17681/04
WyrokETPCz2010-01-26ECLI:CE:ECHR:2010:0126JUD001768104
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy długość aresztu tymczasowego, brak skutecznego środka odwoławczego w kwestii legalności aresztu oraz przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawa skarżącego z art. 5 ust. 3, 5 ust. 4 i 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że łączny okres aresztu tymczasowego skarżącego, wynoszący ponad 6 lat i 7 miesięcy, był nadmierny, ponieważ sądy krajowe nie przedstawiły wystarczających i konkretnych uzasadnień dla jego przedłużania, opierając się na ogólnych formułach. Stwierdził również, że dostępny w prawie tureckim środek odwoławczy w kwestii legalności aresztu był nieskuteczny, nie oferując realnej szansy na sukces ani gwarancji rzetelnego procesu. Ponadto, postępowanie karne, które trwało około 7 lat i 7 miesięcy, zostało uznane za przewlekłe, zwłaszcza biorąc pod uwagę, że skarżący przez cały ten czas przebywał w areszcie, co wymagało od sądów najwyższej staranności.Stan faktyczny
Skarżący, Şükrü Abdo, obywatel Syrii urodzony w 1970 roku, został aresztowany 24 września 1996 roku w Turcji pod zarzutem przynależności do organizacji terrorystycznej PKK. Podczas aresztowania znaleziono przy nim granaty, a on sam wskazał miejsce ukrycia broni. Został skazany na dożywocie na podstawie art. 125 tureckiego kodeksu karnego za działania mające na celu podział terytorium narodowego. Skarżący twierdził, że jego zeznania zostały wymuszone torturami i że odmówiono mu tłumacza.Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Odrzuca pozostałe skargi jako niedopuszczalne. Zasądza skarżącemu 5 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ABDO -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 17681/04)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ocak 2010
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
_____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (17681/04) no’lu davanın nedeni Suriye
vatandaꢀı ꢁükrü Abdo’nun (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 19 Nisan 2004
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa
Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đzmir Barosu avukatlarından A.
Ölmez tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran 1970 doğumludur ve halen Mardin Midyat cezaevinde hükümlü bulunmaktadır.
A. Baꢀvuranın yakalanma ve tutuklanma koꢀulları
Baꢀvuran, 24 Eylül 1996 tarihinde yasadıꢀı terör örgütü PKK üyesi olduğu ꢀüphesiyle
Batman Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi polisleri tarafından yakalanarak
gözaltına alınmıꢀtır.
Tutanaklardan anlaꢀıldığına göre, polis birçok kez kaçmaya teꢀebbüs eden baꢀvuranı
etkisiz hale getirmek için güç kullanmak zorunda kalmıꢀtır.
Baꢀvuranın üzerinde yapılan aramalarda dört adet el bombası ele geçirilmiꢀtir. Đlgili ꢀahıs,
polislere örgütün saklandığı mağaranın yerini göstermiꢀtir. Polisler, tarif edilen yerde
özellikle Kalachnikov tipi bir saldırı tüfeği, G3 tipi bir baꢀka tüfek, dört ꢀarjör, seksen mermi
ve PKK’yı savunan çok sayıda belge ele geçirmiꢀtir. Eylül 1996 tarihinde savcılık, Batman Emniyet Müdürlüğü’nün talebi üzerine
baꢀvuranın gözaltı süresini yirmi sekiz gün uzatmıꢀtır.
Gözaltı sırasında baꢀvuran PKK üyesi olduğunu kabul etmiꢀ ve Türkçe olarak ayrıntılı bir
ꢀekilde sözkonusu örgüt adına birçok silahlı eyleme katıldığını anlatmıꢀtır. Ekim 1996 tarihinde, ilgili ꢀahıs Batman Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiꢀtir.
Polis önünde verdiği ifadeyi doğrulayan baꢀvuran Türkçe olarak sözkonusu yasadıꢀı terör
örgütü adına eylemlere katıldığı için piꢀmanlık duyduğunu belirtmiꢀtir.
Baꢀvuran, aynı gün Batman Sulh Ceza Mahkemesi önüne çıkarılmıꢀtır. Mahkeme önünde
olayları kabul eden baꢀvuran, Türkçe olarak savcılığa verdiği ifadeyi yinelemiꢀtir. Hakim,
isnad edilen suçun niteliği ve delil durumunu göz önüne alarak, baꢀvuranın tutuklanmasına
karar vermiꢀtir.
B. Baꢀvuranla ilgili tıbbi raporların tarih ve sonuçları Eylül 1996 tarihli rapor : « Sağ kaꢀın üzerinde üç santimetre boyunda açık bir yara; sağ
yanak ile çenenin sol alt tarafı, sağ omuz ve sırtın alt kısmında ekimotik alanlar; burun kırığı;
göğüs üzerinde geniꢀ ekimoz ve dizlerin üzerinde sıyrıklar ». Eylül 1996 tarihli rapor: « Hastaya uygun tedaviler yapıldı; burun kırığı için kulak-
burun-boğaz uzmanı muayenesi gerekti ». Ekim 1996 tarihli rapor: « Sağ diz üzerinde kabuk bağlamıꢀ sıyrıklar. Hastanın
vücudunda yara ve darp izine rastlanmadı ». Ekim 1996 tarihli rapor: « Hastanın vücudunda yara ve darp izine rastlanmadı. Bununla
birlikte, bedensel muayene sonrasında sağ elde hafif bir güç kaybı olduğu gözlemlendi».
C. Baꢀvuran hakkında açılan ceza davası
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 5 Kasım 1996 tarihinde
sunduğu iddianamede, baꢀvuranı – ve onunla aynı operasyonda yakalanan diğer bir kiꢀiyi -
ulusal toprakların bir kısmının bölünmesine yönelik eylemler gerçekleꢀtirmekle suçlamıꢀ ve
Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca mahkûm edilmelerini istemiꢀtir.
Bünyesinde bir askeri yargıcın bulunduğu Devlet Güvenlik Mahkemesi, 11 Kasım 1996
tarihinden itibaren baꢀvuranın davasına bakmıꢀtır.
Baꢀvuranın bir tercüman yardımı alma talebi kabul edilmiꢀtir. Aralık 1996 tarihli duruꢀmada baꢀvuran, PKK üyesi olduğunu ve üzerinde patlayıcı
bulunduğu için yakalandığını kabul etmiꢀ, buna karꢀın sözkonusu terör örgütü adına
gerçekleꢀtirilen eylemlere katıldığı yönündeki suçlamaları reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, yaptığı
hiçbir ꢀeyden piꢀmanlık duymadığını ve piꢀmanlık yasasından yararlanmak istemediğini
belirtmiꢀtir.
Bunun üzerine hakimler, baꢀvuranın savcılık ve sulh ceza mahkemesi hakimi önünde
verdiği birbiriyle uyumlu ifadelerin okunmasına geçmiꢀtir.
Đlgili ꢀahıs, iꢀkence ve baskı altında ifade verdiğini ileri sürmüꢀ, ancak bu konuda daha
fazla ayrıntı vermemiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca gözaltı sırasında ve sulh ceza mahkemesi hakimi
önünde tercüman yardımı alma talebinin reddedildiğini savunmuꢀtur. Kasım 1996’dan 4 Mayıs 1999 tarihinde kadar, Devlet Güvenlik Mahkemesi on beꢀ
duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ ve bu duruꢀmalarda « isnad edilen suçun niteliği ve delil
durumu»’nu göz önüne alarak baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir. Haziran 1999 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa’nın 143. maddesinde
değiꢀiklik yaparak askeri hakimlerin Devlet Güvenlik Mahkemesi bünyesinden çıkarılmasına
karar vermiꢀtir. 22 Haziran 1999 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemeleri ile ilgili yasada bu
yönde yapılan değiꢀikliklerden sonra, baꢀvuranın davasına bakan Devlet Güvenlik
Mahkemesi bünyesindeki askeri yargıç değiꢀtirilmiꢀtir.
Ekim 1999 tarihli duruꢀmada, savcı iddianamesini sunmuꢀ ve baꢀvuranın Türk Ceza
Kanunu’nun 125. maddesi gereğince ölüm cezasına mahkûm edilmesini istemiꢀtir. Söz
isteyen baꢀvuran bir kez daha PKK’ya üye olduğunu kabul etmiꢀ, ancak sözkonusu terör
örgütü adına gerçekleꢀtirilen eylemlere katıldığı yönündeki suçlamaları reddetmiꢀtir.
Baꢀvuran, iꢀkence ve baskı altında alındığını ileri sürerek gözaltı sırasında verdiği ifadenin
içeriğini bir kez daha inkâr etmiꢀtir.
Bu duruꢀma sonrasında alınan 5 Ekim 1999 tarihli kararda Devlet Güvenlik Mahkemesi
baꢀvuranı isnad edilen suçlardan dolayı suçlu bulmuꢀ ve Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi
uyarınca ömür boyu hapis cezasına mahkûm etmiꢀtir. Mayıs 2000 tarihinde, Yargıtay temyiz edilen kararı bozmuꢀ ve esas hakimlerinin
kendini önce Halil Ali ve daha sonra ꢁükrü Abdo olarak tanıtan baꢀvuranın kimliğini
araꢀtırmalarını istemiꢀtir. Haziran 2000’den 16 Ekim 2003 tarihine kadar, Devlet Güvenlik Mahkemesi, kendisine
iade edilen dava kapsamında yirmi üç duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ ve bu duruꢀmalarda savcılığın
ön soruꢀturma sırasında elde ettiği delil unsurlarını esas alarak baꢀvuranın savunmasını
yeniden inceleyerek baꢀvuranın gerçek kimliğini araꢀtırmıꢀtır. Bu bağlamda, 29 Mayıs 2003
tarihinde mahkemeye sunulan bir mektupta emniyet müdürlüğü ilgili ꢀahsın gerçek kimliğinin
ꢁükrü Abdo olduğunu doğrulamıꢀtır.
Bu süreçte, Devlet Güvenlik Mahkemesi baꢀvuranın tahliye talebini reddetmiꢀ ve «isnad
edilen suçun niteliği ve delil durumu»’nu göz önüne alarak tutukluluk halinin devamına karar
vermiꢀtir. Aralık 2003 tarihli duruꢀmada, baꢀvuran avukatı aracılığıyla savunmasını sunmuꢀtur.
Bu duruꢀma sonrasında alınan 18 Aralık 2003 tarihli kararda Devlet Güvenlik Mahkemesi,
baꢀvuranı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca ömür boyu hapis cezasına mahkûm
etmiꢀtir.
Mahkeme, karar gerekçesinde sanığın gözaltı sırasında, Cumhuriyet savcısı ve sulh ceza
mahkemesi önünde verdiği birbiriyle uyumlu ifadeleri, yakalama ve olay yeri gösterme
tutanaklarını, ele geçirilen malzemelerle ilgili bilirkiꢀi raporlarını ve aynı terör örgütüyle ilgili
baꢀka bir ceza davasındaki on sanığın verdikleri ifadeleri dikkate almıꢀtır. Mahkeme özellikle
baꢀvuranın PKK adına birçok silahlı saldırıya katıldığının belirlendiğini kaydetmiꢀtir.
Gözaltı sırasında ve sulh ceza mahkemesi hakimi önünde bir tercüman yardımı almaması
konusunda hakimler, ön soruꢀturmada ve Batman Sulh Ceza Mahkemesi önünde ayrıntılı bir
ꢀekilde Türkçe ifade vermesine rağmen, yargılama sürecinde savunma taktiği icabı Türkçe
bildiğini inkâr ettiğini kaydetmiꢀ ve baꢀvuranın aslında yeteri kadar Türkçe konuꢀtuğuna
hükmetmiꢀtir.
Baꢀvuran avukatı aracılığı ile 18 Aralık 2003 tarihli kararı temyize götürmüꢀtür. Nisan 2004 tarihinde, Yargıtay temyiz edilen kararı tüm hükümleriyle birlikte
onamıꢀtır.
D. Baꢀvuranın iꢀkence uyguladıkları gerekçesiyle kendisini gözaltına alan polisler
hakkında yaptığı suç duyurusu
Baꢀvuran, 21 Kasım 2003 tarihinde avukatı aracılığı ile iꢀkence gördüğünü iddia etmiꢀ ve
kendisini gözaltına alan polisler hakkında suç duyurusunda bulunmuꢀtur. Aralık 2003 tarihinde, Batman Cumhuriyet Savcısı, Türk Ceza Kanunu’nun 243.
maddesi kapsamında azami beꢀ yıl hapis cezasını gerektiren cürümlerde, aynı yasanın 102.
maddesi gereğince zamanaꢀımı süresinin beꢀ yıl olduğunu hatırlatmıꢀ ve zamanaꢀımı
nedeniyle takipsizlik kararı almıꢀtır.
Baꢀvuran, bu takipsizlik kararına itiraz etmemiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 3. PARAGRAFININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Baꢀvuran, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafı ve 6. maddesinin 2. paragrafına atıfta
bulunmakta ve tutukluluk süresinin uzunluğundan ꢀikâyetçi olmaktadır.
Hükümet, özellikle isnad edilen suçun ciddiyeti ve bu suç için öngörülen cezanın ağırlığına
dikkat çekmekte ve ilgili ꢀahsın tutukluluk süresinin aꢀırı olmadığını savunmaktadır.
AĐHM, baꢀvuranın tutukluluk süresinin uzunluğuna dayalı ꢀikâyetinin yalnızca AĐHS’nin
5. maddesinin 3. paragrafı kapsamına girdiği kanaatindedir. AĐHM, sözkonusu ꢀikâyetin
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit
etmektedir. AĐHM, öte yandan ꢀikâyetin baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını
ve dolayısıyla kabuledilebilir ilan edilmesinin uygun olacağını kaydetmektedir.
Esasa iliꢀkin olarak AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafında belirtilen sürenin bitiꢀ
tarihinin « ilk derece mahkemelerinde suçlamanın esası hakkında karar verildiği gün »
olduğunu hatırlatmaktadır (bakınız Almanya aleyhine Wemhoff davası, 27 Haziran 1968, prg.
9, seri A no 7, ve Đtalya aleyhine Labita davası [GC], no 26772/95, prg. 147, CEDH 2000-IV).
Mevcut davada, baꢀvuranın ilk ihtilaflı tutukluluk dönemi, yakalandığı 24 Eylül 1996
tarihinde baꢀlamıꢀ ve mahkûm edildiği 5 Ekim 1999 tarihinde son bulmuꢀtur. Dolayısıyla üç
yıldan fazla sürmüꢀtür. Bu tarihten itibaren baꢀvuran, « yetkili bir adli makam önüne
çıkarılmak için » değil, « yetkili bir mahkeme tarafından mahkûm edilmesinin ardından »
tutuklu kalmıꢀtır (bakınız Fransa aleyhine I.A. davası, 23 Eylül 1998, prg. 98, Karar ve
hükümlerin derlemesi 1998-VII, ve Türkiye aleyhine Baltacı davası, no 495/02, 18 Temmuz
2006). Yargıtay’ın 5 Ekim 1999 tarihli kararı bozduğu 4 Mayıs 2000 tarihinden itibaren dava
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde görülmeye devam etmiꢀ ve böylece
AĐHS’nin 5. maddesinin 1c) paragrafı anlamında ikinci bir tutukluluk dönemi baꢀlamıꢀtır. Bu
dönem, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin baꢀvuranı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi
uyarınca mahkûm ettiği 18 Aralık 2003 tarihinde son bulmuꢀtur. Bu ikinci dönem, yaklaꢀık üç
yıl yedi ay sürmüꢀtür. Dolayısıyla, baꢀvuran toplam olarak yaklaꢀık altı yıl yedi ay tutuklu
kalmıꢀtır.
AĐHM, mevcut davada esas hakimlerinin yeterli gerekçe sunmayan birbirine benzer
ifadelerle ilgili ꢀahsın tutukluluk halinin devamına karar verdiklerini gözlemlemektedir.
Ayrıca, AĐHM’nin yerleꢀik içtihadında (bakınız Bulgaristan aleyhine Assenov ve diğerleri
davası, 28 Ekim 1998, prg. 154, Derleme 1998-VIII, Türkiye aleyhine Mansur davası, 8
Haziran 1995, prg. 52, seri A no 319-B, Türkiye aleyhine Ali Hıdır Polat davası, no 61446/00,
prg. 26, 5 Nisan 2005, ve Baltacı, ilgili bölüm, prg. 48), kullanılan formüllerde dile getirilen
unsurlar suçluluğun ciddi belirtilerinin var olduğu ve var olmaya devam ettiği ꢀeklinde
değerlendirilse de, bu kadar uzun bir süre baꢀvuranın tutuklu kalmaya devam etmesini tek
baꢀına haklı gösteremez.
Baꢀvuranın uzun tutukluluk süresini dikkate alan AĐHM, mevcut davada AĐHS’nin 5.
maddesinin 3. paragrafının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 4. PARAGRAFININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafına atıfta bulunan baꢀvuran, tutukluluğunun yasallığına
itiraz edebileceği bir hukuk yolunun bulunmamasından ꢀikâyetçi olmaktadır.
Hükümet, ısrarla baꢀvuranın olayın meydana geldiği dönemde yürürlükte olan eski Türk
Ceza Kanunu’nun ilgili hükümlerinde öngörüldüğü ꢀekilde tutukluluk halinin devamına itiraz
etmediğini hatırlatmaktadır.
AĐHM, bu sorunun baꢀvuranın AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafına dayalı olarak dile
getirdiği ꢀikâyetin özüyle yakından bağlantılı olduğu kanaatine varmakta ve esasla
birleꢀtirilmesi gerektiğine hükmetmektedir (bakınız Türkiye aleyhine Doğan Yalçın davası, no
15041/03, prg. 29, 19 ꢁubat 2008). AĐHM, bu ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı
anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi
bulunmadığını tespit etmektedir.
Esasa iliꢀkin olarak, konuyla ilgili içtihadına atıfta bulunan AĐHM (bakınız Türkiye
aleyhine Temel ve Taꢀkın davası (karar), no 40159/98, 14 Kasım 2002, Türkiye aleyhine
Acunbay davası, no 61442/00 ve 61445/00, prg. 48, 31 Mayıs 2005, ve Türkiye aleyhine
Çobanoğlu ve Budak davası, no 45977/99, prg. 37-39, 30 Ocak 2007), ulusal mahkemelerin
iddiaya göre aꢀırı olan tutukluluk haline son verme ve bu suretle baꢀvuranların iddia ettikleri
ihlalleri önleme ya da düzeltme imkânına sahip olduğu kanaatine varmaktadır.
Özellikle Hükümetin atıfta bulunduğu itiraz yolunu daha önce benzer davalarda
incelediğini belirten AĐHM, bir yandan uygulamada makul bir baꢀarı ꢀansı sunmadığı
(bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Koꢀti ve diğerleri davası, no 74321/01, prg. 22, Mayıs 2007) ve diğer yandan yargı organının hukuki nitelikli olması ve usule iliꢀkin
teminatları sunması zorunluluğuna ve özellikle yargının çeliꢀik olması ve taraflar arasında
silahların eꢀitliği gibi ilkelere uyulmaması dolayısıyla (bu bağlamda, bakınız Türkiye aleyhine
Bağrıyanık davası, no 43256/04, prg. 51, 5 Haziran 2007) bu itiraz yolunun etkisiz kaldığına
hükmettiğini hatırlatmaktadır.
Mevcut davayı inceleyen AĐHM, Hükümetin burada farklı bir sonuca varmak için
inandırıcı herhangi bir olgu ve argüman sunmadığı kanaatine varmaktadır.
Dolayısıyla AĐHM, mevcut koꢀullarda Hükümetin dile getirdiği itiraz yolunun etkili bir
hukuk yolu oluꢀturmadığı sonucuna varmakta ve Hükümetin itirazını reddederek, AĐHS’nin 5.
maddesinin 4. paragrafının ihlal edildiğine hükmetmektedir.
III. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. PARAGRAFININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Baꢀvuran, yargılama süresinin AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında öngörülen makul
süre ilkesine aykırılık teꢀkil ettiğini ileri sürmektedir.
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.
AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafındaki hükümlerde tüketilmesi istenen
yolların iddia edilen ihlallere iliꢀkin, mevcut ve aynı zamanda uygun bir yol olması
gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu tür iç hukuk yollarının mevcudiyeti sadece teorik olarak değil,
uygulamada da yeterince kesinlik kazanmıꢀ olması gerekir. Aksi takdirde istenen
eriꢀilebilirliğe ve etkinliğe sahip olamazlar. Bu koꢀulların bir arada bulunduğunu ispatlamak
Savunmacı Devlet’e aittir (bakınız, özellikle, Fransa aleyhine Vernillo davası, 20 ꢁubat 1991,
prg. 27, seri A no 198, Türkiye aleyhine Akdıvar ve diğerleri davası, 16 Eylül 1996, prg. 66,
Derleme 1996-IV, Fransa aleyhine Dalia davası, 19 ꢁubat 1998, prg. 38, Derleme 1998-I, ve
Fransa aleyhine Selmouni davası [GC], no 25803/94, prg. 75, CEDH 1999-V). Oysa,
Hükümet Türk hukuk sisteminde davacıların yargılama süresinin uzunluğunu ꢀikâyet
edebileceği etkili bir itiraz yolunun mevcut olduğunu kanıtlayamamıꢀtır (bakınız yine aynı
yönde, Türkiye aleyhine Tendik ve diğerleri davası, no 23188/02, prg. 36, 22 Aralık 2005).
Dolayısıyla, Hükümetin itirazı kabul edilemez. Ayrıca, AĐHM ꢀikâyetin AĐHS’nin 35.
maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka bir
kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla, sözkonusu
baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
Esasa iliꢀkin olarak Hükümet, özellikle davanın karmaꢀıklığı, baꢀvurana isnad edilen
suçların ciddiyeti ve bu suçlar için öngörülen cezanın ağırlığı dikkate alındığında, sözkonusu
yargılama süresinin aꢀırı olmadığını savunmaktadır.
AĐHM, dikkate alınması gereken dönemin baꢀvuranın yakalandığı 24 Eylül 1996 tarihinde
baꢀladığını ve Yargıtay’ın ilgili ꢀahsın mahkûmiyetini onadığı 29 Nisan 2004 tarihinde sona
erdiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, yargılama herbirinin iki kez incelendiği iki dereceli
mahkemeler önünde yaklaꢀık yedi yıl yedi ay sürmüꢀtür. Öte yandan, AĐHM tüm yargılama
süreci boyunca baꢀvuranın tutuklu kaldığını tespit etmektedir. Bu durum davaya bakmakla
görevli mahkemelerin adaleti en kısa sürede tesis etmelerini gerektirir (bakınız Rusya aleyhine
Kalachnikov davası, no 47095/99, prg. 132, CEDH 2002-VI).
AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunların tartıꢀıldığı çok sayıda davaya baktığını ve
içtihadında yeralan kıstaslar ıꢀığında “makul süre” zorunluluğunun yerine getirilmediğine
hükmettiğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğer bir çoğu arasından, Fransa aleyhine Pélissier ve
Sassi davası [GC], no 25444/94, prg. 67, CEDH 1999-II, Türkiye aleyhine Temel ve Taꢀkın
davası, no 40159/98, prg. 75, 30 Haziran 2005, ve Türkiye aleyhine Mahmut Yaman davası, no
33631/04, prg. 21, 20 Ocak 2009). Hükümetin bu davada farklı bir sonuca varmaya yetecek
nitelikte inandırıcı hiçbir delil veya argüman sunmadığını tespit eden AĐHM, aynı
gerekçelerle, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
IV. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunarak, gözaltı sırasında iꢀkence gördüğünü
iddia etmektedir.
Baꢀvuran, ayrıca AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunmakta ve davasına bakan Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin 1999 Haziran ayına kadar bünyesinde bir askeri yargıç
bulundurması dolayısıyla bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olamadığını savunmaktadır.
Baꢀvuran, bir yandan Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yürütülmesi ve diğer yandan
da gözaltı sırasında ve sulh ceza mahkemesi önünde tercüman yardımı alma talebinin gerekçe
gösterilmeden reddedilmesi dolayısıyla davasının adil bir ꢀekilde yargılanmadığından
ꢀikâyetçi olmaktadır.
Baꢀvuran, ayrıca savcının Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin karar alma duruꢀması dahil
tüm duruꢀmalara katıldığını iddia etmektedir.
AĐHS’nin 3. maddesine dayalı ꢀikâyetle ilgili olarak, dile getirilen olaylar ile suç duyurusu
arasında geçen zamanı ve bu uzun zaman içerisinde baꢀvuranın özensiz tutumunu dikkate alan
AĐHM, bu ꢀikâyetin gecikmeli olduğuna kanaat getirmekte ve altı aylık süre kuralına
uymadığı gerekçesiyle AĐHS’nin 35. maddesinin 1 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi
gerektiğine hükmetmektedir (bakınız Türkiye aleyhine Akyaz davası, no 6178/04, prg. 40, 7
Temmuz 2009, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Hasan Aksakal davası, no 70285/01, 11
Ekim 2007, Türkiye aleyhine Aydın ve diğerleri davası, no 46231/99, 26 Mayıs 2005, Kıniꢀ
(karar), no 13635/04, 28 Haziran 2005, ve Türkiye aleyhine Üçak ve Kargılı davası (karar), no
75527/01 ve 11837/02, 28 Mart 2006).
Baꢀvuranın AĐHS’nin 6. maddesine dayalı ꢀikâyetiyle ilgili olarak, elindeki tüm unsurları
dikkate alan AĐHM, mevcut davada AĐHS tarafından garanti altına alınan hak ve
özgürlüklerden hiçbirinin ihlal edilmediğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, bu ꢀikâyetler açıkça
dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca
reddedilmelidir.
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Baꢀvuran, maddi zarar karꢀılığı olarak 20 000 Euro ve manevi tazminat olarak da 000 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran ayrıca, yargılama masraf ve giderleri için 1 000 Euro
talep etmekte, ancak bu talep için herhangi bir kanıt belgesi sunmamaktadır.
Öte yandan ilgili ꢀahıs, AĐHM’nin yargılama sürecinde AĐHS’nin 6. maddesi anlamında
haksızlık yapıldığı yönünde karar vermesi durumunda, davanın ulusal mahkemeler önünde
yeniden görülmesini istemektedir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığına
hükmederek, bu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın, AĐHM baꢀvurana manevi tazminat olarak 000 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağı kanaatindedir. Yargılama masraf ve
giderleri için talep edilen tutarla ilgili elinde herhangi bir kanıt belgesi bulunmamasını dikkate
alan AĐHM, bu talebi reddetmektedir.
Baꢀvuranın önerdiği kiꢀisel tedbir konusunda, yukarıda vardığı sonuçları dikkate alan
AĐHM, bu talebi de reddetmektedir.
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini kaydetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun tutukluluk süresinin uzunluğuna (AĐHS’nin 5/3 maddesi), tutukluluk süresinin
uzunluğuna karꢀı etkili bir baꢀvuru yolunun bulunmadığına (AĐHS’nin 5/4 maddesi) ve
yargılama süresinin uzunluğuna (AĐHS’nin 6/1 maddesi) yönelik ꢀikayetlerin kabuledilebilir
olduğuna;
2. Kalan diğer ꢀikayetlerin kabuledilemez olduğuna;
3. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
4. AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;
5. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
6. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 5.000 (beꢀ bin)
Euro manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
7. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 26 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło