17129/02

WyrokETPCz2008-10-21ECLI:CE:ECHR:2008:1021JUD001712902

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy postępowanie karne i jego zawieszenie za „propagandę separatystyczną” naruszyło prawo do wolności wyrażania opinii z art. 10 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie karne przeciwko skarżącemu za jego przemówienie stanowiło ingerencję w jego prawo do wolności wyrażania opinii. Pomimo że postępowanie zostało ostatecznie umorzone na mocy ustawy amnestyjnej, skarżący zachował status ofiary. Analizując treść przemówienia, Trybunał stwierdził, że choć zawierało ono dwuznaczne sformułowania, nie nawoływało do przemocy, zbrojnego oporu ani buntu, co jest kluczowym elementem w ocenie. Trybunał podkreślił, że państwo powinno unikać środków karnych, jeśli istnieją inne sposoby reagowania na krytykę, zwłaszcza ze strony opozycji. W konsekwencji, postępowanie karne nie było „konieczne w społeczeństwie demokratycznym”, co doprowadziło do naruszenia art. 10 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, İsak Tepe, członek partii HADEP, wygłosił przemówienie w Bursie 24 stycznia 1999 roku podczas otwarcia siedziby partii. 10 sierpnia 1999 roku został przesłuchany przez prokuraturę w Stambule pod zarzutem „propagandy separatystycznej”, potwierdzając treść przemówienia, ale odrzucając zarzuty. 25 października 1999 roku prokurator Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Stambule wszczął przeciwko niemu postępowanie karne na podstawie art. 8 ustawy antyterrorystycznej nr 3713. 5 kwietnia 2001 roku Sąd Bezpieczeństwa Państwa zawiesił sprawę na mocy ustawy nr 4616, a 6 października 2006 roku Sąd Karny w Stambule umorzył sprawę, stwierdzając, że skarżący nie popełnił ponownego przestępstwa.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę dotyczącą art. 10 Konwencji za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Zasądza od pozwanego państwa na rzecz skarżącego następujące kwoty, przeliczone na liry tureckie według kursu wymiany obowiązującego w dniu płatności, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku zgodnie z art. 44 ust. 2 Konwencji: a) 1 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, wolne od wszelkich podatków. b) 1 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, wolne od wszelkich podatków. c) Odsetki za zwłokę, naliczane od upływu powyższego trzymiesięcznego terminu do dnia zapłaty, według stopy równej krańcowej stopie kredytowej Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe. 4. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ĐSAK TEPE -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 17129/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ekim 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (17129/02) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaꢀı) Đsak Tepe’nin (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 22 Haziran 2001   tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) Temel Đnsan Haklarını güvence altına   alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından D. Bayır ve M. Avcı tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Ocak 1999 tarihinde, HADEP üyesi olan baꢀvuran, Bursa’da partisinin bir binasının açılıꢀı   sırasında bir konuꢀma yapmıꢀtır.   Ağustos 1999 tarihinde, Đstanbul savcılığı tarafından bölücü propaganda yapmak suçundan   istinabe yoluyla ifadesi alınan baꢀvuran, konuꢀmasının içeriğini teyid etmiꢀ ve tüm   suçlamaları reddetmiꢀtir.   Ekim 1999 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuran   hakkında bölücü propaganda yapmaktan dava açmıꢀ ve 3713 Terörle Mücadele Yasasının 8.   maddesinin uygulanmasını talep etmiꢀtir. Savcı iddianamesinde baꢀvuranın 24 Ocak 1999   tarihinde yaptığı konuꢀmayı temel almıꢀtır.   Nisan 2001 tarihinde, 23 Nisan 1999 tarihinden önce iꢀlenen suçlara iliꢀkin karar ve   cezaların ertelenmesine dair 4616 sayılı Yasa uyarınca Devlet Güvenlik Mahkemesi, davayı   ertelemiꢀtir.   Ekim 2006 tarihinde, baꢀvuranın tekerrüren suç iꢀlemediğini tespit etmesinin ardından   Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuran hakkında açılan davayı yok saymıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, hakkında açılan ceza davasının ve bu davanın ertelenmesinin AĐHS’nin 10.   maddesi ile tanınan hakkına yönelik bir ihlal teꢀkil ettiğini ileri sürmektedir.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet, baꢀvuranın mağdur sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet, 4616 sayılı Yasa’nın   yürürlüğe girmesinin ardından 6 Ekim 2006’da mahkemenin verdiği yargılamaya yer   olmadığına dair karara dikkat çekmektedir.   Baꢀvuran, sözkonusu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, nihai bir mahkumiyet kararı verilmeden hakkında hükme varılması ertelenen bir   baꢀvuranın mağdur sıfatı üzerinde daha önce de görüꢀ bildirdiğini ve AĐHS’nin 10. maddesi   bakımından hakkında hükme varılmasının ertelenmesinin, baꢀvuranın mağdur sıfatını ortadan   kaldırmadığına kanaat getirdiğini hatırlatır (bu bağlamda bkz. Erdoğdu-Türkiye, baꢀvuru no:   25723/94; Veysel Turhan-Türkiye, baꢀvuru no: 53648/00, 17 Haziran 2004, Yaꢀar Kaplan-   Türkiye, baꢀvuru no: 56566/00, 24 Ocak 2006 ve Güzel-Türkiye (no: 3), baꢀvuru no: 6586/05,   Temmuz 2007).   Mevcut davada AĐHM, önceden ulaꢀtığı sonuçlardan farklı bir sonuca ulaꢀmak için hiçbir   gerekçe görememekte ve Hükümetin itirazını reddetmektedir.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. ESAS   AĐHM, baꢀvuranın mağdur sıfatına dair yukarıda geçen tespitlerini yinelemektedir. Nihai bir   mahkumiyet kararı bulunmamasına rağmen baꢀvuran hakkında yürütülen kovuꢀturmaların   baꢀvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale olarak   değerlendirilebileceği kanaatindedir.   AĐHM, müdahalenin yasa ile öngörüldüğünün ihtilaf konusu olmadığını kaydetmektedir.   AĐHS’nin 10/2 maddesi uyarınca meꢀru amacın mevcudiyetine iliꢀkin olarak ise Hükümet,   müdahalenin, kamu düzeninin, ulusal güvenliğin ve toprak bütünlüğünün korunması gibi   birçok amaç izlediği kanaatindedir.   Baꢀvuran, konuꢀması nedeniyle suçlanmasının, kendisinin ve ailesinin muhalefet grubu bir   partiye üye olması dolayısıyla baskı yapmak için keyfi bir amaç izlediğini iddia etmektedir.   AĐHM, asıl uyuꢀmazlığın müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı”   sorusuna iliꢀkin olmasından dolayı, meꢀru amaç tartıꢀması üzerinde durmanın gerekli   olmadığı kanaatindedir.   AĐHM, benzer sorunları ortaya koyan davaları incelemiꢀ ve bu davalarda AĐHS’nin 10.   maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀmıꢀtır (Bkz, Ceylan-Türkiye, baꢀvuru no: 23556/94;   Öztürk-Türkiye, baꢀvuru no: 22479/93; Đbrahim Aksoy-Türkiye, baꢀvuru no: 28635/95,   30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000 ve Kızılyaprak-Türkiye, baꢀvuru no: 27528/95, 2 Ekim   2003).   Mevcut davada AĐHM, ihtilaflı kovuꢀturmaya konu olan konuꢀmada baꢀvuranın kullandığı   ifadelere özellikle dikkat etmektedir. Bu bağlamda AĐHM, incelemekte olduğu davayı   çevreleyen koꢀulları özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları göz önüne almaktadır.   AĐHM, konuꢀmanın, ulusal mahkemeler tarafından aktarılan ve “dağların kahramanları” ve   “[bir] halkın özgürlüğü” ifadesi geçen kısmının silahlı direniꢀi düꢀündürecek bir anlam   karıꢀıklığını içerdiğini tespit etmektedir. Bununla birlikte, ihtilaflı konuꢀmanın tamamını   inceleyen AĐHM, politikacı kimliği ile baꢀvuran tarafından yapılan konuꢀmanın, ꢀiddet   kullanımına, silahlı direniꢀe ve baꢀkaldırıya teꢀvik etmediğini gözlemlemektedir; bu   AĐHM’ye göre dikkate alınacak temel unsurdur (Gerger-Türkiye, baꢀvuru no: 24919/94, 8   Temmuz 1999). Mevcut davada, konuꢀmanın belirli kiꢀilere karꢀı derin ve mantık dıꢀı kin   telkin ederek ꢀiddeti destekleyen bir niteliği bulunmamaktadır (Bkz, a contrario Sürek-   Türkiye (no:1), baꢀvuru no: 26682/95).   AĐHM, ayrıca, baꢀvuranın, ꢀiddete teꢀvik ettiği gerekçesi ile değil de Kürtçe konuꢀma   yaparak, halkın bir kısmını “Kürtler” olarak nitelendirerek ve bölgedeki isyancı hareketleri   yücelterek bölücü propaganda yaptığı gerekçesi ile hakkında cezai kovuꢀturma açıldığını   tespit etmektedir (Karataꢀ-Türkiye, baꢀvuru no: 23168/94).   Öte yandan AĐHM, Hükümetin sahip olduğu baꢀat konumu itibariyle özellikle muhalif   kanadın yönelttiği haksız eleꢀtiri ve saldırılara yanıt verecek baꢀka çözüm yollarının olması   halinde, cezai yollara baꢀvurmaktan imtina etmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Bkz,   özellikle, Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Yağmurdereli-Türkiye, baꢀvuru no:   29590/96, 4 Haziran 2002 ve Osman Özçelik ve diğerleri-Türkiye, baꢀvuru no: 55391/00, 20   Ekim 2005).   Mevcut davada AĐHM, baꢀvuran hakkındaki cezai kovuꢀturmanın zorunlu bir sosyal ihtiyacı   karꢀılamadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla sözkonusu kovuꢀturma “demokratik bir   toplumda gerekli değildir.” Bu durumda AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS’nin 6 maddesine atıfta bulunarak, baꢀvuran, birçok ꢀikayette bulunmaktadır. Baꢀvuran,   ilk olarak davasının makul bir sürede görülmemesinden ꢀikayetçidir. Bu bağlamda, kanıtların   durumunu, dolayısıyla yargılamanın hakkaniyetini etkileyebilecek bir süre olan beꢀ yıl   boyunca ceza davasının askıya alınmasından ꢀikayetçi olmaktadır.   Ayrıca baꢀvuran, tecilin, kendisini, yüklenen suçlardan beraat etme ꢀansından yoksun   bırakmasından da ꢀikayetçidir. Baꢀvuran, erteleme kararına karꢀı hiçbir baꢀvuru yolundan   yararlanamadığını iddia etmekte ve AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   1. Yargılamanın hakkaniyeti   AĐHM, baꢀvuranın belirttiği davada, 4616 sayılı yasanın hükümlerinin uygulanması ile ulusal   mahkemelerin, davanın karara bağlanmasının ertelenmesine ardından da davanın   kapanmasına karar verdiklerini kaydetmektedir. Sonuç olarak AĐHM, hukuki bir kararla   baꢀvuran hakkında hiçbir mahkumiyet kararı verilmediğini gözlemlemektedir.   AĐHM, ceza davasının kapanmasının, ulusal hukuk uyarınca, erteleme süresinin sona   ermesinin ve baꢀvuran tarafından yeni bir suç iꢀlenmemesinin sonucu olarak   değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmektedir. Böylece, mevcut dava koꢀullarında, hakkında   nihai bir mahkumiyet kararı bulunmayan baꢀvuran, baꢀvurunun bu kısmının incelenmesi için   ne ileri sürülen olaylardan zarar gördüğünü ne AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca mağdur sıfatı   taꢀıdığını iddia edebilir (bkz, mutatis, mutandis, Yaꢀar Kaplan-Türkiye, baꢀvuru no:   56566/00, 28 Eylül 2004 ve Koç ve Tambaꢀ-Türkiye, baꢀvuru no: 46947/99, 24 ꢁubat 2005).   Sözkonusu ꢀikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi   gerekmektedir.   2. Yargılama süresi   Yargılama süresine iliꢀkin olarak, AĐHM, mevcut dava koꢀullarında, baꢀvuranın iddianamesi   ile erteleme kararı arasında geçen yaklaꢀık bir yıl altı aylık sürenin çok önem taꢀımadığını   gözlemlemektedir. Dolayısıyla AĐHM, sözkonusu ꢀikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu   kanaatindedir (dikkate alınacak sürenin hesaplanması için bkz, Koç ve Tambaꢀ).   3. Masumiyet karinesi ve baꢀvuru yolunun bulunmayıꢀı   AĐHS’nin 6/2 maddesi uyarınca masumiyet karinesine iliꢀkin olarak yapılan ꢀikayetle ve   AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetle ilgili olarak AĐHM, öncelikle sözkonusu   ꢀikayetlerin içeriğinin aynı olduğunu gözlemlemektedir.   AĐHM, bilahare, ulusal mevzuata göre, mahkemenin suçlamaların yerindeliği hakkında karar   vermesi amacıyla baꢀvuranın, 4616 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesini müteakip üç ay   içinde davanın yenilenmesi talebinde bulunma imkanına sahip olduğunu gözlemlemektedir;   oysa dosyadan, sözkonusu baꢀvuru yolunun kullanılmadığı sonucuna ulaꢀılmaktadır.   Baꢀvuran, sözkonusu baꢀvuru yolunun kullanılabilir ve etkili olduğuna karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, sözkonusu ꢀikayetin incelenmesi amacıyla ꢀunları tespit etmenin yeterli olmasından   dolayı ulusal hukuk tekniğinden kaynaklanan bir tartıꢀmaya girmemektedir: AĐHS’nin 6.   maddesi, ceza davasından kesin bir sonuç elde etme ya da yöneltilen suçlamalardan   mahkumiyet ya da beraat kararı çıkmasına iliꢀkin bir hakkı garanti etmemektedir. O halde   baꢀvuran hakkında yürütülen ceza davasının kesin bir kararla sonuçlanmaması masumiyet   karinesine yönelik bir ihlal oluꢀturmamaktadır (Karakaꢀ ve Bayır –Türkiye, baꢀvuru no:   74798/01, 9 Kasım 2004 ve Withey-Birleꢀik Krallık, baꢀvuru no: 59493/00). AĐHM, ayrıca   AĐHS’nin 6/1 kapsamında baꢀvuranın mağdur sıfatına iliꢀkin değerlendirmesini de   hatırlatmaktadır.   Dolayısıyla, ꢀikayetin bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur.   Sonuç olarak, AĐHM, baꢀvuran tarafından AĐHS’nin 6. ve 13. maddeleri kapsamında yapılan   ꢀikayetleri AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun   olduğu gerekçesi ile reddetmektedir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULNMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, 15.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.   AĐHM, hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği   kanaatindedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve   giderlerinin tamamı için 12.330 TL (yaklaꢀık 7.000 Euro) talep etmektedir. Baꢀvuran,   AĐHM’ye iletiꢀim ve fotokopi masrafları ve avukatları tarafından düzenlenen çalıꢀma saati   ücretlerine ve yapılan harcamalara iliꢀkin hesapları hakkında ayrıntılı bir liste sunmaktadır.   AĐHM içtihadına göre, bir baꢀvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak   gerçekliği, gerekliliği ve miktarlarının makul olduğu ortaya konduğu sürece elde edebilir.   Mevcut davada AĐHM, sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne   alarak baꢀvurana tüm masraflar için 1.500 Euro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun AĐHS’nin 10. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayete iliꢀkin kısmının   kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet   tarafından baꢀvurana aꢀağıdaki miktarların ödenmesine:   (i) her türlü vergiden muaf tutularak 1.000 Euro manevi tazminat ve   (ii) her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderleri için 1.500 Euro   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło