17367/02

WyrokETPCz2009-05-26ECLI:CE:ECHR:2009:0526JUD001736702

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy ponowne zatrzymanie skarżącego przez żandarmerię po jego aresztowaniu i osadzeniu w więzieniu, brak skutecznej kontroli sądowej nad tym zatrzymaniem oraz brak prawa do odszkodowania za naruszenia prawa do wolności i bezpieczeństwa osobistego stanowiły naruszenie art. 5 ust. 1, 4 i 5 Konwencji? Czy zarzuty dotyczące złego traktowania podczas zatrzymania były wystarczająco uzasadnione, aby wymagać skutecznego dochodzenia i czy stanowiły naruszenie art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że początkowe zatrzymanie skarżącego było zgodne z art. 5 ust. 1 lit. c). Jednakże, ponowne przekazanie skarżącego żandarmerii na okres ponad dziewięciu dni po jego aresztowaniu i osadzeniu w więzieniu, bez odpowiednich gwarancji, stanowiło naruszenie art. 5 ust. 1. Trybunał stwierdził również, że krajowe przepisy, w szczególności art. 8 dekretu z mocą ustawy nr 430, nie zapewniały skutecznej kontroli sądowej nad decyzjami o zatrzymaniu, co naruszało art. 5 ust. 4. Ponadto, brak możliwości uzyskania odszkodowania za te naruszenia na mocy prawa tureckiego, które nie przewidywało badania, czy skarżący został „niezwłocznie” postawiony przed sędzią, naruszał art. 5 ust. 5. W odniesieniu do art. 3, Trybunał uznał, że brak obiektywnych dowodów medycznych i skarg skarżącego w trakcie badań lekarskich sprawił, że zarzuty złego traktowania były nieuzasadnione, co wykluczyło obowiązek państwa do przeprowadzenia skutecznego dochodzenia.
Stan faktyczny
Skarżący, Naif Demirci, został zatrzymany 21 grudnia 2001 r. w ramach operacji przeciwko PKK. Po początkowym zatrzymaniu i badaniach lekarskich nie wykazujących obrażeń, został aresztowany i osadzony w więzieniu 25 grudnia 2001 r. Tego samego dnia, na podstawie dekretu z mocą ustawy nr 430, został ponownie przekazany żandarmerii na dziesięć dni w celu przesłuchania, gdzie przebywał do 3 stycznia 2002 r. Skarżący zgłaszał skargi na tortury i złe traktowanie podczas zatrzymania, jednak badania lekarskie nie potwierdziły obrażeń. Ostatecznie został uniewinniony 24 marca 2005 r.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargi na podstawie art. 5 Konwencji za dopuszczalne, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 1, art. 5 ust. 4 i art. 5 ust. 5 Konwencji. 3. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania art. 5 ust. 3 Konwencji. 4. Zasądził na rzecz skarżącego 4 500 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, powiększone o odsetki. 5. Oddalił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   NAĐF DEMĐRCĐ -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:17367/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mayıs 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (17367/02) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaꢀı) Naif Demirci’nin (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 12 ꢁubat 2002   tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M.S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1956 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir.   Aralık 2001 tarihinde, yasadıꢀı bir örgüt olan PKK’ya yönelik düzenlenen operasyonlar   çerçevesinde Diyarbakır Jandarma Komutanlığı baꢀvuran hakkında arama müzekkeresi   çıkartmıꢀtır.   Aralık 2001 tarihinde, baꢀvuran, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polis memurları   tarafından yakalanmıꢀtır. Jandarmaya teslim edilmeden ve gözaltına alınmadan önce baꢀvuran   muayene edilmiꢀ ve baꢀvuranda hiçbir darp ve yara izine rastlanmamıꢀtır.   Aralık 2001 tarihinde, jandarma, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı’ndan iki   günlük ek gözaltı süresi talebinde bulunmuꢀtur. Talep edilen ek gözaltı izini kabul edilmiꢀtir.   Aralık 2001 tarihinde, savcılığa naklinden önce, baꢀvuran, adli tabip tarafından muayene   edilmiꢀtir; sağlık raporunda hiçbir kötü muamele izi belirtilmemiꢀtir. Savcı karꢀısında   baꢀvuran hiçbir kötü muameleden söz etmemiꢀtir. Ardından baꢀvuran Devlet Güvenlik   Mahkemesi nöbetçi hakimi karꢀısına çıkarılmıꢀtır. Nöbetçi hakim baꢀvuranın tutuklanmasına   karar vermiꢀtir. Baꢀvuran, Diyarbakır E Tipi Cezaevine sevk edilmiꢀtir.   Aralık 2001 tarihinde, Olağanüstü Hal Bölge Valisi ve Savcının taleplerini inceleyerek ve   olağanüstü hal çerçevesinde alınması gereken ek önlemler hakkındaki 430 sayılı Kanun   Hükmünde Kararname’nin 3 c) maddesini temel alarak nöbetçi hakim sorgulanması amacıyla   baꢀvuranın Jandarma Komutanlığı’na gönderilmesine ve on gün süre verilmesine izin   vermiꢀtir. Baꢀvuran, jandarmalara teslim edilmiꢀtir. Sevkinden önce baꢀvuran, cezaevi   doktoru tarafından muayene edilmiꢀtir. Raporda hiçbir kötü muamele izi tespit edilmemiꢀtir.   Aralık 2001 tarihinde, baꢀvuranın avukatı sözkonusu karara karꢀı çıkmıꢀtır. Baꢀvuranın   avukatının talebi “nöbetçi hakim tarafından izin verilen ek gözaltının yasaya uygun olduğu”   gerekçesi ile aynı gün reddedilmiꢀtir.   Ocak 2002 tarihinde baꢀvuran, Diyarbakır Cezaevi’ne dönmüꢀ ve adli tabip tarafından   muayene edilmiꢀtir. Baꢀvuranda hiçbir darp ve yara izine rastlanmamıꢀtır.   Ocak 2002 tarihli bir iddianame ile Savcı, Türk Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi uyarınca   sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 5. maddesi uyarınca baꢀvuranı silahlı örgüt üyesi   olmakla suçlamıꢀtır.   ve 17 Ocak 2002 tarihlerinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısına gönderilen   mektuplarla, baꢀvuran, gözaltına alındığından beri fiziksel ve psikolojik iꢀkenceye maruz   kalmaktan ꢀikayetçi olmuꢀtur. Baꢀvuran özellikle dövüldüğünü ve tazyikli su kullanıldığını   iddia etmiꢀtir; testislerinin sıkıldığını ve gözaltında bulunan eꢀini hırpalamakla tehdit   edildiğini sözlerine eklemiꢀtir.   Ocak 2001 tarihinde, Savcı, kötü muamele ꢀikayeti hususunda baꢀvuranın ifadesini   almıꢀtır. Baꢀvuranın talebi üzerine, devlet memurları hakkında kovuꢀturma yapılmasına   iliꢀkin yasa uyarınca Diyarbakır Valiliği Đl Đdare Kurulu tarafından ön soruꢀturma   baꢀlatılmıꢀtır. 25 Ocak 2001 tarihinde, baꢀvuran adli tabip tarafından muayene edilmiꢀ ve   düzenlenen raporda hiçbir darp ve yara izine rastlanmamıꢀtır. Doktor karꢀısında baꢀvuran,   böbreklerindeki ağrıdan ꢀikayetçi olmuꢀtur. Radyografik ve ultrasonografik muayenelerde   anormalliğe rastlanmamıꢀtır. Baꢀvuranın gözaltından sorumlu jandarmaların ifadeleri   alınmıꢀtır. Soruꢀturma tutanağından, sağlık raporları göz önüne alınarak baꢀvuranın   iddialarının mesnetsiz olduğu sonucuna ulaꢀılmıꢀtır.   ꢁubat 2002 tarihinde baꢀvuran serbest bırakılmıꢀtır.   Mart 2005 tarihinde, baꢀvuran beraat etmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, jandarma karakolundaki gözaltı sırasında iꢀkence ve kötü muameleye maruz   kaldığını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet, gözaltı sırasında ve sonrasında, cezaevinden jandarma karakoluna nakli esnasında   ve cezaevine dönüꢀünde baꢀvuran hakkında düzenlenen sağlık raporlarına dikkat çekmektedir.   Baꢀvuranın vücudunda hiçbir darp ve yara izi bulunmadığını ifade eden sözkonusu raporlara   atıfta bulunan Hükümet, iꢀkence ve kötü muamele iddialarının mesnetten yoksun olduğu   sonucuna ulaꢀmıꢀtır.   AĐHM, öncelikle kötü muamele iddialarının uygun kanıt unsurlarıyla desteklenmesi   gerektiğini anımsatır (bkz, mutatis, mutandis, Klaas-Almanya, 22 Eylül 1993). Đddia edilen   olayların ortaya konulması için AĐHM, “her türlü makul ꢀüphenin ötesi” delil ilkesinden   yararlanmaktadır; böyle bir delil ancak bir dizi emare veya yeterince ciddi, kesin ve tutarlı   çürütülemez karineler sonucunda ortaya çıkabilir ((Đrlanda- Birleꢀik Krallık, 18 Ocak 1978   tarihli karar).   Mevcut davada, AĐHM, sağlık raporlarında baꢀvuranın vücudunda hiçbir kötü muamele izine   rastlanmadığını kesin bir ꢀekilde tespit etmektedir. AĐHM, muayeneler esnasında baꢀvuranın   kendisinin de doktorlara kötü muameleye maruz kaldığını ifade etmediğini belirtmektedir.   AĐHM, ayrıca, baꢀvuranın AĐHS’nin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığı   iddialarını desteklemek için en ufak bir kanıt unsuru veya kanıt baꢀlangıcı sunmadığını   gözlemlemektedir.   Yukarıda söylenenler ıꢀığında AĐHM, jandarmalar tarafından baꢀvurana kötü muamele   uygulandığına dair makul ꢀüphe doğurabilecek nitelikte kanıt unsurlarının bulunmadığı   sonucuna ulaꢀabilmektedir. Sözkonusu koꢀullarda, adli merciler, etkili bir soruꢀturma yürütme   yükümlülüğünü yerine getirmemekle suçlanamaz zira adli merciler, baꢀvuranın iddiaları   “savunulabilir” olsaydı böyle bir yükümlülüğü yerine getirmek zorunda kalırlardı. Oysa   mevcut davada böyle bir durum sözkonusu değildir (bkz, diğerleri arasından Salman-Türkiye,   baꢀvuru no: 21986/93, Đlhan-Türkiye, baꢀvuru no: 22277/93 ve Çakıcı-Türkiye, baꢀvuru no:   23657/94).   AĐHM, baꢀvurunun iꢀbu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35.   maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaꢀmaktadır.   II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 1. , 3. , 4. ve 5. PARAGRAFLARININ ĐHLAL   EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Baꢀvuran, AĐHS’nin 5. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Baꢀvuran, yakalanmasına   iliꢀkin makul nedenler gösterilmemesinden ve gözaltı süresinin uzunluğundan ꢀikayetçidir.   Baꢀvuran ayrıca, göz altı süresinin uzunluğuna itiraz etmek için baꢀvuru ve telafi yollarının   bulunmayıꢀından da ꢀikayetçidir. Baꢀvuran, AĐHS’nin 5. maddesinin 1 c), 2. , 3. , 4. ve 5.   paragraflarına atıfta bulunmaktadır.   Hükümet, sözkonusu iddialara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   1. AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafının c) bendi ve 3 paragrafı   Hükümet, baꢀvuranın, diğer iki sanık tarafından aleyhinde yapılan suçlamaların aydınlatılması   amacıyla sorgulandığını savunmaktadır.   AĐHM, ilk olarak baꢀvuranın diğer iki sanık tarafından aleyhinde yapılan suçlamaların   aydınlatılması amacıyla cezai bir soruꢀturma çerçevesinde gözaltına alındığını   gözlemlemektedir. Dolayısıyla AĐHM’ye göre, baꢀvuranın gözaltının ilk kısmı, AĐHS’nin 5/1   c) maddesinin gereklerine uygundur.   Ancak AĐHM, 25 Aralık 2001 tarihinde, baꢀvuranın tutuklandığını ve Diyarbakır Cezaevi’ne   sevk edildiğini tespit etmektedir. 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca nöbetçi   hakim tarafından verilen izinle baꢀvuran, cezaevine giriꢀinden birkaç saat sonra Jandarma   Komutanlığı’na götürülmek üzere jandarmalara teslim edilmiꢀtir. Baꢀvuran, 3 Ocak 2002   tarihine kadar Jandarma Komutanlığında kalmıꢀtır.   Baꢀvuran, 25 Aralık 2001 tarihinden 3 Ocak 2002 tarihine kadar yani dokuz günden fazla bir   süre gözaltına tekabül edecek bir durumda kalmıꢀtır.   AĐHM’ye göre bu davanın koꢀulları Emrullah Karagöz kararında ihlale neden olan   koꢀullardan farklı değildir ve Hükümet’in argümanları, mevcut davada önceki kararda   ulaꢀılan sonuçlardan farklı bir sonuca ulaꢀılmasını sağlamamaktadır (Bkz, Abdülkadir Aktaꢀ-   Türkiye).   Ayrıca baꢀvuranın gerekli güvencelerden yoksun olarak yeni sorgulamalara maruz kalması   AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafının c) bendinin gerekliklerine aykırıdır (Emrullah   Karagöz). Sözkonusu tespitten sonra AĐHM, baꢀvuranın tutukluluk süresinin AĐHS’nin 5/3   maddesine uygunluğu açısından ayrıca karar vermeye gerek görmemektedir (Emrullah   Karagöz; Abdülkadir Aktaꢀ).   Bu durumda AĐHS’nin 5/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   2. AĐHS’nin 5/4 maddesi   Hükümet, baꢀvuranın jandarma karakolunda gözaltında tutulmasına ve sözkonusu gözaltının   uzatılmasına hakim tarafından izin verildiğini savunmaktadır. Hükümet, ilgilinin gözaltı   süresinin uzatılması kararlarına itiraz edebileceğini belirtmektedir.   AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin, iç hukukta AĐHS’nin 5. maddesine dayalı bir ꢀikayetin   mahkeme tarafından incelenmesini ve buna elveriꢀli bir telafi getirilmesini sağlayan bir   baꢀvurunun mevcudiyetini güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Sözkonusu baꢀvuru   teoride olduğu kadar uygulamada da “etkili” olmalıdır (Abdülkadir Aktaꢀ).   AĐHS’nin 5/1 maddesi kapsamında yukarıda sunulan görüꢀleri dikkate alarak AĐHM, 430   sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8. maddesinin lafzının, sözkonusu KHK uyarınca   alınan kararların etkili adli denetimine imkan vermediğine itibar etmektedir. Bu itibarla   AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀmaktadır (Emrullah Karagöz,   Abdülkadir Aktaꢀ).   3. AĐHS’nin 5/5 maddesi   Hükümet, 466 sayılı yasa uyarınca baꢀvuranın beraatından sonra maruz kaldığı zararın   tazminini talep etme imkanın bulunduğunu belirtmektedir.   AĐHM, sözkonusu tazminatın, ilgilinin “bir an önce” hakim karꢀısına çıkarılıp çıkarılmadığı   veya tutukluluğunun yasadıꢀı olup olmadığı hususunda hiçbir incelemede bulunmadan beraat   ya da yasaya aykırı olarak gözaltında tutma kararı verildiği durumlarda baꢀvuruda bulunanlara   verilmesine hükmettiğini hatırlatmaktadır. AĐHM, tazminat davasının incelenmesindeki   sözkonusu eksikliğin AĐHS’nin 5/5 maddesinin gereklerine aykırı olduğu hükmüne vardığını   hatırlatmaktadır (Saraçoğlu ve diğerleri-Türkiye, baꢀvuru no: 4489/02, 29 Kasım 2007;   Medeni Kavak-Türkiye, baꢀvuru no: 13723/02, 3 Mayıs 2007; Sinan Tanrıkulu ve diğerleri-   Türkiye, baꢀvuru no: 50086/99, 3 Mayıs 2007).   Sonuç olarak, AĐHM, Türk Hukukunun ileri sürülen ihlallere iliꢀkin olarak baꢀvurana   tazminat hakkı sunduğu konusunda ikna olamamıꢀtır. Bu durumda AĐHS’nin 5/5 maddesi   ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Maddi ve manevi tazminat   Baꢀvuran, maruz kaldığı maddi ve manevi zararın 35.000 Euro’ya tekabül ettiğini iddia   etmektedir.   Hükümet, sözkonusu miktarlara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, iddia edilen maddi zararın mesnetten yoksun olduğunu belirtmektedir. Bu durumda   baꢀvurana maddi tazminat ödenmesine gerek yoktur. Buna karꢀın AĐHM, hakkaniyete uygun   olarak baꢀvurana 4.500 Euro manevi tazminat ödenmesini gerektiği kanaatindedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, ulusal merciler ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri için   2.640 Euro talep etmektedir. Talebini desteklemek için baꢀvuran Diyarbakır Barosu avukatlık   ücret tarifesini belge olarak sunmakla yetinmektedir.   Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.   AĐHM içtihadına göre, bir baꢀvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak   gerçekliği, gerekliği ve oranlarının makul olduğu ortaya konduğu sürece elde edebilir (bkz,   örneğin, Bottazzi-Đtalya, baꢀvuru no: 34884/97 ve Sawicka-Polonya, baꢀvuru no: 37645/97, 1   Ekim 2002). Mevcut davada sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz   önüne alarak AĐHM, yargılama masraf ve giderlere iliꢀkin talebi reddetmektedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 5. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetlerin kabuledilebilir, geri kalan   kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 5/1, 5/4 ve 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;   4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet   tarafından baꢀvurana 4.500 Euro (dört bin beꢀ yüz Euro) manevi tazminat ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 26 Mayıs 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło