17727/02

WyrokETPCz2009-07-21ECLI:CE:ECHR:2009:0721JUD001772702

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długość aresztu tymczasowego w okresie 16-21 sierpnia 2001 roku naruszyła prawo do szybkiego postawienia przed sędzią lub zwolnienia z art. 5 ust. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał swoje ugruntowane orzecznictwo dotyczące wymogu „niezwłoczności” w kontekście art. 5 ust. 3 Konwencji. Stwierdził, że pięciodniowy okres zatrzymania bez kontroli sądowej, nawet w sprawach dotyczących terroryzmu, przekroczył granice czasowe ustalone w jego orzecznictwie. Trybunał odwołał się do wcześniejszych wyroków, takich jak Brogan i inni przeciwko Zjednoczonemu Królestwu, gdzie nawet krótsze okresy (cztery dni i sześć godzin) zostały uznane za nadmierne, co doprowadziło do wniosku o naruszeniu Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Özgür Dün, urodzony w 1984 roku i zamieszkały w Diyarbakır, był kilkakrotnie zatrzymywany przez turecką policję. Skarga dotyczyła zatrzymań w dniach 15-17 kwietnia 2000 r., 16-21 sierpnia 2001 r. oraz 3-6 grudnia 2001 r. W trakcie zatrzymania w sierpniu 2001 r. skarżący podpisał protokół, w którym przyznał się do członkostwa lub wspierania PKK, choć później twierdził, że podpisał go pod przymusem. Został uniewinniony 11 czerwca 2002 r. w sprawie dotyczącej zatrzymania w sierpniu 2001 r. W innej sprawie, dotyczącej zatrzymania w grudniu 2001 r., został zwolniony z powodu braku dowodów.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą naruszenia art. 5 ust. 3 Konwencji w związku z zatrzymaniem w dniach 16-21 sierpnia 2001 r. za dopuszczalną, a pozostałe skargi za niedopuszczalne. 2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 3. Zasądził skarżącemu 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, płatne przez Rząd pozwany w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami. 4. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   DÜN - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:17727/02 )   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   Bu karar 6 Kasım 2009 tarihinde AİHM iç tüzüğünün 81. maddesi uyarınca düzeltilmiştir   STRAZBURG   Temmuz 2009   İşbu karar Sözleşme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup   şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   _____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel   Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak   belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi   ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   T.C. vatandaşı Özgür Dün tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 21 Şubat 2002 tarihinde   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına   ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan   (17727/02) numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.   Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır barosu   avukatlarından M. Beştaş tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Başvuran 1984 doğumlu olup Diyarbakır’da ikamet etmektedir.   Başvuran ilk kez 15-17 Nisan 2000 tarihleri arasında gözaltına alınmıştır. Başvuran 16   Ağustos 2001 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından diğer üç kişi ile   birlikte yeniden gözaltına alınmıştır. Başvuran yasadışı örgüt PKK mensubu olduğunu ve bu   örgüte yardım ve yataklık yaptığını belirten yakalama tutanağını imzalamıştır. Adıgeçen 21   Ağustos 2001 tarihinde bir adli tıp uzmanı tarafından muayene edilmiştir. Düzenlenen sağlık   raporunda başvuranda herhangi bir darp ya da yara izine rastlanılmadığı ifade edilmiştir.   Başvuran aynı gün Cumhuriyet Savcısı ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Hakimi   önüne çıkarılmıştır. Başvuran anılan yetkililer karşısında herhangi bir ayrıntıya girmeksizin   ifade tutanağını baskı altında imzaladığını öne sürmüştür. Başvuran 23 Ağustos 2001   tarihinde TCK’nın 168/2 maddesi uyarınca PKK üyesi olmakla itham edilmiştir.   Başvuran 23 Ekim 2001 tarihli duruşmanın akabinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest   bırakılmıştır. Bu süreç 11 Haziran 2002 tarihinde başvuran hakkında verilen beraat kararıyla   sona ermiştir.   Aralık 2001 tarihinde başvuranın PKK üyesi olmasına ilişkin düzenlenen başka bir   soruşturma kapsamında adı geçen üçüncü kez gözaltına alınmıştır. Başvuran yakalama   tutanağını imzalamıştır. 6 Aralık 2001 tarihinde nöbetçi hakimi delil yetersizliğinden   başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını kararlaştırmıştır.   Aralık 2001 tarihinde TCK’nın 168/2 maddesi gereğince başvuran hakkında PKK üyesi   olmak suçundan cezai yargılama süreci başlatılmıştır. Dava dosyasında yargı sürecinin akıbeti   hakkında herhangi bir bilgi yer almamaktadır.   HUKUK   AİHS’nin 3. maddesine atıfta bulunan başvuran, öncelikle polis nezaretindeki gözaltılar   sırasında kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmüştür. Başvuran bir suç işlediğini gösterir   makul gerekçelerin bulunmaması ve aleyhinde yapılan suçlamalar hakkında   bilgilendirilmemesi doğrultusunda yasaya aykırı olarak tutuklandığını iddia ederek AİHS’nin   5. maddesini öne sürmektedir. Başvuran, son olarak, gözaltıların süresinden şikayetçidir.   Hükümet başvuranın kötü muamele ile ilgili iddialarını yetkili merciler nezdinde dile   getirmemesi nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet,   ayrıca, başvurunun gecikmeli olarak yapıldığını savunmaktadır. Hükümet bu bağlamda,   başvuranın avukatının imzasını taşıyan başvuru dilekçesinin tarihinin 31 Ocak 2002   olduğunu, AİHM’nin başvuru dilekçesine “alındı” kaşesini ise 27 Şubat 2002 tarihinde   koyduğunu ifade etmektedir.   AİHM, AİHS’nin 3. maddesi kapsamında gözaltında kötü muameleye maruz kalındığına ilişkin   şikayet hususunda, başvuranın AİHS’nin 3. maddesine aykırı olduğunu ileri sürdüğü iddialarını   destekleyici asgari düzeyde herhangi bir delil başlangıcını veya unsurunu sunmadığını   saptamaktadır (Bkz. diğerleri arasında Avcı-Türkiye no: 52900/99, 30 Kasım 2004, Kılıçgedik-   Türkiye no: 55982/00, 1 Haziran 2004 ve Jeong-Çek Cumhuriyeti no: 34140/03, 13 Şubat   2007). Dolayısıyla AİHM, şikayetin bu bölümünün dayanaktan yoksun bulunduğu ve bu   cihetle AİHS’nin 35/3 ile 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna   ulaşmaktadır.AİHS’nin 5. maddesi hakkındaki şikayetler hususunda ve Sözleşme’nin bilhassa   5/1 c) maddesine değin «şüpheler» ile ilintili olarak AİHM, bu konudaki yerleşik içtihadını   yinelemekte ve hürriyetten yoksun bırakma işleminin başvurana dair şüphelerin teyidi veya   bertaraf edilmesi sonucunu doğurduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Murray-Birleşik Krallık kararı,   Ekim 1994, seri: A, no: 300-B ve Brogan vd.-Birleşik Krallık 29 Kasım 1988, seri: A   no:145-B). Son olarak, başvurana, aleyhinde yapılan suçlamalar hakkında bilgi verilmediği   konusunda (5/2 madde) AİHM, 16 Ağustos 2001 ve 3 Aralık 2001 tarihli yakalama   tutanaklarının başvuranın imzasını taşıdığını ve bu belgelerin başvuranın Emniyet   Müdürlüğü’nün PKK’ya yönelik düzenlediği bir soruşturma kapsamında yakalandığını ortaya   koyduğunu gözlemlemektedir (Bkz. diğerleri arasında, Dikme-Türkiye no: 20869/92). Yapılan   bu şikayetler dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AİHS’nin 35/3 ve 4. maddeleri gereğince   kabuledilemez bulunmalıdır.   Başvuranın gözaltı süresinin uzunluğu hakkındaki şikayeti ile ilintili olarak (5/3 madde)   AİHM, öncelikle gözaltı süresinin 15-17 Nisan 2000 tarihlerini kapsadığını, 21 Şubat 2002   tarihinde yapılan başvurunun altı ay kuralına uygun gerçekleşmediğini ifade etmektedir.   Dolayısıyla, başvurunun bu bölümü AİHS’nin 35/1 ve 4. maddeleri uyarınca kabuledilemez   bulunmaktadır.   AİHM, 3-6 Aralık 2001 tarihleri arasındaki gözaltı süresi ile ilgili olarak, yapılan bu şikayete   ilişkin hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını, dolayısıyla bahse konu şikayetin   kabuledilebilir olduğunu belirtmektedir. AİHM, bu şikayete konu gözaltı süresinin üç gün   olduğunu gözlemlemektedir. AİHM, uzunluk bakımından ele alındığında gözaltı süresinin 5/3   maddesi çerçevesinde yerleşik içtihatta yer alan zaman kısıtlamasının dışına çıkmadığını ifade   etmektedir (Bkz. Cangöz-Türkiye kararı no: 28480/02, 5 Aralık 2006). Başvuran hakkında   yapılan ithamları, yakalanan kişi sayısını ve yürütülen soruşturma kapsamındaki delil   unsurlarını göz önünde bulunduran AİHM, sözkonusu gözaltı süresinin «gerekli» olup   olmadığı hususuna olumlu karşılık vermektedir. AİHM bu şartlar altında, başvuranın yetkili bir   hâkim karşısına çıkarılmadan evvel tutuklu olarak kaldığı sürenin AİHS’nin 5/1 ve 3.   maddesinde yer alan gereklilikleri karşıladığı kanısındadır. Dolayısıyla, başvurunun bu bölümü   temelden yoksun bulunmaktadır ve AİHS’nin 35/3 ve 4. maddesine uygun olarak   reddedilmelidir.   Bununla birlikte, başvuranın gözaltı süresinin 16 Ağustos 2001 tarihinde başlayıp 21 Ağustos   tarihinde sona erdiği ve bu sürenin altı ay kuralına uymadığı itirazı ile ilgili olarak   AİHM, halihazırdaki uygulamada bir başvurunun sunulma tarihinin, başvuranın başvuru   sunma arzusunu dile getirmek ve başvurusunun niteliğine ilişkin birtakım veriler sunmak için   Mahkeme ile temas ettiği ilk tarihe tekabül ettiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Chalkley-Birleşik   Krallık kararı no: 63831/00, 26 Eylül 2002). O halde başvuran 21 Şubat 2002 tarihinde, yani   gözaltı süresinin akabinde altı ay içinde AİHM’ye başvuruda bulunmuştur. AİHM bu nedenle   Hükümetin altı ay kuralına ilişkin itirazını reddetmektedir (Bkz. Melek Sima Yılmaz-Türkiye   kararı no: 37829/05, 30 Eylül 2008). Öte yandan, yapılan şikayetin bu bölümünün AİHS’nin   35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM,   ayrıca başka açılardan bakıldığında da şikayete ilişkin herhangi bir kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir. Bilahare AİHM,   gözaltı süresinin beş gün olduğunu kaydetmektedir. AİHM daha önceki kararlarda adli   denetim olmaksızın dört gün altı saat süren gözaltı süresinin toplum genelini terörizme karşı   koruma amacı olsa dahi AİHS’nin 5/3 maddesi bağlamındaki zaman kısıtlamalarının dışına   çıktığı sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Bkz. sözü edilen Brogan vd. kararı ve Sar vd.-   Türkiye kararı, no: 74347/01, 5 Aralık 2006). Dolayısıyla, bahsekonu gözaltı süresinin   uzunluğu nedeniyle AİHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.   Geriye AİHS’nin 41. maddesinin uygulanması kalmaktadır. Başvuran bu doğrultuda manevi   tazminat için 15.000 YTL1. (yaklaşık 7.000 Euro) ve yargılama masraf ve giderleri için   16.150 YTL (yaklaşık 7.580 Euro) talep etmekle birlikte bu isteklerini destekleyen herhangi   bir kanıtlayıcı belge sunmamıştır. Hükümet bu miktarlara itirazda bulunmaktadır.   Manevi tazminata dayalı bir tazmin talebi ile ilgili olarak AİHM, dava koşulları göz önünde   bulundurulduğunda başvurana 500 Euro ödenmesi gerektiği kanaatindedir. Yargılama masraf   ve giderlerinin tazmini talebi ise, herhangi bir kanıtlayıcı belgenin sunulmaması nedeniyle   AİHM tarafından reddedilmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. 16-21 Ağustos 2001 tarihleri arasındaki gözaltı süresine ilişkin AİHS’nin 5/3 maddesi   hakkındaki şikayetin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. AİHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AİHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat   olarak 500 (beş yüz) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   1 Ocak 2005 tarihinde Yeni Türk Lirası (YTL), Türk Lirası’nın (TL) yerini almıştır. 1 YTL 1 milyon TL’sına   karşılık gelmektedir.     İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 21 Temmuz 20091 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   6 Kasım 2009 tarihinde değiştirilmiştir: karar tarihi 30 Haziran 2009 olarak yer almaktaydı.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło