs 2001 tarihli kararına kadar, başvuran,   “yetkili mahkeme tarafından mahkum edilme üzerine” tutuklanmıştır ve bu durum AİHS’nin   § 1 (a) maddesinin kapsamı dahilindedir. Ancak, başvuru AİHM’ye 12 Şubat 2002’de   sunulmuştur ve bu da şikayet konusu olan tutukluluk süresinin sona ermesinden sonra altı   aydan uzun bir zamandır. Sonuç itibariyle, şikayetin bu kısmı zaman dolduktan sonra   sunulmuştur ve AİHS’nin 35 §§ 1. ve 4. maddeleri uyarınca altı ay kuralına uymaması   gerekçesiyle reddedilmelidir.   26. İkinci süreç, 15 Mayıs 2001 tarihinde başlayıp başvuranın serbest bırakıldığı 28   Aralık 2001 tarihinde sona ermiştir. AİHM şikayetin sözkonusu kısmının, belirlenmesi,   esasların incelenmesini gerektiren, AİHS bağlamında, ciddi olgusal ve hukuki konular ortaya   koyduğu kanısındadır. Dolayısıyla, AİHM, sözkonusu kısmın, AİHS’nin 35 § 3. maddesinin   anlamı çerçevesinde, temelsiz olmadığı sonucuna varmıştır. Kabuledilmez olduğuna karar   vermek için başka bir sebep görülmemiştir.   B. Esaslar   27. Hükümet, başvuranın tutuklu yargılanma süresinin adli yargı makamları tarafından   gereksiz yere uzatılmadığını belirtmiştir. Hükümet, başvuranın yargılandığı suçun ciddi   niteliği, aleyhindeki deliller ve tutukluluk süresi değerlendirildiğinde bu kararın haklı olduğu   görüşündedir. Hükümet, asli bir kamu yararı gerekliliği olduğunu ve bunun da başvuranın   tutukluluğunun devamını haklı çıkardığını ileri sürmüştür.   28. Başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, başvuranın delilleri yok   edeceği veya kaçacağı ihtimalini göz önüne almaksızın, “suçun niteliği, delillerin durumu ve   tutukluluk süresi” ne dayanarak çok sayıda serbest kalma talebini reddettiği görüşündedir.   29. AİHM, belirli bir davada, sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul bir süreyi   aşmamasını sağlamanın en başta ulusal adli yargı makamlarının yükümlülüğü olduğunu   yineler. Bu amaçla, ulusal adli yargı makamları, masumiyet karinesi ilkesini dikkate alarak   bireysel özgürlüğe saygı kuralından sapmayı haklı çıkaracak asli bir kamu yararı   gerekliliğinin varlığına taraf olan veya karşı çıkan bütün olayları incelemeli ve bunları serbest   kalma başvurularıyla ilgili kararlarında ortaya koymalıdırlar. AİHM, AİHS’nin 5 § 3.   maddesinin ihlal edilip edilmediğini, esas olarak, bu kararlarda gösterilen gerekçeler ve   temyiz başvurularında başvuran tarafından belirtilen saptanmış gerçekler temeline dayanarak   belirlemelidir (bkz. Assenov ve Diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Reports   of Judgments and Decisions 1998-VIII, § 154).   30. Tutuklu kişinin suç işlediğine dair haklı şüphenin mevcudiyetinin devam etmesi,   tutukluluğun devamının geçerliliği için bir sine qua non durumudur, ancak belli bir süreden   sonra bu yeterli olmaz. AİHM, bu durumda, adli yargı makamları tarafından kaydedilen diğer   gerekçelerin özgürlükten mahrum bırakmayı haklı çıkarmayı sürdürüp sürdürmediğini tespit   etmelidir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli” olduğu durumda, AİHM, yetkili ulusal   makamların işlemlerin yürütülmesinde “özel çaba” sergileyip sergilemediğini de tespit   etmelidir (bkz., diğer içtihatlar yanında, Ilijkov – Bulgaristan, no. 33977/96, § 77, 26 Temmuz   2001, ve Labita – İtalya [BD], no. 26772/95, §§ 152-153, AİHM 2000-IV).   31. Sözkonusu davada, göz önüne alınacak süreç 15 Mayıs 2001 tarihinde başlamış ve   Aralık 2001 tarihinde sona ermiştir. Sonuç olarak, bu süreç yaklaşık yedi buçuk ay   sürmüştür. Dava dosyasındaki belgelerden, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,   başvuranın tutuklu yargılanmasının devamına, “suçun niteliğine, delillerin durumuna ve   tutuklama tarihine ilişkin olarak” gibi benzer basmakalıp ifadeler kullanarak hüküm verdiği   ortaya çıkmaktadır.   32. Bu bağlamda, AİHM, başvurana yüklenen suçun ciddiyetini ve ilgili cezanın   katılığını göz önüne almaktadır. Ancak, AİHM, kaçma tehlikesinin, yalnızca maruz kalınan   cezanın katılığı temelinde değerlendirilemeyeceğini (bkz. Muller – Fransa, 17 Mart 1997   tarihli karar, Reports 1997 II, § 43), ancak, ya böyle bir tehlikenin varlığını doğrulayabilecek   ya da bu tehlikeyi tutuklu yargılanmayı haklı çıkarmayacak kadar önemsiz gösterebilecek,   diğer ilgili ek unsurlar açısından incelenmesi gerektiğini hatırlatır (bkz., diğer içtihatlar   yanında, Letellier – Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli karar, Seri A No. 207, s. 319-B, § 43). Bu   bağlamda, AİHM, yerel mahkemenin başvuranın tutuklu yargılanma süresini uzatma   kararlarında, bu şekilde bir gerekçelemeden yoksun olduğunu kaydeder.   33. Son olarak, genelde, “delillerin durumu” ifadesi ciddi suç göstergelerinin   varlığı ve sürekliliğine dair önemli bir unsur olsa da, sözkonusu davada, başvuranın şikayetçi   olduğu tutukluluk süresini, tek başına haklı çıkarmaya yetmez (bkz., yukarıda anılan, Letellier;   Tomasi – Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar, Seri A no. 241-A; Mansur – Türkiye, 8   Haziran 1995 tarihli karar, Seri A no. 319-B, § 55, ve yukarıda anılan, Demirel, § 59).   34. Dolayısıyla, mahkemenin yürüttüğü basmakalıp muhakemeyi de değerlendiren   AİHM, yedi buçuk aylık sürenin, özellikle de başvuranın önceden yaşamış olduğu sekiz   buçuk yıllık tutukluluğunun ışığında, haklılığının kanıtlanmadığı görüşündedir.   35. Dolayısıyla, AİHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 6 § 1.MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   36. Başvuran, aleyhinde başlatılan cezai işlemlerin AİHS’nin 6 § 1. maddesinin   “makul süre” şartını aştığına dair şikayette bulunmuştur. Maddenin ilgili kısmı aşağıda   verildiği gibidir:   “Herkes, … kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda … davasının makul bir süre içinde, …   görülmesini isteme hakkına sahiptir.”   A. Kabuledilebilirlik   37. AİHM, sözkonusu şikayetin, belirlenmesi esasların incelenmesini gerektiren,   AİHS bağlamında, ciddi olgusal ve hukuki konular ortaya koyduğu kanısındadır. Dolayısıyla,   AİHM, başvurunun bu kısmının, AİHS’nin 35 § 3. maddesinin anlamı çerçevesinde, temelsiz   olmadığı sonucuna varmıştır. Kabuledilmez olduğuna karar vermek için başka bir sebep   görülmemiştir.   B. Esaslar   38. Başvurana yüklenen suçları ve yirmi sanığı içeren geniş çaplı bir duruşma   düzenleme gerekliliğini değerlendiren Hükümet, davanın karmaşık olduğunu belirtmiştir.   Hükümet, bu unsurların işlemlerin süresini açıkladığını ve adli yargı makamlarına hiçbir   ihmal ve geciktirme suçunun yüklenemeyeceğini ileri sürmüştür.   39. Başvuran iddiasını savunmuştur.   40. AİHM, başvuran aleyhindeki cezai işlemlerin, tutuklanmasıyla birlikte 6 Kasım   tarihinde başladığını ve ilk derece mahkemesinde devam etmekte olduğunu gözlemler.   Dolayısıyla, işlemler, on iki yıldan uzun sürmüştür.   41. AİHM, sözkonusu başvurudaki konularla benzer konular ortaya koyan davalarda   sık olarak AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlalini tespit ettiğini yineler (bkz., örneğin, Pelissier   ve Sassi – Fransa [BD], no. 25444/94, § 67, AİHM 1999-II, ve Dereci – Türkiye, no.   77845/01, 24 Mayıs 2005).   42. AİHM, kendisine iletilen bütün belgeleri incelemiş ve Hükümet’in sözkonusu   davada AİHM’yi farklı bir sonuca varmaya ikna edebilecek hiçbir delil veya argüman ortaya   koymadığı kanısına varmıştır. Bu konuda içtihadını göz önüne alan AİHM, sözkonusu davada,   işlemlerin süresinin gereğinden uzun olduğunu ve “makul süre” şartına uymadığını   değerlendirir. Buna göre, AİHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   43. AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:   “ Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   44. Başvuran, 34.000.000.000 Türk Lirası (TL) maddi, 15.000.000.000 TL manevi   tazminat talep etmiştir.   45. Hükümet, bu talebe itiraz etmiştir.   46. AİHM, maddi tazminat talebi ve AİHS ihlallerini oluşturan konular arasında   bir sebep sonuç ilişkisi olmadığını kaydeder. Ancak, AİHM, başvuranın manevi zarar, örneğin   sıkıntı, yaşamış olduğu kanısındadır. AİHM, eşitlik temelinde verdiği hüküm sonucunda,   başvurana 9.000 Euro (Euro) ödenmesine karar vermiştir.   B. Mahkeme Masrafları   47. Başvuran, temsil edilmesiyle ilgili olan mahkeme masraflarına yönelik, iletişim   ve çeviri masrafları için 4.000.000.000 TL ve dava masrafları için 6.000.000.000 TL talep   etmiştir. Başvuran, bu son belirtilen meblağın, AİHM’deki işlemlere ilişkin kırk saatlik   çalışma ile birlikte avukatının ziyaret ve yolculuk masraflarını içerdiğini belirtmiştir.   Başvuran, temsilcisinin, AİHM’ye yapılan başvurularda, İstanbul Barosu’nun tavsiye ettiği   tarifeyi uyguladığını ileri sürmüştür.   48. Hükümet bu iddialara karşı çıkmıştır.   49. Sahip olduğu belgelerin temelinde ve eşitlik temelinde verdiği hüküm sonucunda,   AİHM, başvurana mahkeme masrafları olarak 3.200 Euro ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme Faizi   50. AİHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiştir.   BU SEBEPLERLE AİHM, OYBİRLİĞİ İLE   1. Başvurunun, tutuklu yargılanmanın ikinci sürecine ve işlemlerin süresine ilişkin   olan kısmının kabuledilebilir ve başvurunun tutuklu yargılanmanın birinci sürecine ilişkin   kısmının kabuledilmez olduğuna;   2. AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) Sorumlu Devlet’in, kararın AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kesinleştiği   tarihten itibaren üç ay içinde, aşağıdaki meblağları ödeme günündeki kur üzerinden Türk   lirasına dönüştürerek ödemesine;   (i) 9.000 Euro (dokuz bin Euro) manevi tazminat   (ii) mahkeme masrafları için 3.200 Euro (üç bin iki yüz Euro)   (iii) yukarıdaki meblağların her türlü vergi masrafını   b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen   süre için Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek   suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   5. Başvuranın adil tazmin taleplerinin kalanının reddine karar vermiştir.   İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri   uyarınca 22 Eylül 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   Vincent BERGER   Sekreter   John HEDIGAN   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło