17883/04

WyrokETPCz2008-11-18ECLI:CE:ECHR:2008:1118JUD001788304

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania cywilnego o odszkodowanie, trwającego ponad 12 lat, naruszyła prawo skarżącej do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji, oraz czy brak skutecznego środka odwoławczego w prawie krajowym w związku z tą przewlekłością stanowił naruszenie art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że okres postępowania cywilnego, trwający ponad 12 lat i 9 miesięcy na dwóch instancjach, był nadmierny. Mimo że oczekiwanie na zakończenie sprawy karnej nie jest samo w sobie arbitralne, sąd krajowy zwlekał z wydaniem orzeczenia przez ponad sześć lat po zakończeniu postępowania karnego. W konsekwencji, Trybunał stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1. Ponadto, Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze stanowisko, że w Turcji brak jest skutecznego środka odwoławczego w odniesieniu do przewlekłości postępowań, co stanowi naruszenie art. 13 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżąca, Pınar Şener, urodzona w 1975 roku, została ciężko ranna w wypadku drogowym w 1995 roku, co skutkowało 59% utratą zdolności do pracy i potrzebą pomocy osób trzecich. W 1996 roku jej matka wniosła pozew o odszkodowanie. Postępowanie cywilne przed sądem pierwszej instancji trwało od stycznia 1996 do maja 2006 roku, obejmując 62 rozprawy i liczne zmiany składu sędziowskiego, częściowo z powodu oczekiwania na zakończenie sprawy karnej. Po zakończeniu sprawy karnej w 1999 roku, sąd cywilny wydał wyrok dopiero w 2006 roku, zasądzając odszkodowanie. Wyrok ten został zaskarżony, a postępowanie odwoławcze było nadal w toku w momencie wydania wyroku ETPCz.
Rozstrzygnięcie
Trybunał, jednomyślnie: 1. Uznał skargę dotyczącą nadmiernej długości postępowania i braku skutecznego środka odwoławczego za dopuszczalną, a pozostałe części skargi za niedopuszczalne. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji. 4. Zasądził na rzecz skarżącej 8 400 euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 1 000 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków, powiększone o odsetki za zwłokę. 5. Oddalił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   PINAR ŞENER - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 17883/04)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Kasım 2008   İşbu karar Sözleşme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup   şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 17883/04 numaralı başvurunun nedeni T.C. vatandaşı   Pınar Şener’in (başvuran) 19 Nisan 2004 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini   güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca   yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatlarından   T. Arınır tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOŞULLARI   doğumlu başvuran Eskişehir’de ikamet etmektedir.   Başvuran 16 Temmuz 1995 tarihinde geçirdiği bir trafik kazasında ağır yaralanmıştır.   Hastaneye kaldırılan başvuran kafatasında oluşan travma nedeniyle 15 Eylül 1995 tarihine   kadar nöroşirurji kliniğinde tedavi görmüştür.   Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesi 3 Kasım 1995 tarihinde başvuranın annesini yasal vasisi   olarak tayin etmiştir.   Başvuranın tedavi edildiği nöroşirurji kliniği şefi16 Nisan 1996 tarihinde düzenlediği rapor   ile başvuranın post travma sendromuna bağlı sorunlar nedeniyle üçüncü bir kişinin yardımına   ihtiyacı olduğunu tespit etmiştir.   Başvuranın annesi kendisi ve kızı adına 4 Ocak 1996 tarihinde Bilecik Asliye Hukuk   Mahkemesi’nde kızının uğradığı kazanın sorumlusuna karşı tazminat davası açmıştır.   Asliye Hukuk Mahkemesi 31 Ocak 1996 tarihinden 29 Aralık 2005 tarihine dek altmış iki   duruşma gerçekleştirmiş ve mahkeme heyeti yaklaşık yirmi kez değiştirilmiştir. Asliye Hukuk   Mahkemesi 18 Nisan 1996’dan 9 Kasım 1999’a kadar aynı olaylara dayalı açılan ceza   davasının nihai olarak sonuçlanmasını beklerken davayı ertelemiş, bu dönemde sözü edilen   kazanın sorumlularının her birinin kusur oranlarının tespiti amacıyla birçok tıbbi ve bilirkişi   incelemesine başvurmuş, 9 Kasım 1999 tarihli duruşmada ceza davasının nihai surette   sonuçlandığını kaydederek bu davanın sonuçlarını dosyasına eklemiştir.   Aralık 2003 tarihinde hazırlanan tıbbi bilirkişi raporu başvuranın % 59 oranında işgücü   kaybı olduğunu ve üçüncü bir kişinin yardım ve desteğine ihtiyacı olduğunu belirlemiştir.   Asliye Hukuk Mahkemesi 18 Mayıs 2006 tarihinde başvuranın tazminat talebini yerinde   bularak 16 Temmuz 1995 tarihinden itibaren geçerli yasal faiziyle birlikte adıgeçene 300.000   YTL maddi ve 750 YTL manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmıştır.   Sözü edilen bu tazminatı ödemesine hükmedilen kişi 12 Haziran 2006 tarihinde temyize   gitmiştir.   Dava dosyasında yer alan bilgilere göre bu başvurunun kabul edildiği tarihte dava halen   sürmekteydi.   HUKUK   I. KABULEDİLEBİLİRLİĞE İLİŞKİN   1. Ön tespitler   Başvuranın avukatı esas ve adil tatmine ilişkin 11 Şubat 2008 tarihli yazılı görüşlerinde, dava   koşullarının müvekkilinin aynı zamanda etkili bir başvurudan yararlanma hakkının ihlaline   yol açtığı gerekçesiyle, AİHM’yi ihtilaf konusu olayları ayrıca, AİHS’nin 5. ve 13. maddeleri   açısından da incelemeye davet etmiştir. AİHM, yazılı görüşler kapsamında ilk kez dile   getirilmesine karşın başvurunun kabuledilebilirliğine ilişkin ön incelemeden evvel bu   şikayetin ileri sürüldüğünü saptamaktadır.   AİHM bu şikayeti yalnızca AİHS’nin 13. maddesi açısından ele alacaktır.   2. Ön itirazlar   Hükümet altı ay kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle AİHM’yi başvuruyu reddetmeye   davet etmektedir. Başvuranın ilk derece mahkemesinin kararını müteakip altı ay içinde   başvurusunu yapması gerekirdi. Hükümet ayrıca başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini   ileri sürmektedir.   Başvuran bu iddialara karşı çıkmaktadır.   AİHM iç hukuktaki mahkemeler önünde bahse konu yargı sürecinin halen sürmesi dikkate   alındığında altı ay kuralı itirazını reddetmektedir.   Yargılamanın hakkaniyete uygun gerçekleşmediği itirazına ilişkin AİHM, yargılamanın ulusal   mahkemelerde halen sürdüğü hususunu yineler. Başvurunun bu kısmı erken yapılmıştır ve   AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragraflarına uygun olarak iç hukuk yolları tüketilmediği   için reddedilmesi gerekir.   AİHM başvurunun kalan bölümü ile ilgili olarak iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının   başvuranın AİHS’nin 13. maddesi alanında yaptığı şikayetin esası ile doğrudan ilintili   olduğuna itibar etmektedir. AİHM bu itirazı şikayetin esası ile birlikte inceleyecektir.   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun kalan kısmının dayanaktan   yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik   unsuru bulunmadığını tespit eder.   II. AİHS’NİN 6/1 MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran davasının «makul bir süre» içinde görülmesi hakkından yararlanamadığını öne   sürerek AİHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.   Göz önünde bulundurulması gereken dönem 4 Ocak 1996 tarihinde başlamış ve işbu kararın   verildiği tarihte de halen sona ermemiştir. İki dereceli mahkemede geçen bu süre on iki yıl   dokuz aydır.   Hükümet mevcut davanın koşullarında bu sürenin aşırı olarak nitelendirilemeyeceğini   savunmaktadır. Bilhassa, hukuk mahkemelerinin kararlarını vermeden evvel ceza davasının   sonuçlanmasını beklemeleri gerekmiştir.   Başvuran bu saptamalara itiraz etmektedir.   AİHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın şartları ışığında ve özellikle de   davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın başvuran için arzettiği   önem gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır   (Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no:30979/96).   AİHM bu başvurudakine benzer şikayetleri daha önce de incelediğini ve AİHS’nin 6/1   maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Pelissier ve Sassi   kararı (ibidem).   AİHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiş ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca   ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. Bu   bağlamda, AİHM, hukuki dava sürecinin «ceza davası devam eden hukuk davasını etkiler»   bekletici sebep ilkesine dayanılarak ertelenmesinin tek başına keyfi bir yönünün   bulunmadığını düşünmektedir, ancak, ceza davasının sona erdiği 9 Kasım 1999’dan itibaren   ilgili belgelerin Asliye Hukuk Mahkemesi önünde süren dava dosyasına eklendiğini de tespit   etmektedir. Oysa ki Asliye Hukuk Mahkemesi altı yıldan fazla bir süreden sonra 18 Mayıs   tarihinde karar vermiştir. AİHM bu yöndeki yerleşik içtihadını dikkate alarak   sözkonusu yargı sürecinin aşırı olduğu ve «makul süre» gereğini karşılamadığı sonucuna   varmaktadır.   Bu nedenle AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 13. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran Türkiye’de yargılamanın uzunluğuna karşı çıkacak başvuru yolunun mevcut   olmadığından şikayetçidir ve AİHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.   AİHM 13. maddenin davaların makul bir süre zarfında dinlenmesini öngören 6/1 maddesinin   ihlaline karşı iç hukuktaki mahkemeler nezdinde etkili bir başvuru hakkını güvence altına   aldığını hatırlatır (Bkz. Kudla-Polonya no: 30210/96). AİHM daha önce de Hükümetin buna   benzer itirazlarını ve argümanlarını reddettiğini, mevcut davada bu sonucu farklı kılacak   herhangi bir gerekçenin yer almadığını hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında, Tendik vd.-   Türkiye, no: 23188/02, 22 Aralık 2005 ve Ebru ve Tayfun Çolak-Türkiye kararı no: 60176/00,   Mayıs 2006).   AİHM sonuç olarak, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının kabul etmez. Başvuranın   AİHS’nin 6/1 maddesi ile güvence altına alınan davasının makul bir süre zarfında görülmesi   hakkının ihlaline karşı iç hukukta bir başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle AİHS’nin 13.   maddesi ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN   AİHS’nin 41. maddesine göre “AİHM işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar   verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi   edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil   tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Başvuran 25.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu meblağa karşı çıkmaktadır.   AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana 8.400 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuran ayrıca posta giderleri için 30 Euro, tercüme masrafları için 151,46 Euro ve temsil   giderleri için 6.034 Euro talep etmektedir. Başvuran kanıtlayıcı belge mahiyetinde posta   giderleri faturasını, tercüme faturalarını ve İstanbul barosu avukatlık ücret tarifesini örnek   göstermektedir.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.   AİHM’nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar   ışığında başvurana AİHM önünde yapmış olduğu yargı giderleri için 1.000 Euro ödenmesine   karar vermiştir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç   puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. Yargılama sürecinin uzunluğunun aşırı ve buna karşı etkili başvuru yolunun bulunmadığına   ilişkin şikayetin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   a) AİHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana:   i.   manevi tazminat için 8.400 (sekiz bin dört yüz) Euro ödenmesine;   ii.   yargılama giderleri için 1.000 (bin) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 18 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło