17721/02
WyrokETPCz2007-06-05ECLI:CE:ECHR:2007:0605JUD001772102
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skarżący doznał nieludzkiego lub poniżającego traktowania podczas zatrzymania przez policję, naruszając art. 3 Konwencji, oraz czy władze krajowe przeprowadziły skuteczne dochodzenie w tej sprawie?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżący doznał obrażeń (pourazowe zaburzenie kręgosłupa i stare pęknięcie kręgu C6) w czasie zatrzymania przez policję, co potwierdzały spójne zeznania skarżącego, świadków oraz raporty medyczne. Ponieważ rząd nie przedstawił wiarygodnego wyjaśnienia pochodzenia tych obrażeń, Trybunał stwierdził naruszenie materialnego aspektu art. 3 Konwencji, zgodnie z zasadą, że państwo ma obowiązek wyjaśnić obrażenia powstałe w trakcie pozbawienia wolności. Dodatkowo, Trybunał stwierdził naruszenie proceduralnego aspektu art. 3, ponieważ dochodzenie krajowe w sprawie zarzutów złego traktowania było opóźnione i nieskuteczne. Władze nie przesłuchały kluczowych świadków (lekarza, prawnika), a długotrwałość postępowania uniemożliwiła identyfikację sprawców, co naruszyło wymóg rzetelnego i szybkiego dochodzenia.Stan faktyczny
Skarżący, Hürriyet Yılmaz, został zatrzymany 1 sierpnia 1996 r. pod zarzutem udziału w napadzie z bronią w ręku. Twierdził, że podczas zatrzymania był bity w szyję i plecy, a następnie poddany złemu traktowaniu w komisariacie. Raporty medyczne z października 1996 r. i marca 1998 r. potwierdziły u niego pourazowe zaburzenie kręgosłupa i stare pęknięcie kręgu C6, które powstały w okresie zatrzymania. Władze krajowe wszczęły dochodzenie przeciwko funkcjonariuszom policji, jednak ostatecznie zostali oni uniewinnieni z powodu braku dowodów, a Sąd Kasacyjny oddalił odwołanie skarżącego.Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że skarga dotycząca złego traktowania podczas zatrzymania i nieskutecznego dochodzenia jest dopuszczalna, a pozostała część skargi jest niedopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w odniesieniu do traktowania skarżącego podczas zatrzymania. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w odniesieniu do nieskutecznego dochodzenia władz w sprawie zarzutów złego traktowania przez policję. Nie zasądza zadośćuczynienia na podstawie art. 41 Konwencji.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
HÜRRİYET YILMAZ/TÜRKİYE
(Başvuru no. 17721/02)
KARAR
STRAZBURG Haziran 2007
Sözkonusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak,şekle ilişkin
değişiklik yapılabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USULİ İŞLEMLER
Davanın nedeni, Türk vatandaşı Hürriyet Yılmaz’ın (“başvuran”), 8 Ocak 2002
tarihinde, insan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”)
34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı
başvurudur (başvuru no. 17721/02).
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
Başvuran, 1960 doğumludur ve halen Isparta Cezaevi5nde gözaltında tutulmaktadır.
Başvuranın silahlı soyguna dahil olduğundan şüphe edilmiştir. 1 Ağustos 1996’da
İstanbul Emniyet Müdürlüğü organize suçlar birimi polis memurları bir operasyon düzenlemiş
ve başvuran yakalanmıştır. Yakalanması sırasında dövüldüğü, boynuna ve sırtına vurulduğu
iddia edilmektedir. Müteakiben tıbbi bir muayeneye tabi tutulmaksızın Gayrettepe’de bulunan
Emniyet Müdürlüğü Binası’na götürülmüştür.
Emniyet müdürlüğü binasında gözlerinin bağlandığı ve sorguya çekildiği iddia
edilmiştir. Ancak Hükümet başvuranın ifadesinin avukatı eşliğinde alındığını öne sürmüştür. Ağustos 1996 tarihinde Haydarpaşa Hastanesi’ne kaldırılmış ve bir doktor tarafından
muayene edilmiştir. Hazırlanan raporda doktor başvuranın vücudunda yara izine
rastlamadığını belirtmiştir. senesi Eylül ayında boyun ve yüz felcinden şikayetçi olarak cezaevi doktorunu
görmek istemiş ve doktor kendisini Kartal Hastanesi’ne transfer etmiştir. Eylül 1996 tarihinde başvuran yakalandığı sırada şiddetli şekilde dövüldüğünü ileri
sürmüştür.
Belirli tıbbi testler sonrasında 15 Ekim 1996 tarihinde Kartal Hastanesi yayınladığı
tıbbi raporda travma sonrası vertebra bozukluğu yaşadığını belirtmiştir.
Cumhuriyet Savcısının isteği üzerine İstanbul Adli Tıp Kurumu başvuranın
yaralanmasına ilişkin nihai bir rapor hazırlamıştır. 23 Mart 1998 tarihli bu raporda Adli Tıp
Kurumu başvuranın aldığı yaraların hayati bir tehlike oluşturmaması yanında yirmi beş gün
boyunca çalışmasının uygun olmadığı sonucuna varmıştır. Hazırlanan rapor, Kartal
Hastanesi’nin 15 Ekim 1996 tarihli raporuna dayanmaktadır. Eylül 2000 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, delil eksikliği nedeniyle
başvuranı dövmekle suçlanan polis memurlarının beraatına karar vermiştir. Temmuz 2002 tarihinde Yargıtay başvuranın itiraz talebini reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran AİHS’nin 3. maddesi uyarınca yakalandığı ve müteakiben Emniyet
Müdürlüğü Binası’nda gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz bırakıldığı
hususunda şikayette bulunmuştur. Ayrıca, yerel makamların kötü muameleden sorumlu polis
memurlarının cezalandırılmasını sağlayacak etkin bir soruşturma yürütmediklerini ileri
sürmüştür. AİHS’nin 3. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”
Hükümet sözkonusu iddialara itiraz etmiştir.
A. Başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye
maruz bırakıldığı iddiası
Başvuran Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü Binası’nda gözaltında tutulduğu sırada
çeşitli kötü muamele şekillerine maruz bırakıldığını ileri sürmüştür. Bu bağlamda, çıplak
bırakıldığını, kendisine vurulduğunu, copla dövüldüğünü ve testislerinin sıkıştırıldığını
belirtmiştir.
Hükümet başvurunun bu kısmı hususunda görüş belirtmemiştir.
AİHM öncelikle başvuranın, yerel makamlar önünde, iddiasının sözkonusu kısmını
öngörülen şekilde ve esasta sunmadığını belirtmektedir. İkinci olarak kötü muamele
iddialarının
uygun
delillerle
desteklenmesi
gerektiğini
hatırlatmaktadır.
Delilleri
değerlendirmek için AİHM genel olarak “makui şüphenin ötesinde” kanıt standartını
uygulamaktadır (bkz., Talat Tepe/Türkiye, no. 31247/96, § 48, 21 Aralık 2004). Ancak bu tür
bir kanıt, yeterli derecede güçlü, açık ve uygun çıkarımların veya çürütülmemiş benzer maddi
karinelerin birarada mevcut olmasından kaynaklanabilmektedir (bkz., Labita/İtalya, no.
26772/95, § 121, AİHM 2000-IV).
Sözkonusu davada başvuran, Emniyet Müdürlüğü Binası’nda sorgulandığı sırada
çıplak bırakıldığı, kendisine vurulduğu, copla dövüldüğü ve testislerinin sıkıştırıldığı
hususunda şikayette bulunmuştur. Bununla birlikte, birçok unsur başvuranın iddialarından
şüphe duyulmasına yol açmaktadır. AİHM polis tarafından gözaltında tutulduğu son gün
başvuranın
Haydarpaşa
Hastanesinde
bir
doktor
tarafından
muayene
edildiğini
gözlemlemektedir. Sözkonusu rapora göre, vücudunda kötü muamele izi bulunmamaktadır.
AİHM rapordaki ayrıntı eksikliğinin farkındadır. Ancak, başvuran iddialarına ağırlık
kazandıracak bir delil sunmamıştır. Bununla birlikte, Hükümet’in sunduğu görüşlerden
başvuranın polise verdiği ifadenin avukatı Gürkan Atabay eşliğinde alındığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle AİHM dava dosyasında başvuranın iddia ettiği gibi polis tarafından gözaltında
tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığını gösteren bir bilgi bulunmadığı kanısındadır.
Yukarıda kaydedilenler ışığında AİHM başvuranın savunulabilir bir iddia ortaya
koymadığı ve başvurunun sözkonusu kısmının AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri bağlamında
temelden yoksun olması nedeniyle kabuledilmez olduğuna karar verilmesi gerektiği sonucuna
varmaktadır.
B. Başvuranın yakalandığı sırada kötü muameleye uğradığına ilişkin iddiası
1.Kabuledilebilirlik
Hükümet AİHM’den, AİHS’nin 35
§ 1. maddesi uyarınca iç hukuk yollarının
tüketilmesi gereğine uyulmaması nedeniyle kabuledilmez olduğu için başvurunun
reddedilmesini talep etmiştir. Başvuranın, hukuk mahkemelerinde veya idari mahkemelerde
dava açarak uğradığını iddia ettiği zararın tazminini talep etmesi mümkün olduğu halde
etmediğini ileri sürmüştür.
AİHM daha önce benzeri davalarda Hükümet’in ilk itirazlarını incelemiş ve reddetmiş
olduğunu yinelemektedir (bkz,, Karayiğit/Tiirkiye, no. 63181/00, 5 Ekim 2004). Sözkonusu
davada, yukarıda anılan davada vardığı sonuçlardan farklı sonuçlara varmasına neden olacak
özel bir durum görmemektedir. Sonuç olarak, Hükümet’in ilk itirazını reddetmektedir.
AİHM başvuranın şikayetinin AİHS bağlamında karara bağlanması için esasların
incelenmesinin gerektiği olaylara ve hukuka ilişkin ciddi konulan ortaya çıkardığı
kanısındadır. Bu nedenle başvurunun, AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca temelden yoksun
olmadığı sonucuna varmaktadır. Kabuledilmez olduğu kanısına varmak için başka bir gerekçe
görülmemektedir. Bu nedenle kabuledilebiliır olduğuna karar verilmelidir.
2. Esaslar
a) Kötü muamele iddiaları
AİHM kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini
yinelemektedir. Sözkonusu delilleri değerlendirmek için “makul şüphenin ötesinde” kanıt
standartını kabul etmektedir ancak bu tür bir kanıtın, yeterli derecede güçlü, net ve uygun
çıkarımların veya çürütülmemiş benzer maddi karinelerin bir arada mevcut olmasından
kaynaklanabileceğini belirtmektedir. AİHM birçok kez bir kişinin gözaltında veya polis
kontrolünde tutulduğu sırada yaralanması durumunda bu tür bir yaralanmanın kişinin kötü
muameleye maruz bırakıldığı şeklinde anlaşılacağına karar vermiştir. Devlet, sözkonusu
yaralanmalara neyin neden olduğuna ilişkin bir açıklamada bulunmakla yükümlüdür. Aksi
halde AİHS’nin 3. maddesi bağlamında ciddi bir konu ortaya çıkacaktır.
AİHM öncelikle 15 Ekim 1996 ve 23 Mart 1998 tarihli tıbbi raporların başvuranın
travma sonrası vertebra bozukluğu yaşadığını ve C6 vertebrasında eski bir çatlak
bulunduğunu gösterdiğini belirtmektedir. Ayrıca sözkonusu yaralanmaların, 15 Ekim 1996
tarihinden en az üç hafta önce oluştuğu tespit edilmiştir. AİHM bunun başvuranın
yakalanması ile aynı tarihe denk geldiğini belirtmektedir.
Bununla birlikte başvuranın Cumhuriyet Savcısı’na sunduğu dilekçesindeki görüşleri
ve Isparta Sulh Ceza Mahkemesi ile Isparta Ağır Ceza Mahkemesi Önündeki müteakip
ifadeleri uyumludur. Görgü tanıklarının ifadeleri, başvuranın ifadelerini desteklemektedir.
Mahekeme’nin görüşüne göre tıbbi raporlardaki bulgular başvuranın yakalandığı sırada
sırtından ve boynundan darbeler aldığına ilişkin iddialarına uygundur.
AİHM ayrıca Hükümet’in başvurana ilişkin tıbbi raporlardaki yaralanmaların nasıl
oluştuğuna ilişkin inandırıcı bir açıklama sunmadığını gözlemlemektedir.
Dava koşulları ve Hükümet’in, başvuranın aldığı yaraların nasıl oluştuğuna ilişkin
açıklamada bulunmaması gözönüne alındığında AİHM, sözkonusu yaralanmaların
sorumluluğu Devlet’e ait olan bir muamele sonucu olduğu kanısındadır.
Dolayısıyla bu hususta AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
b) Etkin soruşturma yapılmadığına ilişkin iddialar
Başvuran ayrıca AİHS’nin 3. maddesi uyarınca yetkili makamların kötü muameleye
uğradığına ilişkin şikayetleri hususunda etkin bir soruşturma yürütmediklerini ileri sürmüştür.
Hükümet sözkonusu iddialara itiraz etmiştir. Yetkili makamların başvuranın iddiaları
hususunda ciddi bir soruşturma yürüttüklerini belirtmiştir.
Kişinin 3. maddenin ihlali yönünde polis tarafından ciddi şekilde kötü muameleye
maruz bırakıldığına ilişkin iddiada bulunması durumunda Devlet’in AİHS’nin 1. maddesi
uyarınca “kendi yetki alan[ı] içinde bulunan herkese ... Sözleşme’nin birinci bölümünde
açıklanan hak ve Özgürlükleri tanı [masına] "ilişkin genel yükümlülüğü ile bağlantılı olan
sözkonusu madde, etkin bir resmi soruşturma yapılmasını gerekli kılmaktadır. Bu soruşturma
sorumlu olan tarafların tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlamalıdır. AİHM içtihatınca
tanımlanan etkinliğe ilişkin minimum standartlar soruşturmanın bağımsız ve tarafsız
olmasına, kamu araştırmasına tabi tutulmasına ve yetkili makamların örnek teşkil edecek bir
gayret ve ivedilik ile hareket etmelerine ilişkin gerekleri kapsamalıdır (bkz., Çelik ve
İmret/Türkiye, no. 44093/98, § 55,26 Ekim 2004).
Sözkonusu davada AİHM öncelikle başvuranın yetkili makamlar önünde yakalandığı
sırada boynuna ciddi darbeler aldığı hususunda şikayette bulunduğunu belirtmektedir.
Başvuran içerisinde iddialarını destekleyen görgü tanıklarının isimlerinin geçtiği tıbbi bir
rapor sunmuştur. AİHM, tıbbi delillerin ve başvuranın şikayetinin yaralanmasına polisin yol
açmış olabileceği hususunda bir şüpheye neden olduğu kanısındadır. Bu nedenle yetkili
makamlar, AİHS’nin 3. maddesinin yukarıda anılan gereklerini gerçekleştiren etkin bir
soruşturma gerçekleştirme yükümlülüğü altındadır.
AİHM, başvuranın 16 Eylül 1996 tarihli şikayetini müteakiben İstanbul Cumhuriyet
Savcısı’nın yine başvuranın iddialarına ilişkin bir soruşturma başlattığını belirtmektedir.
Ancak sözkonusu soruşturmanın ivedilikle yürütüldüğü veya bir diğer değişle “etkin” olduğu
kanısında değildir.
AİHM, iddiaların ciddiyetine rağmen adli makamların soruşturmayı ivedilikle
yürütmedikleri gerçeğini dikkat çekici bulmaktadır. Bu bağlamda Cumhuriyet Savcısının
görgü tanıklarından başvuranın 1997 senesi Ocak ayında ilk olarak yakalanmasına ilişkin
ifade almış olduğu gözlemlenmektedir. Görgü tanıkları ifadelerinde başvuranı 1 Ağustos
1996’da döven polis memurlarını gördüklerini ve yüz yüze gelme fırsatları olsa kendisini
teşhis edebileceklerini belirtmişlerdir. AİHM ayrıca İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun nihai
raporunu iddia edilen olaydan 18 ay sonra 23 Mart 1998’e kadar hazırlamamasını da dikkat
çekici bulmaktadır. Bu noktada Adli Tıp Kurumu’nun sözkonusu raporu yalnızca Kartal
Hastanesi’nin 15 Ekim 1996 tarihli raporuna dayanarak hazırladığını belirtmek önemlidir.
Cumhuriyet Savcısı, olaydan iki yıl soma 3 Haziran 1998 tarihinde dört polis memuru
aleyhinde cezai takibat başlatmıştır. Tanıklar
Şubat 1999’da İstanbul Sulh Ceza
Mahkemesince yeniden dinlenmiştir ancak, ne başvurana ne de tanıklara suçlanan polis
memurları ile karşılaşma şansı verilmemiştir. Sulh Ceza Mahkemesi 29 Aralık 1999Ma
takipsizlik kararı verdiğinde cezai takibat üç yıldan fazla süredir devam etmektedir. 2000
senesi Ocak ayında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde devam etmekte olan cezai
takibatta aynı görgü tanıkları ve suçlanan polis memurları bir kez daha Ağır Ceza Mahkemesi
önünde dinlenmiştir. Ancak bu sefer tanıklar, olayın gerçekleştiği tarihte başvuranı döven
polis memurlarını görmüş olmalarına rağmen uzun bir süre geçmiş olması sebebiyle
karşılaşsalar dahi polis memurlarını tanıyamayacaklarını belirtmişlerdir. Tüm bunları
gözönünde
bulunduran
AİHM
yetkili
makamların
soruşturmayı
gereken
süratle
yürütmedikleri sonucuna varmıştır. Sözkonusu gecikme nedeniyle başvuran ve görgü tanıkları
polis memurları ile yüz yüze görüşme ve onları teşhis etme fırsatından mahrum bırakılmıştır.
AİHM ayrıca cezai takibatın hiçbir aşamasında 1 Ağustos 1996 tarihli tıbbi raporu
hazırlayan doktorun veya polis tarafından gözaltında tutulduğu süre içerisinde başvurana
yasal yardım sağlayan avukat Gürkan Atabay’ın ifadesinin alınmadığım belirtmektedir.
Ayrıca soruşturma dosyasından cezai takibattan sorumlu makamların veya yerel
mahkemelerin başvuranın vertebral bozukluğunun ve C6 vertebrasında oluşan çatlağın nasıl
oluştuğuna ilişkin açıklama gelmediği anlaşılmaktadır.
Yukarıda kaydedilenler ışığında AİHM, başvuranın yakalandığı sırada kötü
muameleye uğradığına ilişkin iddiasının AİHS’nin 3. maddesinin gerektirdiği gibi yerel
makamlarca etkin bir soruşturmaya tabi tutulmadığı sonucuna varmaktadır.
Bu nedenle sözkonusu hususta 3. madde usul yönünden ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
Başvuran adil tazmine ilişkin bir talep sunmamıştır. Dolayısıyla AİHM kendisine bu
hususta tazminat verme gereği olmadığı kanısındadır.
BU NEDENLERLE, AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuranın yakalanması sırasında kötü muamele gördüğü ve yetkili makamların bu
iddiaya
ilişkin
etkin
bir
soruşturma
yürütmedikleri
hususundaki
şikayetin
kabuledilebilir ve başvurunun geri kalanının kabuledilmez olduğuna;
2. Başvuranın yakalandığı sırada gördüğü muamele hususunda AİHS’nin 3. maddesinin
ihlal edilmiş olduğuna;
3. Yetkili makamların, başvuranın polis tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığına
ilişkin iddiaları hususunda etkin bir soruşturma yürütmediklerine ve bu nedenle
AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve
3. fıkraları uyarınca 5 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło