16943/03

WyrokETPCz2009-03-03ECLI:CE:ECHR:2009:0303JUD001694303

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu do adwokata podczas zatrzymania policyjnego oraz wykorzystanie zeznań uzyskanych w tych warunkach narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 i 3 lit. c Konwencji? Czy brak doręczenia opinii Prokuratora Generalnego skarżącemu w postępowaniu odwoławczym narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał, odwołując się do swojego wcześniejszego orzecznictwa (w szczególności sprawy Salduz/Turcja), potwierdził, że brak dostępu do adwokata od pierwszego przesłuchania policyjnego, w sytuacji gdy zeznania uzyskane w tych warunkach są wykorzystywane jako dowód, narusza prawo do rzetelnego procesu. Trybunał nie znalazł podstaw do odstąpienia od tej konkluzji w niniejszej sprawie. Ponadto, Trybunał podtrzymał swoje stanowisko, że niedoręczenie skarżącemu pisemnej opinii Prokuratora Generalnego w postępowaniu odwoławczym stanowi naruszenie zasady równości broni i prawa do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Fırat Taşçıgil, został aresztowany w 1999 roku w związku z podejrzeniem o członkostwo w nielegalnej organizacji Hizbullah. Podczas zatrzymania policyjnego nie zapewniono mu pomocy prawnej, a jego zeznania, które twierdził, że zostały wymuszone, były wykorzystane jako dowód. Został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır na 12 lat i 6 miesięcy pozbawienia wolności, a wyrok ten został utrzymany przez Sąd Kasacyjny. W toku postępowania odwoławczego nie doręczono mu pisemnej opinii Prokuratora Generalnego. Skarżący został warunkowo zwolniony w 2006 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał za dopuszczalne skargi dotyczące braku pomocy prawnej podczas zatrzymania policyjnego oraz niedoręczenia opinii Prokuratora Generalnego. 2. Uznał pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 3. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 w zw. z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji w zakresie braku pomocy prawnej. 4. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w zakresie niedoręczenia opinii Prokuratora Generalnego. 5. Zasądził na rzecz skarżącego 2 000 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. 6. Odrzucił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF E U R O P E   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   TAŞÇIGĐL – TÜRKĐYE   (Başvuru no. 16943/03)   KARAR   STRAZBURG   Mart 2009   Sözkonusu karar AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle ilişkin   değişiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULĐ ĐŞLEMLER   Davanın nedeni, Türk vatandaşı Fırat Taşçıgil’in (“başvuran”), 9 Nisan 2003 tarihinde,   Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi   uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı başvurudur (başvuru   no. 16943/03).   Başvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Nacak tarafından temsil edilmiştir.   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Başvuran 1981 doğumludur ve Diyarbakır’da yaşamaktadır.   Mart 1999’da polis, yasadışı örgüt Hizbullah’a karşı Mardin’de bir operasyon   düzenlemiştir. Polis, Hizbullah üyesi olduğunu iddia eden A.T.’den bilgi almalarını   müteakiben sabaha karşı 03.00’te bir daireye baskın düzenlemiştir. Dairede yapılan arama   sırasında, kovanları ile birlikte üç silah ve üç bilgisayar hard diski ile farklı gereçler ele   geçirilmiştir. Bu hard disklerinden birinden elde edilen bilgilere göre, başvuran Hizbullah   üyesiydi ve Diyarbakır’daki Kuba Camisi’nde çocuklara din dersleri vermekteydi.   Haziran 1999’da Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı, DGM’ye sunmak üzere   Mardin’de yapılan baskında ele geçirilen gereçlerin bir listesini hazırlamıştır. Sözkonusu   gereçlere, bilgisayar hard diskleri de dahildir.   Ekim 1999 tarihinde 20.30 sularında başvuran, yanında dört kişi ile birlikte   Diyarbakır’daki Kuba Camisi’nden ayrılırken yakalanmıştır. Yakalama tutanağına göre,   Hizbullah hakkında yapılan soruşturma kapsamında yakalanmıştır.   Ekim 1999’da güvenlik güçleri, başvuranın evini aramışlardır. Üç polis memuru ve   başvuranın babası tarafından imzalanan arama ve zapt tutanağına göre, dairede dini içerikli   dokuz kitap ve dört kaset bulunmuştur.   Ekim 1999’da başvuran, polise ifade vermiştir. Başvuran Hizbullah eylemlerine   dahil olduğunu kabul etmiştir.   Ekim 1999’da başvuran, diğer dört sanıkla birlikte, Diyarbakır’daki sağlık ocağı   doktoru tarafından muayene edilmiştir. Doktor, başvuranın vücudunda kötü muamele izi   tespit etmemiştir.   Aynı gün başvuran, Cumhuriyet Savcısı ve müteakiben Diyarbakır DGM hakimi   önüne çıkarılmış ve Hizbullah’la olan bağlantısına ilişkin sorgulanmıştır. Hizbullah üyesi   olmadığını iddia etmiş ve sözkonusu örgüt adına din dersleri verdiğini inkar etmiştir.   Dairesinde bulunan kitaplar hususunda bir imam hatip liseli1 olduğunu ve kitapları bir kitap   fuarından aldığını iddia etmiştir. Başvuran, polis tarafından gözetim altında tutulduğu sırada   gözlerinin bağlandığını ve ifadelerini içerdiği iddia edilen belgenin kendisine zorla   imzalattırıldığını ileri sürmüştür.   Đmam Hatip okulları, imamları camilerde dini görevleri yerine getirmek üzere eğitme amacına hizmet   etmektedir.   Hakim aynı gün başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.   Kasım 1999’da Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı, eski Ceza Kanunu’nun 168.   maddesi ve 3713 no’lu Kanun’un 5. maddesi uyarınca Hizbullah’a üye olmakla suçladığı ve   aralarında başvuranın da bulunduğu altı kişi aleyhinde dava açmıştır.   Aralık 1999’da başvuran, birinci derece mahkemesi önünde ifade vermiştir. Diğer   sanıklardan birinin, okul arkadaşı olduğunu ve diğer kişileri tanımadığını ileri sürmüştür. Bu   bağlamda, Hizbullah ile bağlantısı bulunmadığını belirtmiştir. Başvuran ayrıca polise verdiği   iddia edilen ifadelerinin doğruluğuna itiraz etmiş ve baskı altında alındıklarını iddia etmiştir.   Dua etmek için camide bulunduğunu ve oradaki çocuklara din dersleri vermediğini ileri   sürmüştür. Başvuran son olarak dairesinde bulunduğu iddia edilen kasetlerin kendisine ait   olmadıklarını belirtmiştir.   Aynı gün DGM, başvuranın tahliyesine karar vermiştir.   Ocak 2000’de polis, Đstanbul’da Hizbullah’a karşı operasyonlar düzenlemiştir.   Güvenlik güçleri, üç Hizbullah liderinin yaşadığı bir daireye baskın düzenlemiştir.   Liderlerden biri öldürülmüş ve diğer iki Hizbullah lideri yakalanmıştır. Polis ayrıca örgüt   hakkında bilgiler içeren çok sayıda hard disk ele geçirmiştir. Bu hard disklerden birinde,   başvurana ait özgeçmiş formu bulunmaktadır.   Ekim 2000’de Diyarbakır DGM, başvuranın gıyabında tutuklama kararı vermiştir.   Temmuz 2001 tarihinde 20.15’de başvuran, 19 Ekim 2000 tarihli tutuklama kararı   uyarınca yakalanmış ve müteakiben tutuklu yargılanmasına başlanmıştır.   Kasım 2001’de DGM Cumhuriyet Savcısı, davanın esasına ilişkin görüşlerini   sunmuştur. 14 Mart 1999 ve 17 Ocak 2000 tarihli polis operasyonlarında ele geçirilen hard   disklerden sağlanan bilgilere dayanarak başvuranın, Hizbullah’a dahil olduğunu, Kuba   Camisi’ndeki çocuklara din dersleri verdiğini ve Hizbullah’a özgeçmiş formu verdiğini   kaydetmiştir.   Mart 2002’de başvuranın yasal temsilcisi, Cumhuriyet Savcısı’nın 8 Kasım 2001   tarihli görüşlerine karşı başvuranın cevabını sunmuş ve inter alia Đstanbul’da ele geçirilen   hard diskte bulunan özgeçmiş formunun, başvuranın Hizbullah’a bu bilgiyi verdiğini   kanıtlayacak gösterge bulunmaması nedeniyle delil olarak kullanılamayacağını ileri   sürmüştür. Avukat ayrıca, hard disklerin ne şekilde ele geçirildiğinin açık olmadığını ve   içlerindeki bilgilerin dökümünün uzmanlarca yapılmadığını kaydetmiştir. Başvuranın polise   verdiği ifadeleri adli makamlar önünde yinelememiş olması nedeniyle bu ifadelerin aleyhinde   delil olarak kullanılamayacağını ileri sürmüştür.   Mayıs 2002’de Diyarbakır DGM, başvuranı Hizbullah üyesi olmaktan suçlu   bulmuş ve onu on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıştır. Mardin’de bulunan bilgisayar   hard disklerinden birinden elde edilen bilgilere göre, başvuranın çocuklara din dersleri   verdiğini ve Đstanbul’daki hard disklerden birinde bulunan özgeçmiş formuna göre, Aksakal   Camisi’nde gerçekleştirilen eylemlere dahil olduğunu kaydetmiştir. Mahkeme ayrıca yine   Hizbullah’a üye olmakla suçlanan beş kişinin, polise verdikleri ifadelerinde başvurandan   bahsettiklerini ve başvuranın evinde Đran Đslam Cumhuriyeti kurucusu Ayatollah Khomeini   tarafından yazılmış kitaplar bulunduğunu gözlemlemiştir. DGM son olarak başvuranın, polise   verdiği ifadelerde, Hizbullah ile bağlantısı olduğunu kabul ettiğini kaydetmiştir.   Aynı gün başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur.   Belirsiz bir tarihte Yargıtay Savcısı, temyizin esasına ilişkin bir tebliğname sunmuştur.   Sözkonusu görüş başvurana tebliğ edilmemiştir.   Aralık 2002’de Yargıtay, Diyarbakır DGM kararını onaylamıştır.   Ocak 2006’da başvuran şartlı olarak tahliye edilmiştir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐALARI   Başvuran, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ve 3. paragrafının (c) fıkrası uyarınca   polis tarafından göz altında tutulduğu sırada adli yardım alamadığını ve polis baskı altında   verdiği ifadelere dayanılarak mahkum edildiğini belirtmiştir.   Başvuran ayrıca AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı uyarınca mahkumiyeti için   aleyhinde kullanılan delillerin adli makamlara ivedilikle teslim edilmediğini ve bu nedenle   güvenilirlikleri hususunda şüphe uyandırdığını ileri sürmüştür. Ayrıca aynı madde uyarınca   hard disklerin içindeki bilgilerin dökümünün, uzmanlar tarafından değil polis tarafından   yapıldığını kaydetmiştir.   Başvuran son olarak aynı başlık altında Yargıtay Başsavcısı’nın, temyizin esasına   ilişkin yazılı görüşlerinin kendisine tebliğ edilmediğinden şikayetçi olmuştur.   A. Kabuledilebilirlik   1. Bilgisayar hard disklerinin Diyarbakır DGM tarafından delil olarak kullanılması   Hükümet, başvuranın AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafı bağlamında mevcut olan   iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Başvuranın, sözkonusu şikayetin esasını   yerel mahkemeler önünde arz etmediğini kaydetmiştir.   AĐHM, başvuranın hard disklere ilişkin şikayetlerini 23 Mart 2002 tarihli görüşleri ile   ilk derece mahkemesine sunduğunu gözlemler. Bu nedenle, sözkonusu şikayeti ulusal   makamlar önünde arz ettiği kanaatindedir.   Ancak AĐHM, Ayçoban ve Diğerleri/Türkiye ((karar), no. 42208/02, 43491/02 ve   43495/02, 13 Ocak 2005) davasında da benzer bir şikayeti incelediğini ve dayanaktan yoksun   bulduğunu kaydeder. Mevcut davada, DGM’nin 14 Mart 1999 ve 17 Ocak 2000 tarihli polis   operasyonları sırasında ele geçirilen delilleri keyfi ve makul olmayan şekilde değerlendirdiği   sonucuna varmasına neden olacak hususlar tespit etmemiştir.   Bu nedenle, sözkonusu şikayet dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3.   ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.   2. Baskı altında ve adli yardım sağlanmaksızın alındığı iddia edilen ifadelerin Diyarbakır   Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından kullanılması ve Yargıtay Başsavcısı’nın yazılı   görüşünün tebliğ edilmemesi   Hükümet, başvuranın ayrıca sözkonusu şikayetlerin esasını ulusal makamlar önünde   arz etmediğini ileri sürmüştür.   AĐHM ilk olarak başvuranın, 26 Ekim ve 16 Aralık 1999 tarihlerinde ulusal makamlar   önünde polis tarafından gözetim altında tutulurken belirli belgeleri imzalamaya zorlandığını   iddia ettiğini gözlemler.   AĐHM ayrıca polis tarafından gözetim altında tutulduğu sırada başvurana adli yardım   sağlanmamasına ilişkin şikayet hususunda, devlet güvenlik mahkemelerinin yetki alanına   giren bir suçu işlemiş olmakla itham edilmesi nedeniyle başvuranın avukata erişim hakkının   No’lu Kanun’un 31. maddesi bağlamında kısıtlandığını kaydeder. AĐHM ayrıca   başvuranın, kanunların doğru uygulanmadığını ileri sürmediğini belirtir. Bu nedenle AĐHM,   başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada avukat talep etmesinin ya da ulusal   makamlar önünde adli yardım alamamasına ilişkin müteakip şikayetinin netice vermeyeceği   kanısındadır (bkz., mutatis mutandis, Özel/Türkiye, no. 42739/98, 25. paragraf, 7 Kasım   2002).   Son olarak, başvuranın kendisine Yargıtay Başsavcısı’nın yazılı görüşünün tebliğ   edilmemesine ilişkin şikayeti hususunda AĐHM, daha önce de Hükümet’in benzer ilk   itirazlarını incelemiş ve reddetmiş olduğunu yineler (bkz., örneğin, Maçin/Türkiye (no. 2), no.   38282/02, 20. paragraf, 24 Ekim 2006).   Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, Hükümet’in ilk itirazlarını reddeder   ve başvurunun sözkonusu kısmının kabuledilebilir olduğuna karar verir.   B. Esas   Baskı altında ve adli yardım sağlanmaksızın alındığı iddia edilen ifadelerin Diyarbakır   Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından kullanılması yönündeki şikayet hususunda AĐHM, ilk   olarak dava dosyasına dayanarak, makul şüphenin ötesinde, başvuranın kötü muameleye   maruz bırakıldığı ya da polis tarafından gözaltında tutulurken ifade vermeye zorlandığı   sonucuna varılamayacağını gözlemler (karşıt karar Örs ve Diğerleri/Türkiye, no. 46213/99,   paragraflar 59-60, 20 Haziran 2006). Bu nedenle AĐHM, başvurunun bu kısmında, birinci   derece mahkemesinin adli yardım alınmaksızın polise verilen ifadeleri kullanması hususunun   incelenmesi gerektiği kanaatindedir.   AĐHM ayrıca Salduz/Türkiye kararında benzer şikayetleri incelediğini ve AĐHS’nin 6.   maddesinin 1. paragrafı ile birlikte 3. paragrafının c fıkrasının ihlal edildiğini tespit ettiğini   yineler ([BD], no. 36391/02, paragraflar 56-62, 27 Kasım 2008). AĐHM mevcut davayı   incelemiş ve yukarıda kaydedilen Salduz kararında vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca   varmasını gerektirecek özel bir durum görmemiştir. Sonuç olarak, AĐHS’nin 6. maddesinin 1.   paragrafı ile birlikte 3. paragrafının c fıkrası ihlal edilmiştir.   Başvuranın, Başsavcı’nın yazılı görüşünün kendisine tebliğ edilmemesine ilişkin   şikayeti hususunda AĐHM, geçmişte aynı şikayeti incelediğini ve AĐHS’nin 6. maddesinin 1.   paragrafının ihlal edildiğini tespit ettiğini kaydeder (bkz, Göç/Türkiye [BD], no. 36590/97, 55.   paragraf, AĐHM 2002-V; Ayçoban ve Diğerleri/Türkiye, no. 42208/02, 43491/02 ve 43495/02,   28. paragraf, 22 Aralık 2005). Mevcut davada daha önce vardığı sonuçtan farklı bir sonuca   varmak için neden görmemektedir. Dolayısıyla, sözkonusu maddenin ihlal edildiği sonucuna   varır.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   Başvuran, manevi tazminat olarak 20,000 Euro talep etmiştir. Ayrıca, maddi tazminat   olarak 25,000 Euro ve AĐHM önünde yaptığı masraflar için 1,500 Euro talep etmiştir.   Hükümet, başvuranın taleplerine itiraz etmiştir.   AĐHM, başvuranın uğradığını iddia ettiği maddi zarar ve yaptığı masraflar hususunda   taleplerini destekleyen deliller sunmadığını gözlemler ve bu nedenle, taleplerini reddeder.   Manevi zarar hususunda, hakkaniyet temelinde, başvurana 2,000 Euro tazminat ödenmesine   karar verir.   AĐHM ayrıca en uygun telafi yolunun, talep etmesi halinde başvuranın AĐHS’nin 6.   maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (bkz.   Salduz, 72. paragraf).   AĐHM son olarak gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi   kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık artış eklenerek belirlenmesi gerektiği   kanaatindedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada adil yardım alamaması sebebiyle başvuran   aleyhinde başlatılan cezai takibatın adil olmadığı ve Yargıtay Başsavcısı’nın görüşlerinin   kendisine tebliğ edilmemesi hususundaki şikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;   2. Başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   3. Polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada başvurana avukat yardımı sağlanmaması   hususunda AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ile birlikte 3. paragrafının c fıkrasının ihlal   edildiğine;   4. Yargıtay Başsavcısı’nın yazılı görüşünün başvurana tebliğ edilmemesi hususunda   AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   5. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden ulusal para birimine çevrilmek üzere   Sorumlu Devlet tarafından başvurana, uygulanabilecek her tür vergi ile birlikte, manevi   tazminat olarak 2,000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına   kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının   üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;   KARAR VERMĐŞTĐR.   Đşbu karar Đngilizce olarak hazırlanmış ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 3 Mart 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło