17381/02
WyrokETPCz2007-06-05ECLI:CE:ECHR:2007:0605JUD001738102
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy niewykonanie przez władze tureckie orzeczeń sądów krajowych dotyczących funkcjonowania kopalni złota wykorzystującej cyjanek, zagrażającej zdrowiu i środowisku, naruszyło prawo do poszanowania życia prywatnego i rodzinnego (art. 8 Konwencji) oraz prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 Konwencji)?Ratio decidendi
Trybunał podkreślił, że w sprawach dotyczących środowiska proces decyzyjny musi obejmować odpowiednie badania i analizy, pozwalające na ocenę potencjalnego wpływu na środowisko i prawa jednostek, w celu zapewnienia sprawiedliwej równowagi między sprzecznymi interesami, a także zapewnić publiczny dostęp do informacji. ETPCz przypomniał również, że odmowa lub opóźnienie w wykonaniu orzeczeń sądowych przez administrację podważa zasadę państwa prawa i pozbawia gwarancje procesowe ich sensu. W niniejszej sprawie, mimo wielokrotnych orzeczeń sądów krajowych uznających działalność kopalni za niezgodną z interesem publicznym i niewystarczające środki bezpieczeństwa, władze administracyjne nadal wydawały pozwolenia lub pozwalały na kontynuowanie działalności, co Trybunał uznał za naruszenie proceduralnych gwarancji skarżącej i niewykonanie orzeczeń sądowych.Stan faktyczny
Skarżąca, Birsel Lemke, mieszka w Balıkesir, około 50 km od kopalni złota Ovacık w Bergamie, która uzyskała pozwolenie na wydobycie z użyciem cyjanku sodu. Pomimo wielokrotnych orzeczeń tureckich sądów administracyjnych i Rady Stanu, które stwierdzały, że działalność kopalni nie leży w interesie publicznym i że środki bezpieczeństwa są niewystarczające, władze administracyjne (różne ministerstwa i Rada Ministrów) wydawały kolejne pozwolenia lub zezwalały na kontynuowanie działalności. Sądy krajowe konsekwentnie unieważniały te pozwolenia, jednak działalność kopalni trwała, a sprawa była nadal w toku przed Radą Stanu w momencie wydania wyroku ETPCz.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznaje skargi dotyczące art. 2, 6 § 1, 8 i 13 Konwencji za dopuszczalne, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną.
2. Stwierdza naruszenie art. 8 Konwencji.
3. Stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji.
4. Uznaje, że nie ma potrzeby badania skarg dotyczących art. 2 i 13 Konwencji.
5. Zasądza na rzecz skarżącej kwotę 3 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 850 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków, powiększone o odsetki ustawowe.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
LEMKE- TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:17381/02)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Haziran 2007
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (17381/02) baꢀvuru no’lu davanın nedeni, bu
ülke vatandaꢀı Birsel Lemke’nin (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 18
Haziran 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca
yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran AĐHM önünde Đzmir Barosu avukatlarından S. Özay ve F. Ülkü tarafından
temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVA KOꢀULLARI
Baꢀvuran 1950 doğumlu olup Balıkesir’de ikamet etmektedir.
Mevcut dava, Bergama ilçesi (Đzmir) sınırları dahilinde, baꢀvuranın ve ailesinin ikamet
yerlerinden yaklaꢀık elli kilometre uzaklığında bulunan Ovacık’ta, altın madeni iꢀletmesi
izninin verilmesi ile ilgilidir. Ağustos 1989 tarihinde, daha sonra Normandy Madencilik A.ꢁ. ismini alan E.M.
Eurogold Madencilik Anonim ꢁirketi altın madeni iꢀletme izni almıꢀtır. Çevre Bakanlığı,
Çevresel Etki Değerlendirmesi raporunda yer alan sonuçlara dayanarak sözkonusu altın
madeninin iꢀletilmesinde sodyum siyanür kullanılmasına izin vermiꢀtir.
Danıꢀtay, 13 Mayıs 1997 tarihinde, sözkonusu madencilik faaliyetinin fiziki, ekolojik,
estetik, sosyal ve kültürel etkilerini değerlendirmiꢀtir. Danıꢀtay, maden iꢀletme izninin hiçbir
suretle kamu yararına uygun olmadığını belirtmiꢀ ve ꢁirketin taahhüt ettiği güvenlik
önlemlerinin, bu türden faaliyetlerin neden olduğu riskleri bertaraf etmek için yeterli olmadığı
kanaatine varmıꢀtır.
Bunun üzerine Đdare Mahkemesi 15 Ekim 1997 tarihinde, maden iꢀletme ruhsatlarının
iptal edilmesine karar vermiꢀtir.
Danıꢀtay, 1 Nisan 1998 tarihinde Çevre Bakanlığı ve E.M. Eurogold Madencilik
Anonim ꢁirketi tarafından yapılan temyiz baꢀvurusunu reddetmiꢀ ve Đdare Mahkemesi
tarafından verilen kararı onamıꢀtır.
E.M. Eurogold Madencilik Anonim ꢁirketi 12 Ekim 1998 tarihinde, çevre
korunmasında ilave tedbirler alındığını belirtmiꢀ ve maden iꢀletme yöntemlerinde yapılan
düzenlemelerin çevre korunmasına iliꢀkin yasal gerekliliklere uygun olup olmadığı hususunun
tespit edilmesi talebiyle Çevre Bakanlığı’na baꢀvurmuꢀtur.
Baꢀbakanlık sözkonusu altın madeninin iꢀletilmesine bağlı olarak halen bir risk
bulunup bulunmadığının tespit edilebilmesi amacıyla Türkiye Bilimsel ve Teknik Araꢀtırma
Kurumu’nu (“TÜBĐTAK”) görevlendirmiꢀtir.
Danıꢀtay, 1 Nisan 1998 tarihli kararına karꢀı Çevre Bakanlığı ve E.M. Eurogold
Madencilik Anonim ꢁirketi tarafından yapılan temyiz talebini, 11 Kasım 1998 tarihinde
reddetmiꢀtir.
Nisan 2000 tarihinde Đçiꢀleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Bayındırlık ve Đskân
Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, dava konusu altın
madeninin iꢀletilmesi hususunun tekrar incelenmesi gerektiğine kanaat getirmiꢀlerdir.
Bununla ilgili olarak TÜBĐTAK tarafından hazırlanan uzmanlık raporunu dikkate almıꢀlardır,
sözkonusu raporda maden iꢀletmesine bağlı olarak ortaya çıkabilecek risk faktörlerinin, bir
takım ek tedbirler alınarak yok edilebileceği ifade edilmiꢀtir.
Đdare Mahkemesi, 1 Haziran 2001 tarihinde bu tedbirin sözkonusu ꢁirket’e,
faaliyetlerine devam edebilmesi amacıyla ihtiyaç duyduğu iznin verilmesi amacıyla çeꢀitli
Bakanlıklara yapılan bir davet olarak değerlendirilmesi gerektiğine kanaat getirmiꢀtir. Bu
türden bir kararın, nihai hukuk kararlarını ilgilendirmesi nedeniyle Hukuk devleti ilkesine
aykırı olduğuna kanaat getirmiꢀ ve bu tedbirin iptal edilmesine karar vermiꢀtir.
1. Sağlık Bakanlığı tarafından verilen iꢀletme ruhsatı
Sağlık Bakanlığı 22 Aralık 2000 tarihinde, bir yıl süreyle deneme amaçlı olmak üzere
siyanür kullanılarak maden yatağı iꢀletmesinin devamına olanak sağlayan bir karar almıꢀtır.
Sağlık Bakanlığı kararını verirken TÜBĐTAK tarafından hazırlanan raporda yer alan sonuçları
dikkate almıꢀtır.
Đdare Mahkemesi, 10 Ocak 2002 tarihinde bu kararın yürütmesinin durdurulmasına
karar vermiꢀtir.
Aralarında baꢀvuranın da bulunduğu on dört kiꢀi Đdare Mahkeme’sine baꢀvurmuꢀtur.
Đdare Mahkemesi, 27 Mayıs 2004 tarihli karar ile böyle bir iznin hukuk devleti ilkesi ile
bağdaꢀmadığını belirterek deneme amaçlı olarak verilen iꢀletme iznini iptal etmiꢀtir.
2. Orman Genel Müdürlüğü tarafından verilen iꢀletme ruhsatı
Orman Genel Müdürlüğü, 21 Haziran 2000 tarihinde orman sınırlarına giren
bölgelerde maden yatağı iꢀletme faaliyetlerinin devamına olanak sağlayan bir karar almıꢀtır.
Orman Genel Müdürlüğü kararını verirken 5 Nisan 2000 tarihli Bakanlık kararını dikkate
almıꢀtır.
Baꢀvuran Đdare Mahkemesi’ne baꢀvurmuꢀ, Đdare Mahkemesi 23 Ocak 2002 tarihinde
bu kararın yürütmesinin durdurulmasına karar vermiꢀtir.
Çevre ve Orman Bakanlığı, 27 Ağustos 2004 tarihinde iꢀletmeci ꢁirket’e çevreye zarar
vermediklerine dair bir belge vermiꢀtir.
Đdare Mahkemesi 29 Aralık 2004 tarihinde Orman Genel Müdürlüğü tarafından 21
Haziran 2000 tarihinde verilen iꢀletme ruhsatını iptal etmiꢀtir.
3. Bakanlar Kurulu kararı
Bakanlar Kurulu, 29 Mart 2002 tarihinde ꢁirket’e altın ve gümüꢀ çıkarma
faaliyetlerine devam etme izni vermiꢀtir.
Đzmir Barosu Baꢀkanı tarafından iptal baꢀvurusu yapılmıꢀ, Danıꢀtay 6. ve 8. Daireleri, Haziran 2004 tarihinde sözkonusu baꢀvuruyu reddetmiꢀtir.
Danıꢀtay Đdari Dava Daireleri Genel Kurulu, 7 Ekim 2004 tarihinde bu kararı bozmuꢀ
ve davayı esastan incelemesi için Danıꢀtay 8. Dairesi’ne göndermiꢀtir.
Danıꢀtay 8. Dairesi 22 Mart 2006 tarihinde, çevreye iliꢀkin yasal düzenlemeler ve
çevresel etki incelemesi uyarınca konuyla ilgili olarak yeni düzenlemeler yapma yetkisinin
Bakanlar Kurulu’nda değil, Çevre ve Orman Bakanlığı’nda olduğunu belirterek Bakanlar
Kurulu kararını iptal etmiꢀtir. Bu nedenle Bakanlar Kurulu kararı, yetkili bakanların yerine
geçerek ve adalet kararlarını uygulanamaz bir hale getirerek kanuna aykırılık teꢀkil
etmekteydi. Ayrıca Danıꢀtay, 27 Ağustos 2004 tarihinde Çevre ve Orman Bakanlığı
tarafından verilen çevresel etki değerlendirmesi belgesinin, Bakanlar Kurulu kararının
yasadıꢀı olduğu hususunu ortadan kaldıracak türden olmadığına kanaat getirmiꢀtir.
Hükümet’in incelemeleri sonucunda, Đdari makamlar tarafından temyiz baꢀvurusu
yapılması nedeniyle dava halen Danıꢀtay’da görülmektedir.
4. Sağlık güvenlik bölgesi oluꢀturma izni
ꢁirket, 3 Mayıs 2002 tarihinde altın madenlerinin bulunduğu alanlarda bir sağlık
güvenlik bölgesi oluꢀturma izni almıꢀtır.
Baꢀvuran bu izinlerin iptal edilmesi talebiyle Đdare Mahkemesi’ne baꢀvurmuꢀtur.
Đdare Mahkemesi, 19 Ocak 2005 tarihinde dava konusu izinleri sağlayan kararı, bu
izinler Bakanlar Kurulu’nun iptal edilen 29 Mart 2002 tarihli kararına dayandıkları
gerekçesiyle iptal etmiꢀtir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, idari otoriteler tarafından siyanür yöntemi ile altın madeni iꢀletmeciliğine
izin verilmesinden dolayı ꢀikayetçi olmakta ve bu durumun bölge sakinlerinin güvenliğini ve
sağlığını tehdit ettiğini ileri sürmektedir.
Baꢀvuran bununla ilgili olarak AĐHS’nin 8. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik Hakkında
Hükümet’e göre baꢀvuranın AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca mağdur olduğunu iddia
etmesi mümkün değildir zira baꢀvuran dava konusu maden iꢀletmesi bölgesinde değil,
Balıkesir’in ilçesi olan Burhaniye’de ikamet etmektedir.
Hükümet ayrıca baꢀvuranın sözkonusu baꢀvuruyu altı aylık süre içerisinde
yapmadığını belirtmektedir. Baꢀvuran, baꢀvurusunu Danıꢀtay’ın kararını verdiği 1 Nisan 1998
tarihinden itibaren altı ay içerisinde yapması gerekmekteydi. Oysa ki mevcut davada baꢀvuru Haziran 2001 tarihinde yapılmıꢀtır. Bu nedenle Hükümet, baꢀvuranı Danıꢀtay kararının
uygulanmadığını fark etmek için üç yıl iki ay beklemesinden dolayı suçlamaktadır.
Son olarak Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemiꢀ olması sebebiyle iꢀbu
baꢀvurunun reddedilmesini talep etmektedir. Hükümet, Đdari Usul Kanunu’nun 28.
maddesinin adli yargı kararlarının uygulanmaması nedeniyle mağdur olan kiꢀilere tazminat
ödenmesini öngörmesine rağmen baꢀvuranın Đdare’ye karꢀı tazminat davası açmadığını
belirtmektedir.
Baꢀvuran bu iddiayı reddetmektedir. Baꢀvuran, sözkonusu ihlalin idari yargı
kararlarının uygulanmaması ve dava konusu iꢀletme faaliyetlerinin devam etmesi ile ilgili
olduğunun altını çizmektedir.
AĐHM, baꢀvuranın mağdur sıfatı ile ilgili olarak Taꢀkın ve diğerleri-Türkiye (no:
46117/99) kararında, madencilik faaliyetlerinin tehlikeli etkilerinin, çevresel etki
değerlendirmesi çerçevesinde özel ve aile hayatıyla yakından ilgili olduğunu ortaya koyacak
ꢀekilde tespit edildiğinde, AĐHS’nin 8. maddesinin duruma uygulandığını hatırlatmaktadır.
Bununla ilgili olarak AĐHM baꢀvuranın ve ailesinin altın madeni iꢀletmesine elli kilometre
uzaklıkta ikamet ettiklerini ve baꢀvuranın dava konusu iꢀletme faaliyetine karꢀı, sonucunda
haklı bulunacağı iç hukuk yolunu kullanma imkanına sahip olduğunu not etmektedir. Bu
durumda bu ꢀikayetler, iç hukukla kendisine tanınan ve ulusal mahkemelerin konu ile ilgili
olarak görüꢀ açıkladığı özel bir hakkın savunması ile ilgilidir (mutatis mutandis, Okyay ve
diğerleri-Türkiye, no: 36220/97). Sonuç olarak Hükümet’in bununla ilgili olarak dile getirdiği
itirazın reddedilmesi uygun olacaktır.
Baꢀvurunun geç yapılması ile ilgili olarak AĐHM, halen devam etmekte olan ve hiçbir
baꢀvuru yolunun mevcut olmadığı durumlarda, altı aylık sürenin bu durumun sona erdiği
tarihten itibaren iꢀlemeye baꢀladığının altını çizmektedir. Sözkonusu durum devam ettiği
sürece altı aylık süre kuralı uygulanmamaktadır (mutatis mutandis, Hornsby-Yunanistan, 19
Mart 1997 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler, ve Marikanos-Yunanistan (karar),
no: 49282/99, 29 Mart 2001). Buna karꢀın baꢀvuran idari yargı kararlarının, baꢀvurunun
yapıldığı tarihte de aynı ꢀekilde olmak üzere idari makamlar tarafından uygulanmadığını ileri
sürmektedir. Bu nedenle Hükümet’in bu konu ile ilgili olarak dile getirdiği itirazın
reddedilmesi gerekmektedir.
Son olarak iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının, ancak dava konusu durumu telafi
edebilecek türden yollar olması durumunda geçerli olduğunu hatırlatmaktadır. Buna karꢀın
baꢀvuran, ulusal mahkemelerin kesin hüküm kudreti bulunan hukuki kararları uygulamayı
reddetmesi konusuna itiraz etmektedir. Bu noktada tazminat davası açmak, mevcut davada
süregelen ihlalin telafisi için etkili bir baꢀvuru yolunu teꢀkil etmekten uzaktır (benzer bir
durum için bkz., Okyay ve diğerleri-Türkiye (karar), no:36220/97, 17 Ocak 2002). Bu nedenle
Hükümet’in, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazının reddedilmesi uygundur.
AĐHM bu ꢀikayetin, AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını belirtmekte ve baꢀka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle ters düꢀmediğini ortaya
koymaktadır. Dolayısıyla ꢀikayetin kabuledilebilir ilan edilmesinin uygun olacağı
kanaatindedir.
B. Esas Hakkında
Hükümet, bölge sakinlerinin sağlığı ve bölgenin güvenliği ile ilgili tehlike risklerinin
farazi nitelikte olduğunu belirtmektedir. Esasında altın madeni iꢀletmesinin, ne bölge sakinleri
üzerinde ne de diğer canlılar üzerinde zararlı bir etkisi tespit edilmiꢀtir. Hükümet’e göre
siyanür kullanımı, baꢀvuranın hakları üzerinde ölçülebilir herhangi bir risk teꢀkil
etmemektedir. Bu açıdan Hükümet, altın madeni iꢀletilmesi ile ilgili izinlerin, TÜBĐTAK
tarafından gerçekleꢀtirilen ve sonucunda bölge sakinleri ve çevre üzerinde hiçbir tehlikenin
bulunmadığının belirtildiği inceleme raporu dikkate alınarak tekrar gözden geçirildiğini
belirtmektedir.
AĐHM daha önce de Taꢀkın ve diğerleri ile Öçkan ve diğerleri-Türkiye (no:46771/99, Mart 2006) kararlarında, bir Devlet için çetrefil nitelikteki çevresel ve ekonomik sorunların
ele alınıp bunların çözümlenmesi sözkonusu olduğunda, karar sürecinin, her ꢀeyden önce
çevreye ve kiꢀi haklarına zarar verecek nitelikteki faaliyetlerin etkilerinin önceden tespit
edilmesine olanak sağlayacak ꢀekilde, uygun araꢀtırma ve incelemelerin yapılması hususunu
içermesi gerektiğine kanaat getirdiğini hatırlatmaktadır. Böylece çeꢀitli menfaat çatıꢀmaları
arasında adil bir denge tesis edilecektir. Bu inceleme sonuçlarına ve karꢀı karꢀıya kaldıkları
tehlikeyi değerlendirmeye olanak sağlayan bilgilere halkın eriꢀebilmesinin önemi
tartıꢀmasızdır.
AĐHM ayrıca Đdarenin, Hukuk Devleti’nin bir unsuru olduğunu ve bunun da önemli
öğesinin yargının iyi yönetimi ilkesi olduğunu ve yargı kararlarının Đdare tarafından yerine
getirilmesinin reddedilmesi ya da geciktirilmesi durumunda, yargılama sürecinde kiꢀiye
tanınan güvencelerin varlık nedenlerini kaybettiğini hatırlatmaktadır (Bkz. mutatis mutandis,
Hornsby-Yunanistan).
AĐHM, Danıꢀtay’ın 13 Mayıs 1997 tarihinde altın madeninin iꢀletilmesi ile ilgili iznin
hiçbir suretle kamu yararı ile örtüꢀmediğine ve ꢁirket tarafından alınan güvenlik tedbirlerinin,
bu türden bir faaliyet sonucunda ortaya çıkan tehlikeleri ortadan kaldırmak için yeterli
olmadığına kanaat getirmiꢀtir. Bununla birlikte Taꢀkın ve diğerleri kararında dava konusu
altın madenin kapatılmasına, 13 Mayıs 1997 tarihli karardan yaklaꢀık altı ay sonra ancak 27
ꢁubat 1998 tarihinde karar verilmiꢀtir. Bu bakımdan AĐHM, altın madeni iꢀletmesinin 2001
yılının Nisan ayında faaliyetlerine tekrar baꢀladığını tespit ettiğini hatırlatmaktadır (Taꢀkın ve
diğerleri-Türkiye). AĐHM ayrıca Danıꢀtay’ın, 29 Mart 2002 tarihinde ꢁirket’e altın madeni
iꢀletme iznini verdiğini not etmektedir. Oysa ki Çevre ve Orman Bakanlığı ancak 27 Ağustos tarihinde çevresel etki değerlendirmesi sonucunda iꢀletmeci ꢀirkete olumlu bir belge
vermiꢀtir.
Böylece sadece Türk yasal mevzuatı tarafından değil aynı zamanda idari yargı
kararlarıyla da belirlenmiꢀ olan güvencelere rağmen, Bakanlar Kurulu, sözkonusu faaliyetin
etkilerinin değerlendirilmesini sağlayacak uygun araꢀtırma ve incelemelere baꢀvurmadan, 29
Mart 2002 tarihinde altın madeni iꢀletme faaliyetlerinin sürdürülmesine izin vermiꢀtir.
Sonuç olarak AĐHM, 2004 yılının Ağustos ayında gerçekleꢀtirilen yeni çevresel etki
değerlendirmesi yöntemi hakkında açıklama yapmaksızın, bu incelemenin yapılmasına kadar
geçen süre içerisinde ulusal mahkemelerin, baꢀvuranın sahip olduğu usul güvencelerini her
türlü etkililiğinden yoksun bıraktığını tespit etmektedir. Bu nedenle Savunmacı Devlet,
AĐHS’nin 8. maddesini dikkate almadan, baꢀvuranın özel ve ailevi yaꢀamına saygı
gösterilmesi hakkına iliꢀkin güvenceleri sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemiꢀtir.
Sonuç olarak bu madde ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran yargısal korunmadan yararlanma hakkının, idari yargı kararlarına uymayı
reddeden Đdare’nin tasarrufları sonucu ihlal edildiğini iddia etmektedir. Baꢀvuran, iꢀletme
ruhsatlarının iptal edilmesine rağmen Bakanlar Kurulu’nun iꢀletme faaliyetlerinin devam
etmesine yönelik olan bir karar aldığını belirtmektedir.
Baꢀvuran bununla ilgili olarak AĐHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM bu ꢀikayetin yukarıda incelenen ꢀikayetle ilgili olduğunu tespit etmekte ve bu
nedenle aynı ꢀekilde kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini belirtmektedir.
Hükümet, yetkililerin sözkonusu altın madeninin iꢀletilmesi ile ilgili olan idari yargı
kararlarını dikkate alarak hareket ettiklerini belirtmektedir. Danıꢀtay’ın 13 Mayıs 1997 tarihli
kararı sonrasında maden iꢀletmesi askıya alınmıꢀ ve TÜBĐTAK’ın tehlike risklerinin bertaraf
edildiğine dair uzmanlık raporundan hareketle yeniden iꢀletme izni verilmiꢀtir.
AĐHM, 22 Mart 2006 tarihinde Danıꢀtay 8. Dairesi’nin, çevreye iliꢀkin yasal
düzenlemeler ve çevresel etki değerlendirmesi doğrultusunda maden iꢀletmesine izin verme
yetkisinin Bakanlar Kurulu’na değil de Çevre ve Orman Bakanlığı’na ait olduğunu belirterek
Bakanlar Kurulu kararını iptal ettiğini tespit etmektedir. Danıꢀtay da aynı ꢀekilde Bakanlar
Kurulu’nun bu kararının, konu ile ilgili alınan hukuki kararları ihlal ettiğine ve bu kararları
uygulanamaz kıldığına kanaat getirmiꢀtir. Oysa ki, AĐHM’nin gözünde, bu türden bir durum
hukukun üstünlüğü ve adli kararların güvenliğine dayanan Hukuk Devleti ilkesini ihlal
etmektedir.
Yukarıdaki değerlendirmeleri gözönüne alan AĐHM, ulusal makamların 15 Ekim 1997
tarihinde Đzmir Đdare Mahkemesi tarafından verilen ve 1 Nisan 1998 tarihinde Danıꢀtay
tarafından onanan karara gerçekten ve makul süre içerisinde uymadıklarına ve böylece
AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin her türlü etkililiğinden yoksun bırakıldığına kanaat getirmektedir.
Bu nedenle AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 2. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Baꢀvuran, aynı gerekçeleri dile getirerek yaꢀam hakkı ile etkin yargısal korumadan
yararlanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Baꢀvuran, AĐHS’nin 2. ve 13.
maddelerine atıfta bulunmaktadır.
AĐHM bu iddiaların yukarıda incelenen ꢀikayetlerle aynı nitelikte olduğunu tespit
etmekte ve bu nedenle bunların kabuledilebilir olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla AĐHM,
bu iddiaların ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.
IV. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Baꢀvuran altın madeni iꢀletmesinin ve altın madeni iꢀletmesinde sodyum siyanür
kullanılmasının, bölgede bulunan arazilerin değerini etkilediğinden mülkiyetin korunması
hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
Baꢀvuran bu itibarla 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
AĐHM baꢀvuranın bu ꢀikayetinin ulusal mahkemeler önünde dile getirmediğini ve
iddia edilen zararın telafi edilmesi amacıyla bir tazminat davası açılmadığını tespit
etmektedir. Đlgilinin iddialarını destekleyecek unsurların bulunmaması nedeniyle bu konu ile
ilgili görüꢀ bildirme görevi AĐHM’ye düꢀmemektedir (Bkz. bu bakımdan Taꢀkın ve diğerleri-
Türkiye (karar), no: 46117/99, 29 Ocak 2004). Bu nedenle baꢀvurunun bu kısmının açıkça
dayanaktan yoksun olduğuna ve AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi
gerektiğine kanat getirmektedir.
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran maruz kaldığı maddi zararların telafi edilmesi amacıyla herhangi bir
tazminat talebinde bulunmamakta ve uğradığı manevi zararın tespitini AĐHM’nin takdirine
bırakmaktadır.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 3.000
Euro tutarında manevi tazminat ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Baꢀvuran, dava olayları ve dosyada yer alan unsurlardan hareketle masraf ve
harcamalarının değerlendirilmesini AĐHM’nin takdirine bırakmaktadır.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadı uyarınca ancak gerçekten yapılan ve makul miktarda olan
masraf ve harcamalar geri ödenebilmektedir. Mevcut davada baꢀvuran iddialarını
açıklayamamıꢀtır zira yaptığını iddia ettiği masrafları ve avukatları tarafından gerçekleꢀtirilen
çalıꢀmaları ispatlayacak herhangi bir belge sunmamaktadır. AĐHM bununla birlikte
baꢀvuranın, baꢀvurusunun yapılması amacıyla bir takım harcamalar yaptığına kanaat
getirmekte ve bunların 850 Euro ile karꢀılanmasının makul olacağına kanaat getirmektedir.
Bu nedenle AĐHM, Mahkeme önünde yapılan masraf ve harcamalar için baꢀvurana bu tutarın
ödenmesine karar vermiꢀtir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE;
1. AĐHS’nin 2, 6 § 1, 8 ve 13. maddelerine iliꢀkin olarak dile getirilen ꢀikayetlerin
kabuledilebilir olduğuna, kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
4.AĐHS’nin 2 ve 13. maddelerine iliꢀkin olarak dile getirilen ꢀikayetlerin
incelenmesinin gerekli olmadığına;
5. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren 3 ay
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve her
türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana manevi tazminat
olarak 3.000 Euro (üç bin), masraf ve harcamalar için 850 Euro (sekiz yüz elli) ödenmesine;
b)Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar,
Hükümet’in, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi
gereğince 5 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło