17445/02

WyrokETPCz2007-09-20ECLI:CE:ECHR:2007:0920JUD001744502

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie redaktora naczelnego za opublikowanie oświadczeń lidera organizacji terrorystycznej, które nie zawierały wezwań do przemocy, naruszyło prawo do wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji), oraz czy brak możliwości ustosunkowania się do opinii Prokuratora Generalnego naruszył prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że interwencja w wolność wyrażania opinii była nieproporcjonalna i nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym" w odniesieniu do artykułu, który nie zawierał wezwań do przemocy, oporu ani mowy nienawiści, mimo że pochodził od lidera organizacji terrorystycznej. Podkreślono, że choć osobowość autora jest istotna, to sama w sobie nie uzasadnia interwencji, jeśli treść nie jest szkodliwa. W kwestii art. 6 ust. 1 Trybunał podtrzymał swoje wcześniejsze orzecznictwo, stwierdzając naruszenie prawa do rzetelnego procesu z powodu braku możliwości ustosunkowania się do opinii Prokuratora Generalnego przed sądem kasacyjnym.
Stan faktyczny
Skarżący, Erdal Taş, był odpowiedzialnym redaktorem dziennika "2000'de Yeni Gündem". Gazeta opublikowała dwa artykuły zawierające oświadczenia członków Rady Prezydenckiej PKK, Osmana Öcalana i Abdullaha Öcalana. Skarżący został skazany przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa w Stambule za publikowanie oświadczeń organizacji terrorystycznej, na podstawie ustawy antyterrorystycznej, i ukarany grzywną oraz zamknięciem gazety na pięć dni. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny. Skarżący nie zapłacił grzywny i przeniósł się do Szwajcarii.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie uznał część skargi dotyczącą art. 6 ust. 1 i art. 10 (w odniesieniu do artykułu "Barış güneş gibi ısıtacak") za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną (większością głosów). Jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji oraz naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Jednogłośnie uznał, że nie ma potrzeby osobnego rozpatrywania skargi na podstawie art. 1 Protokołu nr 1. Trybunał jednogłośnie zasądził na rzecz skarżącego 1000 euro tytułem szkody niemajątkowej i 500 euro tytułem kosztów i wydatków, odrzucając pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   DE L’EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ DAİRE   Erdal TAŞ -TÜRKİYE DAVASI ( no3)   (Başvuru no:17445/02)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Eylül 2007   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (17445/02) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke   vatandaşı olan Erdal Taş’ın ( başvuran ), 10 Nisan 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi’ne ( AİHM) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) İnsan Hakları   ve Temel Özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından İ. Bilmez ve O. Yıldız   tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN UNSURLARI   Başvuran, 1974 yılı doğumludur ve Fribourg’da (İsviçre) ikamet etmektedir. Olayların   meydana geldiği dönemde başvuran “2000’de Yeni Gündem” isimli günlük gazetede sorumlu   yazı işleri müdürüydü.   “2000’de Yeni Gündem” isimli gazete, 20 Mart 2001 tarihinde, sırasıyla “Yeni oyunlar   oynanıyor” ve “Barış güneş gibi ısıtacak” başlıklı makaleleri yayımlamıştır. Sözkonusu   makaleler sırasıyla, PKK Başkanlık Konseyi üyesi Osman Öcalan ve Abdullah Öcalan’ın   açıklamalarını aktarmaktadır.   İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı, 28 Mart 2001 tarihinde,   sorumlu yazı işleri müdürü sıfatıyla başvuranı, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun   6/2. ve 6/4. maddeleri uyarınca, terör örgütü yöneticilerinin açıklamalarını yayımlamakla   suçlamıştır.   Devlet Güvenlik Mahkemesi, 19 Haziran 2001 tarihinde, başvuranı üzerine atılı   olaylardan suçlu bulmuş ve 684.450.000 TL ( yaklaşık 655 Euro) para cezasına çarptırmıştır.   Devlet Güvenlik Mahkemesi, ayrıca, 5680 sayılı yasanın ek 2/1. maddesi uyarınca gazetenin   beş gün süreyle kapatılmasına karar vermiştir.   Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurana bildirilmeyen görüşü ışığında Yargıtay, 24   Aralık 2001 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.   Belirtilmeyen bir tarihte, başvuran İsviçre’ye yerleşmiş ve sözkonusu günlük gazete   faaliyetlerine son vermiştir. Başvuran, para cezasını ödememiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, cezai mahkumiyetinin, ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia   etmektedir. Başvuran, bu bağlamda, AİHS’nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümete göre, sözkonusu makalenin terör örgütü PKK’nın propagandasını yapması   nedeniyle, dava konusu müdahale, AİHS’nin 10/2. maddesi uyarınca haklı görülmektedir.   A. Kabuledilebilirlik Hakkında   1. “ Yeni oyunlar oynanıyor” başlıklı makale   AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, AİHS’nin 10/1. maddesinin güvence   altına aldığı başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında   ihtilafa neden olmadığını kaydetmektedir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından   öngörüldüğüne ve 10/2. maddesi uyarınca ulusal güvenlik, kamu düzenin korunması ve toprak   bütünlüğü gibi yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir. ( Bkz. Yağmurdereli-Türkiye,   başvuru no: 29590/96, 4 Haziran 2002) Uyuşmazlık sözkonusu tedbirin “demokratik bir   toplumda gerekli” olup olmadığının tespit edilmesine dayanmaktadır.   AİHM, bu bağlamda demokratik bir toplumda basının başlıca rolünü hatırlatmaktadır   (Bkz. 27 Mart 1996 tarihli Goodwin –Birleşik Krallık kararı, Bladet Tromsø ve Stensaas-   Norveç, başvuru no: 21980/93). Basın, görev ve sorumlulukları çerçevesinde, kamu yararına   ilişkin tüm sorunlar hakkında bilgi ve fikirler sunmakla yükümlüdür. Bununla birlikte,   basının, terör tehdidi, milli güvenlik, toprak bütünlüğü gibi devletin yaşamsal çıkarları   sözkonusu olduğunda veya kamu düzeninin korunması, suçun engellenmesi için birtakım   sınırları aşmaması gerekmektedir.( Sürek ve Özdemir – Türkiye, başvuru no: 23927/94 ve   24277/94, 8 Temmuz 1999).   Bu özgürlüğe getirilen kısıtlamayı haklı çıkaracak zorunlu bir sosyal ihtiyacın olup   olmadığını değerlendirme görevi öncellikle ulusal makamlara aittir. Ulusal makamlar bu   görevi yerine getirirken geniş bir takdir hakkına sahiptir. Dava konusu sözler bir birey, bir   kamu görevlisi veya nüfusun bir kesimine karşı şiddete teşvik ettiği durumlarda Devlet   otoriteleri, ifade özgürlüğüne ilişkin müdahale gereğinin incelenmesinde daha geniş bir takdir   payına sahiptir ( Sürek-Türkiye ( no1), 26682/95).   Denetimini yaparken, AİHM’nin ulusal mahkemelerin yerini alma gibi bir görevi   yoktur. Ancak AİHM, ulusal mahkemelerin kendi takdir yetkileri gereğince verdikleri   kararları, AİHS’nin 10. maddesi açısından inceleyip uygunluğunu tespit etmektedir. Bunun   için AİHM, dava konusu müdahaleyi, davanın tümü ışığında (Bkz. diğerleri arasında, 8   Temmuz 1986 tarihli Lingens ve Avusturya kararı) özellikle suç unsuru yazıda kullanılan   ifadeler bakımından, yayımlandığı bağlam açısından ve terörle mücadeleye bağlı zorlukları   dikkate alarak değerlendirmelidir ( Bkz. İbrahim Aksoy- Türkiye, başvuru numaraları:   28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000).   Mevcut davada başvuran, terör örgütü liderinin açıklamalarını yayımlamaktan dolayı   mahkum edilmiştir. Sözkonusu makalede, PKK Başkanlık Konseyi üyesi, Osman Öcalan,   çatışmalara teşvik etmek amacıyla komplolar ileri sürmektedir.   Düşmanlık olarak   değerlendirdiği bir müdahalenin “ büyük kayıplara yol açan bir savaşa” veya “büyük bir   savaşa” neden olacağını belirtmekten de geri kalmayan Osman Öcalan’ın ifadelerinde, AİHM,   bir anlam belirsizliği not etmektedir.   AİHM’ye göre, ihtilaflı açıklamalar, açıklamayı yapanın kişiliğinden bağımsız olarak   değerlendiremez. Şayet bu koşulun kendisi, ihtilaflı müdahaleyi haklı gösteremiyorsa, ihtilaflı   bir örgütün etkili bir kişiliğine ait olduğundan aktarılan ifadelerin önemini tespit etmek   gerekmektedir. Böylece sözkonusu sözler, okuyucu için ayrı bir önem taşımaktadır ve   yalnızca silahlı eylemi meşrulaştırmak değil aynı zamanda gerekli görülebileceği durumlarda,   böyle bir eyleme teşvik etme eğilimindedirler. Ayrıca, güvenlik güçleri ve adı geçen örgütün   mensupları arasındaki düşmanlıkların, çok sayıda insan kaybına ve Güneydoğu Anadolu   Bölgesi’nin büyük bir kısmında bugün kaldırılmış olan olağanüstü halin ilan edilmesine neden   olduğunu da not etmek uygun olacaktadır.   Ayrıca, AİHM, ihtilaflı ifadelerin, gazete tarafından yorumsuz ve analiz edilmeden,   olduğu gibi aktarılmasının veya, bu ifadeler PKK’nın üst düzey bir yetkilisi tarafından   sarfedildiği cihetle, şiddet kullanımına, silahlı direnişe veya başkaldırıya teşvik edebileceğini   düşünmektedir. AİHM’ye göre bu durum dikkate alınacak temel unsurdur (Halis Doğan-   Türkiye ( n0 3), başvuru no: 4119/02, 10 Ekim 2006).   Ayrıca başvuranın, suç unsuru makalede ifade edilen açıklamalara kişisel olarak bağlı   olmadığı doğru olsa da, başvuran, bu açıklamaların sahibine fırsat tanımış ve bu açıklamaları   yayımlamıştır. Böylece başvuran, görüşlerini kamuoyuna duyuran kişilerin “görev ve   sorumluluklarını” dolaylı olarak paylaşmaktadır ( Bkz. mutatis mutandis, Öztürk-Türkiye,   başvuru no: 22479/93). Haber verme hakkının, şiddete teşvik eden söylemlerin veya terörist   gruplarının açıklamalarının (Kaya-Türkiye, başvuru no:6250/02, 22 Mart 2007)   yayımlanmasında kullanılması mümkün olamayacağından, gazetenin yazı işleri müdürü olan   başvuran, makalenin içeriğine ilişkin sorumluluktan muaf tutulamaz (Sürek-Türkiye (no 3),   başvuru no: 24735/94, 8 Temmuz 1999).   Son olarak, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin orantılılığının belirlenmesinde   verilen cezanın niteliği ve ağırlığı da dikkate alınacak unsurlardır. Mevcut davada başvuran,   para cezasına çarptırılmış ve ulusal mahkemeler beş gün süreyle gazetenin geçici olarak   kapatılmasına karar vermişlerdir. Bu bağlamda AİHM, açıklamaların, şiddet, direniş ve   başkaldırıya teşvik oluşturduğunda, caydırıcı cezaların iç hukukta yer almasının gerekli   olabileceğini hatırlatmaktadır.   Böylece, AİHM, ulusal yetkililerin benzer durumda sahip olduğu takdir payını dikkate   alarak, başvuranın mahkumiyetinin yasal amaçlarla orantısız olduğunun düşünülemeyeceğine   kanaat getirmektedir. Sözkonusu şikayetin, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AİHS’nin   35/ 3 ve 35/ 4. maddelerinin uygulanmasının reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.   2. “ Barış güneş gibi ısıtacak” başlıklı makale   AİHM, sözkonusu şikayetin, AİHS’nin 35/3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan   yoksun olmadığına kanaat getirmektedir. AİHM, ayrıca kabuledilemezliğe dair hiçbir gerekçe   bulunmadığını belirtmektedir. Böylece, sözkonusu şikayetin kabuledilebilir olduğunu ilan   etmek uygun olacaktır.   B. Esas Hakkında   AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, AİHS’nin 10. maddesinin güvence altına   aldığı başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilafa   neden olmadığını kaydetmektedir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve   10/2. maddesi uyarınca ulusal güvenlik, düzenin korunması ve toprak bütünlüğü gibi yasal   amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir. (sözü edilen, Yağmurdereli) Uyuşmazlık, müdahalenin   “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığının bilinmesi sorununa dayanmaktadır.   AİHM, konuya ilişkin içtihadından doğan genel ilkeleri hatırlatmaktadır (Bkz.   diğerleri arasından, Ceylan Türkiye, başvuru no: 23556/94, sözü edilen Öztürk ve sözü edilen,   İbrahim Aksoy). AİHM, bu ilkeler ışığında davayı inceleyecektir.   AİHM, suç unsuru sayılan makalede kullanılan terimlere ve yayımlandıkları bağlama   özellikle dikkat etmiştir. Bu bağlamda AİHM, göreceği davanın bulunduğu koşulları, özellikle   terörle mücadeleye bağlı zorlukları göz önünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy ve 9   Haziran 1998 tarihli İnal –Türkiye kararı).   Mevcut davada, başvuran, bir terör örgütü liderinin açıklamalarını yayımlamaktan   dolayı mahkum edilmiştir. Sözkonusu makalede, Abdullah Öcalan, Nevruz kutlamaları   dolayısıyla mesaj vermektedir.   AİHM, mevcut dava koşullarının, Halis Doğan-Türkiye (no:2) (başvuru no: 71984/01,   Temmuz 2006), Çapan-Türkiye (başvuru no: 71978/01, 25 Temmuz 2006), Yıldız ve Taş-   Türkiye (no:1), (no:2), (no:3) ve (no:4) (başvuru no: 77641/01, 77642/01, 477/02 ve 3847/02,   Aralık 2006) ve daha yakın zamanlı Demirel ve Ateş-Türkiye (başvuru no: 10037/03 ve   14813/03, 12 Nisan 2007) kararlarında belirtilen koşullarla benzerlik gösterdiğini not   etmektedir. AİHM, bilgilendirme görevinin kaçınılmaz olarak “ görev ve sorumluluklar”   içerdiğini ve basın kuruluşlarının kendiliklerinden uyması gereken sınırlamaları hatırlatmanın   yaralı olacağı kanaatindedir. Medyada yer alan bir yazı, kendilerini terörist örgütlerin birer   mensupları olarak tanıtan kişilerin açıklamalarını aktardığında ve böyle bir yayın, yazarlarına   şiddet içerikli ve demokrasinin reddine ilişkin fikirlerin yayılmasını sağlayabilecek nitelikte   olduğunda, sözkonusu hatırlatma özellikle yerinde olur (mutatis mutandis Stankov ve Ilinden   birleşik Makedon Örgütü-Bulgaristan, başvuru no: 29221/95 ve 29225/95, Demirel ve Ateş).   Mevcut davada, ulusal mahkemelerin kararlarında belirtilen gerekçeleri inceleyen   AİHM, yine de bu gerekçelerin, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yönelik yapılan   müdahaleyi haklı çıkarmak için yeterli olduklarının düşünülemeyeceğine kanaat   getirmektedir. Dava konusu açıklamalar, yazarının kişiliğinden bağımsız olarak   değerlendirilemese de bu koşulun kendisi ihtilaflı müdahaleyi haklı çıkaramamaktadır. (bu   bağlamda, bkz. diğerleri arasından, Halis Doğan-Türkiye (no:2), Çapan-Türkiye, Demirel   Ateş-Türkiye, sözü edilen bu davalarda, suçlu bulunan terör örgütü liderlerinin açıklamaları   söz konusudur).   Kuşkusuz, Abdullah Öcalan’ın mesajı gazetecilik bağlamında hiçbir yorum   yapılmaksızın olduğu gibi yayımlanmıştır. Bununla birlikte, AİHM, Abdullah Öcalan’ın   açıklamalarında hiçbir anlam belirsizliğine rastlamamıştır. Nevruz kutlaması dolayısıyla   yayımlanan mesajı, şiddet kullanımına, direnişe ve başkaldırıya ilişkin hiçbir çağrıda   bulunmamaktadır ve nefret içeren bir söylem söz konusu değildir, bu, AİHM’ye göre dikkate   alınacak temel unsurdur (Bkz. a contrario, Sürek (no:1), Gerger-Türkiye, başvuru no:   24919/94, 8 Temmuz 1999).   Son olarak, yapılan müdahalenin orantılılığının belirlenmesinde verilen cezanın   niteliği ve ağırlığı da göz önüne alınacak unsurlardır. Mevcut davada, başvuran, para cezasına   çarptırılmış ve ulusal mahkemeler sözkonusu günlük gazeteyi beş gün süreyle kapatmışlardır.   Para cezasının ödenmemiş olması, ihtilaflı müdahalenin önemini hiçbir bakımdan   azaltmamaktadır.   Bu durumda AİHM, başvuranın mahkumiyetinin izlenen amaçlarla orantısız olduğunu   ve “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığını düşünmektedir. Böylece, AİHS’nin 10.   maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDASI HAKKINDA   Başvuran, Yargıtay Başsavcısı’nın kendisine bildirilmeyen görüşüne cevap   veremediğinden şikayetçi olmaktadır. Bu bağlamda başvuran, AİHS’nin 6. maddesine atıfta   bulunmaktadır.   A. Kabuledilebilirlik Hakkında   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvuruda başka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru olmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir   niteliktedir.   C. Esas Hakkında   AİHM, başvuranın sunduğu şikayete benzer bir şikayeti daha önce incelediğini ve   Cumhuriyet Başsavcısı’nın gözlemlerinin niteliği ve yargılanan kişinin yazılı olarak bunlara   cevap verme olanağının bulunmamasını göz önüne alarak, Cumhuriyet Başsavcısı’nın   görüşünün tebliğ edilmemesinden dolayı AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna   ulaştığını hatırlatmaktadır (Bkz. Göç-Türkiye, başvuru no: 36590/97).   AİHM, mevcut davayı incelemiştir. AİHM, Hükümet’in mevcut durumda farklı bir   sonuca ulaştıracak ikna edici ne bir olay ne de bir argüman sunduğunu düşünmektedir.   Bu durumda AİHM, AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmaktadır.   III. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ   İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, gazetenin geçici olarak kapatılması tedbirinin, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1.   maddesini ihlal ettiği kanaatindedir.   AİHM, başvuranın şikayetçi olduğu tedbirin, AİHM’nin AİHS’nin 10. maddesinin   ihlali tespitine vardığı başvuranın mahkumiyetinin ihtiyari bir etkisi olduğunu   gözlemlemektedir. Bu durumda AİHM, bu şikayetin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığı   kanısındadır ( Bkz. sözü edilen, Öztürk).   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran, maruz kaldığı maddi zararın 10.000 Euro değerinde olduğunu iddia   etmektedir. Başvuran, çok sayıdaki mahkumiyetin ardından, gazetenin faaliyetlerine   tamamen son vermek zorunda kaldığını ve kendisinin, çarptırıldığı para cezasını ödeyecek   güçte olmadığından Türkiye’yi terk etmek ve yurtdışına yerleşmek zorunda bırakıldığını   belirtmektedir. Başvuran ayrıca manevi tazminat olarak 10.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.   İddia edilen maddi tazminata ilişkin olarak, AİHM, sunulan delillerin, maddi zararın   AİHS’nin 10. maddesinden kaynaklandığını açık bir şekilde belirleme olanağı tanımadıklarını   düşünmektedir (aynı anlamda, Bkz. Karakoç ve diğerleri-Türkiye, başvuru numaraları:   27692/95, 28138/95 ve 28498/95). Para cezası hususunda ise, başvuranın bu cezayı hiçbir   zaman ödemediği görülmektedir. Bu durumda, AİHM, bu talebi reddetmektedir.   Buna karşılık, AİHM, manevi tazminat olarak başvurana 1.000 Euro ödenmesi   gerektiğini düşünmektedir.   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran, AİHM önünde yapmış olduğu masraf ve harcamalar için 2.500 Euro talep   etmektedir. Bununla birlikte başvuran, bu hususta herhangi bir belge sunmamaktadır.   Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.   AİHM içtihadına göre, bir başvuran masraf ve harcamaların geri ödemesini ancak   gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir.   Mevcut davada AİHM, başvuranın, avukatların gerçekleştirdiği işe ilişkin ödeme   makbuzlarını sunmadığından sözü geçen harcamaların hiçbirini belgelendirmediğini tespit   etmektedir. AİHM, yine de başvuranın başvurusunu sunmak için kesinlikle masraf ve   harcamalarda bulunduğu kanısındadır ve bu nedenle masraf ve harcamalara ilişkin olarak en   fazla 500 Euro ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir. Dolayısıyla AİHM, bu   miktarı AİHM önündeki dava için ödemektedir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olacağına hükmeder.   BU GEREKÇELERLE, AİHM,   1. Oybirliğiyle, başvurunun, (Barış güneş gibi ısıtacak başlıklı makale ile ilgili olarak)   AİHS’nin 6/1. ve 10. maddeleri kapsamındaki şikayetine ilişkin kısmının kabuledilebilir ve   oyçokluğuyla, başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. Oybirliğiyle, AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Oybirliğiyle, AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;   4. Oybirliğiyle, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki şikayetin ayrı   olarak incelenmesine gerek olmadığına;   5. Oybirliğiyle;   a) AİHS’nin 44/2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde, Savunmacı Devlet tarafından başvurana ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’   ye çevrilmek üzere:   i. manevi tazminat için 1.000 Euro (bin Euro) ödenmesine;   ii masraf ve harcamalar için 500 Euro (beş yüz) ödenmesine;   iii. yukarıdaki miktarın her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa   Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda eşit   oranda basit faizin uygulanmasına;   6. Oybirliğiyle, adil tazmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM iç tüzüğünün 77/2. ve 77/3.   maddelerine uygun olarak 20 Eylül 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło