17019/02;30070/02

WyrokETPCz2009-02-03ECLI:CE:ECHR:2009:0203JUD001701902

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zatrzymanie nieletnich skarżących bez uzasadnionego podejrzenia, brak niezwłocznego doprowadzenia przed sędziego, brak skutecznego środka zaskarżenia legalności zatrzymania oraz brak prawa do odszkodowania naruszyły art. 5 ust. 1, 3, 4 i 5 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zatrzymanie dwóch skarżących (Đpek i Demirel) było arbitralne, ponieważ jedyną podstawą ich aresztowania było przebywanie w mieszkaniu trzeciego skarżącego, wobec którego istniało uzasadnione podejrzenie. Brak było obiektywnych dowodów wskazujących na ich własne powiązania z przestępstwem, co naruszyło art. 5 ust. 1 lit. c. W odniesieniu do art. 5 ust. 3, Trybunał stwierdził naruszenie pomimo, że czas zatrzymania (ok. 3 dni i 9 godzin) mieścił się w ogólnych ramach czasowych uznawanych za „niezwłoczne” w sprawach o terroryzm. Kluczowe było to, że skarżący byli nieletni, pozbawieni dostępu do adwokata, a władze nie podjęły znaczących działań śledczych w trakcie ich zatrzymania, co wskazywało na brak pilności i proporcjonalności. Naruszenie art. 5 ust. 4 wynikało z braku skutecznego krajowego środka zaskarżenia legalności zatrzymania, co Trybunał wielokrotnie stwierdzał w podobnych sprawach przeciwko Turcji. Wreszcie, naruszenie art. 5 ust. 5 wynikało z faktu, że tureckie prawo (ustawa nr 466) nie przewidywało możliwości uzyskania odszkodowania za naruszenia art. 5 ust. 1, 3 i 4 Konwencji, ponieważ krajowe sądy opierały się na zgodności zatrzymania z prawem krajowym, a nie z Konwencją.
Stan faktyczny
Trzech skarżących, Çetin Đpek, Murat Özpamuk i Seyithan Demirel, urodzonych w 1985 roku, było nieletnich w chwili zdarzeń. W grudniu 2001 roku policja turecka zatrzymała ich w Diyarbakırze w związku ze śledztwem dotyczącym PKK. Murat Özpamuk był podejrzewany o członkostwo w organizacji, natomiast Đpek i Demirel zostali zatrzymani, ponieważ przebywali w jego mieszkaniu. Zostali zatrzymani na około 3 dni i 9 godzin, w tym czasie byli przesłuchiwani bez adwokata, a prokurator przedłużył ich zatrzymanie. Następnie zostali doprowadzeni przed Sąd Bezpieczeństwa Państwa, który nakazał ich aresztowanie. Zostali zwolnieni po pierwszym przesłuchaniu w lutym 2002 roku.
Rozstrzygnięcie
Skargi na podstawie art. 5 ust. 1 lit. c, 3, 4 i 5 Konwencji uznane za dopuszczalne; pozostała część skargi za niedopuszczalną. Brak naruszenia art. 5 ust. 1 lit. c Konwencji w odniesieniu do skarżącego Özpamuka. Naruszenie art. 5 ust. 1 lit. c Konwencji w odniesieniu do skarżących Đpeka i Demirela. Naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. Naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji. Naruszenie art. 5 ust. 5 Konwencji. Zasądzono zadośćuczynienie pieniężne: 1 500 EUR dla Đpeka i Demirela (każdemu) oraz 1 000 EUR dla Özpamuka tytułem szkody niemajątkowej. Zasądzono 2 000 EUR wspólnie dla wszystkich skarżących tytułem kosztów i wydatków. Odrzucono pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ĐPEK VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE   (Başvuru no. 17019/02 VE 30070/02)   KARAR   STRAZBURG   Şubat 2009   Đşbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   T.C. vatandaşları Çetin Đpek, Murat Özpamuk ve Seyithan Demirel (“başvuranlar”)   tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, sırasıyla 9 Şubat 2002 ve 30 Nisan 2002   tarihlerinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin   (Avrupa Đnsan Hakları Sözleşmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 17019/02 ve   30070/02 numaralı başvurular sonucu bu dava görülmektedir.   Başvuranlar, Diyarbakır Barosu avukatlarından M.S. Tanrıkulu tarafından temsil   edilmiştir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuranlar, 1985 doğumludurlar ve Diyarbakır’da ikamet etmektedirler. Olayların   gerçekleştiği sırada on altı yaşındaydılar.   Resmi belgelere göre, polis, PKK hakkında sürmekte olan bir soruşturmayla bağlantılı   olarak, söz konusu örgüte üyelikten şüpheli ikinci başvuranın, kırsal bölgeden, örgüt adına   şehirlerde faaliyet yürütmek amacıyla geldiği hususunda bilgi almıştır. Đkinci başvuranın   Diyarbakır’daki adresini tespit eden polis, 1 Aralık 2001 tarihinde saat 01:20’de binada arama   yapmış ve ikinci başvuranı yakalamıştır. Arama sırasında evde bulunan diğer başvuranlar da,   örgütle muhtemel herhangi bir bağlarını tespit etmek amacıyla aynı şekilde yakalanmış ve   gözaltına alına alınmışlardır. Polis, arama sırasında, yasadışı veya suçlayıcı bir unsura   rastlamamıştır.   Aynı gece, saat 02:15 civarında, başvuranlar, sağlık muayenesi için Diyarbakır Devlet   Hastanesi’ne götürülmüştür.   Gözaltı tutanaklarına göre, polis, birinci ve üçüncü başvuranların babalarına ve ikinci   başvuranın annesine başvuranların yakalandıklarını ve gözaltına alındıklarını bildirmiştir.   Aralık 2001 tarihinde, polis, birinci başvuranın evini aramış, ancak, yasadışı veya   suçlayıcı herhangi bir şey bulmamıştır.   Polisin talebi üzerine, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı (bundan sonra savcı olarak   anılacaktır), 3 Aralık 2001 tarihinde başvuranların gözaltı süresini iki gün süreyle uzatmıştır.   Aynı tarihte, başvuranlar polis tarafından sorgulanmıştır. Devlet Güvenlik   Mahkemeleri’nin yetki alanına giren suçlarla suçlandıkları için yaşlarına rağmen avukat   yardımından faydalanamamışlardır.   Gözaltı tutanaklarında, başvuranların gözaltı sürelerinin bitimi, 4 Aralık 2001 tarihi   saat 10:40 olarak kaydedilmiştir.   Aynı gün daha sonra, başvuranlar, sağlık muayenesi için Bağlar Sağlık Kliniği’ne   götürülmüşlerdir.   Daha sonra, başvuranlar ilk önce savcının daha sonra da Diyarbakır Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin (bundan sonra DGM olarak anılacaktır) huzuruna çıkarılmışlardır. DGM,   başvuranların ifadelerini dinledikten sonra tutuklanmaları kararını vermiştir.   Aralık 2001 tarihinde, Savcı, esas olarak başvuranların ön soruşturma sırasında elde   edilen ifadelerine dayanarak, DGM’ye, ikinci başvuranı yasadışı örgüte üyelikle ve diğer   başvuranları örgüte yardım ve yataklık yapmakla suçlayan bir iddianame sunmuştur.   Suçlamalar, sırasıyla, Türk Ceza Kanunu’nun 168 ve 169. maddeleri uyarınca yapılmıştır.   Şubat 2002 tarihinde DGM’de düzenlenen ilk duruşmada, başvuranlar serbest   bırakılmıştır.   DGM önünde görülen bu davaya ilişkin olarak taraflarca ek bir belge sunulmamıştır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Başvuranlar, AĐHS’nin 5. maddesinin 1., 3., 4. ve 5. paragraflarının ihlal edildiği   konusunda şikayetçi olmuşlardır. Söz konusu maddenin ilgili kısımları şöyledir:   “1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen   yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.   ...   (c) Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra   kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin   yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması;   3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes   hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır;   kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı   vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.   4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük   kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi   halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.   5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutulu kalma işleminin mağduru olan   herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.”   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   Hükümet, AĐHM’den, başvuruyu, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk   yollarının tüketilmesi şartına uyulmaması gerekçesiyle reddetmesi talebinde bulunmuştur. Bu   bağlamda, ilk olarak, başvuranların, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 128. maddesi ile   bağlantılı olarak Anayasa’nın 19. maddesi uyarınca tutukluluklarının kanuna uygunluğu   konusunda itirazda bulunabileceklerini ileri sürmüştür. Đkinci olarak, Hükümet, başvuranların,   kanun dışı yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat verilmesi hakkında 466 sayılı   Kanun uyarınca tazminat talebinde bulunabileceklerini belirtmiştir. Hükümet, ayrıca,   başvuranların altı ay kuralına uymadığını öne sürmüştür.   Başvuranlar, Hükümet’in iddialarını reddetmişlerdir.   Hükümet’in itirazlarının ilk kısmına ilişkin olarak, AĐHM, benzer davalarda bu tür   itirazları incelemiş ve reddetmiş olduğunu hatırlatır (bkz., örneğin, Öcalan – Türkiye [BD],   no. 46221/99; Ayaz ve Diğerleri – Türkiye, no. 11804/02, 22 Haziran 2006; Hacı Özen –   Türkiye, no. 46286/99, 12 Nisan 2007). AĐHM, bu davada, söz konusu başvurulardaki   kararlarından sapmasını gerektirecek özel bir durum görmemiştir. Yukarıda belirtilenler   karşısında, AĐHM, Hükümet’in itirazını reddetmiştir.   Hükümet’in itirazlarının ikinci kısmı hususunda AĐHM, AĐHS kurumlarının yerleşik   içtihadına göre, iç hukuk yolunun mevcut olmaması halinde altı ay süresinin, AĐHS ihlali   oluşturduğu iddia edilen eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başladığını, ancak,   devam eden bir duruma ilişkin olduğu takdirde altı ay süresinin söz konusu durumun sona   erdiği tarihten itibaren işlemeye başladığını yinelemiştir (bkz., örneğin, Cengiz Polat –   Türkiye, no. 40593/04, 11 Aralık 2007). Somut davada, başvuranlar 4 Aralık 2001 tarihinde   tutuklanmışlar ve sırasıyla 9 Şubat 2002 ve 30 Nisan 2002 tarihlerinde AĐHM’ye   başvurmuşlardır. Buna göre, başvuru, şikayet konusu eylemin sona erdiği tarihten itibaren altı   ay içinde yapılmıştır. Yukarıda belirtilenler karşısında, AĐHM, Hükümet’in bu konudaki   itirazını da reddetmiştir.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun bu kısmının   dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle başvurunun bu kısmı   kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   1. 5/1 madde   Başvuranlar, yakalanmalarını haklı gösteren geçerli bir şüphenin mevcut olmadığını   ileri sürmüşlerdir.   Hükümet buna karşı çıkmıştır. Başvuranların bir terör örgütüne üye olmak ve kentsel   alanlarda örgüt adına faaliyet yürütmek şüphesiyle gözaltına alındıklarını belirtmiştir.   AĐHM, 5/1 (c) maddesi uyarınca geçerli bir şüphe üzerine yakalamanın haklı   çıkarılması için, polisin suçlama yapmak için yakalama anında veya başvuran gözaltındayken   yeterli delil elde etmiş olmasının gerekli olmadığını yinelemiştir (bkz., Brogan ve Diğerleri –   Đngiltere, 29 Kasım 1988). Ayrıca, yakalanan kişinin sonuçta suçlanması veya mahkeme   önüne çıkarılması da gerekli değildir. Sorgulama için gözaltına almanın amacı, tutuklamanın   dayanağını oluşturan şüpheleri doğrulamak veya ortadan kaldırmak suretiyle cezai   soruşturmayı ilerletmektir (bkz., Murray – Đngiltere, 28 Ekim 1994).   Ancak, şüphenin geçerli nedenlere dayanması gereği, keyfi yakalama ve tutuklamaya   karşı korumanın temel bir bölümünü oluşturmaktadır. Đyi niyetle şüphe duyulması yeterli   değildir. “Geçerli şüphe” sözleri, ilgili kişinin suç işlemiş olabileceğine dair tarafsız bir   gözlemciyi ikna edebilecek delil veya bilgilerin mevcut olması anlamına gelmektedir (bkz.,   Fox, Campbell ve Hartley – Đngiltere, 30 Ağustos 1990). AĐHM, bu bağlamda, geçerli   şüphenin mevcut olmadığı durumda, kişinin yakalanması veya gözaltına alınmasının, onun   itirafta bulunması, başkaları aleyhine ifade vermesi veya ondan geçerli şüpheye dayanak   oluşturabilecek delil veya bilgi temin etmek amacıyla uygulanmaması gerektiğini   vurgulamıştır (bkz., Cebotari – Moldovya, no. 35615/06, 13 Kasım 2007).   AĐHM, bu bağlamda, ikinci başvuranın, üyesi olduğundan ve adına faaliyet yürütmek   için şehre gittiğinden şüphelenildiği yasadışı silahlı bir örgüte yönelik yürütülen soruşturma   zarfında yakalandığını kaydetmiştir. Bu şartlarda, hakkındaki şüphe, 5/1 (c) maddesinin   gerektirdiği düzeye ulaşmış olarak değerlendirilebilir, zira, özgürlükten mahrum bırakmanın   amacı söz konusu yasadışı örgütle olan ilişkisine dair şüpheleri doğrulamak veya ortadan   kaldırmaktır. Yukarıda belirtilenler karşısında, AĐHM, Özpamuk’a ilişkin olarak AĐHS’nin   5/1 maddesinin ihlal edilmediği kararını vermiştir (bkz., Saraçoğlu ve Diğerleri – Türkiye, no.   4489/02, 29 Kasım 2007).   Ancak, diğer başvuranların, sadece, arama sırasında ikinci başvuranın evinde   bulundukları için yakalandıkları anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında ve aksini gösteren bir   bilgi veya belge olmadığına göre, AĐHM, yakalanmaları sırasında bu başvuranların, AĐHS’nin   5/1 (c) maddesi anlamı dahilinde, suç işlemiş olabileceklerine dair geçerli bir şüphe üzerine   veya suç işlemelerini engellemek için yakalanmadıklarını değerlendirmiştir (bkz., Tuncer ve   Durmuş – Türkiye, no. 30494/96, 2 Kasım 2004). Dolayısıyla, Đpek ve Demirel’e ilişkin   olarak söz konusu hüküm ihlal edilmiştir.   2. 5/3 madde   Başvuranlar, gözaltı sürelerinin makul süre şartını aştığı konusunda şikayetçi   olmuşlardır.   Hükümet, başvuranların, yaklaşık üç gün dokuz saatlik gözaltı sürelerinin ilgili   zamanda yürürlükte olan mevzuatla ve ayrıca AĐHS içtihadıyla uyumlu olduğunu ileri   sürmüştür. Bilhassa, davanın karmaşıklığının, başvuranların bir terör örgütüyle ilişkilerinin ve   delillerin durumunun başvuranların gözaltı süresinin devam etmesine neden olduğunu ve   somut davada gerekli titizliğin gösterildiğini belirtmiştir.   AĐHM, 5/3 maddenin, herhangi bir kötü muamelenin tespit edilmesi ve kişisel   özgürlüğe yapılan herhangi bir haksız müdahaleyi asgari düzeyde tutmak amacıyla yakalanan   veya tutulu durumda bulunan herkesin hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla   yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılmasını gerektirdiğini gözlemlemiştir. Bu konuya   ilişkin çabukluğun her davanın koşullarına göre ayrı olarak değerlendirilmesi gerekli olmakla   birlikte (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, Aquilina – Malta [BD], no. 25642/94), 5/3 maddenin   bu şartı tarafından öne sürülen sıkı zaman kısıtlaması yorumda çok az esnekliğe yer   bırakmaktadır. Aksi halde, usule ilişkin güvence kişinin zararına olarak önemli ölçüde zayıflar   ve bu hüküm tarafından koruma altına alınan hakkın esasının zarar görmesi tehlikesi mevcut   olur (bkz., örneğin, McKay – Đngiltere [BD], no. 543/03).   AĐHM, muhtelif seferlerde, terör suçlarına yönelik soruşturmaların yetkililer için   şüphesiz özel sorunlar ortaya koyduğunu ifade etmiştir (bkz., yukarıda anılan, Brogan ve   Diğerleri; yukarıda anılan Murray; Aksoy – Türkiye, 18 Aralık 1996; Demir ve Diğerleri –   Türkiye, 23 Eylül 1998; Dikme – Türkiye, no. 20869/92). Ancak, bu, soruşturma   makamlarının, yerel mahkemelerin etkili denetiminden ve AĐHS’nin denetleyici   organlarından bağımsız olarak terörle ilgili bir konu olduğunu ileri sürdükleri her zaman   şüphelileri sorgulamak için yakalamak konusunda 5. madde uyarınca açık çekleri (carte   blanche) olduğu anlamına gelmemektedir (bkz., yukarıda anılan Murray).   AĐHM, yargı denetimi olmadan gözaltında tutma için öngörülen sıkı zaman   kısıtlamasının azami dört gün olduğunu yinelemiştir (bkz., yukarıda anılan McKay). Somut   davada, başvuranlar, yakalandıktan yaklaşık üç gün dokuz saat sonra hakim önüne   çıkarılmışlardır. Buna göre, başvuranların gözaltı süresi, ilk bakışta (prima facie), 5/3   maddenin gerekleri ile uyumludur. Ancak, aşağıda belirtilen hususi gerekçeler nedeniyle,   AĐHM, başvuranların hakimin önüne gecikmeli olarak çıkmalarının, söz konusu hüküm   kapsamında, yeterince ivedi olmadığını değerlendirmiştir. Đlk olarak, AĐHM, başvuranların   yakalandıkları sırada reşit olmadıkları hususuna büyük önem vermektedir. Ancak, bu hususun   soruşturma makamları ve bilhassa başvuranların gözaltı süresini iki gün süreyle uzatan Savcı   tarafından dikkate alınmadığı gözükmektedir. Đkinci olarak, reşit olmamış bu kişiler, Devlet   yetkilileri tarafından gerçekleştirilebilecek muhtemel keyfi eylemler karşısında avukat erişimi   gibi herhangi bir koruma olmaksızın üç günden uzun bir süre hapsedilmişlerdir. Son olarak,   bu süre zarfında, polis tarafından başvuranlara ilişkin olarak yerine getirilen tek soruşturma   işlemi, başvuranların 3 Aralık 2001 tarihinde – yani yakalanmalarından yaklaşık iki gün sonra   ve hakim önüne çıkarılmadan bir gün önce – sorgulanmaları ile sınırlı gözükmektedir. Başka   soruşturma tedbirleri alınmış olsa dahi Hükümet bunları AĐHM’ye sunamamıştır. Bu   şartlarda, AĐHM, özellikle başvuranların yaşlarının genç olması karşısında, Hükümet   tarafından genel hatlarıyla öne sürülen iddialardan hiçbirinin, terör soruşturmaları kapsamında   olsa dahi, gözaltında üç günden fazla tutulmalarını haklı çıkarmaya yeterli olmadığı   görüşündedir.   Bu koşullarda, AĐHM, yetkililerin başvuranları hakim önüne daha erken çıkarmalarını   engelleyecek hususi zorluklar veya istisnai koşulların mevcut olmadığını tespit etmiştir (bkz.,   üzerinde gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra, Kandzhov – Bulgaristan, no. 68294/01, 6   Kasım 20081; Koster – Hollanda, 28 Kasım 1991; Rigopoulos – Đspanya, no. 37388/97).   Dolayısıyla, AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.   3. 5/4 madde   Başvuranlar, 5/4 madde uyarınca, iç hukukta, yakalanmalarının ve gözaltına   alınmalarının kanuna uygunluğuna karşı itirazda bulunmalarını sağlayacak etkili iç hukuk   yollarının mevcut olmadığını iddia etmişlerdir.   Hükümet, ilgili zamanda yürürlükte olan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 128.   maddesinin, tutukluluklarının kanuna uygunluğuna ilişkin itirazda bulunmalarını sağlayacak   etkili hukuk yolu sunduğunu ileri sürmüştür.   AĐHM, somut davadaki konularla benzer konular ortaya koyan bazı davalarda,   Hükümet’in yukarıda belirtilen iddiasını reddetmiş olduğunu ve AĐHS’nin 5/4 maddesinin   ihlalini tespit etmiş olduğunu belirtmiştir (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, yukarıda anılan   Öcalan; Özçelik – Türkiye, no. 56497/00, 20 Şubat 2007; yukarıda anılan Saraçoğlu ve   Karar henüz kesinleşmemiştir.   Diğerleri). AĐHM, bu davada, eski karalarından sapmasını gerektirecek özel bir durum   görmemiştir.   Sonuç olarak, AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği kararını vermiştir.   4. 5/5 maddesi   Başvuranlar, 5/5 madde uyarınca, yakalanmalarının ve tutuklanmalarının   kanunsuzluğuna ilişkin olarak tazminat haklarının olmadığı konusunda şikayetçi olmuşlardır.   Hükümet, yasadışı tutukluluklar durumunda, tazminat talebinin, kanun dışı yakalanan   veya tutuklanan kimselere tazminat verilmesi hakkında 466 sayılı Kanun uyarınca, ilk derece   mahkemesinin nihai kararından itibaren üç ay içinde yapılabileceğini yinelemiştir.   AĐHM, 466 sayılı Kanun uyarınca, diğer hususların yanı sıra, kanuna aykırı olarak   özgürlükten mahrum bırakma veya kişinin kanuna uygun olarak yakalanıp hakkında   kovuşturma yapılmaması veya kovuşturma sonucu beraatine veya ceza verilmesine mahal   olmadığına karar verilmesi gibi hususlar sonucu görülen zarar karşılığı tazminat davasının   açılabileceğini kaydetmiştir.   AĐHM, başlangıç olarak, başvuranların tutukluluklarının iç hukukla uyumlu olduğunu   gözlemlemiştir. Dolayısıyla, 466 sayılı Kanun’un 1/1 maddesince öngörülen hukuk yolunu   kullanarak kanuna aykırı olarak özgürlükten mahrum bırakılmaya karşılık tazminat talebinde   bulunamazlardı (bkz., Çetinkaya ve Çağlayan – Türkiye, no. 3921/02, no. 35003/02 ve no.   17261/03, 23 Ocak 2007). Haklarındaki cezai kovuşturmanın sonucuna ilişkin bir belgenin   mevcut olmaması karşısında, AĐHM, başvuranların 466 sayılı Kanun’un 1/6 maddesine   dayanarak tazminat davası açma imkanlarının olup olmadığına ilişkin fikir yürütemez. Ancak,   hali hazırda, ulusal mahkemelerin, 1/6 madde uyarınca tazminat ödenmesine karar verirken   değerlendirmelerini, özgürlükten mahrum bırakmanın 5. maddenin ilk dört paragrafına aykırı   olup olmadığına değil, sadece söz konusu Kanun’un gerektirdiği şartlara dayandırdığını tespit   eden AĐHM (bkz., Sinan Tanrıkulu ve Diğerleri – Türkiye, no. 50086/99, 3 Mayıs 2007;   Medeni Kavak – Türkiye, no. 13723/02, 3 Mayıs 2007; yukarıda anılan Saraçoğlu ve   Diğerleri), başvuranların, AĐHS’nin 5. maddesinin 1., 3. ve 4. paragraflarına aykırı olarak   özgürlükten yoksun bırakılmaları karşılığında, AĐHS’nin 5/5 maddesinin gerektirdiği gibi 466   sayılı Kanun’un 1/6 maddesi hükümleri uyarınca uygulanabilir bir tazminat haklarının   olmadığını tespit etmiştir.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 5/5 maddesi ihlal edilmiştir.   II. ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER AĐHS MADDELERĐ   Birinci ve ikinci başvuran, ek görüşlerinde, AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca,   kovuşturmanın ilk aşamalarında avukat yardımından mahrum bırakıldıkları konusunda   şikayetçi olmuşlardır.   AĐHM, AĐHS muamelelerinde tecrübeli bir avukat tarafından temsil edilen bu   başvuranların, AĐHS’nin 34. ve 35. maddeleri şartlarının bu şikayete ilişkin olarak   karşılandığını ortaya koyan bir belge sunmadıklarını gözlemlemiştir.   AĐHM, başvurunun bu kısmının, AĐHS’nin 35. maddesinin 1., 3. ve 4. paragrafları   uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması gerekçesiyle kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği   kararını vermiştir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi şöyledir:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği   takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Başvuranlar Đpek ve Özpamuk, ayrı ayrı, 50.000 Euro manevi tazminat talebinde   bulunmuşlardır. Demirel 35.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.   Hükümet, talep edilen miktarlara karşı çıkmıştır.   AĐHM, dava olayları nedeniyle şüphesiz önemli ölçüde üzüntü yaşamış olmaları   nedeniyle başvuranlara manevi tazminat ödenmesi gerektiğini değerlendirmiştir. AĐHM,   hakkaniyet temelinde karar vererek Đpek ve Demirel’e ayrı ayrı 1.500 Euro ve Özpamuk’a   1.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuranlar Đpek ve Özpamuk, yerel mahkemelerdekiler de dahil olmak üzere   avukatlık ücreti karşılığı 4.788 Euro talep etmişlerdir. Demirel, avukatlık ücreti karşılığı 2.565   Euro talep etmiştir. Başvuranlar, ayrıca, yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak,   Avrupa Konseyi tarafından sunulan adli yardıma tekabül eden bir miktarın ödenmesini talep   etmişlerdir. Başvuranlar, avukatlarıyla yaptıkları avukatlık ücreti anlaşmasını, Diyabakır   Barosu ücretler tarifesini ve avukatları tarafından hazırlanan zaman çizelgesini sunmuşlardır.   Hükümet, söz konusu miktarlara itiraz etmiştir.   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, başvuran, ancak mahkeme   masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı   durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada, elindeki belgeleri   ve yukarıdaki kriterleri göz önünde bulunduran AĐHM, yerel yargılamadaki masraf ve   giderlere ilişkin talebi reddetmiş ve AĐHM’deki mahkeme masraflarına karşılık başvuranlara   ortak olarak 2.000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Başvuranların AĐHS’nin 5. maddesinin 1(c), 3, 4 ve 5. paragrafları uyarınca olan   şikayetlerinin kabuledilebilir; başvurunun kalanının kabuledilemez olduğuna;   2. Başvuran Özpamuk’a ilişkin olarak AĐHS’nin 5/1 (c) maddesinin ihlal edilmediğine;   3. Başvuranlar Đpek ve Demirel’e ilişkin olarak AĐHS’nin 5/1 (c) maddesinin ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;   5. AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;   6. AĐHS’nin 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;   7. a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere   Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara aşağıdaki miktarların ödenmesine;   (i) Manevi tazminat olarak Đpek ve Demirel’e ayrı ayrı 1.500 Euro (bin beş yüz   Euro) ve Özpamuk’a 1.000 Euro (bin Euro) ile birlikte bu miktara tabi olabilecek   her türlü vergi;   (ii) Yargılama masraf ve giderleri olarak başvuranlara ortaklaşa 2.000 Euro (iki bin   Euro) ile birlikte bu miktara tabi olabilecek her türlü vergi;   b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa   Merkez Bankası’nın o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   8. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine   KARAR VERMĐŞTĐR.   Đşbu karar Đngilizce olarak hazırlanmış ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve   3. paragrafları gereğince 3 Şubat 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   Sally Dollé   Zabıt Katibi   Françoise Tulkens   Başkan   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło