1767/03;14246/04;16584/04
WyrokETPCz2008-11-25ECLI:CE:ECHR:2008:1125JUD000176703
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skarżący byli poddani nieludzkiemu lub poniżającemu traktowaniu podczas zatrzymania przez policję, naruszając art. 3 Konwencji? Czy dochodzenie w sprawie zarzutów złego traktowania było skuteczne, zgodnie z proceduralnym aspektem art. 3 Konwencji? Czy postępowanie karne przeciwko skarżącym było rzetelne, w szczególności w kontekście wykorzystania zeznań uzyskanych bez dostępu do adwokata i pod przymusem, naruszając art. 6 §§ 1 i 3(c) Konwencji? Czy długość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obrażenia i uszkodzenia ciała skarżących, udokumentowane w raportach medycznych, były wynikiem złego traktowania podczas zatrzymania przez policję, za które odpowiedzialność ponosiło państwo, ponieważ rząd nie przedstawił przekonującego wyjaśnienia ich pochodzenia. Dochodzenie w sprawie złego traktowania było nieskuteczne, gdyż postępowanie przeciwko policjantom zakończyło się przedawnieniem bez merytorycznego rozstrzygnięcia, co doprowadziło do bezkarności. Postępowanie karne przeciwko dwóm skarżącym było nierzetelne, ponieważ zeznania uzyskane pod przymusem i bez dostępu do adwokata w trakcie zatrzymania zostały wykorzystane jako dowody, a sądy krajowe nie zbadały należycie ich dopuszczalności, co naruszyło prawo do milczenia i nieobciążania samego siebie.Stan faktyczny
Czterech skarżących, Önder Dağdelen, Sami Özbil, Ergül Çiçekler i Murat Telli, zostało aresztowanych w 1996 roku w Turcji pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji TKEP-L i udziału w aktach terrorystycznych. Podczas zatrzymania przez policję, które trwało od 7 do 14 dni, skarżący twierdzili, że byli poddawani torturom i złemu traktowaniu, co potwierdzały wstępne badania lekarskie. Zeznania uzyskane od nich w trakcie zatrzymania, bez dostępu do adwokata, zostały wykorzystane w postępowaniu karnym przed Państwowym Sądem Bezpieczeństwa, mimo że skarżący wycofali je przed prokuratorem i sędzią. Wszczęto również postępowanie karne przeciwko funkcjonariuszom policji oskarżonym o złe traktowanie, ale zakończyło się ono umorzeniem z powodu przedawnienia, bez rozstrzygnięcia merytorycznego.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: łączy skargi; uznaje skargę dotyczącą długości postępowania przed Państwowym Sądem Bezpieczeństwa za niedopuszczalną, a pozostałe skargi za dopuszczalne; stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji; stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego badania skarg dotyczących długości postępowania przed sądem karnym ciężkim oraz braku skutecznego środka odwoławczego w sprawie złego traktowania w świetle art. 6 ust. 1 i art. 13 Konwencji; stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 i 3 Konwencji w odniesieniu do skarżących Öndera Dağdelena i Ergüla Çiçeklera; zasądza 8 000 EUR dla Sami Özbil i Murat Telli (każdemu) oraz 11 000 EUR dla Önder Dağdelen i Ergül Çiçekler (każdemu) tytułem szkody niemajątkowej; zasądza 2 000 EUR dla Sami Özbil i Murat Telli (łącznie) oraz 3 000 EUR dla Önder Dağdelen i Ergül Çiçekler (łącznie) tytułem kosztów i wydatków; odrzuca pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
DAĞDELEN VE DĐĞERLERĐ- TÜRKĐYE DAVASI
(Başvuru no: 1767/03, 14246/04 ve 16584/04)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Kasım 2008
Đşbu karar Sözleşme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
T.C. vatandaşları Önder Dağdelen, Sami Özbil, Ergül Çiçekler ve Murat Telli
(başvuranlar) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 15 Kasım 2002 tarihinde,
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme ’ni n ( Avr upa
Đnsan Hakları Sözleşm e s i - A ĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 1767/03, 14246/04
ve 16584/04 numaralı üç başvuru sonucu bu dava görülmektedir.
Başvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul barosu
avukatlarından M.A. Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar Önder Dağdelen, Sami Özbil, Ergül Çiçekler ve Murat Telli sırasıyla
1978, 1977, 1976 et 1978 doğumludur. Nisan 1996 tarihinde, iki kişi bir bombalı saldırı teşebbüsü esnasında
tutuklanmıştır. Aynı gün polis, sanığın başvuranlardan Önder Dağdelen ve Sami
Özbil ile birlikte kullandığı dairede arama yapmıştır. Bu arama esnasında silahlar,
cephaneler, kullanıma hazır bombalar, patlayıcı malzemeler ve yasa dışı TKEP-L1
örgütüne dair belgeler bulunmuş ve başvuranların ikisi de tutuklanmıştır.
Polis bu operasyon bünyesinde toplam on beş kişiyi tutuklamıştır. Tutuklananlar
arasında bulunan başvuranlardan Ergül Çiçekler 3 Mayıs 1996 tarihinde ve yine
başvuranlardan Murat Telli 4 Mayıs 1996 tarihinde tutuklanmışlardır.
Gözaltında oldukları sürede, ifade vermeyi reddeden başvuran Sami Özbil
haricindeki tüm başvuranlar itiraflarda bulunmuşlardır. Kendileri örgüt
bünyesindeki faaliyetlerini ve yürüttükleri silahlı eylemleri detaylı olarak
anlatmışlardır.
Polis, bu dönemde, birçok silah, cephane, patlayıcı, sahte kimlik belgeleri, resmi
mühürler ve örgüte dair belgeler ele geçirdiği aramalar gerçekleştirmiştir. Polis
ayrıca, fotoğraflardan kimlik belirleme, olayları canlandırma ve tanık teşhis
seansları düzenlemiştir.
Böylece, polis, 7 Mayıs 1996 tarihinde, bir tanığın başvuranlar arasından Sami
Özbil ve Önder Dağdelen’i silahlı soygunu gerçekleştirenler olarak tanıdığı bir
teşhis seansı gerçekleştirmiştir. Teşhis tutanağında başvuranların gözaltında
oldukları sürede ilgili yerde silahlı soygunu gerçekleştirdiklerini kabul ettikleri
belirtilmiştir.
Polis, 11 Mayıs 1996 tarihinde, başvuranlardan Ergül Çiçekler’in katılımıyla
fotoğraftan tanıma seansı düzenlemiştir. Teşhis tutanağına göre, başvuran polis
tarafından yapılan sorgulamada örgüt adına yürütülen eylemlere katıldığını kabul
etmiştir. Türkiye komünist işçi partisi /Leninist, yasadışı silahlı örgüt.
Polis, 12 Mayıs 1996 tarihinde, başvuranlar Önder Dağdelen ve Sami Özbil’i
diğer bir şüpheli ile yüzleştirmiştir. Bu yüzleştirme sonucunda düzenlenen tutanağa
göre, başvuranlardan Önder Dağdelen, diğer iki şüpheli ile birçok silahlı eyleme
katıldığını kabul etmiştir. Mayıs 1996 tarihinde, başvuranların tıbbı muayenesi saat 20.00 ile 21.30
arasında, Bezmiâlem Valide Sultan Vakıf Gureba hastanesinin acil bölümünde
gerçekleşmi ştir. Düzenlenen tıbbi raporlarda aşağıdaki hususlar yer almıştır:
– Önder Dağdelen: Hiçbir yara ve darbe izi yoktur, kolları hareket ettirirken hafif
hassasiyet bulunmaktadır.
– Sami Özbil: Sol gözde morluk, testisler ve bel seviyesinde hassasiyet (raporun
diğer kısımları okunaksız) bulunmaktadır. Doktor, nöroşirurji, üroloji ve göz
doktorumda muayene edilmesini talep etmiştir. (raporun diğer kısımları
okunaksızdır).
– Ergül Çiçekler: Epigastrik bölgede ve vücudun bir kısmında (okunaksız)
hassasiyet ve sol kol ve önkol seviyesinde hassasiyet bulunmaktadır.
– Murat Telli: Sol burun deliğinde pıhtılaşmı ş kan tespit edilmiştir. Doktor kbb
muayenesi talep etmiştir.
Başvuran, Sami Özbil aynı gün nöroşirurji bölümünde muayene edilmiş acil
nöroşirurjik müdahale edilmesini gerektiren bir patoloji tespit edilmemiştir.
Başvuranlardan Murat Telli ise kulak-burun-boğaz muayenesi olmuştur. Raporda
burunun ve kulağın dış kısımlarında hiçbir yara ve darbe bulunmadığı ve sol burun
deliğinde [okunaksız] olduğu belirtilmiştir. Raporun kalan kısmı okunaksızdır.
Başvuranlar, 10 Mayıs 1996 tarihinde, aynı hastanede yeniden muayene
edilmişlerdir. Aralarında başvuranların da yer aldığı, gözaltındaki on beş kişi için bir
sayfalık kısa bir rapor düzenlenmiş ve ilgililerin muayenesi sonucunda hiçbir yara
ve darbe izine rastlanmadığı belirtilmiştir.
Başvuranlar, 13 Mayıs 1996 tarihinde, saat 16.20’ye doğru, Đstanbul Adli Tıp
Kurumu’nda muayene edilmişlerdir. Bu muayenenin sonucunda düzenlenen raporda
aşağıdaki hususlara yer verilmiştir:
– Önder Dağdelen: Vücut üzerinde hiçbir yara ve darbe izine rastlanmamıştır.
Başvuran kollarından asıldığı ve sol omzunda ağrılar olduğu şikâyetini dile
getirmiştir. Doktor sol boyun seviyesinde tutulma ve hafif bir hassasiyet, omuzlarda,
dirseklerde ve bileklerde eklemsel işlevlerin normal olduğunu tespit etmiştir. Bir
günlük iş görmezlik raporu düzenlemiştir.
– Sami Özbil: Vücut üzerinde hiçbir yara ve darbe izi yoktur. Başvuran, bel
bölgesinde ağrılarının olmasından ve idrarının kırmızı renginden şikâyetçi olmuştur.
Doktor; elle muayene esnasında belinin iki tarafında hafif bir hassasiyet tespit
etmiştir. Đlgilinin, gerekli şekilde donatılmış olan bir hastanenin üroloji bölümünde
muayene edilmesi gerektiğini ve kesin raporun ancak bu tür bir muayenenin
sonunda düzenlenebileceğini belirtmiştir.
– Ergül Çiçekler: Ağız mukozasında mikrop kapmış hafif yaralar, sol kolun dış
kısmında 5cm’ye 10 cm genişliğinde lezyon ve kafatasının sol üst kısmında 1 cm’ye cm genişliğinde şiş tespit edilmiştir. Başvuran sol kolunda hassasiyet ve güç kaybı
ile uyuşukluktan, ayrıca sol bilekte hassasiyet kaybından şikâyetçi olmuştur. Doktor
kolu germe zorlukları, kolun alt kısmını aşağı yukarı hareket ettirme ve sol elini açıp
kapamada sıkıntılar olduğunu tespit etmiştir. Đlgilinin, muayene olmak üzere
nöroloji birimine nakil edilmesi gerektiğini ve kesin raporun ancak bu nörolojik
muayenelerin ardından düzenlenebileceğini belirtmiştir.
– Murat Telli: Hiçbir yara ve darbe izi yoktur. Başvuran kollarından asıldığından
ve de omuzları ve kolları seviyesinde ağrıları olduğundan şikâyetçi olmuştur.
Doktor elle yapılan muayene sonucunda, omuzlar ve kollar seviyesinde hafif bir
hassasiyet tespit etmiştir. Đlgilinin kollarını, dirseklerini ve bileklerini hareket
ettirebildiğini tespit etmiş ve bir günlük iş görmezlik raporu düzenlemiştir.
Gözaltına alınan diğer on şüphelinin de tıbbı muayeneleri, başvuranlarınki ile
aynı anda geçerleştirilmiştir. Raporda bu kişilerden bazılarında da başvuranlarınkine
benzer darbe ve yara izleri ile patolojilerin varlığından ve benzer şikayetlerin
me vc ud i ye t i n d e n b a hs ed il mi ştir.
Başvuranlar aynı gün, Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı tarafından
dinlenmiştir (« Başsavcı »). Ba şvuranlar başsavcı huzurunda aleyhlerine bildirilen
suçlamaları reddetmiş ve işkenceye tabi tutuldukları gerekçesi ile polise verdikleri
ifadelere ve de gözaltında tutuldukları sürede düzenlenen tutanaklara itiraz
etmişlerdir.
Başvuranlar 14 Mayıs 1996 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi
hakiminin karşısına çıkmışlar ve hakim tutuklanmalarına karar vermiştir.
Başvuranlar hakime verdikleri ifadede başsavcıya söylediklerini tekrarlamışlardır.
A. Devlet Güvenlik Mahkemesinde başvuranlara karşı yürütülen ceza
davası
Başsavcı, 12 Ağustos 1996 tarihinde, aralarında başvuranların da bulunduğu on
dört kişi aleyhinde, silahlı eylemler gerçekleştirerek Anayasal düzeni bozma
teşebbüsünden ve yasadışı örgüt üyesi olmak, bu örgüte yardım ve yataklık etmek
ve de patlayıcılar üretmek ve kullanmak suçlarından dava açmıştır. Sanıkların 37
eyleme karıştıklarından şüphelenilmekteydi.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 17 Ekim ve 22 Kasım 1996 tarihlerinde düzenlenen
ilk iki duruşma e s n a s ın da , a r a lar ı nd a ba şvuranların da bulunduğu 13 sanığın
ifadesini almıştır. Devlet Güvenlik Mahkemesinin başvuranlar arasından Önder
Dağdelen’in dinleneceği duruşma ya g e ç me d e n ö n ce , a vu kat ı müv e k ki l i n in
gözaltında tutulduğu sürede işkenceye tabi tutulduğunu beyan etmiş ve yasadışı
kanıtlar olmalarından dolayı, hâkimlerden polis tarafından alınan ifadeleri
okutmamalarını ve dava çerçevesinde bu ifadeleri değerlendirmeye almamalarını
talep etmiştir. Mahkeme, baskı altında alınan ifadelere dayanılarak hüküm
verilemeyeceğine dair mutlak yasağa rağme n, do s ya d a b ul u na n d iğer kanıt
unsurlarından dolayı bu ifadelerin değerlendirilmesinin yasal bir zorunluluk
olduğunu belirterek talebi reddetmiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesinde başvuranlardan Önder Dağdelen ve Ergül
Çiçekler üzerlerine atılı eylemlere katıldıklarını reddetmişlerdir. Başvuranlardan
Önder Dağdelen sadece yasadışı örgüte üye olduğunu kabul etmiştir. Başvuranlar bu
unsurların işkence altında elde edilmesi nedeni ile polis huzurunda verdikleri
ifadelere ve de gözaltında kaldıkları sürede yapılan soruşturmalara itiraz etmişlerdir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 22 Kasım 1996 tarihinde gerçekleşen duruşma nı n
sonunda, beş tanığın ve başvuranların gözaltında tutuldukları sürede, tutanakları
imzalayan polis memurlarının duruşma ya ç a ğrılmasına karar vermiştir. Ayrıca
Devlet Güvenlik Mahkemesi, dosyanın tamamlanması için birçok usuli işlemin
gerçekleşme s i ni e mr e t mi ş, A.A. olarak adlandırılan kişi aleyhine yürütülen davayı
önündeki dava ile birleştirmiş ve aralarında başvu r a n M u r a t T el li ’ n i n d e b u l u nd u ğu
üç sanığın tahliyesine karar vermiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 4 Şubat 1997 ve 8 Temmuz 1997 tarihleri arasında,
üç tanığı ve ilgililerin gözaltında oldukları sürede soruşturmaların tutanaklarını
imzalamış olan altı memuru dinlediği dört duruşm a d ü z e n l e m i ştir. Polislerden
dördüne karşı başvuranlara kötü muamele uygulamaktan dolayı, Đstanbul Ağır Ceza
Mahkemesi’nde dava açılmıştır. Polis memurları kötü muamele iddialarını
reddetmiş ve tutanakların içeriğini teyit etmişlerdir. Duruşma da ha z ır b ul un an
sanıklar, polis memurlarını kendilerine işke n ce ya p a n l ar o l a r a k t e şhis etmişlerdir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi bu duruşm a l a r b o y u n c a , d o s y a y ı t a m a m l a m a k ü z e r e
başka usuli işlemler gerçekleştirmiş, firarda olan bir sanık ile ilgili davayı ayırmış ve
üç sanığın tahliyesine karar vermiştir. Başsavcı 8 Temmuz 1997 tarihinde
gerçekleşen duruşma e s n a s ı nda , d a va nı n e s a s ı h a kk ı nd a ki id d ia l ar ı n ı s unmu ştur.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 11 Eylül 1997 tarihinde, savunmanın avukatlarının
iki tanığın dinlenmesi hakkındaki talebini kabul etmiştir. Đlgili tanıklar 23 Ekim tarihli duruşma da d i nl e nmi ştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi 9 Aralık 1997
tarihli duruşm a d a , s a v u n m a n ı n b a z ı b e l g e l e r i s u n m a t a l e b i n i k a b u l e t m i ş ve tanınan
süreleri yenilemiştir. 12 Şubat 1998 tarihinde grafolojik bir ekspertizle fotoğraf
ekspertizini ve davaya ilişkin diğer işlemleri dosyaya koymuş ve bir sanığın
savunmasını dinlemiştir. Bu duruşma l a r ı n s o nunda , s a vun ma l a rı nı h az ı r lama l a r ı i ç in
başvuranlara ve avukatlarına süreler tanınmıştır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 28 Nisan 1998 tarihli duruşma d a , ara l ar ı nda
başvuranlardan Önder Dağdelen’in, Sami Özgül’ün ve Ergül Çiçekler’in de yer
aldığı altı sanığın savunmalarını ve avukatların müdafaalarını dinlemiştir. Bu
duruşma n ı n s o nunda s eki z da v ac ı n ı n di nle n me s i ne ve i t ha mna me d e ye r a l a n,
başvuranların gerçekleştirmek ile suçlandığı eylemlere dair birçok evrakın
sunulmasını talep edilmesine karar vermiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 30 Haziran 1998 ve 28 Ocak 1999 tarihleri arasında
düzenlenen dört duruşma d a d a va cı l a r ı d i nle mi ş, talep edilen belgeleri teslim almış,
başka belgeler talep etmiş ve polis memurlarına karşı açılan davanın safahatı
hakkında bilgi almıştır. Mahkeme, 28 Ocak 1999 tarihinde yapılan duruşma da bir
davacıyı dinlemiştir. Başsavcı iddialarını 8 Nisan 1999 tarihli duruşma d a sun mu ştur. Haziran 1999 ve 12 Kasım 1999 tarihleri arasında düzenlenen beş duruşm a
sanıkların savunmalarını sunmalarına vakfedilmiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi bünyesinde görülen dava boyunca başvuranlardan
Önder Dağdelen ve Ergül Çiçekler beş duruşma ya v e d i ğer başvuranlar iki
duruşma ya ka t ı l ma yı r ed de t mi ştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 12 Kasım 1999 tarihinde, başvuranlardan Önder
Dağdelen’i, Sami Özbil’i ve Ergül Çiçekler’i, Ceza Kanununun 146/1 maddesi
uyarınca Anayasal düzeni bozma teşebbüsünden dolayı, ölüm cezasına çarptırmış,
ceza ömür boyu hapis cezasına çevrilmiştir. Başvu r a nl a r d a n M ur a t T e l l i , e s k i C e za
Kanunu’nun 169. maddesinin uygulanması ile yasadışı örgüte yardım ve yataklık
etmekten iki sene altı ay hapis cezasına mahkum edilmiştir.
DGM kararını verirken, diğerleri arasında, başvuranların polise verdikleri ve
kendilerine yöneltilen suçlamaları kabul ve birbirlerine karşı tanıklık ettikleri
ifadelerini de dikkate almıştır. Devlet Güvenlik Mahkemesi Ağır Ceza
Mahkemesinde polis memurlarına karşı açılan kamu davası hakkında bilgi
edindikten sonra, zorla alındığı iddia edilen ifadelerin başka ma d d i k a n ı t l ar l a
desteklendiğini ve soruşturmalara katılan polis memurlarının DGM’de ifade
verdiklerini ve kötü muamele iddialarını reddettiklerini tespit etmiştir. Bunlara,
ma ğdurların uyuşan tanıklıkları ve başvuranları suçlayan yüzleştirmeler eklenmiştir.
Başvuranlar 15 Kasım 1999 tarihinde temyize gitmiştir. Başvuranlar
ma hk û mi ye t l e r i ni n i şke n c e a l t ı nd a a l ı na n i f a d e l er e ve so r u şturmalara dayandığını
belirtmişler ve kararın Ağır Ceza Mahkemesi bünyesinde yürütülen ceza davasının
sonuçlanmasından önce verilmesinden dolayı usulsüz olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Başsavcı da a ynı nedenlerle temyiz e gitmi ştir.
Yargıtay 26 Mart 2001 tarihinde, gerekçelerin yetersiz oluşu ve sanıklardan
birine pişma nl ı k ya s a s ı nı n uygu l a na b il i r l i ğinin incelenmemiş olması nedenleriyle
kararı bozmuştur.
Davayı yeniden gören Devlet Güvenlik Mahkemesi, 24 Temmuz 2001’deki ilk
duruşma s ı nd a ve 13 E yl ül 200 1 ’de d üz e nl e ne n b i r so nra ki d ur u şma d a ar al ar ında
başvuranların da bulunduğu sekiz sanığın ifadesini almıştır. 20 Kasım 2001 tarihli
duruşma d a sa nı kl ard a n i ki s i ni n Y a r gı ta y’ ı n k a rar ı i le i l gi l i b e ya nl ar ı nı n ha le n
alınamadığı tespit edilmiş ve davaları ayrılmıştır. Bu duruşma nı n s o nu nda ,
sanıklardan birisi için, Yargıtay’ın kararına uygun olarak, pişma n l ı k ya s a s ı nı n
uygulanabilirliği konusunda Emniyet Genel Müdürlüğü’nün görüşünün alınmasına
karar verilmiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 19 Şub a t 2 0 0 2 t a r i h i n d e , b a şvuranların gözaltından
sorumlu olan polis memurlarına karşı açılan ceza davasının sonucu hakkında bilgi
edinme kararı almıştır. Atılı suçlara ilişkin belgelerin sunulmasını talep etmiş,
savunma avukatının iki davanın birleştirilmesi talebini reddetmiş ve sanıklardan
ikisinin tahliyesine karar vermiştir.
DGM 7 Mayıs 2002 tarihli duruşm a d a A ğır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın
halen derdest olduğunu tespit etmiştir. Savunma avukatlarından bir tanesinin bu
davanın diğer iki dava ile birleştirilmesi talebinin ardından, bu davalara dair
dosyaların kendisine sunulmasını talep etmiştir. Atılı suçlara ilişkin belgelerle ilgili
talebini yinelemiştir. Son olarak Yargıtay kararı ile ilgili olarak, sanıklardan ikisinin
ifadesinin Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırı olarak tek hakim tarafından
alındığını tespit etmiş ve Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nden sanıkların ifadelerini
almasını istemiştir. Temmuz 2002 tarihinde, iki davanın dosyalarını teslim almıştır. Bu
dosyaların incelenmesinin ardından, davayla ilgili belgelerin bir suretini dosyaya
eklemiş ve bu iki davanın önündeki davayla birleştirilmesine gerek olmadığına karar
vermiştir. Eylül 2002 tarihinde, sanıkların bulunamamasından dolayı, istinabenin icra
edilemediğini tespit etmiştir. Öte yandan, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün pişma n l ı k
ya s a s ı n ı n i l g i l i s a nı ğa uygulanamayacağını belirten görüşünü de teslim almıştır.
Ayrıca, Ağır Ceza Mahkemesi’nde polis memurları aleyhinde görülmekte olan ceza
davasının zamanaşımından dolayı sona erdiğini not etmiştir. Aralık 2002 tarihinde, talep etmiş olduğu belgeler mahkemeye ulaşmıştır.
Başsavcı b u duruşm a d a i d d i a n a m e s i n i s u n m u ştur. Savunmanın avukatlarından biri,
4.ve 5. Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görülmekte olan iki davanın
birleştirilmesine yönelik talebini yinelemiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, iki
davanın olayları arasındaki bağlantıyı tespit ettikten sonra bu davaların
birleştirilmesine gerek olmadığı kararını almıştır. Bu çerçevede, AĐHM’nin içtihatı
doğrultusunda, hukuka saygının bir davanın makul bir sürede görülmesini
gerektirdiğini belirtmiştir. Mart 2003 tarihinde gerçekleşen duruşma da s a nı k la rı n sa v unma l a rı n ı ve
avukatların müdafaalarını dinlemiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 6 Mayıs 2003 tarihinde, Murat Telli haricinde
başvuranları başta mahkûm ettiği cezalara çarptırmıştır. 4616 no’lu Yasa gereğince,
Murat Telli hakkındaki kovuşturmanın ertelenmesine karar vermiştir. Ayrıca,
davanın diğer iki sanığıyla ilgili bölümünün bu ikisinin hala aranıyor olması
nedeniyle ayırmıştır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, duruşm a l a r b o y u n c a b a şvuranlar tarafından öne
sürülen savunma araçlarını özetledikten sonra, başvuranlardan Ergül Çiçekler’in ve
Önder Dağdelen’in emniyet müdürlüğünün bürolarında gerçekleşen soruşturmaları
esnasında suçlarını itiraf ettiklerini, ancak başsavcı ve yed ek ha kim huzurunda
sözlerini geri aldıklarını tespit etmiştir.
A r d ı n d a n d o s y a d a k i k a n ı t l a r a a t ı f t a b u l u n m u ş, ayrıca yasadışı örgüte ilişkin
evrakı, sanıkları üzerinde ve gösterdikleri yerlerde bulunan silah ve diğer eşy a y ı ,
bilirkişi raporlarını başka davalar çerçevesinde yargılanan kişilerin ifadelerini
dikkate almıştır. Ayrıca, gözaltı süresince yapılan soruşturmaları, fotoğraflı kimlik
teşhis tutanaklarını, olayları canlandırma tutanaklarını, kimlik belirleme işlemlerinin
tutanaklarını ve de yüzleştirme tutanağını da belirtmiştir. Başvuranların gözaltında
alınan ifadeleri bu dosyada yer almamıştır.
Yargıtay 1 Aralık 2003 tarihinde, ikinci kararı onamıştır.
B. Polis memurları aleyhine açılan ceza ve disiplin davaları
Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı 12 Ağustos 1996 tarihinde,
başvuranların kötü muamele iddialarını Đstanbul Başsa vcısına aktarmı ş, ilgililerin
ifadelerini ve dava gereği alınan tıbbi raporları iletmiştir.
Đstanbul Başsavcısı 28 Ağustos 1996 tarihinde Fatih Savcılığı lehine görevsizlik
kararı vermiştir.
Fatih savcısı suçlanan dört polis memurunun ifadesini almış, polisler aleyhlerine
dile getirilen suçlamaları reddetmiştir.
Fatih Savcısı, 6 Mart 1997 tarihinde dava konusu dosyayı, adli soruşturma
sonuçları ile birlikte Đstanbul Savcısına iletmiştir.
Đstanbul Cumhuriyet Savcısı 20 Mart 1997 tarihinde, devlet görevlilerinin işkence
ile itiraf elde etmelerini yasaklayan Ceza Kanunu’nun 243. maddesine dayanarak
başvuranların sorgusuna katılan dört polis memuru hakkında, Đstanbul Ağır Ceza
Mahkemesi’nde (“Ağır Ceza Mahkemesi”) dava açmıştır. Başvuranlar davaya
müdahil olmuştur.
A ğır Ceza Mahkemesi 29 Nisan 1997 tarihinde yapılan birinci duruşma da
başvuranlardan Önder Dağdelen’i, Sami Özbil’i ve Murat Telli’yi ve davacı olan
diğer kişiyi polis memurlarının yokluğunda dinlemiştir.
Başvuranlardan Sami Özbil falakaya yatırıldığını, Filistin askısına asıldığını,
soğuk suya batırıldığını ve testislerine vurulduğun u s ö yl e mi ştir. Onatlı gün süren
gözaltı süresince, iki kez hastaneye götürüldüğünü, polis memurların hastanede
gerçekleştirilen muayenelerin ve radyografilerin sonuçlarına el koyduklarını
söylemiş ve halen kendisine yöneltilen kötü muamelelerden dolayı sağ ayağını ve
kolunu hareket ettirmekte zorlandığını eklemiştir.
Başvuranlardan Önder Dağdelen fiziki ve psikolojik işkenceye tabi tutulduğunu
ve özellikle silahla tehdit edildiğini beyan etmiştir. Dayak yediğini, Filistin askısına
asıldığını ve falakaya yatırıldığını belirtmiştir.
Başvuranlardan Murat Telli dayak yediğini, Filistin askısına asıldığını ve suya
batırıldığını beyan etmiştir. Polis memurlarının ameliyat olduğu yere vurduklarını
eklemiştir.
Başvuranlar kötü muamelelerden sorumlu olan polis memurlarını teşhis
ettiklerini beyan etmişlerdir. Ayrıca, adli tıpta gerçekleşen muayeneleri esnasında,
suçlanan polis memurlarından ikisinin, vücutta tespit edilen izleri rapora
ya n s ı t ma ma s ı n ı d o k to r d an t a lep e t t i k l e r i n i s ö yl e mi ştir.
A ğır Ceza Mahkemesi, 3 Haziran1997 tarihinde, dört polis memurunun
savunmasını dinlemiştir. Polis memurları kendilerine yöneltilen suçlamaları
reddetmişlerdir.
Aynı duruşma d a ma hk e me ye i f a d e ve r e n ba şvuran Ergül Çiçekler yakalandığında
ve polis karakoluna götüren polis aracında kendisine hakaret edildiğini ve dayak
ye d i ğini beyan etmiştir. Polis karakolunda kendisine hakaret edildiğini, tehdit
edildiğini, dayak yediğini, tahtadan cetvel ile kollarından asıldığını ve üzerine su
sıkıldığını beyan etmiştir. Polis memurları, asılı olduğu sürede kaslarını ezmiş,
neredeyse bayıltmışlardır. Ayrıca, Gureba hastanesinde yapılan tıbbi muayenenin
güvenirliliğine de itiraz etmiştir. Duruşma d a h az ı r b ul una n d ö rt po l is me mur un u b u
kötü muameleleri yapan şahıslar olarak tespit etmiştir.
Temmuz 1997 ile 29 Mayıs 1998 tarihleri arasında Ağır Ceza Mahkemesi,
halen dinlenmemiş olan iki davacıyı dinlemek üzere, birçok usuli işlemi
gerçekleştirdiği altı duruşma d ü ze nl e mi ştir. Bu kişilerin bir tanesini 14 Nisan 1998
tarihindeki duruşma d a d in l e nmi ştir. Belirtilen adreste bulunamayan diğer davacının
ifadesini almaktan vazgeçmiştir. Mayıs 1998 tarihindeki duruşma d a ,
savunmanın üç tanığını dinlemiş ve başvuranların avukatı tarafından yapılan,
sanıkların ve davacıların yüzleştirilmesine yönelik ek soruşturma talebini kabul
etmiştir. Bu doğrultuda tüm davacıların adreslerinin bulunmasını emretmiştir.
A ğır Ceza Mahkemesi 10 Temmuz 1998 tarihinde, duruşma ya ka t ı l ma ve
yüzleşm e l e r i ç i n m a h k e m e e m i r l e r i ç ı k a r m ı ştır. Ekim 1997 tarihli duruşm a d a , p o l i s m e m u r l a r ı n ı n i k i s i n i n b a şka şehirlere
atandığını ve üçüncüsünün askerde olduğunu tespit edilmiştir. Mahkeme, bu
durumun yüzleştirmeyi imkânsız kıldığını gözlemlemiş ve Đstanbul Emniyet
Müdürlüğü’nden suçlanan polis memurlarının fotoğraflarını göndermesini istemiştir. Aralık 1998 tarihli duruşma d a , a ra l a rı nd a Ö nd er D a ğdelen’in ve Ergül
Çiçekler’in de bulunduğu dört davacı, fotoğraftan kimlik teşhisi yapmışlar ve 3 polis
me mur un u t e şhis etmişlerdir. Ağır Ceza Mahkemesi, fotoğrafların eskiliği
konusunda davacılar tarafından dile getirilen itirazların ardından, Emniyet
Müdürlüğüne fotoğrafların ne kadar eski olduğunu sorma ve en fazla iki senelik
fotoğrafların sunulmasını isteme kararı almıştır. Şub a t 1 9 9 8 ve 1 1 Ha z ir a n 1 9 9 9 t ar i h le r i a r as ı n d a , d o s ya d a k a yd a d e ğer bir
ilerleme olmaksızın, üç duruşma g e rç e kle ştirilmiştir. Eylül 1999 tarihli duruşm a d a , b a şvuranlardan Murat Telli, polis memurlarının
bir tanesini fotoğraflardan teşhi s et mi ştir. Ağır Ceza Mahkemesi, Gebze Ceza
Mahkemesi’nden, Gebze şehrinde tutuklu olan, başvuranlardan Sami Özbil’in
kimlik teşhisi duruşma s ı d ü ze nl e me s i n i i s t e mi ş, sözkonusu duruşma 22 E ki m 1 999
tarihinde gerçekleştirilmiştir. Bu duruşma e s na s ınd a , i l gi l i ki şi suçlanan iki polis
me mur un u t e şhis etmiş ve doğrudan yüzleşme yapılmasını ve bu doğrultuda
duruşma ya ç a ğrılmasını talep etmiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 23 Kasım 1999 tarihinde, dosyada yer alan tıbbi
raporların, görüş bildirilmesi için adli tıpa yollanmasına karar vermiştir. Bir sonraki
duruşma b u gö r ü ş gelmediği için ertelenmiştir. Ocak 2000 tarihinde, adli tıp Ağır Ceza Mahkemesi’nden, başvuranlardan
Sami Özbil’in üroloji muayenesine ve başvuranlardan Ergül Çiçekler’in nörolojik
muayenesine dair belgelerin sunulmasını talep etmiştir. Başvuranlardan Önder
Dağdelen ile ilgili olarak, adli tıbbın nöroloji dalında uzman olan birimin görüşünün
alınmasını gerekli görmüştür. Başvuranlardan Murat Telli konusunda ise, 4 Mayıs tarihinde yapılan muayene sonucunda tespit edilen pıhtılaşmı ş kanın
me nşeinin tıbben tespit edilmesinin mümkün olmadığını ve ilgilinin omuzlarındaki
ve kollarındaki ağrılar konusunda nöroloji dalında uzman birimin görüşünün
alınması gerektiğini belirtmiştir.
A d l i t ı p , 1 M a r t 2 0 0 0 t a r i h i n d e a y r ı c a , e l e k t r o n ö r o m i o g r a f i n i n ( « E M G » )
gerçekleştirilmesinin ardından, başvuranlardan Önder Dağdelen’in ve Murat
Telli’nin adli tıbba gelmesini talep etmiştir. Nisan 2000 tarihli duruşma d a Ağır Ceza Mahkemesi adli tıp tarafından iletilen
ya z ı l a r ı a l mı ş ve savcılıktan gereğinin yapılmasını istemiştir.
Mahkeme 29 Haziran 2000 ve 18 Ocak 2001 tarihleri arasında, başvuranlardan
Önder Dağdelen ve Murat Telli ile ilgili cevabın Savcılıktan gelmesini beklerken,
dört duruşm a y ı e r t e l e m i ştir. Başvuranlardan Ergül Çiçekler ve Sami Özbil ile ilgili
cevabı teslim almıştır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 29 Haziran 2001 tarihinde, başvuranlardan Murat
Telli’nin 27 Şubat 2001 tarihinde Kartal ve Haydarpaşa hastanelerine götürüldüğünü
ve donanım eksikliğinden dolayı EMG’in yapılamadığını tespit etmiş, başvuranın
diğer bir hastaneye götürülmesini emretmiş ve duruşm a y ı e r t e l e m i ştir. Diğer iki
duruşma d a a ynı n e d e nden d o la yı e r t e le nmi ştir. Ekim 2001 tarihinde, başvuranlardan Murat Telli yeniden Kartal hastanesine
götürülmüştür. EMG yine donanım eksikliğinden dolayı gerçekleştirilememiştir.
A ğır Ceza Mahkemesi 8 Şub a t 2 0 0 2 t a r i hl i d u r u şm a d a , b a şvuranlardan Murat
Telli’nin EMG’sinin donatım eksikliğinden yapılamadığını tespit etmiş ve
Savcılıktan ilgiliyi donanımla bir başka hastaneye götürülmesini istemiştir. 10
Mayıs 2002 tarihli duruşma , EM G ’ ni n ya p ıl ma s ı nı b e kle me k i ç i n er te l e mi ştir.
Đlgilinin EMG’si 3 Haziran 2002 tarihinde gerçekleştirilmiştir.
A ğır Ceza Mahkemesi 9 Temmuz 2002 tarihindeki duruşma da , b a şvuranlardan
Murat Telli’nin beyanlarını dinlemiştir. Đlgili yetkililerin davranışlarının davanın
süresinin uzamasına katkıda bulunduğunu söylemiş ve AĐHS’nin hükümlerine aykırı
olarak işke n ce yl e e t k i li mü c a d e l e ya p ı l ma d ı ğını ileri sürmüştür. Ağır Ceza
Mahkemesi bu duruşma nı n so n und a , za ma n a şımından dolayı cezai işlemin ortadan
kalkmasını emretmiştir. Bu durumu altta belirtildiği şekilde ifade etmiştir:
« ( . . . ) M a h k e m e d a v a s ü r e s i n c e , d u r u şmaları makul aralıklar ile gerçekleştirdi ve bu
şekilde, gerekli olan tüm özeni gösterdi ve gerçeği bulmak için gerekli olan gayretleri
sarf etti. Buna rağmen, yargıla ma yetkisinin dışında kalan nedenlerden dolayı, (...)
zamanaşımı süresi [be ş yıl] aşıldı (...) Bundan dolayı, iş bu kamu davasının sona
erdiğini ilan etmekte yiz (... ) »
Yargıtay 21 Ekim 2004 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını
onamıştır.
Bu arada, 15 Mayıs 1997 tarihinde polis bölge disiplin kurulu, suçlanan polis
me mur l a r ı na d i s ip l i n c ez a s ı ve r il me s i ne ge r e k o l ma d ı ğı kararını almıştır.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Başvuranlar gözaltında tabi oldukları işkencelerden şikâyetçi olmuştur. Ayrıca,
cezai zamanaşımından yararlanan işkencecileri hakkındaki ceza davasının
sonuçlarından duydukları memnuniyetsizliği belirtmişler, AĐHS’nin 3.maddesinin
ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Hükümet, başvuranların tazminat almak için idari ve hukuk davaları
açmamalarından dolayı iç hukuk yollarını tüketmediklerini belirtmektedir. Hükümet
ayrıca, başvuranların iç hukukta polisler hakkında yürütülen ceza davası
sonuçlanmadan önce AĐHM’ne başvurduklarına işaret etmiştir.
A ĐHM, başvuranların cumhuriyet savcısına gözaltında gördükleri kötü
muameleden şikayetçi olduklarını, Đsta nbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen
davaya müdahil olduklarını ve Ağır Ceza Mahkemesinin kararına karşı temyiz
başvurusunda bulunduklarını gözlemlemiştir. AĐHM’ye göre Türk ceza yargılama
sisteminin kendilerine tanıdığı olanakları tüketmeye çalışan başvuranların, tazminat
davası açarak veya idare mahkemelerinde tam yargı davası açarak bir kez daha
ihlalin telafisi için uğraşm a l a r ı n a g e r e k b u l u n m a m a k t a y d ı . ( D i ğerleri arasından,
Fazıl Ahmet Tamer ve diğerleri Türkiye, no 19028/02, § 75, 24 Temmuz 2007
Bakınız).
A ĐHM, itirazın ikinci kısmı ile ilgili olarak, bir başvuranın prensipte, AĐHM’ye
başvurmadan önce, iç hukukta başvurabileceği yollara başvurmayı deneme
yükümlülüğü olduğunu ve AĐHM’nin, başvurunun yapılmasından az bir süre sonra,
ancak kabuledilirlik konusunda karar vermesinden önce, bu yolların son kademesine
ulaşılmasına müsamaha edebileceğini hatırlatmıştır (Ringeisen Avusturya, 16
Temmuz 1971 tarihli karar, seri A no 13, s. 38, § 91).
Bu bakımdan Ağır Ceza Mahkemesi’nin 9 Temmuz 2002’de davayı ortadan
kaldırdığını ve başvuranların başvurularını 15 Kasım 2002 tarihinde, yani
Yargıtay’ın bu kararı onayan 21 Ekim 2004 tarihli nihai kararından önce yaptıklarını
dikkate almıştır. Dolayısıyla, halihazırda ceza davası sona ermiş olduğu cihetle,
Hükümetin ön itirazı reddedilmektedir.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da
kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru
kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas hakkında
1. Tarafların iddiaları
Başvuranlar, gözaltında kendilerinden itiraflar elde etmek isteyen polis
me mur l a r ı t ara fı nd a n kö tü mua me l e l ere t a bi t ut uld u kla r ı nı id d ia e t mi ştir. Özellikle
kendilerine soğuk su sıkıldığını veya suya batırıldıklarını, falakaya yatırıldıklarını ve
asıldıklarını söylemişlerdir. Başvuranlara göre, üst organlarda gözlemlenen hasarlar,
asılmalarından kaynaklanmıştır. Bu bakımdan, gözaltında oldukları sürede ve
gözaltının sonunda düzenlenmiş olan tıbbi raporlara atıfta bulunmaktadırlar. Ayrıca,
ileri sürdükleri kötü muameleleri teyit ettiğini belirttikleri Avrupa Đşkence’nin
Önlenmesi Komitesi’nin 6 Aralık 1996 tarihli raporuna da atıfta bulunmuşlardır.
Başvuranlar, ayrıca, Savcılık tarafından başlatılan cezai soruşturmanın ve
devamında davanın etkili olmadığını iddia etmişlerdir. Bu konuda, savcılığın detaylı
tıbbi muayenelerin yapılmasını emretmediğini ve polis memurlarının aleyhine açılan
ceza davasının zamanaşımından dolayı sona erdiğini belirtmektedirler.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır. Hükümete göre, başvuranların iddiaları Mayıs 1996 tarihli tıbbi rapor başvuranların iddia ettikleri kötü muamelelere tabi
tutulduklarını makul şüphenin ötesinde ortaya koyamadığı cihetle, başvuranların
iddialarını teyit eder nitelikte değildir. Ayrıca, yetkililerin, başvuranların cumhuriyet
savcısı tarafından dinlenmeleri esnasında dile getirdikleri ihbarlara anında tepki
gösterdiklerini eklemiştir. Bir soruşturma ve ceza davası açılmış ve başvuranların
iddialarına ışık tutma olasılığı olan kanıt unsurları toplanmıştır. Hükümete göre
ye t k i l i l e r , s o r u şturmanın yürütülmesinde ve polis memurları aleyhindeki ceza davası
sürecinde atalet içinde olmakla suçlanamazlar.
2. AĐHM’nin değerlendirmesi
A ĐHM öncelikle, kötü muamele iddialarının, uygun kanıt unsurları ile
desteklenmesi gerektiğini hatırlatmıştır (mutatis mutandis, Klas Almanya, 22 Ekim tarihli karar, seri A no 269, s. 17, § 30 Bakınız). Olayların tespitinde, makul
şüphenin ötesinde kanıt ölçütünü kullanmaktadır. Böyle bir delil, yeterli derecede
kuvvetli, belirli ve tutarlı bir göstergeler demetinden yahut çürütülemeyen karineler
demetinden de doğabilmektedir (Đrlanda Đngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, seri A
no 25, s. 65, § 161).
Ayrıca şahsın, gözaltında tamamen yetkililerin kontrolü altındayken yaralanması
halinde, meydana gelen yaralanmalarla ilgili güçlü maddi karineler ortaya
çıkacaktır. (Salman Türkiye [GC], no 21986/93,
§
100, CEDH 2000-VII).
Dolayısıyla, yaralanmaların kaynağına ilişkin tatminkâr ve ikna edici bir açıklama
getirme ve bunu delillerle destekleyerek, başvuranın iddiaları hakkında, hele ki
bunlar tıbbi raporlarla destekleniyorsa, tereddüt yaratmak yükümlülüğünün
ye t k i l i l e r e a it o ld u ğu söylenebilir (Diğerleri arasında, Selmouni Fransa [GC],
no 25803/94, § 87, CEDH 1999-V, Berktay Türkiye, no 22493/93, § 167, 1 Mart ve Altay Türkiye, no 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001 Bakınız).
A ĐHM, bu başvuruda, öncelikle başvu ran lar d an Ö n d e r Da ğdelen’in, Sami Özbil’in
ve Ergül Çiçekler’in, özgürlüklerinden yoksun bırakıldıkları sürenin başlangıcında
tıbbı muayeneden geçmediklerini ve hatta gözaltı boyunca avukat yardımından ve
kendi seçtikleri bir doktora muayene olma hakkından yararlanamadıklarını tespit
etmiştir. Tıbbı muayeneleri 4 Mayıs 1996 akşamı gerçekleşmi ştir ve bu muayene
sonucunda, başvuranlardan Önder Dağdelen’in kollarında hareket hassasiyeti,
başvuranlardan Sami Özbil’in sol gözünde morluk, testislerde ve bel bölgesinde
hassasiyet ve başvuranlardan Ergül Çiçekler’de epigastrik bölgede, kollarda ve sol
kolun alt kısmında hassasiyet tespit edilmiştir.
Başvuranlardan Murat Telli ise, tutuklandığı gün tıbbı muayeneden geçirilmiştir.
Kendisi ile ilgili düzenlenen tıbbı raporda, sol burun deliğinde pıhtılaşmı ş kan
olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte yakalandığı saatin bilinmemesinden dolayı,
dosyada yer alan unsurlardan yakalanması ile muayene edilmesi arasında ne kadar
süre geçtiğini belirlemek mümkün olmamıştır.
Başvuranlar 10 Mayıs 1996 tarihinde yeni bir muayeneden geçmişler, hiçbir yara
ve darbe izi tespit edilmemiştir. AĐHM, sözkonusu raporun 15 kişi hakkındaki gayet
kısa bir rapor olduğunu ve muayene edilen kişilerle ilgili hiçbir özel bilginin yer
almadığını not etmektedir.
Başvuranlar, 13 Mayıs 1996 tarihinde, gözaltı süresinin sonunda, adli tıp
tarafından muayene edilmiştir. Adli tabip başvuranlardan Ergül Çiçekler’in
vücudunda yaralar ve tüm başvuranların vücudunda hasarlar tespit etmiştir. Adli
tabip, başvuranlardan Önder Dağdelen ve Murat Telli için bir günlük iş görmezlik
raporu düzenlemiş ve diğer başvuranlar için ek tıbbı muayeneler istemiştir. Kesin
raporun ancak bu muayenelerin yapılmasının ardından düzenlenebileceğini
belirtmiştir. Dosyanın içeriğinden, bu muayenelerin yapılıp yapılmadığı
anlaşılmamıştır.
Ayrıca, dosyada yer alan unsurların hiçbirinin, tıbbi muayeneler sırasında
başvuranlar üzerinde tespit edilen yaraların ve darp izlerinin yakalama sırasında
me yd a na ge l d i ğini veya daha önceden üçüncü şahıslar tarafından yapılan
eylemlerden kaynaklandığını göstermediğini tespit etmiştir. Ayrıca, Hükümetin
sözkonusu yaraların yakalamadan önceki döneme ait olduğu yönünde bir iddiası da
bulunmamaktadır.
A ĐHM, benzer durumlarla daha önce de karşılaştığını ve kollarından asılan bir
kişinin maruz kaldığı kötü muamele ile vücudun üst kısmında tespit edilebilen
semptomlar arasındaki ilişkiyi bildiğini ifade etmektedir. Bu semptomlar hassasiyet
azalmasından, karıncalanmaya, ağrılara ve kol pleksuslerinin lezyonlarına kadar
gidebilmektedir (Örneğin;, Hassan Kılıç Türkiye, no 35044/97, § 38, 28 Haziran
2005, Türkmen Türkiye, no 43124/98, § 48, 19 Aralık 2006, ve Aksoy Türkiye, 18
Aralık 1996 tarihli karar, Kararların ve yargıların derlemesi 1996-VI, s. 2278, § 60
Bakınız).
A ĐHM’ye göre başvuranların gözaltı süresinin sonunda düzenlenen raporun, bu
konuda kesin bir tespit oluşturmamakla birlikte, başvuranların kollarından asıldıkları
iddialarını teyit eder bir niteliktedir. Nitekim, bazı başvuranların vücudunda tespit
edilen hasarlar (hassasiyet kaybı ve vücudun üst bölümü ve boyun bölgesinde
ağrılar) ilgililer tarafından tanımlanan kötü muameleler nedeniyle meydana
gelebilecek hasarlarla uyuşma kt ad ır .
A ĐHM, ayrıca başvuranların gözaltı sürelerinin sonundan itibaren, kendilerine
ya p ı l a n mu a me l e d e n şikayetçi olduklarını tespit etmiştir. Başvuranlar şikayetlerini
ilk olarak 13 Mayıs 1996 tarihindeki tıbbı muayenede ve ardından cumhuriyet
savcısı ve nöbetçi hakim karşısında dile getirmişlerdir. Polis memurları aleyhine
açılmış olan dava esnasında ve kendilerinin aleyhine açılmış olan kamu davası
sırasında gördükleri kötü muamelelerden şikâyetçi olmuştur. Başvuranların
beyanları, böylece zaman içinde süreklilik ve tutarlılık göstermektedir
A ĐHM, Hükümetin, yedi ile on dört gün asında gözaltında tutulan ve avukat ile
görüşme i mk â nı n d a n ma hr um b ı ra k ı la n ba şvuranlarda tespit edilen yaraların ve
hasarların nedeni konusunda hiçbir açıklamada bulunmadığını gözlemlemiştir. Bu
çerçevede, ne savcılık tarafından açılan ceza soruşturması sırasında ne de Ağır Ceza
Mahkemesi’nde görülen ceza davasında başvuranların vücudunda tespit edilen
ya r a l a r ı n v e ha sa r l ar ı n k a yn a ğına ilişkin kabul edilebilir açıklamalar getirilmiştir.
Polis memurları aleyhine açılmış olan ceza davası, esas hakkında hiçbir karara
varmaksızın, zamanaşımından dolayı sona ermiştir.
A ĐHM, devletin tutulu olan tüm kimselerden sorumlu olduğunun, çünkü bu
kişilerin polis memurları karşısında zayıf bir konumda olduklarının ve devletin
onları koruma yükümlülüğü bulunduğunun altını bir kere daha çizer. Özgürlükten
ma hr u m b ı ra kma n ı n b a şladığı andan itibaren, kişinin yetkili makamların seçtiğinin
dışında kendi seçtiği bir doktor tarafından muayene edilme ve avukatla ve aile
üyelerinden biriyle görüşme g i b i , ad a l et i n hı z l ı müda ha le s i i l e i yi c e s a ğlamlaştırılan
temel güvencelerin katı bir şekilde uygulanması tutulu kişilere, özellikle de itiraf
etmelerini sağlamak için yapılan kötü muamelelerin etkili bir şekilde tespit
edilmesini ve önlenmesini sağlayacaktır.
A ĐHM değerlendirmesine sunulan tüm unsurlara göre ve Hükümet tarafından
ya p ı l mı ş ikna edici bir açıklamanın yokluğunda, 4 ve 13 Mayıs 1996 tarihli tıbbi
raporlarda tanımlanan yaraların ve hasarların, iş bu davada, Hükümetin
sorumluluğunu taşıdığı muamelelerden kaynaklandığı sonucunu çıkarmıştır.
Dolayısıyla, AĐHS’nin 3.maddesi esastan ihlal edilmiştir.
3. Yürütülen soruşturmanın etkisiz olduğu iddiası
A ĐHM, öncelikle bir kişinin 3. maddeye aykırı olarak güvenlik güçleri tarafından
ciddi bir kötü muameleye tâbi tutulduğu yönünde savunulabilir bir iddia ortaya attığı
durumlarda, etkili bir resmi soruşturma yapılması gerekliliğini içerdiğini hatırlatır
(Assenov ve diğerleri Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Derleme 1998-VIII,
§ 102). Soruşturma, sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte
olmalıdır. Aksi durumda, temel önemine rağm e n , i şkence ve insanlık dışı ve onur
kırıcı muamele ve cezaya ilişkin genel kanuni yasak, uygulamada etkisiz olur ve
bazı durumlarda Devlet görevlilerinin fiili masuniyet yoluyla kontrolü altındaki
kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olurdu (Caloc Fransa, no 33951/96,
§ 89, CEDH 2000-IX, ve Batı ve diğerleri Türkiye, nos 33097/96 ve 57834/00,
§ 134, CEDH 2004-IV (Suretler).
Bu davada başvuranların Cumhuriyet savcısına suç duyurusunda
bulunmalarından sonra resen soruşturma başlatılmıştır. Ardından, Đstanbul Ağır
Ceza Mahkemesi’nde dört polis memuru aleyhine ceza davası açılmış ve dava
zamanaşımından dolayı sona ermiştir.
A ĐHM savcının başvuranların iddialarını ciddiye aldığını not etmektedir. Hemen
harekete geçmiş ve soruşturmayı başlatmıştır. Bununla birlikte, Đstanbul Ağır Ceza
Mahkemesi’nde gerçekleşen dava bir bütün olarak uzun sürmüştür.
Nitekim, dosyanın çeşitli savcılıklar arasında gidip gelmesi nedeniyle polis
me mur l a r ı ha kkı nda k i d ava o l a yl a rda n a şağı yukarı bir yıl sonra açılmıştır. Ayrıca,
ağır ceza mahkemesindeki dava, esas hakkında bir karara varılmaksızın, beş yıldan
fazla sürmüştür. Duruşmalar 29 Nisan 1997 tarihinde başlamış ve 9 Temmuz 2002
tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin zamanaşımından dolayı caza
davasının sona erdirmesi ile sona ermiştir. Ağır ceza mahkemesi, davanın beş yıl
sürmesine rağme n do s ya yı t a ma ml a ya ma mı ştır. 23 Kasım 1999 tarihli duruşma d a ,
adli tabipliğin görüşünü sorma kararını almasına rağme n , b u i şlem ceza davasını
sona erdirdiği tarihte halen gerçekleşme mi şti. Bu konuda örneğin, başvuranlardan
Murat Telli’nin EMG’sinin yapılması için iki buçuk yıla yakın zamanın gerekli
olmuş olduğunu dikkate almak gerekir.
A ĐHM’ye göre ulusal mahkemenin kötü muamele ile suçlanan devlet
görevlilerinin zamanaşımından yararlanamamaları için hızlı bir şekilde
ya r g ı l a n ma s ı n a g er e ke n ö z e n i gö s te r me mi ş olması müessiftir (Üstte belirtilmiş olan
Batı ve diğerleri, § 146, ve daha yakın zamanda, Mustafa Karabulut Türkiye, no
40803/02, § 33, 20 Kasım 2007). Ağır ceza mahkemesindeki davanın işleyişindeki
kaydadeğer gecikmeyi dikkate alan AĐHM, Türk makamların makul ivedilik ve
ye t e r l i ö z e n le ha r e k e t e t me d i k l e r i n e , b u n u n so n uc u nd a d a şiddet eylemlerinin
sorumlusu olduğu iddia edilen kişilerin neredeyse mutlak bir dokunulmazlıktan
ya r a r l a nd ı k l a r ı na , b u n u n d a iç h u k u k t a c e za i yo l l ar a b a şvurmayı etkisiz kıldığına
itibar etmektedir.
Bundan dolayı, AĐHS’nin 3.maddesi usulden ihlal edilmiştir.
II. AĐHS’NĐN 6/1 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Başvuranlar AĐHS’nin 6/1 maddesini ileri sürerek, Đstanbul Ağır Ceza
Mahkemesi’ndeki ceza davasının uzunluğundan ve gördükleri kötü muameleleri dile
getirebilecekleri etkili bir iç hukuk yolu bulunmamasından şikayetçi olmuşlardır.
Başvuranlar kamu davasının ancak olaylardan birkaç ay sonra açıldığını ve davanın
beş yılda fazla sürdüğünü belirtmişlerdir. Onlara göre yetkililerin ve hâkimlerin
tutumu nedeniyle dava zamanaşımına uğramış ve maruz kaldıkları muamelenin
telafi edilmesi imkanı ortadan kalkmıştır
A ĐHM bu şikayetlerin yukarıda incelenen şikayetle bağlantılı ve dolayısıyla
kabul edilebilir olduğunu tespit etmektedir.
Öte yandan AĐHM, 3. maddenin usulü açıda ihlalini tespit ettiği cihetle, bu
hükmün ihlal edilip edilmediğinin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı
kanaatindedir.
III. AĐHS’NĐN 6/1, 2 VE 3 c) MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Başvuranlardan Önder Dağdelen ve Ergül Çiçekler, avukata erişim imkanlarının
olmadığı gözaltı sırasında işke n c e a l t ı n d a e l d e e d i le n it i r a f la r ı n c e z a m a h k e me s i
tarafından dikkate alınması nedeniyle adil yargılanmadıklarını iddia etmişlerdir.
Ayrıca, davanın diğer sanıklarının, aynı yöntemlerle elde edilen ifadelerine
dayanılarak mahkum edilmelerine de itiraz etmişlerdir. Ulusal mahkemelerin yasal
olmayan yollardan elde edilen delillere itibar etmek suretiyle masumiyet karinesine
aykırı davrandıklarını ileri sürmektedirler. Son olarak davanın makul bir sürede
görülmemiş olduğundan şikâyet etmişlerdir. Başvuranlar, Sözleşme n i n 6 .
ma d d e s i ni n 1 . , 2 . ve 3 c) ma d d el e r i ni i l e r i s ür mü şlerdir.
AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesinin 2. ve 3. paragraflarının getirdiği
yükümlülüklerin 1. paragraf ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının özel
unsurlarına ilişkin olması muvacehesinde bu şikayetleri 1. ve 3c) paragraflarının
birbiriyle bağlantısı çerçevesinde değerlendirecektir. (Diğerleri arasından, Van
Mechelen ve diğerleri Hollanda, 23 Nisan 1997 tarihli karar, Derleme 1997-III,
s. 711, § 49 Bakınız).
A. Kabuledilebilirlik hakkında
1. Davanın süresi
Hükümet öncelikle davanın karmaşıklığına ve başvuranlara atılı suçların
niteliğine dikkat çekmiştir. Hükümet başvuranların birçok duruşma ya ka t ı l ma yı
reddederek davanın uzamasına önemli ölçüde neden olduklarını, davanın
uzamasında ulusal makamlara yüklenebilecek bir sorumluluk bulunmadığını
belirtmiştir. Son olarak, davanın iki aşamalı yargıda dört kez görüldüğünü
belirtmiştir. Davanın koşulları göz önünde bulundurulduğunda, AĐHM içtihadına
göre dava süresinin gereğinden uzun olduğunun söylenemeyeceğini bildirmiştir.
Başvuranlar Hükümetin tespitlerine itiraz etmiştir.
A ĐHM öncelikle, bu davada değerlendirmeye alınması gereken dönemin
başvuranların tutuklandıkları 29 Nisan 1996 ve 3 Mayıs 1996 tarihlerinde
başladığını ve Yargıtay tarafından 1 Aralık 2003 alınan karar ile sona erdiğini tespit
etmiştir. Dolayısıyla, iki aşamalı yargıda toplam yedi yıl ve yedi ay sürmüştür.
A ĐHM, yargılama süresinin makul olup olmadığı konusunun dava koşulları
ışığında ve davanın karmaşıklığı, başvuran ile ilgili makamların tutumu ve
sözkonusu anlaşma z l ı kt a b a şvuran için neyin tehlikede olduğu gibi ölçütler dikkate
alınarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Diğerleri arasından, Pélissier ve
Sassi Frandsa [GC], no 25444/94, § 67, CEDH 1999-II Bakınız). Bununla birlikte,
sadece devletin sorumlu olduğu atalet dönemleri «makul süre»’nin aşıldığının
belirlenmesinde dikkate alınır (Papachelas Yunanistan, 25 Mart 1999 tarihli karar,
[GC], no 31423/96, § 40, CEDH 1999-II).
A ĐHM bu durumda, ihtilaf konusu davanın 14 kişinin taraf olduğu çok karmaşık
bir yapısı bulunduğunu ve başvuranlar aleyhine birçok suç isnadı bulunduğunu
dikkate almıştır. Başvuranlar otuzu aşkın eyleme katıltmak ile suçlanmıştır. Bu
koşullar ve suçların niteliği, sanıkların her biri aleyhine olan her bir itham için,
olayların canlandırılması, kanıtların toplanması ve belirlenmesi için uzun bir çalışm a
gerektirmiştir.
A d l i m a k a m l a r ı n t u t u m u n a g e l i n c e , A ĐHM, kendilerine hiçbir önemli gecikmenin
atfedilemeyeceğini değerlendirmektedir. Dava boyunca gerekli özeni göstermişler
ve davranışları adaletin düzgün tecellisine uygun olmuştur. AĐHM başvu r a n l ar ı n ,
tutuklanmalarından sonra dört ay geçmeden 12 Ağustos 1996 tarihinde davalarının
görülmeye başladığını, gözlemlemiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi davayı ilk
olarak, ithamnamenin sunulmasından üç yıl ve üç ay sonra karara bağlamıştır.
Düzenli aralıklarla duruşma l a r g erç e kle ştirmiş, sanıkları, tanıkları ve davacıları
dinlemiş ve birçok usuli işlem gerçekleştirmiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi
davayı ikinci kez gördüğünde, aşağı yukarı iki yıl ve bir ay içerisinde karara
bağlamıştır. Bu sırada, bazılarınınki istinabe ile olmak üzere, sanıkların ifadelerini
derlemiş ve savunmanın yinelediği birleştirme talepleri konusunda karar vermesi
gerekmiştir. Başvuranların davasının makul bir sürede görülmesi için, birleştirme
talebini reddetmiş ve davanın, bulunamayan iki sanık ile ilgili olan kısmını
ayırmıştır.
Yargıtay’a gelince ilk seferde temyizi bir yıl ve on üç gün içerisinde, ikinci
seferde ise altı ay ve yirmi dokuz günde karara bağlamıştır.
A ĐHM, yukarıda belirtilenleri göz önünde bulundurarak, bu davanın koşullarında,
davanın süresinin, Sözleşm e n i n 6 / 1 m a d d e s i n d e ö n g ö r ü l e n « m a k u l s ü r e »
gerekliliğini yerine getirdiği kanaatindedir. Sonuç olarak AĐHM başvurunun bu
kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35. maddesinin 1 ve 4.
paragrafları gereğince reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.
2. Adil yargılanma
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde adil yargılanmaya ilişkin
şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, başka açılardan
bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle
başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas hakkında
Başvuranlar anılan dönemde DGM’lerin görev alanına giren suçlara ilişkin özel
hükümler nedeniyle günlerce karakolda in communicado tutulduklarından ve avukat
ya r d ı mı n d a n ya r a r l a n ama d ı k l ar ı n d a n şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar Devlet
Güvenlik Mahkemesi tarafından değerlendirmeye alınan soruşturma unsurlarının
gözaltında oldukları sürede gerçekleştiğini söylemişlerdir. Başvuranlar bunların zor
kullanılarak elde edilmesi nedeniyle Başsavcı, nöbetçi hakim ve Devle t Güvenlik
Mahkemesi huzurunda itiraz ettiklerini açıklamıştır. Hâkimlerin, sadece soruşturma
işlemlerini gerçekleştirmiş ve tutanakları düzenlemiş olan polis memurlarının
ifadelerini kaale almış ve bunları büyük ölçüde aleyhlerine delil olarak kabul etmiş
oldukları için yanlış davrandıklarını düşünmektedirler. Başvuranlar göre tutanakları
imzalamış olan, üstelik de işkencecileri olan polislerin tutanaklardaki hususları teyit
etmeleri tek başına aleyhlerine delil oluşturmaz.
Başvuranlar ayrıca, polise yaptıkları itirafların ve sanıkların birbirlerini suçlayıcı
beyanlarının, Devlet Güvenlik Mahkemesinin nihai kararının gerekçesini
oluşturduğunu iddia etmektedirler. Onlara göre, gözaltında alınan ifadelerin kararda
belirtilmiş olan kanıtlar listesinde yer almaması, bu bakımdan belirleyici bir unsur
oluşturmamaktadır.
Başvuranlar son olarak ulusal yargı makamlarının yasal olmayan yollardan elde
edilen delillerin kullanılmasını yasaklayan ceza usul kanunu hükümlerine aykırı
davranmakla suçlamaktadır.
Hükümet bu tezlere karşı gelmiştir. Đlk olarak başvuranların ifadelerinin zorla
alındığı iddialarının dayanaksız olduğunu savunmuştur. Ulusal yargı makamları,
kararlarını verirken sadece başvuranların ifadelerine değil, olay canlandırma
tutanakları, yüzleştirme tutanakları ve diğer sanıkların ifadeleri gibi dosyadaki diğer
delil unsurlarını değerlendirmiştir. Böylece ifadeleri maddi delillerle teyit edilmiştir
A ĐHM, delillerin değerlendirilmesinin esasen iç hukuk tarafından düzenlendiğini
ve bu çerçevede derlenen delillerin ilke olarak ulusal mahkemeler tarafından
değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır. AĐHM’nin AĐHS bağlamında üstlendiği
sorumluluk, delil unsurlarının değerlendirme yöntemi de dahil olmak üzere davanın
bir bütün olarak hakkaniyete uygun olarak görülüp görülmediğini tespit etmektir.
(Diğerleri arasından Edwards Đngiltere, 16 Aralık 1992 tarihli karar, seri A no 247-
B, ss. 34-35, § 34 Bakınız). Ayrıca, AĐHS’nin 6.maddesinde açıkça belirtilmemiş
olmakla birlikte susma hakkı ve onun bir değişkeni olan kendi suçlamasına katkıda
bulunmama hakkı, bu madde ile güvence altına alınmış olan ve uluslararası normlar
tarafından da kabul edilen adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biridir.
Sanığı, yetkililerin aşırı baskısından koruyan bu bağışıklıklar adli hataların
ya p ı l ma s ı n d a n ka ç ı n ma k v e 6 . ma d d e n i n a ma c ı n ı ye r i n e ge t ir me k i ç i n v a r d ı r lar .
(John Murray Đngiltere, 8 Şubat 1996 tarihli karar, Derleme 1996-I, § 45, ve Funke
Fransa, 25 Şub a t 1 9 9 3 tar i h l i ka r ar , se r i A n o 256-A, § 44).
Aynı şekilde, kendi suçlamasına katkıda bulunmama hakkı, bir ceza davasında
iddia makamının başvuranın hilafına zorla veya baskıyla elde edilen kanıt
unsurlarını kullanmadan iddialarını ileri sürmesini gerektirmektedir (Shannon
Đngiltere, no 6563/03, § 32, 4 Ekim 2005).
A ĐHM başvuranlardan Önder Dağdelen’in ve Ergül Çiçekler’in on ile on dört gün
arasında sürmüş olan gözaltı sürelerinde sorgulandıklarını tespit etmiştir. Bu dönem
süresince avukat yardımından yararlanamayan ilgililer kendi kendilerini suçlayan
ifadelerde bulunmuşlar ve birçok soruşturma işlemine katılmışlardır.
A ĐHM polise verilen ifadelerin, Devlet Güvenlik Mahkemesinin ilk kararının
gerekçesinde, diğer kanıt unsurlarıyla birlikte dikkate alındığını gözlemlemiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi Yargıtay’ın vermiş olduğu kararın ardından, davayı
ikinci kez görmüştür. Davanın ikinci kez görülmesi sırasında ifadelerin kabul
edilirliği konusu tartışılmamıştır. Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranların gözaltı
süresinde yaptıkları itirafları açıkça davanın dışında tutmuştur, ancak, başvuranların
suçluluğuna karar verirken gözaltında alınan bu ifadelerin etkili olup olmadığı
hususunda bir belirsizlik bulunmaktadır. Bununla birlikte AĐHM bu konu üzerinde
durmayı gerekli görmemektedir.
A ĐHM, başvuranların gözaltı süresince yapılan soruşturma işlemlerinin Devlet
Güvenlik Mahkemesinin kararının gerekçelerinde kanıt unsurları olarak
kullanıldığını tespit etmiştir. Oysa ki soruşturma işlemlerine ilişkin tutanaklarda
alenen gözaltında alınan ifadelere atıfta bulunulmuştur. Nitekim, başvuranların
itirafta bulundukları ve gözaltında verdikleri ifadelerde kendilerine atılı suçları
kabul ettikleri belirtilmiştir.
A ĐHM, başvuranların gözaltı koşullarının AĐHS’nin 3. maddesini ihlal ettiği
sonucuna varmış olduğun u h a t ı r la t ır ( ü s t te ye r a l a n 9 1 . p ar a g r a f ) . A ĐHM’nin Jalloh
Almanya ([GC], no 54810/00, § 104, 11 Temmuz 2006) kararında belirttiği gibi
« S ö z le şm e n i n 3 . m a d d e s i n i n h i l a f ı n a e l d e e d i l e n k a n ı t u n s u r l a r ı n ı n c e z a d a v a s ı
çerçevesinde kullanılması, davanın hakkaniyeti konusunda ciddi tereddütler
ya r a t ma k t ad ı r ». B u çe r çev ed e , T ür k me v z u at ı n ı n s o r g u la ma l a r sı r a s ı n d a e ld e ed i le n ,
ancak bilahare hakim karşısında itiraz edilen itiraflara, savunma tarafının imkanları
açısından belirleyici bir sonuç tanımadığını belirtmek gerekmektedir. (Üstte
belirtilmiş olan Hulki Güneş, § 91). Ceza hukukundaki kanıtların kabul edilirliği
sorununu in abstracto incelemenin kendisine düşme me s i ne r a ğme n, AĐHM, Devlet
Güvenlik Mahkemesinin bu davada, davanın esasına geçmeden önce bu konuda bir
karara varmamasını üzüntüyle karşılamaktadır. Bu bakımdan, esas hâkimlerinin
gözaltı süresince gerçekleşen soruşturma işlemlerinin tutanaklarını imzalamış olan
polis memurlarını dinlemekle yetindiklerini gözlemlemiştir. Bu noktada polis
me mur l a r ı nda n d örd ü ha kkı nd a b a şvuranlara kötü muamele uygulamaktan dolayı
Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılmış olduğunu not etmektedir.
Dolayısıyla Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın esasını incelemeden önce,
kanıt araçlarının kabul edilebilirliği konusunda gerektiği şekilde karara varmadığı
görülmüştür. Bu tür bir ön inceleme, ulusal yargı makamlarının, suçlayıcı kanıtların
elde edilmesi için yasadışı yöntemlerin kullanılmasına karşı yaptırım
uygulamalarına imkan tanıyabilirdi. (Söylemez Türkiye, no 46661/99, § 123, 21
Ekim 2006). AĐHM, bu bakımdan başvuranların tüm dava süresince gözaltı
sürelerinde yapılan soruşturma işlemlerine itiraz etmeye çalıştıklarını ve sonuç
alamadıklarını tespit etmiştir (üstte yer alan 20.paragraf; mutatis mutandis, Örs ve
diğerleri Türkiye, no 46213/99, § 59, 20 Haziran 2006 ve Göçmen Türkiye, no
72000/01, § 73, 17 Ekim 2006 Bakınız).
A ĐHM ayrıca başvuranların mahkûmiyetinin belirleyici şekilde ilgili soruşturma
işlemlerine dayandırılıp dayandırılmadığını araştırmaya gerek olmadığını
düşünmektedir.. Ceza mahkemeleri tarafından yapılan dava koşul l ar ı te s p i t i n i n b ir
kısmının kötü muameleye başvurarak ve avukat yokluğunda elde edilen belgelere
dayandığını tespit etmek yeterli olacaktır (mutatis mutandis, üstte belirtilmiş olan
Örs ve diğerleri, § 60, ve Göçmen Türkiye, no 72000/01, § 74, 17 Ekim 2006
Bakınız).
A ĐHM, bu davada sunulan usuli teminatlarının, zorlayıcı şekilde ve avukatın
yo k l u ğunda ve kendi kendini suçlamama hakkını göz ardı ederek elde edilen
itirafların kullanılmasını engellememiş olduğunu kanaatine varmıştır. AĐHM,
Yargıtay’ın bu eksikleri düzeltmemiş olmasından dolayı, 6. madde tarafından
istenilen sonucun anlaşma z l ı k ko n us u d a va da e ld e ed i l me d i ği kanısına varmıştır.
Bundan dolayı; başvuranlardan Önder Dağdelen ve Ergül Çiçekler ile ilgili
olarak, Sözleşm e n i n 6 . m a d d e s i n i n 1 . v e 3 . p a r a g r a f l a r ı i h l a l e d i l m i ştir.
A ĐHM, AĐHS’nin 6.maddesi çerçevesinde davanın hakkaniyetine ilişkin dile
getirilen diğer şikayetler konusunda başvuranlar aleyhinde iç hukukta görülen
davaya ilişkin başlıca şikâyetleri cevaplandırdığı kanaatindedir. Dolayısıyla,
davanın hakkaniyetine dair 6. madde çerçevesinde yapılan diğer şikâyetlerin
incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Manevi tazminat
AĐHS’nin 3. maddesine aykırı muameleler görmeleri nedeniyle başvuranların her
biri 25.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir (başvuru no: 1767/03).
Ceza yargılamasının uzunluğu ve hakkaniyete uygun gerçekleşme me s i ne de ni yl e
ma ne vi z a ra ra u ğradıklarını öne süren başvuranlar Önder Dağdelen ve Ergül
Çiçekler’in her biri 10.000 Euro ek tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
A ĐHM hakkaniyete uygun olarak başvuranlar Sami Özbil ve Murat Telli’nin her
birine 8.000 Euro ve başvuranlar önder Dağdelen ve Ergül Çiçekler’in her birine
11.000 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmıştır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar 1767/03 numaralı başvuru için iç hukukta ve AĐHM önünde yapmış
oldukları yargılama giderleri için 9.280 YTL talep etmektedir. Bu meblağın dağılımı
şu şekildedir: 9.000 YTL avukatlık ücreti, 150 YTL tercüme gideri, 50 YTL kağıt ve
fotokopi gideri, 80 YTL ise posta masrafı. Başvuranlar kanıtlayıcı belge niteliğinde
başvuranlar Ergül Çiçekler ve Murat Telli ile imzalanan avukatlık ücretini belirten
sözleşm e y e i l i şkin dekontu sunmuşlardır.
Başvuranlar Önder Dağdelen ve Ergül Çiçekler 14246/04 ve 16584/04 numaralı
başvurular için iç hukukta ve AĐHM önünde yapmış oldukları yargılama giderleri
için ayrıca 17.280 YTL talep etmektedir. Bu miktarın dağılımı şu şekildedir: 17.000
YTL avukatlık ücreti, 150 YTL tercüme masrafı, 50 YTL kağıt ve fotokopi gideri ve YTL posta masrafı. Başvuranlar kanıtlayıcı belge niteliğinde başvuran Ergül
Çiçekler ile imzalanan avukatlık ücretini belirten sözleşme ye i l i şkin dekontu
sunmaktadır.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
A ĐHM’nin yerleşik içtihadına göre bir başvu r a n g er ç e k l i ğini, gerekliğini
kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan
belgeler ve sözü edilen kıstaslar ışığında yargılama masraf ve giderleri için
başvuranlar Sami Özbil ve Murat Telli’ye ortaklaşa 2.000 Euro ve başvuranlar önder
Dağdelen ve Ergül Çiçekler’e 3.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
A ĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki yargılamanın uzunluğu hakkındaki
şikayetin kabuledilemez, bunun dışında kalanların kabuledilebilir olduğuna;
3. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Ağır ceza mahkemesi önündeki yargılamanın uzunluğuna ve kötü muamelelere
karşı etkili başvuru yolu bulunmadığına ilişkin AĐHS’nin 6/1 ve 13. maddeleri
hakkındaki şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
5. Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde hakkaniyete uygun bir yargılamanın
gerçekleşme me s i ned e ni yl e AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3. paragraflarının
başvuranlar Önder Dağdelen ve Ergül Çiçekler bakımından ihlal edildiğine;
6. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay
içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme
tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet
tarafından:
i.
ma ne vi t a z mi na t o l a r a k ba şvuranlar Sami Özbil ve Murat Telli’nin her
birine 8.000 (sekiz bin) Euro ve başvuranlar Önder Dağdelen ve Ergül
Çiçekler’in her birine 11.000 (on bir bin) Euro ödenmesine;
ii.
ya r g ı l a ma ma s r a f v e g id e r l er i o l a r a k b a şvuranlar Sami Özbil ve Murat
Telli’ye ortaklaşa 2.000 (iki bin) Euro ve başvuranlar Önder Dağdelen ve
Ergül Çiçekler’e ortaklaşa 3.000 (üç bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar
Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz
oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
7. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐŞTĐR.
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin
2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 25 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak
bildirilmiştir.
21
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 22.07.2026. · Źródło