17765/02

WyrokETPCz2007-05-03ECLI:CE:ECHR:2007:0503JUD001776502

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długość aresztu tymczasowego i przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego oraz prawo do rzetelnego procesu w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 5 ust. 3 i art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że areszt tymczasowy skarżącego, trwający łącznie około 11 lat i 3 miesiące, przekroczył rozsądny termin, ponieważ sądy krajowe uzasadniały jego przedłużenie stereotypowymi formułami, takimi jak „charakter przestępstwa i stan dowodów”, bez odniesienia do konkretnych okoliczności sprawy i bez należytej oceny ryzyka ucieczki, które nie może opierać się wyłącznie na powadze zarzucanej kary. W odniesieniu do przewlekłości postępowania karnego, Trybunał stwierdził, że postępowanie trwające ponad 14 lat i 8 miesięcy, które wciąż było niezakończone, było nadmiernie długie i nie spełniało wymogu „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1 Konwencji, powołując się na swoje wcześniejsze orzecznictwo w podobnych sprawach.
Stan faktyczny
Skarżący, Ali Dursun, został aresztowany 18 lipca 1992 roku w Stambule pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji. Po postawieniu przed prokuratorem i sędzią, został tymczasowo aresztowany. W kwietniu 2003 roku Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule skazał go na dożywocie, jednak wyrok ten został uchylony przez Sąd Kasacyjny w czerwcu 2004 roku. Po zniesieniu Sądów Bezpieczeństwa Państwa, sprawa trafiła do Sądu Karnego w Stambule, który w grudniu 2004 roku nakazał zwolnienie skarżącego z aresztu tymczasowego. W momencie wydania wyroku ETPCz, postępowanie karne nadal trwało.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę dotyczącą długości aresztu tymczasowego i przewlekłości postępowania karnego za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 12 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 5. Oddala pozostałą część roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

C O U N C I L O F   E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   DURSUN - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 17765/02)   KARAR   STRAZBURG   Mayıs 2007   Bu karar, AĐHS’nin 44 § 2 Maddesi’nde belirtilen ꢀartlarla kesinlik kazanacaktır, ancak ꢀekle   iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.   _____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel   Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak   belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi   ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULĐ ĐꢀLEMLER   Davanın nedeni, Türk vatandaꢁı olan Ali Dursun’un (“baꢁvuran”), Đnsan Haklarını ve   Temel Hakları Korumaya Dair Sözleꢁme’nin (“Sözleꢁme”) 34. Maddesi uyarınca, 18 ꢀubat   tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı   baꢁvurudur (baꢁvuru no: 17765/02).   OLAYLAR   DAVA OLAYLARI   Baꢁvuran, 1969 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Baꢁvuran, 18 Temmuz 1992 tarihinde, yasadıꢁı bir örgüte üye olduğu ꢁüphesiyle,   Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memurları tarafından yakalanmıꢁ ve gözaltına   alınmıꢁtır.   Baꢁvuran, 3 Ağustos 1992 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi   Cumhuriyet Savcısı huzuruna çıkarılmıꢁtır. Aynı gün, baꢁvuranın tutuklu yargılanması   talimatını veren Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki bir hakim huzuruna çıkarılmıꢁtır.   Eylül 1992 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,   baꢁvuran ve diğer on altı suç ortağı aleyhinde bir ithamname vermiꢁ ve Devlet’in bütünlüğünü   bozmaya ve ulusal toprakların bir bölümünü Devlet’in kontrolünden ayırmaya yönelik   eylemleri nedeniyle, Ceza Kanunu’nun 125. Maddesi uyarınca, baꢁvuranın hüküm giymesi   talebinde bulunmuꢁtur.   Ekim 1992 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda ve   baꢁvuranın gıyabında yapılan ilk duruꢁmada, sanığın hayatını emniyet altına almak için   alınacak önlemler gibi usulü sorunlar ele alınmıꢁtır.   Ekim 1992 ve 11 Nisan 2003 tarihleri arasında, Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi, düzenli aralıklarla duruꢁmalar düzenlemiꢁtir. 26 Kasım 1992 tarihinde, ilk derece   mahkemesi, baꢁvuran aleyhinde açılmıꢁ bir baꢁka davayı kovuꢁturmaya eklemeye karar   vermiꢁtir. Mahkeme, ayrıca, aynı örgüte üye olmakla suçlanan baꢁka kiꢁiler aleyhinde açılmıꢁ   diğer birkaç davayı da baꢁvuran aleyhindeki adli kovuꢁturmaya eklemeye karar vermiꢁtir.   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, her duruꢁmanın sonunda, hem ex officio, hem de   baꢁvuranın talepleri doğrultusunda, baꢁvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest   bırakılmasını gözönünde bulundurmuꢁtur. Mahkeme, her duruꢁmada, dava dosyasının   içeriğini ve kanıtların durumunu gözönüne alarak, baꢁvuranın tutuklu yargılanma sürecini   devam ettirmeye karar vermiꢁtir.   Nisan 2003 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, suçlandığı ꢁekliyle   baꢁvurana hüküm giydirmiꢁ ve baꢁvuranı ömür boyu hapis cezasına mahkum etmiꢁtir.   Haziran 2004 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢁtur.   Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılmasını öngören 5190 sayılı Kanun’un 16   Haziran 2004 tarihinde resmen yürürlüğe konmasıyla, baꢁvuranın davasına iliꢁkin yetki   Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne geçmiꢁtir.   Aralık 2004 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, baꢁvuranın tutuksuz   yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiꢁtir.   Dava dosyasındaki mevcut bilgiye göre, dava bu kararın alındığı tarihten beri   beklemededir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5 §§ 3, 4 ve 5; 6 § 2 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢁvuran, gözaltında bulunma süresinin mantıksız bir ꢁekilde uzun olduğundan ve   tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına iliꢁkin taleplerinin ilk derece mahkemesi   tarafından ciddi bir biçimde ele alınmadığından ꢁikayetçi olmuꢁtur. Baꢁvuran, AĐHS’nin 5 §§   3, 4 ve 5; 6 § 2 ve 13. Maddelerini ileri sürmüꢁtür.   AĐHM, bu ꢁikayetin yalnızca AĐHS’nin 5 § 3 Maddesi’nin bakıꢁ açısına göre   incelenmesi gerektiği görüꢁündedir.   A. Kabuledilebilirlik   AĐHM, bu ꢁikayetin AĐHS’nin 35 § 3 Maddesi uyarınca tamamen asılsız olmadığı   görüꢁündedir. AĐHM, ayrıca, ꢁikayetin kabuledilmez olması için hiçbir gerekçe   bulunmadığını belirtmektedir. Bu nedenle, bu ꢁikayetin kabuledilebilir olduğu yönünde karar   verilmelidir.   B. Esaslar   Hükümet, yerel makamların baꢁvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest   bırakılmaya yönelik taleplerini gözönünde bulundururken titizlikle davrandıklarını   belirtmiꢁtir. Hükümet, ayrıca, suçun ciddiyetinin ve davaya ait özel koꢁulların baꢁvuranın   devam eden tutuklu yargılanmasını açıkladığını ileri sürmüꢁtür.   Baꢁvuran, iddialarını sürdürmüꢁtür.   AĐHM, belli bir davayı ele alınacak olursa, bir suçlunun duruꢁmaya kadar tutuklu   kaldığı sürenin makul süreyi geçmemesini sağlama görevinin ilk olarak yerel adli makamlara   ait olduğunu yinelemektedir. Bu makamlar, bu amacı yerine getirmek için, bireysel özgürlüğe   saygı kuralından ayrılmayı haklı gören ve gerçek bir kamu yararı ꢁartının varlığının lehinde ya   da aleyhinde olan bütün delilleri masumiyet karinesi ilkesine gereken saygıyı göstererek   incelemeli; tahliye baꢁvurularıyla ilgili kararlarında bunları belirlemelidir. AĐHM, bu   kararlarda verilen gerekçelere ve baꢁvuranların itirazlarında bahsettikleri saptanmıꢁ gerçeklere   dayanarak, AĐHS’nin 5 § 3 Maddesi’nin ihlalinin sözkonusu olup olmadığına karar   vermelidir.   Tutuklanan kiꢁinin suç iꢁlemiꢁ olduğuna dair makul ꢁüphenin devam etmesi, süren   gözaltının geçerliliği için bir ‘olmazsa olmazdır’ (sine qua non); ancak belirli bir   zamanaꢁımından sonra, bu yeterli olmaz. Bu durumda, AĐHM, adli makamlar tarafından sözü   edilen diğer gerekçelerin, özgürlükten mahrum edilmeyi haklı çıkarmaya devam edip   etmediklerini belirlemelidir (bkz, diğer makamlar arasında, Ilijkov / Bulgaristan, no.   33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001, ve Labita / Đtalya [GC], no. 26772/95, §§ 152-153, ECHR   2000-IV).   Sözkonusu davada, AĐHM, duruꢁma öncesi tutukluğun iki dönemde gerçekleꢁtiğini   belirtmektedir. Đlk dönem, baꢁvuranın yakalanması ile 18 Temmuz 1992 tarihinde baꢁlayıp   Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin karar tarihi olan 11 Nisan 2003’te sona ermiꢁtir.   Baꢁvuran, bu tarihten itibaren, Yargıtay’ın karar tarihi olan 7 Haziran 2004’e kadar,   AĐHS’nin 5 § 1 (a) Maddesi’nin kapsamına giren “yetkili bir mahkemenin hüküm vermesinin   ardından” alıkonmuꢁtur. Đkinci dönem, 7 Haziran 2004 tarihinde baꢁlamıꢁ ve baꢁvuranın   duruꢁmaya kadar serbest bırakıldığı 30 Aralık 2004 tarihinde sona ermiꢁtir. Böylece, duruꢁma   öncesi tutukluluk süresi toplamda on bir yıl üç ay sürmüꢁtür (bkz, özellikle, Solmaz / Türkiye1,   no. 27561/02, §§ 23-36, 16 Ocak 2007). Bu süre içerisinde, ilk derece mahkemesi, her oturum   sonunda, bazen kendi kararıyla bazense baꢁvuranın isteği üzerine, baꢁvuranın tutukluluğunu   devam ettirmiꢁtir. Ancak, AĐHM, dava dosyasından yola çıkarak, Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin “suçun niteliği ve delillerin durumu gözönünde bulundurularak” gibi   birbirinin aynı ve kalıplaꢁmıꢁ ifadeler kullanarak baꢁvuranın tutukluluğunun devam etmesine   karar verdiğini belirtmektedir.   AĐHM, baꢁvurana atfedilen suçun ciddiyetini ve ilgili cezanın ağırlığını gözönünde   bulundurmaktadır. Ancak, AĐHM, firar etme tehlikesinin yalnızca verilen cezanın ağırlığına   dayanarak değil, aynı zamanda böyle bir tehlikenin varlığını onaylayan veya duruꢁmaya kadar   tutukluluğu haklı çıkaramayacak ꢁekilde bunu önemsiz gösterebilen diğer çok sayıda ilgili   faktöre atıfta bulunarak incelenmesi gerektiğini tekrarlamaktadır (bkz, Muller / Fransa, 17   Mart 1997 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1997-II, § 43, ve Letellier / Fransa, 26   Haziran 1991 tarihli karar, A Serisi no. 207, § 43). Bu bakımdan, AĐHM, yerel mahkemenin   baꢁvuranın tutukluluğunu uzatma kararlarında, böylesi bir muhakemeden yoksun olduğunu   belirtmektedir.   Son olarak, “delillerin durumu” ifadesi, genellikle, suç iꢁlendiğine dair ciddi   göstergelerin varlığı ve devamlılığı için ilgili bir faktör olabilmesine rağmen, sözkonusu   davada, tek baꢁına bu ifade, baꢁvuranın ꢁikayetçi olduğu tutukluluk süresinin uzunluğunu   haklı çıkaramaz (bkz, Letellier, yukarıda kaydedilen, Tomasi / Fransa, 27 Ağustos 1992   tarihli karar, A Serisi no. 241-A; Mansur / Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, A Serisi no.   319-B, § 55, ve Demirel / Türkiye, no. 39324/98, § 59).   AĐHM, yukarıda bahsedilen düꢁüncelerden yola çıkarak, baꢁvuranın toplamda yaklaꢁık   on bir yıl üç ay süren duruꢁma öncesi tutukluluğunun, makul süre limitini aꢁtığı sonucuna   varmıꢁtır.   Bu nedenle, AĐHS’nin 5 § 3 Maddesi’nin ihlali sözkonusudur.   II. AĐHS’NĐN 6 § 1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢁvuran, cezai takibat süresinin AĐHS’nin 6 § 1 Maddesi’nde öngörülen “makul   süre” ꢁartını ihlal etmesinden ꢁikayetçi olmuꢁtur.   Bu kararla ilgili olarak henüz nihai hükme varılmamıꢁtır.   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, baꢁvuran aleyhindeki cezai takibat hala beklemede olduğu halde, baꢁvuranın   AĐHS’nin 35 § 1 Maddesi’nde öngörüldüğü ꢁekilde iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri   sürmüꢁtür. Hükümet, ayrıca, baꢁvuranın yerel mahkemeler huzurunda ꢁikayetinin aslını dile   getirmediğini iddia etmiꢁtir.   Baꢁvuran, Hükümet’in iddialarına itiraz etmiꢁtir.   AĐHM, daha önceki davalarda Hükümet’in benzer itirazlarını inceleyip reddettiğini   yinelemektedir (bkz, özellikle, Karakullukçu / Türkiye, no. 49275/99, §§ 27-28, 22 Kasım   2005, ve Tutar / Türkiye, no. 11798/03, §§ 12-14, 10 Ekim 2006). AĐHM, sözkonusu davada,   yukarıda bahsedilen davalarda vermiꢁ olduğu kararların dıꢁına çıkmasını gerektirecek hiçbir   özel koꢁul bulunmadığını belirtmektedir. AĐHM, bu nedenle, Hükümet’in bu bağlamda   yapmıꢁ olduğu itirazları reddetmektedir.   AĐHM, ayrıca, baꢁvurunun AĐHS’nin 35 § 3 Maddesi uyarınca asılsız olmadığını   belirtmektedir. Baꢁvurunun kabuledilmez olması için baꢁka hiçbir gerekçe bulunmamaktadır.   Bu nedenle, baꢁvurunun kabuledilebilir olduğu yönünde karar verilmelidir.   B. Esaslar   Hükümet, takibat süresinin gereksiz ꢁekilde uzun olduğuna karꢁı çıkmıꢁtır.   Baꢁvuran, iddialarını sürdürmüꢁtür.   AĐHM, gözönüne alınması gereken sürenin baꢁvuranın yakalanıp gözaltına alındığı 18   Temmuz 1992 tarihinde baꢁladığı görüꢁündedir. Dava dosyasındaki bilgiye göre, dava henüz   sona ermemiꢁtir. Bu nedenle, on dört yıl sekiz aydan fazla sürmüꢁtür.   AĐHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren davalarda, genellikle AĐHS’nin 6   § 1 Maddesi’nin ihlalini saptamıꢁtır (bkz, özellikle, Pakkan / Türkiye, no. 13017/02, § 44, 31   Ekim 2006).   AĐHM, kendisine sunulan bütün belgeleri inceledikten ve konuyla ilgili içtihadını   gözönünde bulundurduktan sonra, sözkonusu davada, cezai takibatın fazlasıyla uzun sürdüğü   ve “makul süre” ꢁartına uymadığı sonucuna varmıꢁtır.   Bu nedenle, AĐHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlali sözkonusudur.   III. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢁvuran, ilk olarak, AĐHS’nin 14. Maddesi’ni ihlal ederek Devlet’e karꢁı suç   iꢁlemekle suçlanması nedeniyle kendisine karꢁı ayrımcılık yapıldığından ꢁikayetçi olmuꢁtur.   AĐHM, kendisine sunulan deliller ıꢁığında baꢁvuranın iddiasını incelemiꢁ ve bu   iddianın asılsız olduğu sonucuna varmıꢁtır. AĐHM, baꢁvurunun bu kısmının AĐHS’nin 35 §§ 3   ve 4 Maddeleri uyarınca asılsız olduğu gerekçesiyle, reddedilmesi gerektiği görüꢁündedir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. Maddesi:   “Mahkeme iꢁbu Sözleꢁme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢁmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun   bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢁvuran, maddi tazminat olarak 3,000 Euro, manevi tazminat olarak ise 22,000 Euro   talep etmiꢁtir. Baꢁvuran, hapsedildiği dönemde akrabaları ve avukatları tarafından yapılan   masrafları da içeren maddi tazminat taleplerini desteklemek üzere, otobüs ve feribot   biletlerine ait çok sayıda makbuz sunmuꢁtur.   Hükümet, bu miktarlara itiraz etmiꢁtir.   AĐHM, bulunan ihlallerle talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir nedensel   bağ bulmadığı için bu talebi reddetmiꢁtir. Ancak, AĐHM adil bir ꢁekilde karar vererek, manevi   tazminat olarak baꢁvurana 12,000 Euro ödenmesine karar vermiꢁtir.   B. Masraf ve Giderler   Baꢁvuran, ayrıca, AĐHM önünde yapmıꢁ olduğu masraf ve giderler için 5,800 Euro   talep etmiꢁtir. Baꢁvuran, bu talebini desteklemek üzere, Đstanbul Barolar Birliği’nin 2006 yılı   için tavsiye edilen asgari ücretleri içeren listesini sunmuꢁtur.   Hükümet, bu miktara itiraz etmiꢁtir.   AĐHM’nin içtihadına göre, masraf ve giderlerin ancak gerçekten ve gerektiği ꢁekilde   yapıldığının kanıtlanması ve miktar olarak makul olması durumunda, bu miktar baꢁvurana   geri ödenir. Söz konusu davada, AĐHM elindeki bilgiye ve yukarıdaki kriterlere dayanarak, bu   bağlamda baꢁvurana 1,000 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan   eklemek suretiyle oluꢁacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmuꢁtur.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢁvuranın duruꢁmaya kadar tutukluluk süresi ile cezai takibatın süresine iliꢁkin   ꢁikayetinin kabuledilebilir, ancak baꢁvurunun geri kalan kısmının kabuledilmez   olduğuna;   2. AĐHS’nin 5 § 3 Maddesi’nin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlal edildiğine;   4. (a) davalı Devlet’in, baꢁvurana, AĐHS’nin 44 § 2 maddesi uyarınca bu kararın kesinlik   kazandığı tarihten itibaren üç ay içinde, aꢁağıdaki miktarları ödemesine (bu miktar, ödeme   tarihinde uygulanan kur üzerinden Türk Lirası’na çevrilecek);   i.   ii.   Manevi tazminat olarak 12,000 Euro (on iki bin Euro);   Masraf ve giderler için 1,000 Euro (bin Euro);   iii. ve bu miktarlara konulabilecek bütün vergiler;   (b) ödeme tarihine kadar yukarıda bahsedilen üç ayın dolması halinde, yukarıdaki   miktarların üzerine, Avrupa Merkez Bankası’nın gecikme döneminde uyguladığı faiz   oranına üç puan eklemek suretiyle oluꢁacak faiz oranına eꢁit miktarda basit faizin   ödenmesine karar vermiꢀtir.   6. Baꢁvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddine karar vermiꢀtir.   Đꢁbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢁ olup 3 Mayıs 2007 tarihinde, Đçtüzüğün 77.   Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢁtir.   S. DOLLÉ   F. TULKENS   Bölüm Sekreteri   Baꢁkan   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło