16816/03
WyrokETPCz2009-04-14ECLI:CE:ECHR:2009:0414JUD001681603
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skarżący był poddany złemu traktowaniu przez policję w rozumieniu art. 3 Konwencji, oraz czy państwo pozwane przeprowadziło skuteczne śledztwo w tej sprawie?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obrażenia skarżącego, udokumentowane raportem medycznym, powstały, gdy znajdował się on pod kontrolą policji. Rząd nie przedstawił wiarygodnego wyjaśnienia przyczyn tych obrażeń, co prowadzi do wniosku o odpowiedzialności państwa za złe traktowanie. W aspekcie proceduralnym, Trybunał stwierdził, że śledztwo nie było skuteczne, ponieważ zostało przeprowadzone przez funkcjonariusza policji podległego tej samej hierarchii co oskarżeni policjanci, a władze administracyjne odmówiły wszczęcia postępowania karnego, uniemożliwiając niezależne i bezstronne dochodzenie.Stan faktyczny
Skarżący, Mecail Özel, został zatrzymany przez policję 22 stycznia 2000 r. podczas protestu w Diyarbakır. Twierdził, że był bity podczas zatrzymania i transportu, co potwierdził raport medyczny, wskazując na wybroczyny i ból, skutkujące trzema dniami niezdolności do pracy. Skarżący złożył skargę karną przeciwko policjantom, ale prokuratura nie uzyskała zgody gubernatora na wszczęcie postępowania, a ostatecznie wydano decyzję o umorzeniu śledztwa.Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie proceduralnym. Zasądza skarżącemu 9 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków (po odjęciu pomocy prawnej). Oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
MECAĐL ÖZEL -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:16816/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Nisan 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (16816/03) no’lu davanın nedeni (T.C.
vatandaꢀı) Mecail Özel’in (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 25 Temmuz 2001
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa
Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil
edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran, 1960 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir. Ocak 2000 tarihinde, öğlene doğru baꢀvuran, Sosyal Sigortalar Kurumu’na giderken, üç
ilin belediye baꢀkanlarının gözaltına alınmasını protesto etmek amacıyla düzenlenen
gösterinin ortasında kalmıꢀtır. Baꢀvuran, göstericileri dağıtmakla görevli polisler tarafından
yakalanmıꢀ ve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alınmıꢀtır. Đfadelerinde
baꢀvuran, yakalandığı ve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne nakledildiği sırada dövüldüğünü
dile getirmiꢀtir.
Aynı gün, saat 16.30’a doğru baꢀvuran, polisin talebi üzerine, doktor tarafından muayene
edilmiꢀtir. Düzenlenen sağlık raporunda “boyun arka kısmında hassasiyet, ayaklarda ağrı ve
boyunda ekimozlar” olduğu belirtilmiꢀtir. Doktor, üç gün iꢀgöremez raporu vermiꢀtir.
Baꢀvuran, saat 18.30’a doğru serbest bırakılmıꢀtır. ꢁubat 2000 tarihinde baꢀvuran, yakalanmasında ve gözaltından sorumlu polis memurları
hakkında Diyarbakır Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, polis memurlarını
kendisini dövmekle suçlamıꢀtır. Nisan 2000 tarihinde, Savcının talebi üzerine, Diyarbakır Adli Tıp Kurumu, 22 ꢁubat 2000
tarihli raporu incelemiꢀ ve baꢀvuranda saptanan yararların üç gün iꢀgöremez raporu
gerektirdiğini belirtmiꢀtir. Nisan 2000 tarihinde, Savcı, yakalama ve gözaltından sorumlu polis memurları hakkında
kötü muameleden dolayı ceza davası açmak için Diyarbakır Valiliği’nden izin talebinde
bulunmuꢀtur. Nisan 2000 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürü, Terörle Mücadele ꢁube Müdürü
B.Y.’yi iꢀbu davada soruꢀturmacı olarak tayin etmiꢀtir.
Soruꢀturmacı B.Y. baꢀvuranın ꢀikayetinde belirtilen polis memurlarının ifadesini almıꢀtır.
Polis memurları, dağılın emrine uymayı reddeden göstericileri yakaladıklarını belirtmiꢀlerdir.
Polis memurları gözaltının baꢀında ve sonunda yapılan sağlık muayenelerinde gözaltındaki
kimsenin kötü muameleye maruz kalmadığının açıkça görüldüğünü ifade etmiꢀlerdir.
Eylül 2000’de, soruꢀturmacı B.Y. disiplin soruꢀturmasına gerek olmadığına ve cezai takibat
izni verilmemesinin yerinde olacağına dair raporunu sunmuꢀtur. B.Y. olaylara iliꢀkin
tutanakların ve sağlık raporlarının baꢀvuranın kötü muamele görmediğini kanıtladığına kanaat
getirmiꢀtir. Ekim 2000 tarihinde, valilik, görevleri dahilinde davrandıkları ve kötü muamelede
bulunmadıkları gerekçesi ile sözkonusu polis memurları aleyhinde cezai kovuꢀturma
baꢀlatılmasına izin vermeyen karar hakkında Diyarbakır Savcılığı’nı bilgilendirmiꢀtir.
Diyarbakır Savcılığı, Diyarbakır Bölge Đdare Mahkemesi önünde sözkonusu karara itiraz
etmiꢀtir. Aralık 2000 tarihinde, mahkeme, sözkonusu itirazı reddetmiꢀ ve ceza davası açılmasını
haklı kılan hiçbir kanıt unsuru bulunmadığı gerekçesi ile valilik kararını onamıꢀtır. ꢁubat 2001 tarihinde, Diyarbakır Savcılığı, baꢀvuranın ꢀikayeti hakkında takipsizlik kararı
vermiꢀtir. Takipsizlik kararı, 20 ꢁubat 2001 tarihinde baꢀvurana tebliğ edilmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 3. , 6. ve 13 MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, yakalandığı ve gözaltına alındığı sırada kötü muamelelere maruz kalması nedeniyle
AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Ayrıca, AĐHS’nin 6. ve 13.
maddelerine atıfta bulunarak baꢀvuran, AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında yaptığı ꢀikayetlerin
hiçbir ciddi soruꢀturmanın konusu yapılmamasından ve tarafsız ve bağımsız mahkemeler
tarafından incelenmemesinden ꢀikayetçidir.
Kendisine yapılan baꢀvurudaki olayların hukuki tanımlamasını yapmakta müstakil yetkisi
olduğunu hatırlatan AĐHM (Guerra ve diğerleri-Đtalya, 19 ꢁubat 1998) sözkonusu ꢀikayetlerin
AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir (Fazıl Ahmet
Tamer ve diğerleri-Türkiye, baꢀvuru no: 19028/02, 24 Temmuz 2007).
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, baꢀvuranın, 5 ꢁubat 2001 tarihli takipsizlik kararına ağır ceza mahkemesi önünde
hiçbir itirazda bulunmaması nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.
Ayrıca Hükümet, baꢀvuranın tazminat elde etmek amacıyla iç hukukta öngörülen hukuki ve
idari yolları da kullanmadığını belirtmektedir. Bu itibarla Hükümet, AĐHM’ye AĐHS’nin 35.
maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemesinden dolayı
baꢀvurunun kabuledilemez ilan edilmesi çağrısında bulunmaktadır.
Baꢀvuran, sözkonusu argümanlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, daha önce, savcıların vermiꢀ oldukları takipsizlik kararlarına karꢀı Türk Ceza Hukuku
tarafından öngörülen itiraz yolunun AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafı uyarınca
tüketilebilir olduğunu ifade etmiꢀtir (Epözdemir-Türkiye, baꢀvuru no: 57039/00, 31 Ocak
2002; ꢁen-Türkiye, baꢀvuru no: 41478/98, 30 Nisan 2002). Zira incelediği bazı davalarda
AĐHM, iꢀbu davada olduğu gibi, sözkonusu baꢀvuru yolunun, Güneydoğu Anadolu’da görev
yapanlar dahil olmak üzere devlet memurları hakkında cezai kovuꢀturma baꢀlatma imkanı
tanıdığını gözleyebilmiꢀtir (bkz, örneğin, Fidan-Türkiye, baꢀvuru no: 24209/94, 29 ꢁubat
2000, Toktaꢀ-Türkiye, baꢀvuru no: 38382/97, 5 Mart 2002).
Araꢀtırılması gereken dava konusu olayların meydana geldiği dönemdeki hukuki durum göz
önüne alındığında, baꢀvuranın sözkonusu baꢀvuru yolunu kullanması gerekip gerekmediğidir.
Dava dosyasından, memurlar hakkında kovuꢀturma yapılmasına iliꢀkin 2 Aralık 1999 tarihli sayılı yeni yasanın yürürlüğe girmesinin ardından soruꢀturma yapacak idari organ
tarafından verilen takipsizlik kararına ancak idari mahkemeler önünde itiraz edilebileceği,
uygulamada, savcıların görevlerinin, yalnızca suç duyurularını ilgili makamlara iletmek ve
ilgili makam sözkonusu memur ile ilgili cezai kovuꢀturma iznini reddettiğinde takipsizlik
kararı vermekle sınırlı olduğu anlaꢀılmaktadır.
Oysa AĐHM’nin daha önce de belirttiği üzere, sözkonusu idari itiraz yolu esas hakkındaki
sorunlara değinmeyip sadece usuli incelemeye yol açtığı ve soruꢀturmayı yürüten idari
organların yönetime karꢀı bağımsızlıkları konusunda AĐHM tarafından müteaddit kereler dile
getirilen tereddüleri gidermeye yetmediği cihetle, bu haliyle uygun bir itiraz yolu olarak kabul
edilemez (Uyan-Türkiye, (no:2), baꢀvuru no: 15750/02, 21 Ekim 2008; Sultan Öner ve
diğerleri-Türkiye, baꢀvuru no: 73792/01, 17 Ekim 2006; Kanlıbaꢀ-Türkiye, baꢀvuru no:
32444/96, 8 Aralık 2005).
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin alanına girebilecek eylemlerin büyük bir çoğunluğu ile ilgili
olarak, yukarıda belirtilen hukuki durumun, kötü muamele veya aꢀırı güç kullanımına
baꢀvurmaktan devlet memurları hakkındaki kovuꢀturmanın yeniden savcılar tarafından
yürütülmesini öngören 2 Ocak 2003 tarihli 4778 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesine kadar
devam ettiğini gözlemlemektedir.
Bu itibarla 2 Aralık 1999 tarihi ile 2 Ocak 2003 tarihleri arasında geçen süre boyunca, Türk
Hukuk sistemi tarafından sunulan yolların bu halleri ile AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında
yapılan bir ꢀikayet bağlamında uygun ve etkili addedilemeyeceği sonucuna ulaꢀmak
gerekmektedir. Bununla birlikte, bu tespit, etkili iç baꢀvuru yolunun bulunmaması nedeniyle
sözkonusu dönem ile ilgili olarak, dies a quo altı ay süresinin soruꢀturmanın idari organı
tarafından verilen takipsizlik kararı ile baꢀladığı çıkarımında bulunma imkanı
sağlamamaktadır (Walker-Birleꢀik Krallık, baꢀvuru no: 34979/97).
Aslında uygulamada, aynı dönemde 4778 sayılı yasanın 9. maddesi ile öngörülen usule iliꢀkin
olarak belirsizlikler ortaya çıktığı görülmektedir: bazı savcılıklar, bu davada olduğu gibi, ağır
ceza mahkemesinde itiraz yolu açık olmak üzere takipsizlik kararı vermeye devam
etmiꢀlerdir. Oysa ki Yargıtay içtihadına göre böyle durumlarda savcıların yetkisi dava
dosyasının kapatılması ile sınırlı idi.
AĐHM, baꢀvuranın, 4778 sayılı yasa ile öngörülen usullerin uygulanmasına iliꢀkin hukuki
karıꢀıklıktan zarar görmemesi gerektiği kanaatindedir. Ocak 2003 tarihinden sonraki olaylar ile ilgili olarak AĐHM, genel kural olarak, takipsizlik
kararlarına iliꢀkin olarak ceza muhakemeleri usulü kanunu tarafından öngörülen itiraz
yolunun AĐHS’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu
olduğunu tekrarlamaktadır. Bu durumda, altı ay süresi baꢀvuranın itiraz baꢀvurusunun
sonucunu öğrendiği tarihten itibaren baꢀlayacaktır.
Buna karꢀın, 2 Aralık 1999 tarihi ile 2 Ocak 2003 tarihi arasında geçen olaylar ile ilgili olarak,
AĐHM, baꢀvuranın baꢀvuruda bulunmak için sahip olduğu altı ay süresinin, soruꢀturmanın
idari organının kovuꢀturma iznini reddettiği tarihten değil de savcı tarafından verilen
takipsizlik kararı tarihten itibaren hesaplanmasına müsamaha göstermelidir.
Bu dava konusu olayların yukarıda belirtilen zaman dilimi içerisinde meydana gelmiꢀ
olmaları muvacehesinde, AĐHM, cezai itiraz yolunun tüketilmediği kapsamında yapılan itirazı
reddetmektedir. Ayrıca AĐHM, baꢀvuranın suç duyurusunda bulunmasına rağmen, ulusal
makamların, ꢀiddet eylemlerinden sorumlu oldukları iddia edilen sanıklar aleyhinde açılan
ceza davasının bir sonuca ulaꢀması için ꢀartların gerektirdiği pozitif önlemleri almadıklarını
kaydetmektedir (Nurgül Doğan-Türkiye, baꢀvuru no: 72194/01, 8 Temmuz 2008).
Hukuki ve idari baꢀvuru yollarının tüketilmediği kapsamında yapılan ꢀikayete iliꢀkin olarak,
AĐHM, geçmiꢀte müteaddit defalar bu hususta görüꢀ bildirdiğini ve sözkonusu itirazı
reddettiğini hatırlatmaktadır (Karayiğit-Türkiye, baꢀvuru no: 63181/00, 5 Ekim 2004). AĐHM,
iꢀbu davada önceden ulaꢀtığı sonuçlardan farklı bir sonuca ulaꢀmasını gerektirecek hiçbir
koꢀul tespit edememektedir.
Bu durumda AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesi uyarınca hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit
edemediğinden sözkonusu baꢀvuruyu kabuledilebilir ilan etmektedir.
B. Esas
1. Polisin elinde kötü muameleye maruz kalındığı yönündeki iddia hakkında
Hükümet, baꢀvuranın iddialarının mesnetten yoksun olduğunu belirtmektedir. Bu bağlamda,
Hükümet, baꢀvuranın birkaç saat polis karakolunda tutulduğuna ve vücudunda saptanan
ekimozların göstericileri dağıtmaya çalıꢀtıkları sırada polislere karꢀı koymasından
kaynaklanmıꢀ olabileceğine dikkat çekmektedir. Hükümet, sözkonusu ekimozların AĐHS’nin
3. maddesinin uygulanması alanına girecek derecede ciddiyet taꢀımadıklarını da
belirtmektedir.
AĐHM, bir kimse, polis memurlarının mutlak kontrolü altında olduğu gözaltı sırasında
yaralandığında, bu dönemde meydana gelen her yaralanmanın güçlü karinelerin doğmasına
neden olduğunu hatırlatmaktadır (Salman-Türkiye, baꢀvuru no: 21986/93). Bu nedenle bu
yaraların nedeni hakkında makul bir izahat vererek mağdurun iddialarını, hele ki bu iddialar
tıbbi belgelere dayandırılmıꢀ ise, çürütecek delilleri sunma görevi Hükümete düꢀmektedir
(Selmouni-Fransa, baꢀvuru no: 25803/94; Ayꢀe Tepe-Türkiye, baꢀvuru no: 29422/95, 22
Temmuz 2003).
Đꢀbu davada AĐHM, bağımsız bir adli tabip tarafından hazırlanan ve Adli Tıp Kurumu
tarafından onaylanan 22 ꢁubat 2000 tarihli sağlık raporunun, baꢀvuranın vücudunda darp
izlerinin mevcut olduğunu gösterdiğini ve sözkonusu izlerin, yaraların ciddiyeti ve sağlık
durumu dikkate alındığında baꢀvurana üç gün iꢀgöremez raporu verilmesini gerektirdiğini
belirtmektedir. Ayrıca, AĐHM, Diyarbakır Valiliği’nce polis memurları hakkında cezai
kovuꢀturma baꢀlatılmasına izin verilmemesinden dolayı, yerel soruꢀturma dosyasının
sözkonusu yaraların nedenine iliꢀkin net bulgular sunmadığını kaydetmektedir.
Hükümet ise, sağlık raporunda belirtilen ekimozların nedenini açıklamak amacıyla sadece tek
bir varsayım sunmaktadır. Hükümet’e göre, sözkonusu yaralar, mevcut davada, ꢀiddet
gösterme eğiliminde toplanan kalabalığı dağıtma gerekliliği ile açıklanan meꢀru güce
baꢀvurmanın ardından oluꢀmuꢀ olabilir. Bu bağlamda AĐHM, baꢀvuranın sözkonusu gösteriye
katılmadığı iddiasında bulunduğunu kaydetmektedir. Sözkonusu grubun içerisinde yer aldığı
varsayılsa dahi, dosyada bulunan hiçbir unsur, güvenlik güçlerinin müdahalesi sırasında,
baꢀvuranın direndiğini ortaya koymamakta veya baꢀvuranın bu ꢀiddette bir güç kullanımı ile
kontrol altına alınacak ꢀekilde saldırgan davrandığını kanıtlamamaktadır. AĐHM’ye göre,
gösteriyi dağıtmak ne baꢀvuranda bulunan darpların ciddiyetini ne vücudundaki ekimozları
açıklamak için tek baꢀına yeterlidir.
Yukarıda ifade olunanları göz önünde bulunduran AĐHM, Hükümetin ne baꢀvuranın gözaltı
süresinin bitiminde düzenlenen tıbbi rapor hakkında ne tespit edilen ekimozların nedeni
hakkında makul bir izahat verdiğini değerlendirmektedir. Bu itibarla AĐHM, Savunmacı
Devletin belirtilen yaraların sorumluluğunu taꢀıdığı kanaatine varmaktadır (sözü edilen
Nurgül Doğan).
Dolayısıyla AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin bu gerekçeyle esası bakımından ihlal edildiği
sonucuna ulaꢀmaktadır.
2. Yürütülen soruꢀturmaların etkili olup olmadığı hakkında
Baꢀvuran, AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında yaptığı ꢀikayetlerine iliꢀkin soruꢀturmanın ne
etkili olduğunu ne bağımsız ve tarafsız merciler tarafından yapıldığını ileri sürmektedir.
Hükümet, sözkonusu soruꢀturmanın AĐHS’nin 3. maddesinin gereklerini karꢀıladığını
belirtmektedir.
AĐHM, bir kimsenin polisin elinde 3. maddeye aykırı ciddi kötü muameleye maruz kaldığına
dair savunulabilir bir iddiada bulunduğunda sözkonusu hükmün etkili bir resmi soruꢀturma
gerektirdiğini hatırlatmaktadır (Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998).
Mevcut davada AĐHM, baꢀvuran tarafından sunulan ꢀikayetin ardından, Savcılığın,
Diyarbakır Valiliğinden cezai soruꢀturma açma izni talep ettiğini gözlemlemektedir. Valilik,
soruꢀturmaları yapılacak polis memurları ile aynı hiyerarꢀiye tabi bir polis komiserini
soruꢀturmacı olarak atamıꢀtır. Soruꢀturmacının görüꢀüne uygun olarak, Valilik, dava konusu
polis memurları hakkında cezai soruꢀturma izni verilmemesine karar vermiꢀ ve Savcılık
takipsizlik kararı vermek durumunda kalmıꢀtır. Hiçbir cezai soruꢀturma yürütülememiꢀtir.
AĐHM, ilgili idari organların AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerinin gerektirdiği ꢀekli ile bağımsız
bir soruꢀturma yürütme kapasitesi konusunda daha önce de ciddi tereddüt izhar ettiğini
anımsatmaktadır (Sunal-Türkiye, baꢀvuru no: 43918/98, 25 Ocak 2005; Nazif Yavuz-Türkiye,
baꢀvuru no: 69912/01, 12 ꢁubat 2006). Bu nedenle Valiliğin müdahalesi, ihtilaf konusu
olayların hangi koꢀullarda gerçekleꢀtiğinin tespitine mahsus etkili bir cezai soruꢀturma
açılmasına ve yürütülmesine mani olmuꢀtur (Kızıl-Türkiye, baꢀvuru no: 29098/03, 17
Temmuz 2008).
Mevcut davada yürütülen soruꢀturma AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca etkili kabuledilemez. Bu
itibarla AĐHM, sözkonusu hükmün usul bakımından ihlal edildiği sonucuna ulaꢀmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, maruz kaldığı maddi ve manevi için 15.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddiaya itiraz etmektedir.
AĐHM, iddia edilen maddi zararın mesnetsiz olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla baꢀvurana
maddi tazminat ödemeye gerek yoktur. Buna karꢀın AĐHM, hakkaniyete uygun olarak
baꢀvurana 9.000 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran, AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri için 5.505 Euro talep
etmekte ve hesap özetini ꢀu ꢀekilde sunmaktadır: avukatlık ücreti için 4.987 Euro, AĐHM
önünde yapmıꢀ olduğu posta ve çeviri masrafları için 518 Euro. Baꢀvuran belge olarak
Đstanbul Barosu ücret tarifesini, çeviri masraflarına iliꢀkin bir faturayı ve avukatının yapmıꢀ
olduğu masraflar ile avukat ücretine iliꢀkin bir dekontu belge olarak sunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu taleplerin gerekçelendirilmediği kanaatindedir ve AĐHM’ye bu talepleri
reddetmesi çağrısında bulunmaktadır.
AĐHM içtihadına göre, bir baꢀvuran, yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak
gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir. Sahip
olduğu belgeleri ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AĐHM, Avrupa Konseyi
tarafından verilen 850 Euro miktarındaki adli yardımın düꢀürülerek baꢀvurana yargılama
masraf ve giderleri için 2.500 Euro ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç
puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 3. maddesinin usul ve esas bakımından ihlal edildiğine;
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde
ulusal para birimine çevrilmek üzere Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana
aꢀağıdaki miktarların ödenmesine:
i)
manevi tazminat olarak her türlü vergiden muaf tutularak 9.000 Euro
(dokuz bin Euro)
ii)
Avrupa Konseyi tarafından verilen 850 Euro (sekiz yüz elli Euro)
miktarındaki adli yardım düꢀürülmek üzere yargılama masraf ve giderleri
için her türlü vergiden muaf tutularak 2.500 Euro (iki bin beꢀ yüz Euro)
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 14 Nisan 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło