17174/03

WyrokETPCz2008-12-02ECLI:CE:ECHR:2008:1202JUD001717403

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak doręczenia opinii Prokuratora Generalnego Sądu Kasacyjnego oraz odmowa przesłuchania świadków w postępowaniu karnym naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 i ust. 3 lit. d Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak doręczenia skarżącemu opinii Prokuratora Generalnego Sądu Kasacyjnego naruszył zasadę równości broni i prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji, ponieważ skarżący nie miał możliwości ustosunkowania się do tej opinii. Natomiast w kwestii odmowy przesłuchania świadków, Trybunał stwierdził, że nie doszło do naruszenia art. 6 ust. 1 i ust. 3 lit. d. Uzasadnił to tym, że krajowe sądy oparły wyrok skazujący głównie na dowodach rzeczowych (znalezienie znacznej ilości narkotyków w domu skarżącego), a nie wyłącznie lub w przeważającej mierze na zeznaniach świadków, których skarżący nie mógł przesłuchać. Skarżący nie wykazał również, że przesłuchanie tych świadków miałoby decydujące znaczenie dla ustalenia prawdy.
Stan faktyczny
Skarżący, Mustafa Keş, został oskarżony i skazany w Turcji za posiadanie i sprzedaż narkotyków w zorganizowanej grupie. W jego domu, podczas operacji z udziałem tajnych agentów, znaleziono 2.276 kg haszyszu. Skarżący twierdził, że narkotyki zostały mu podrzucone przez współoskarżonego M.D., a jego zeznania były wymuszone. W toku postępowania krajowego skarżący skarżył się na brak możliwości przesłuchania kluczowych świadków (informatora, agentów i swojej córki) oraz na to, że nie doręczono mu opinii Prokuratora Generalnego Sądu Kasacyjnego.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie uznał skargę za dopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu niedoręczenia opinii Prokuratora Generalnego Sądu Kasacyjnego. Stwierdził brak naruszenia art. 6 ust. 1 i ust. 3 lit. d Konwencji w odniesieniu do przesłuchania świadków. Orzekł, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. Zasądził na rzecz skarżącego 2 000 Euro tytułem kosztów i wydatków, powiększone o odsetki za zwłokę, oraz oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   KEŞ-TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:17174/03)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Aralık 2008   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   T.C. vatandaşı Mustafa Keş (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 12 Mayıs   tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin   (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 17174/03 numaralı   başvuru sonucu bu dava görülmektedir   Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir Barosu avukatlarından S.   Çetinkaya tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran 1950 doğumlu olup Simav’da ikamet etmektedir.   Şubat 2002 tarihli görevlendirme belgesine göre Ilıca ve Yeniköy köylerinde esrar imal   edilip satıldığı iddiasını araştırmak üzere Ali Varlı (A.V.) ve Ökkeş Aktaş (Ö.A.) isimli   jandarmalar sivil olarak Gazipaşa Jandarma Komutanlığı’nın sorumluluğunda bir operasyon   gerçekleştirmişlerdir.   Şubat 2002’de iki jandarma tarafından hazırlanan olay yeri ve yakalama tutanaklarına göre   muhbir Veli Doğan (V.D.) Mahmut Duran’ın evinde esrar bulundurduğunu söylemiştir. Yine   aynı tutanağa göre muhbirin M.D.’ye uyuşturucu almak istediklerini söylemesinden sonra   jandarmalar. M.D.’nin evine alıcı kılığında gitmişler, M.D. evinde eroin olmadığını, ama daha   sonra temin edebileceğini söylemiştir. Jandarma A.V., M.D.’den eroinin hemen temin   etmesini veya kendisini olduğu yere götürmesini istemiştir. Daha sonra jandarma Ö.A. ve   M.D. yanlarında muhbir olmadan Yeniköy’de başvuranın evine gitmişlerdir. Başvuranın   salonuna yerleştikten sonra, M.D. başvurandan esrarı getirmesini çünkü Ö.A’nın satın   alacağını söylemiş, jandarma Ö.A. sonra beraberinde 2.276 kg. esrar ile oradan ayrılmıştır.   Daha sonra resmi üniformalı bir jandarma ile gelerek başvuranın evinde arama yapmışlar,   fakat arama sonucunda esrar bulunmamıştır. Jandarmalar A.V., Ö.A., İrfan Kısa, M.D. ve   başvuranın imzasını taşıyan bir tutanak hazırlamıştır.   Jandarmalar tarafından 2 Şubat 2002’de saat 23.45’te düzenlenen arama tutanağında aleyhte   kanıt bulunmadığı belirtilmiş ve yukarıda sayılan kişiler tarafından imzalanmıştır.   Şubat 2002’de M.D., Antalya barosundan bir avukat eşliğinde jandarmalar A.V. ve Ö.A.’ya   başvuranın evinde ele geçirilen esrar konusunda ifade vermiştir. M.D. on gün kadar önce   V.D.’nin esrar satın almak üzere yanına geldiğini, ona kendisinde esrar bulunmadığını, fakat   bulabilecek birini tanıdığını söylediğini ifade etmiştir. V.D. bunun üzerine gitmiştir. V.D.   beraberinde esrar satın almak isteyen başka biriyle M.D.’ye gelmiştir. M.D. onlara yanında   esrar olmadığını, takip eden cuma günü gelmelerini söylemiş, bu kişilerin ısrarı karşısında   komşu köydeki bir kişiden temin edilebileceğini belirtmiştir. M.D. Ö.A. ile başvuranın evine   gittiklerini zira bu kişiden kendisine «toz» getirmesini istediğini, daha sonra da başvuranın   evinden ayrıldıklarını dile getirmiştir. Bu arada A.V. diğerlerini başvuranın evinin yakınında   beklemekteydi. M.D. jandarmaların kendisini orada yakaladıklarını, sonra da başvuranı da   yakalamak üzere başvuranın evine döndüklerini sözlerine eklemiştir.   Şubat 2002’de başvuran Antalya barosundan bir avukatın eşliğinde aynı şekilde jandarmalar   A.V. ve Ö. A.’ya ifade vermiştir. Başvuran M.D.’yi çocukluğundan bu yana tanıdığını;   yaklaşık altı ay kadar önce M.D.’nin içinde «ot» olan bir poşet ile evine geldiğini, otu en iyi   kalite başka otla karıştırarak satmak istediğini, bu halde pek para etmeyeceğini söylediğini;   poşetin kendisinde kaldığını beyan etmiştir. Başvuran M.D.’nin 2 Şubat 2002 tarihinde   yanında tanımadığı başka biri ile evine geldiğini ve sözkonusu poşeti istediğini, kendisinin de   bu poşeti ona verdiğini ifade etmiştir.   Başvuranın kızı Seval Keş de 3 Şubat 2002’de dinlenmiştir. S. Keş M.D.’nin siyah bir poşetle   evlerine gelerek babasına verdiğini, poşeti daha sonra geri almaya geleceğini söylediğini ifade   etmiştir. S. Keş M.D.’nin kendisinden bu durumdan kimseye söz etmemesini istediğini   söylemiştir. 2 Şubat 2002’de M.D. tanımadığı biri ile evlerine gelerek babasından poşeti   getirmesini istemiştir. M.D. ve diğer kişi siyah poşeti alarak gitmiştir. Daha sonra jandarmalar   evlerine kendisini ve babasını yakalamak üzere gelmişlerdir.   Yine 3 Şubat 2002 tarihinde jandarmalar M.D.’yi tanıdığını ama başvuranı tanımadığını   belirten V.D.’yi dinlemişlerdir. V.D. M.D.’nin esrar satıcısı olarak tanındığını söylemiştir.   V.D., M.D.’ye esrar satın almak istediğini söylediğini, bilahare M.D.’nin evine jandarmalar   Ö.A. ve A.V. ile gittiğini, M.D.’nin Ö.A.’yı tanımadığını, kendisinin ve Ö.A.’nın M.D.’den   kendilerine esrar satmasını istediklerini, M.D.’nin takip eden cuma günü temin edebileceğini   söylediğini, jandarma A.V.’yi bu durumdan haberdar ettiklerini belirtmiştir (duruşma   tutanağının kalan kısmı okunamamaktadır).   Başvuran 4 Şubat 2002’de Antalya Cumhuriyet Savcılığında ifade vermiştir. Tutanağa göre   başvuran avukat bulundurma hakkını reddetmiştir. Başvuran, M.D.’nin aylar önce evine   gelerek kendine esrar dolu bir torba verdiğini, 2 Şubat 2002’de M.D. ve tanımadığı başka   birinin evine geldiğini, M.D.’nin daha sonra poşeti getirmesini istediğini, M.D. ve diğer   kişinin gittiklerini söylemiştir. Tutanakta başvuranın esrar sattığını inkâr ettiği ibaresi   yazılmıştır.   M.D. 4 Şubat 2002’de Antalya Cumhuriyet Savcılığı’nda ifade vermiştir. M.D. avukat   yardımını reddetmiştir. Adı geçen on gün kadar önce V.D. adlı birisinin gelerek satacak esrarı   olup olmadığını sorduğunu, kendisinin de olmadığı cevabını verdiğini, 2 Şubat 2002’de saat   20.00 sularında V.D.’nin evine gelerek esrar satın almak istediğini, kendisinde esrar   bulunmadığını söylediğini, V.D.’nin daha sonra Ö.A. adlı başka biri ile yeniden geldiğini ve   esrar satın almak istediğini, kendisinin bu kişileri esrar temin edebilecek başka birine   yönlendirdiğini, V.D. ve Ö.A.’nın bu kişiyi tanımadıklarını belirterek M.D.’den esrar   satıcısına giderken kendilerine eşlik etmelerini istediklerini, kendisinin onları başvuranın   evine kadar götürdüğünü, sivil giyimli jandarma Ö.A. ile başvuranın evine giderek «toz» satın   almak istediklerini söylediğini, başvuranın da poşet içinde esrarı getirdiğini, uyuşturucunun   satış fiyatı hakkında konuşmadıklarını, başvuranın esrar sattığını söylediğini işittiği için   jandarmaları başvuranın evine götürdüğünü belirtmiştir. M.D. ayrıca başvurana esrar   vermediğini de beyan etmiştir.   Aynı gün başvuran avukatı eşliğinde hakim tarafından dinlenmiştir ve hakim başvuranın   tutuklanmasına hükmetmiştir. Başvuran, jandarmalar ve savcılık önünde verdiği beyanları   onaylamıştır. Başvuran, esrar satmadığını ve kullanmadığını ama M.D. verdiği için içerisinde   esrar bulunan poşeti kabul ettiğini beyan etmiştir. Başvuran, masum olduğunu ileri   sürmüştür.   Şubat 2002 tarihli iddianame ile Antalya Savcılığı başvuranı ve M.D.’yi teşekkül halinde   uyuşturucu madde bulundurmak ve satmakla suçlamıştır.   Şubat 2002 tarihli bir kararla, Alanya Ağır Ceza Mahkemesi, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi   lehine görevsizlik kararı vermiştir.   Mayıs 2002 tarihli duruşmada, M.D. üzerine atılı olayları reddetmiştir. M.D. esrar   kullanıcısı olduğunu kabul etmiş ancak bağımlı olmadığını ifade etmiştir. M.D. ormanda   kenevir bulmuş ve bundan kendisine esrar yapmıştır. M.D. bu esrardan bir kısmını kişisel   kullanımı için ayırmış kalanı bir poşete koyup saklaması için başvurana götürmüştür. M.D,   başvuranın evde olmadığını ve başvuranın kızının poşetin içinde ne olduğunu sorduğunu ifade   etmiştir. M.D., poşettekinin tütün olduğunu söylemiş ve poşeti bizzat saklamıştır. M.D,   başvuranın kızının poşeti sakladığı yeri gördüğünü belirtmiştir. M.D., olayların meydana   geldiği akşam arkadaşlarının evinde olduğunu ve tanımadığı V.D. isimli bir kişinin   kendisinden ot almak istediğini, kendisinde ot bulunmadığını söylediğini belirtmiştir. V.D.   gittikten sonra sivil giyimli Ö.A isimli başka bir kişi ot almak için M.D’nin yanına gelmiştir.   Ö.A’nın M.D’ye kendisini tanıdığını söylemesine rağmen M.D. satıcı olmadığını söylemiştir.   Bilahare M.D, V.D. ve Ö.A.’nın evine gelerek ot almak için ısrar ettiklerini, V.D. ile   tartıştığını ve son olarak da jandarma A.V.’nin saklandığı yerden çıktığını dile getirmiştir.   M.D., o zaman esrarı sakladığı yeri söylediğini, ardından başvuranın evine gittiklerini ve   başvuranın kızına sakladığı poşeti getirmesini söylediğini beyan etmiştir. M.D., başvuranın   esrarla hiçbir alakası olmadığını ifade etmiştir.   Aynı duruşma sırasında, Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı da dinlemiştir. Başvuran, masum   olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, M.D.’yi tanıdığını ancak esrar kullanmadığını beyan   etmiştir. Bir gün kendisi evde yokken, M.D. siyah bir poşetle evine gelmiş ve poşeti   saklamıştır. Akşam, eve döndüğünde kızı M.D.’nin geldiğini söylemiş ancak başvuran poşetin   içerisinde ne olduğuna bakmamıştır. Başvuran, aradan epey zaman geçtikten sonra bir akşam,   M.D. ve bir kişinin evine geldiğini, kızından M.D.’nin bıraktığı poşeti getirmesini istediğini,   poşeti ziyaretçilere verdiğini ve ziyaretçilerin gittiklerini, yaklaşık altı saat sonra   jandarmaların kendisini yakalamaya geldiklerini söylemiştir. Başvuran, M.D.’nin suç ortağı   olmadığını ifade etmiştir. Başvuran, gözaltında iken ve bilahare savcıya ve hakime verdiği   ifadelerine zorla ve okumadan imzalattırıldıkları için reddetmiştir. Başvuranın avukatı,   müvekkilini suçlayan yazılı delillere itiraz etmiştir.   Haziran 2002 tarihli duruşmada, başvuran, kızının ve kendinin yapmış olduğu beyanlar   arasında farklılık bulunduğu gerekçesi ile kızının ifadesinin yeniden alınmasını talep etmiştir.   Başvuran ayrıca soruşturmanın genişletilmesini talep etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, V.D.,   Ö.A. ve A.V. ve S.K.’nın [ön soruşturma sırasında] ifadelerinin alınmış olduğunu, duruşmaya   çağrılmalarının bir katkısı olmayacağını, somut kanıt unsurlarından ve başka ifadelerden   suçun işleniş şeklinin yeterince ortaya konulduğu sonucuna ulaşıldığını belirterek sözkonusu   talepleri reddetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın evinde 2,276 kg esrar   bulundurduğunun ve satmak üzere M.D.’ye verdiğinin tespit edilmiş olması muvacehesinde   soruşturmanın derinleştirilmesine de gerek olmadığına karar vermiştir.   Ağustos 2002 tarihli bir kararla, Ağır Ceza Mahkemesi, teşekkül halinde uyuşturucu madde   bulundurmak ve satmaktan başvuranı beş yıl hapis ve 272.630.122 TL para cezasına   çarptırmıştır. Kararın gerekçesinde, mahkeme, başvuranın atılı olaylara itiraz etmesine   rağmen, M.D. tarafından sunulan savunma layihasından, yer tespit tutanağından, V.D.’nin   ifadesi ile diğer kanıt unsurlarından tamamından, V.D.’nin M.D.’de esrar bulunduğu bilgisini   aldığı, V.D.’nin M.D. ile irtibata geçtiği ve bilahare A.V.’nin M.D.’den esrar istediği son   olarak, M.D. ile Ö.A.’nın başvuranın evine gittiği, başvuranın M.D. ile sözkonusu jandarmaya   2.276 kg esrar verdiği sonucuna ulaşıldığını beyan etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran   ve suç ortağının birlikte hareket ettiği ve satmak amacıyla esrar bulundurdukları sonucuna   ulaşmıştır.   Ağır Ceza Mahkemesi, M.D.’yi de hapis ve para cezasına çarptırmıştır.   Yargıtay’a sunduğu savunma layihasında, başvuran, Ağır Ceza Mahkemesi’nin muhbir   V.D.’yi, jandarmalar Ö.A. ve A.V.’yi ve kızı Seval Keş’i dinlemediğini ileri sürmüştür.   Ekim 2002 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı esasa ilişkin görüşünü sunmuştur.   Yazılı görüşünde Başsavcı, ilk derece mahkemesinde görülen ceza davasını, bir araya   getirilen kanıt unsurlarını, talebin konusunu ve ilk derece mahkemesinin takdir yetkisini göz   önüne alarak ilk derece mahkemesinin almış olduğu kararın onanması lehinde görüş   belirtmiştir.   Sözkonusu görüş başvurana tebliğ edilmemiştir.   HUKUK   I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   AİHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunan başvuran Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının   görüşünün kendisine tebliğ edilmediğinden yakınmaktadır.   AİHS’nin 6/1 ve 6. maddesinin 3 d) fıkrasına göndermede bulunan başvuran muhbir Veli   Doğan ve kızı Seval’in ifadelerinin operasyona katılan jandarmalar Ali Varlı ve Ökkeş Aktaş   tarafından alındığını iddia etmektedir. Başvuran ne avukatının ne mahkemenin bu tanıkları   dinlediklerini ve aleyhteki tanıkları iddia makamı ile aynı şartlarda sorgulama imkanı   olmadığını belirtmektedir. Başvuran 27 Haziran 2002 tarihli duruşma tutanağına atıfta   bulunarak mahkumiyetinin ön soruşturmaya katılan ve ifadeleri alan jandarmalar tarafından   hazırlanan tutanaklara dayandığını ileri sürmektedir.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esasa dair   1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün tebliğ edilmemesi hakkında   Başvuran Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün tebliğ edilmemesi doğrultusunda   AİHS’nin 6/1 maddesince hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleşmediğini ileri   sürmektedir.   Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.   Başvuran iddialarını yinelemektedir.   AİHM başvuranın sunduğu şikayete benzer bir şikayeti daha önce incelediğini ve Yargıtay   Başsavcısı’nın gözlemlerinin niteliğini ve yargılanan kişinin yazılı olarak bunlara cevap verme   olanağının bulunmamasını göz önüne alarak, Yargıtay Başsavcısı’nın görüşünün tebliğ   edilmemesinden dolayı AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatır   (Bkz. sözü edilen Göç ve Tosun).   AİHM, Hükümetin Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici   hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir.   Bu nedenle AİHS’nin 6/1 maddesi bu bakımdan ihlal edilmiştir.   2. Duruşma tanıkları   Başvuran AİHS’nin 6. maddesinin 3 d) bendine aykırı olarak muhbir Veli Doğan ve ihtilaflı   operasyona katılan jandarmalar Ali Varlı ve Ökkeş Aktaş ile Seval Keş’i mahkemeye çağırıp   sorgulama imkânını elde edemediğinden şikayetçi olmaktadır.   Hükümet başvuranın iddialarını karşı çıkarak iç hukuktaki mahkemelerin adı geçeni mahkum   ederken özellikle evinde 2.276 kg esrar bulunmasını esas aldıklarını ifade etmektedir.   AİHM, kanıtların kabul edilebilirliğinin öncelikle iç hukuk kuralları tarafından düzenlendiğini   belirtir. AİHS tarafından AİHM’ye verilen görev tanıkların ifadelerinin doğru bir şekilde delil   olarak kabul edilip edilmediğini değerlendirmek değil, bütün olarak ele alındığında yargı   sürecinin, delillerin sunulma yöntemi de dahil olmak üzere, hakkaniyete uygun olup olmadığını   değerlendirmektir (Bkz. diğerleri arasında, Van Mechelen vd.-Hollanda, 23 Nisan 1997).   AİHM, ulusal mahkemelerin, dava dosyasındaki unsurları değerlendirmekle ve savunma   tarafından sunmak istediği delillerin gerekliliğine karar vermekle ilke olarak yetkili oldukları   kanaatindedir. Özellikle, AİHS’nin 6. maddesinin 3 d) bendi yine ilke olarak, yargı   makamlarının şahitler tarafından sunulan delilin gerekliliğine karar verme olanağı tanır (Bkz.   Vidal-Belçika kararı, 22 Nisan 1992). Bu nedenle bir sanığın bazı tanıkları sorgulayamadığı   şikayetinde bulunması yeterli değildir. Sanığın duruşmaya tanık çağırma talebini önemini ve   gerçeğin açığa çıkmasına ne şekilde katkıda bulunacağını açıklayacak şekilde   gerekçelendirmelidir (Bkz. Perna-İtalya no: 48898/99; Roumiana Ivanova-Bulgaristan kararı   no: 36207/03, 14 Şubat 2008). Bilhassa bir mahkumiyet kararı yalnızca veya büyük ölçüde   sanığın ne soruşturma ne dava sırasında sorgulama ve sorgulatma olanağının bulduğu   aleyhteki bir tanığın beyanlarına dayanılarak alınmış ise savunma hakları AİHS’nin 6.   maddesi gerekliliklerine aykırı olarak kısıtlanmış demektir (Solakov-Eski Yugoslavya   Cumhuriyeti Makedonya kararı no: 47023/99).   AİHM, dosyadan, özellikle de Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçelerinden, başvuranın   teşekkül halinde uyuşturucu madde bulundurmak ve satmak suçu işlediği sonucuna   ulaşıldığını tespit etmektedir. AİHM, ulusal mahkemelerin, başvurana atılı olayların takdiri ve   inandırıcılığı üzerinde etkisi olan farklı kanıt unsurlarını derinlemesine ve titizlikle   incelediğini belirtir. Sözkonusu kanıt unsurları arasından, Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran   hakkında mahkumiyet kararı vermek için belirleyici somut bir unsuru yani başvuranın evinde   2.276 kg esrar ele geçirilmesini temel almıştır. Tanıkların ön soruşturma sırasında   dinlenmeleri nedeniyle Ağır Ceza Mahkemesi, ihtilaflı tanıkların ifadelerinin alınmasının   gerçeğin ortaya çıkmasında etkili olmadığına kanaat getirmiştir. Bu bağlamda, esas   hakimlerinin başvuranı mahkum etmede temel aldıkları kanıt unsurları tanıkların beyanlarına   dayanmamasına rağmen başvuran, tanıkların dinlenmesinin gerçeğin ortaya çıkmasında nasıl   belirleyici olduğunu açıklamamaktadır (Asch-Avustuya, 26 Nisan 1991 tarihli karar; a   contrario, Hulki Güneş- Türkiye, başvuru no: 28490/95). AİHM, mevcut dava koşullarında,   tanıkların dinlenmesinin reddinin AİHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafının d) bendine aykırı   olmadığı kanaatindedir.   Sonuç olarak, başvuranın tanıkları sorgulama ve sorgulatma imkanının bulunmaması,   AİHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafını ve 3. paragrafının d) bendini ihlal edecek derecede   başvuranın savunma hakkına yönelik bir müdahale oluşturmamaktadır.   Bu itibarla, AİHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ve 3. paragrafının d) bendi ihlal   edilmemiştir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar için 10.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet, başvuranın talebinin aşırı olduğu ve sebepsiz zenginleşmeye yönelik olduğu   kanaatindedir.   AİHM, işbu kararın başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için yeterli adil tatmin   oluşturduğu kanaatindedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuran, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri   için 3.000 Euro talep etmektedir. Başvuran, talep ettiği miktarı kısmen belgelendirmektedir.   Hükümet, başvuranın talebine itiraz etmektedir ve AİHM’den sözkonusu talebi reddetmesini   talep etmektedir.   AİHM, içtihadından çıkan kriterlere göre, talep edilen yargılama masraf ve giderlerinin   gerçekten gerektiği şekilde ortaya konup konmadığının ve miktarının makul olup olmadığının   araştırılması gerektiğini gözlemlemektedir (bkz, E.B. – Fransa, başvuru no: 43546/02).   Yukarıda sözü edilen kriterler ve sahip olduğu unsurlar ışığında AİHM, başvurana 2.000 Euro   ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle AİHS’nin   6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. Tanıkların dinlenmesine ilişkin AİHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ve 3.   paragrafının d) bendinin ihlal edilmediğine;   4. İşbu kararın kendisinin başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için yeterli adil tatmin   oluşturduğuna;   5. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana yargılama   masraf ve giderleri için 2.000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve   3. paragraflarına uygun olarak 2 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło