17149/03

WyrokETPCz2009-01-27ECLI:CE:ECHR:2009:0127JUD001714903

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak możliwości przesłuchania świadków oraz brak doręczenia opinii Prokuratora Generalnego w postępowaniu odwoławczym naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji, ponieważ skarżący nie został powiadomiony o opinii Prokuratora Generalnego przed Sądem Kasacyjnym i w konsekwencji nie miał możliwości ustosunkowania się do niej. Uznał, że taki brak doręczenia opinii, w połączeniu z jej charakterem i brakiem możliwości pisemnej odpowiedzi, narusza zasadę kontradyktoryjności i prawo do rzetelnego procesu. Natomiast w kwestii niemożności przesłuchania świadków, Trybunał uznał, że skazanie skarżącego opierało się na jego przyznaniu się do winy, dowodach materialnych (ilość narkotyków) oraz protokołach z dochodzenia, do których skarżący i jego adwokat mieli dostęp i możliwość zakwestionowania ich treści, co sprawiło, że brak przesłuchania świadków nie naruszył art. 6 ust. 3 lit. d Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Mahmut Duman, został aresztowany 2 lutego 2002 r. w Turcji za sprzedaż narkotyków, schwytany na gorącym uczynku przez dwóch cywilnych żandarmów. Sąd Pokoju w Gazipaşa zarządził jego aresztowanie. Sąd Bezpieczeństwa Państwowego w Izmirze (DGM) skazał go 6 sierpnia 2002 r. na dwa lata i sześć miesięcy więzienia oraz grzywnę, opierając się na jego przyznaniu się do winy, dowodach materialnych (2,276 kg narkotyków) i protokołach z dochodzenia. DGM oddalił wniosek o przesłuchanie żandarmów i informatora. Sąd Kasacyjny utrzymał wyrok w mocy 19 grudnia 2002 r., przy czym skarżący nie został powiadomiony o opinii Prokuratora Generalnego złożonej do Sądu Kasacyjnego.
Rozstrzygnięcie
1. Stwierdza, że skarga dotycząca braku doręczenia opinii Prokuratora Generalnego (art. 6 ust. 1) jest dopuszczalna, a pozostałe skargi są niedopuszczalne. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. 4. Zasądza skarżącemu 1.900 EUR na pokrycie kosztów i wydatków. 5. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   DUMAN - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 17149/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ocak 2009   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   _____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel   Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak   belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi   ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   T.C. vatandaꢀı Mahmut Duman (baꢀvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 12   Mayıs 2003 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin   Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan   17149/03 numaralı baꢀvuru sonucu bu dava görülmektedir.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đzmir barosu avukatlarından A.   Terece tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Baꢀvuran 1970 doğumlu olup Antalya’da ikamet etmektedir.   ꢁubat 2002 tarihinde o çevreye sızmıꢀ bir haber elemanının verdiği bilgilere dayanarak   düzenlenen bir operasyon sırasında, baꢀvuran uyuꢀturucu madde sattığı sırada sivil iki   jandarma tarafından suçüstü yakalanmıꢀtır. Baꢀvuran daha sonra gözaltına alınmıꢀtır.   ꢁubat 2002 tarihinde baꢀvuranı yakalayan jandarmalar ve haber elemanı V.D.’nin ifadeleri   alınmıꢀtır. Ön soruꢀturma sırasında aralarında uyuꢀturucuyu evine bıraktığı suç ortağı   M.K.’nın da bulunduğu tanıkların ifadeleri alınmıꢀtır.   ꢁubat 2002 tarihinde Gazipaꢀa Sulh Ceza Mahkemesi hakimi baꢀvuranın tutuklanmasına   karar vermiꢀtir.   Alanya Cumhuriyet Savcısı 8 ꢁubat 2002 tarihinde baꢀvuranın mahkumiyetini talep etmiꢀtir.   Alanya Ağır Ceza Mahkemesi 12 ꢁubat 202’de Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)   lehine yetkisizlik kararı vermiꢀtir.   Mayıs 2002 tarihli duruꢀmada soruꢀturmada olay yeri tutanakları okunmuꢀ, baꢀvuranın   avukatı müvekkili aleyhindeki bütün suçlamalara karꢀı çıkmıꢀ, baꢀvuranın uyuꢀturucu satıcısı   değil kullanıcısı olduğunu öne sürmüꢀtür.   Haziran 2002’deki duruꢀma sırasında DGM ele geçirilen uyuꢀturucu miktarının 2,276 kg.   olduğu bilgisini adli tıptan edinmiꢀtir.   Ağustos 2002 tarihindeki duruꢀma esnasında baꢀvuranın avukatı müvekkilinin uyuꢀturucu   satıcısı olduğu suçlamasını reddederek DGM’den sivil polis memurları ile haber elemanının   duruꢀmada ifade vermelerini talep etmiꢀtir. Hakimler bu talebi sözü edilen kiꢀilerin   mahkemede ifade vermelerinin gerçeğin ortaya çıkmasında hiçbir katkısı olmayacağı   gerekçesiyle reddetmiꢀtir.   DGM 6 Ağustos 2002 tarihli bir karar ile baꢀvuranı iki yıl altı ay hapis ve 136.315.061 TL.   (yaklaꢀık 85 Euro) para cezasına çarptırmıꢀtır. DGM baꢀvuranın 28 Temmuz 2002 tarihli   yazılı savunmasında aleyhinde yapılan suçlamaları ve aynı günkü duruꢀmada itiraf   mektubunun kendisine ait olduğunu kabul ettiğini hatırlatmıꢀtır. Mahkeme maddi kanıtların   yanı sıra ele geçirilen uyuꢀturucu maddenin miktarını ve soruꢀturma sırasında hazırlanan olay   yeri tutanaklarını da dikkate almıꢀtır. Bu tutanakların baꢀvuranın ve avukatının hazır   bulunduğu duruꢀmalar sırasında okunmasında adı geçenlerin içeriğine itiraz etme imkânları   bulunmaktaydı.   Baꢀvuran 13 Ağustos 2002 tarihinde temyize gitmiꢀtir.   Ekim 2002 tarihinde Yargıtay Baꢀsavcısı esas hakkındaki görüꢀünü Yargıtay Đkinci Ceza   Dairesi’ne iletmiꢀ ve ilk derece mahkemesindeki süreç, eldeki kanıt unsurları, ilk derece   mahkemesinin takdir yetkisini göz önünde bulundurarak, yargılamanın usul kurallarına ve   hukuka uygun olduğu, bu cihetle temyiz baꢀvurusunun reddedilerek bidayet mahkemesi   kararının onanması yönünde görüꢀ bildirmiꢀtir   Yargıtay baꢀsavcısının görüꢀü baꢀvurana tebliğ edilmemiꢀ, 19 Ekim 2002 tarihinde dosyaya   konmuꢀ, böylece tarafların ulaꢀabileceği bir hale gelmiꢀtir.   Aralık 2002 tarihinde Yargıtay ilk derece mahkemesinin 6 Ağustos 2002 tarihli kararını   onamıꢀtır.   Yargıtay’ın bu kararı baꢀvurana tebliğ edilmemiꢀ, 31 Aralık 2002’de DGM’deki dosyasına   eklenmiꢀ ve 31 Aralık 2002’de nihai hale gelmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran ilgili tanıkları sorgulama olanağının bulunmadığı, Yargıtay baꢀsavcısının yazılı   görüꢀüne yanıt veremediği ve baꢀsavcının tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmediği gibi   gerekçelerle iç hukuktaki mahkemeler önünde adil yargılanma hakkından yoksun bırakıldığını   iddia etmektedir. Baꢀvuran bu yönde AĐHS’nin 6. maddesini öne sürmektedir.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   1. Đlgili tanıkları sorgulamanın olanaksız oluꢀu   Hükümet öncelikle, bir tanığın duruꢀmada ifade vermesinin gerekliliğine veya yararına karar   vermenin ilke olarak ulusal yargıcın sorumluluğunda olduğunun altını çizmektedir.   Baꢀvuranın uyuꢀturucu madde satarken suçüstü yakalandığını ve ulusal yargı mercilerinin,   tanıkların soruꢀturma sırasında alınan ifadelerini yeterli bulduğunu ve yazılı beyanlarını   dikkate aldıklarını hatırlatmaktadır.   Baꢀvuran ꢀikayetlerini yinelemektedir.   AĐHM, mahkumiyet kararının, tamamen veya büyük ölçüde, sanığın ne soruꢀturma ne   duruꢀma safhasında sorgulayamadığı ya da sorgulatamadığı bir tanığın ifadesine dayanması   durumunda, savunma hakkının AĐHS’nin 6. maddesinin gerekleri ile bağdaꢀmayacak ꢀekilde   kısıtlandığını daha önce birçok kez dile getirmiꢀtir (Bkz. Unterpertinger-Avusturya kararı 24   Kasım 1986, Saidi-Fransa 20 Eylül 1993 ve Van Mechelen vd-Hollanda 23 Nisan 1997,   Dorigo-Đtalya no: 33286/96).   AĐHM bu baꢀvuruda baꢀvuranın ilgili tanıkları duruꢀmada sorgulama talebinin hakimler   tarafından sözkonusu kiꢀilerin duruꢀmada ifade vermelerinin gerçeğin ortaya çıkmasında   hiçbir katkısı olmayacağı gerekçesiyle reddedildiğini hatırlatır. Hakimler, baꢀvuranın   suçluluğunu tespit ederken suçu açıkça itiraf etmesini, maddi kanıtları ve bilhassa ele   geçirilen uyuꢀturucu madde miktarını dayanak kabul etmiꢀlerdir.   AĐHM baꢀvuranın ve avukatının 9 Mayıs 2002 tarihli duruꢀma sırasında soruꢀturma sırasında   toplanan yazılı kanıt unsurlarına, bunlara iliꢀkin tutanaklar okunurken itiraz etme   olanaklarının bulunduğunu hatırlatır.   Bu ꢀartlar altında baꢀvurana aleyhindeki tanıkları sorgulama imkânının verilmemesi AĐHS’nin   6/3 b) bendinde öngörülen davanın çekiꢀmeli olması ilkesini ihlal etmemiꢀtir.   AĐHM, AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca baꢀvurunun dayanaktan yoksun olduğunu ve 35/4   madde gereğince reddedilmesi gerektiğini kaydeder.   2. Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısının tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi   Hükümet altı ay kuralının Yargıtay Baꢀsavcısı’nın görüꢀünün dosyaya konduğu 19 Ekim 2002   tarihinden itibaren baꢀladığını, dolayısıyla Yargıtay Baꢀsavcısı’nın görüꢀünün tebliğ   edilmediği ꢀikayetinin gecikmeli yapıldığını savunmaktadır.   AĐHM buna benzer davalarda kaydettiği üzere (Bkz. örneğin sözü edilen Tekelioğlu) yargı   sürecini bir bütün olarak değerlendirdiğini ve iç hukuktaki nihai kararın tebliğ edildiği tarihi   altı ay kuralının baꢀlangıç tarihi olarak kabul ettiği hususunu yineler. Böylesi bir tebliğin   yokluğunda, mahkeme kalemine intikal ettiği ve dosyaya konduğu «nihai tarih» son tarih   olarak kabul edilir ki bu davada bu tarih 31 Aralık 2002’dir. AĐHM altı ay kuralına riayet   edildiğini saptamaktadır. Bu nedenle Hükümetin ön itirazını reddetmektedir.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas hakkında   AĐHM daha önce de bu baꢀvurudakine benzer bir ꢀikayeti incelediğini ve baꢀsavcının   görüꢀünün tebliğ edilmemesi, baꢀsavcının görüꢀlerinin niteliği ve davalının bu görüꢀlere yazılı   cevap verme imkanından mahrum olması nedenleri ile AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği   sonucuna vardığını anımsatır (Bkz. diğer birçokları arasında, sözü edilen Göç kararı, Arslan-   Türkiye kararı, 20 Eylül 2007, no: 67036/01 ve sözü edilen Tekelioğlu kararı).   AĐHM, Hükümetin benzer bu ꢀikayetler karꢀısında Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca   ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını belirlemiꢀtir.   Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASINA ĐLĐꢀKĐN   AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine   karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi   edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil   tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran 2.500 Euro maddi tazminat talep etmektedir. Baꢀvuran kanıtlayıcı herhangi bir   belge olmaksızın mahkum olduğu süre boyunca profesyonel iꢀ yaꢀantısının kesintiye   uğraması nedeniyle gelir kaybına uğradığını ve ayrıca ailesinin kendisini ziyarete gelmesi için   birtakım masraflar yaptığını öne sürmektedir. Baꢀvuran ayrıca 2.500 Euro manevi tazminat   talep etmektedir.   Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmaktadır.   Baꢀvuranın öne sürdüğü gelir kaybı ile ilgili olarak AĐHM, tespit edilen ihlal kararı ile öne   sürülen maddi zarar arasında bir illiyet bağı tespit edememekte ve bu talebi reddetmektedir.   AĐHM, yerleꢀik içtihadı uyarınca ihlal tespitinin baꢀlı baꢀına sürülen manevi zararı gidermesi   bakımından yeterli bir adil tatmini oluꢀturduğuna itibar etmektedir (Bkz. Kömürcü-Türkiye   kararı, no: 77432/01, 22 Haziran 2006; Ayçoban vd.-Türkiye kararı, no: 42208/02, 43491/02   ve 43495/02, 22 Aralık 2005).   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran AĐHM nezdinde yapmıꢀ olduğu yargılama giderleri için 3.000 Euro talep   etmektedir. Baꢀvuran ekte Đzmir Barosunun ve Türkiye Barolar Birliği’nin avukatlık ücret   tarifesini ve 30 Mayıs 2008 tarihli 3.500 Euro’luk (yaklaꢀık 1.900 Euro) masrafın yapıldığını   gösterir faturayı sunmaktadır.   Hükümet bu talebin dayanaksız olduğunu savunmaktadır.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan belgeler ve yerleꢀik içtihat   ıꢀığında baꢀvurana yargılama giderlerine karꢀılık 1.900 Euro ödenmesine karar vermektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin tebliğ edilmediği yönündeki ꢀikayetin   (6/1 madde) kabuledilebilir, bunun dıꢀındaki ꢀikayetlerin kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. Đhlal tespitinin kendisinin baꢀvuranın öne sürdüğü manevi zararı gidermesi bakımından   baꢀlı baꢀına bir adil tatmini oluꢀturduğuna;   4. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden YTL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin yargı giderleri için baꢀvurana   1.900 (bin dokuz yüz) Euro ödemesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 27 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło