17940/03
WyrokETPCz2008-02-19ECLI:CE:ECHR:2008:0219JUD001794003
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania spadkowego w Turcji naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Europejskiej Konwencji Praw Człowieka?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długość postępowania, trwającego ponad 15 lat w okresie objętym jego jurysdykcją (a łącznie ponad 22 lata), była nadmierna i naruszyła zasadę rozsądnego terminu z art. 6 ust. 1 Konwencji. Chociaż sprawa była złożona ze względu na liczbę nieruchomości i konieczność wielu ekspertyz, Trybunał stwierdził, że zachowanie skarżącej, polegające na korzystaniu z dostępnych środków odwoławczych, było normalne i uzasadnione. Główne opóźnienia zostały przypisane władzom krajowym, które nie zorganizowały systemu sądowego w sposób zapewniający rozpoznanie sprawy w rozsądnym terminie.Stan faktyczny
Skarżąca Nimet Sürmelioğlu, urodzona w 1952 roku i zamieszkała w Kayseri, była stroną w postępowaniu spadkowym. Sprawa została wszczęta 30 czerwca 1980 roku przez jej rodzeństwo w Sądzie Cywilnym Pierwszej Instancji w Kayseri, w celu unieważnienia udziałów spadkowych skarżącej i jej zmarłej matki. Postępowanie to, obejmujące liczne odwołania do Sądu Kasacyjnego, uchylenia wyroków i zlecenia ekspertyz, zakończyło się ostatecznie 18 listopada 2002 roku.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Zasądził na rzecz skarżącej 7 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami ustawowymi. 4. Odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
SÜRMELĐOĞLU - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 17940/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG ꢀubat 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup,
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 17940/03 baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaꢀı Nimet Sürmelioğlu’nun (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) Mayıs 2003 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına Avrupa Đnsan
Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuran
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara barosu avukatlarından T.N.
Cuhruk ve ꢁ. Sarıhan tarafından temsil edilmektedir. Aralık 2006’da AĐHM baꢀvurunun kısmen kabuledilemez olduğuna ve Hükümete
yargılamanın uzunluğuna iliꢀkin ꢀikayetin tebliğ edilmesine karar vermiꢀtir.
OLAYLAR
DAVANIN KOꢀULLARI
Baꢀvuran 1952 doğumlu olup Kayseri’de ikamet etmektedir. Haziran 1980 yılında baꢀvuranın erkek ve kız kardeꢀleri bir miras davası çerçevesinde
Kayseri Asliye Hukuk Mahkemesi’ne baꢀvuranın ve ölen babalarının eꢀinin yirmi beꢀ
tapuluk miras payının iptali istemiyle baꢀvurmuꢀlardır.
Asliye Hukuk Mahkemesi 8 Haziran 1981 tarihinde tapuların tapu sicilinde kaydı olmadığını
tespit etmiꢀ ve bu talebi reddetmiꢀtir. Mart 1982 tarihinde davacıların temyize gitmesi üzerine Yargıtay Đlk derece mahkemesinin
kararını bozmuꢀtur. Haziran 1982 tarihinde Yargıtay baꢀvuran tarafından yapılan kararın tashihi baꢀvurusunu
reddetmiꢀtir.
Asliye Hukuk Mahkemesi 6 Aralık 1982 tarihli karar ile Yargıtay’ın geri gönderdiği karara
uygun hareket etmiꢀtir. Mahkeme davacıların talebini yerinde bulmuꢀ ve tapuların adlarına
kaydedilmesine karar vermiꢀtir.
Baꢀvuran 22 ꢁubat 1983 tarihinde bahse konu bu karar üzerine temyize gitmiꢀtir.
Yargıtay 5 Temmuz 1983 tarihinde Đlk derece mahkemesinin davada davalının tenkis defini
dikkate almadığı için ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur.
Yargıtay 8 Aralık 1983 tarihinde davacıların kararın tashihi baꢀvurularını reddetmiꢀtir.
Asliye Hukuk Mahkemesi 21 Aralık 1983 tarihinden 27 Aralık 1990 tarihine dek yirmi kadar
duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ ve bu duruꢀmalarda tarafları ve görgü tanıklarını tekrar tekrar
dinlemiꢀ ve ihtilaf konusu taꢀınmazların değerini saptamak amacıyla bilirkiꢀi incelemeleri
istemiꢀtir. Bilirkiꢀi raporları 16 Kasım 1984, 19 Eylül 1989, 15 Mayıs ve 2 Aralık 1990
tarihlerinde tamamlanmıꢀ, fakat baꢀvuranlar bu raporlara karꢀı çıkmıꢀlardır.
Mahkeme 18 ꢁubat 1991 tarihinde dava dosyasında yer alan unsurların tamamını ve bilirkiꢀi
raporlarını dikkate alarak ihtilaf konusu taꢀınmazların değerini belirlemiꢀ ve davacıların
baꢀvuranın hissesine düꢀen 1.677.166 TL.’yi baꢀvurana ödemesine karar vermiꢀtir.
Tarafların temyize gitmeleri üzerine Yargıtay 11 ꢁubat 1992’de tasarruf nisabının yanlıꢀ
hesaplandığını saptayarak kararı bozmuꢀtur.
Asliye Hukuk Mahkemesi geri gönderilen karar üzerine 26 Ekim 1992 tarihinde mirasçıların
hisselerine göre taꢀınmazların tapuya tescil edilmesine karar vermiꢀtir. Baꢀvuranın mirastaki
payı 9/16 olarak belirlenmiꢀtir. Mayıs 1993 tarihinde Yargıtay duruꢀmalar sırasında davalıların tenkis definden
vazgeçtiklerini gözlemlemiꢀ, ilk derece mahkemesi hakimlerinin karar vermeden önce bu
konuda yorum yapmadıkları gerekçesiyle kararı bozmuꢀtur.
Yargıtay 22 Aralık 1993 tarihinde baꢀvuran tarafından yapılan tashih baꢀvurusunu
reddetmiꢀtir. Ocak 1994 tarihinden 7 Mayıs 1998 tarihine dek mahkeme otuz altı duruꢀma
gerçekleꢀtirmiꢀ, bu duruꢀmalar boyunca esas olarak tarafları yeniden dinlemiꢀ ve yeni bilirkiꢀi
incelemeleri talep etmiꢀtir. Bu bağlamda, 20 Nisan ve 24 Mayıs 1995’te bilirkiꢀilerin,
mahkeme üyelerinin ve tarafların avukatlarının katılımıyla ilgili yerlere keꢀifte
bulunulmuꢀtur. Bilirkiꢀi raporları mahkemeye ve taraflara 7 Mart ve 1 Aralık 1997
tarihlerinde iletilmiꢀtir.
Mahkeme 23 Haziran 1998 tarihinde daha önceki 26 Ekim 1992 tarihli kararını yinelemiꢀtir.
Yargıtay Genel Kurulu 21 Ekim 1998 tarihinde 23 Haziran 1998 tarihli kararı onamıꢀ ve
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’ne göndermiꢀtir.
Yargıtay Genel Kurulu 2 Haziran 1999 tarihinde davacılar tarafından geç baꢀvuru yapıldığı
gerekçesiyle kararın düzeltilmesi talebini reddetmiꢀtir.
Yargıtay 8 Kasım 1999 tarihinde ilk derece mahkemesinin 23 Haziran 1998 tarihli kararını
bozmuꢀtur.
Đlk derece mahkemesi 1 Kasım 2001 tarihinde onanan 27 Eylül 2001 tarihli bir karar ile maddi
hatanın düzeltilmesinin ardından 15 Mayıs 2001 tarihli yeni bilirkiꢀi raporuna dayalı olarak
ihtilaf konusu taꢀınmazların davacılar adına tapuya tescil edilmesi karꢀılığında baꢀvurana
4.291.858.500 TL ödenmesine karar vermiꢀtir.
Yargıtay 18 Nisan 2002 tarihli bir karar ile ilk derece mahkemesinin bu kararını onamıꢀ, 18
Kasım 2002’de kararın tashihi baꢀvurusunu reddetmiꢀtir. Böylece 27 Eylül 2001 tarihli karar
(1 Kasım 2001’de düzeltilmiꢀtir) nihai hale gelmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran yargı sürecinin uzunluğunun AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen «makul süre»
ilkesinin ihlaline yol açtığını iddia etmektedir.
A. Kabuledilebilirliğe dair
Hükümet ilk olarak AĐHM’nin ratione temporis bakımından yetkisizliği hakkında
kabuledilemezlik itirazında bulunmaktadır. Hükümet bu bağlamda baꢀvuranın erkek ve kız
kardeꢀlerinin ilk derece mahkemesine baꢀvuruda bulundukları 30 Haziran 1980 tarihinden
Türkiye’nin bireysel baꢀvuru hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987 tarihine kadar geçen süre
zarfında AĐHM’nin yetkili olamayacağını belirtmektedir.
Hükümet gibi AĐHM de sözkonusu ꢀikayete iliꢀkin ratione temporis yetkisinin Türkiye
tarafından bireysel baꢀvuru hakkının tanındığı 28 Ocak 1987’den itibaren geçerli olacağını
değerlendirmektedir. (Bkz. özellikle Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye, 25 Mart 1996, Cankoçak-
Türkiye no: 25182/94 ve 26956/95, 20 ꢁubat 2001; ꢁahiner-Türkiye no: 29279/95).
Sonuç itibarıyla AĐHM dikkate alınması gereken dönemin 28 Ocak 1987 tarihinde baꢀladığını
kaydetmektedir. Ancak, bu tarih itibariyle davanın 6 yıl 8 aydır sürmekte olduğunu da göz
önünde bulunduracaktır.
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği ve altı ay kuralına riayet edilmediği yönünde de
itirazlarını da yapmakta ve AĐHM’yi ꢀikayeti kabuledilemez bulmaya davet etmektedir.
Hükümet yazılı görüꢀlerinde baꢀvuranın AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu ꢀikayeti iç hukuktaki
mahkemeler nezdinde dile getirmediğini savunmaktadır.
Baꢀvuran Hükümetin savına karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM daha önce de yargı sürecinin uzunluğuna iliꢀkin Hükümet tarafından dile getirilen
benzer itirazların baꢀvuranların iç hukukta etkili bir baꢀvuru yolu bulamaması nedeniyle
reddettiğini hatırlatır (Bkz. Tendik vd.-Türkiye kararı, no: 23188/02, 22 Aralık 2005 mutatis
mutandis, Yağcı ve Sargın-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995). Bu baꢀvuruda Hükümet
tarafından sunulan görüꢀler bu içtihadın dıꢀına çıkılmasına olanak tanımamaktadır.
Altı ay kuralına riayet edilmemesi ile ilgili AĐHM, AĐHS’nin 35/1 maddesi gereğince iç
hukukta 18 Kasım 2002 tarihinde alınan nihai kararın ardından altı ay içinde 13 Mayıs 2003
tarihinde AĐHM’ye baꢀvurunun yapılması doğrultusunda ꢀikayetin kabuledilemez ilan
edilemeyeceğini tespit etmektedir.
Bu nedenle AĐHM, Hükümetin itirazını reddetmektedir.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvurular kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas hakkında
1. Dikkate alınacak dönem
Hükümet sözkonusu sürecin 30 Haziran 1980’de baꢀlayıp 18 Kasım 2002’de tamamlandığını
gözlemlemektedir. Bu süreç yirmi iki yıl dört buçuk ay sürmüꢀtür. Hükümet buna karꢀılık
AĐHM tarafından dikkate alınması gereken sürenin 28 Ocak 1987 yılından itibaren
baꢀladığını, bunun yaklaꢀık on beꢀ yıl dokuz ay olduğunu yinelemektedir.
Bu son hususta baꢀvuran Hükümet tarafından sunulan görüꢀlere karꢀı çıkmamaktadır. Ancak
baꢀvurana göre AĐHM –Hükümetin savunduğu ꢀekliyle- dikkate alınması gereken dönemi 28
Ocak 1987 yılı olarak saptasa bile sözü edilen süreç aꢀırıdır.
Sonuç olarak dikkate alınması gereken son tarih Yargıtay’ın kararını aldığı 18 Kasım
2002’dir. Yargı süreci iki dereceli mahkemede on üç kez ele alınarak yaklaꢀık on beꢀ yıl
dokuz ay sürmüꢀtür.
2. Yargı sürecinin uzunluğunun makul yapısı
Hükümet yargı sürecinin uzunluğunun aꢀırı olmadığını gözlemlemekte ve AĐHM’den ꢀikayeti
dayanaktan yoksun bularak kabuledilemez ilan etmesini talep etmektedir. Hükümet öncelikli
olarak ilk derece mahkemesinde verilen yedi hüküm, Yargıtay’da, düzeltme kararları dahil
alınan on beꢀ karar (mirasçı veya mirasçıların tespiti, ilk derece mahkemesinde dava
konusunun yeniden vasıflandırılması, dava konusu arazilerin çokluğu, bilirkiꢀi
incelemelerinin çokluğu, taꢀınmazların değerini saptamak için karꢀı bilirkiꢀi incelemeleri,
mirasçıların hisselerinin tespiti amacıyla bilirkiꢀilerin arazide inceleme yapmaları)
çerçevesinde sözkonusu davanın karmaꢀık bir yapısının olduğunun altını çizmektedir.
Hükümet ayrıca iç hukukta alınan karar sayısının çokluğunun esasen kendi tasarruflarındaki
her baꢀvuru yolunu kullanan baꢀvuranların tutumundan ileri geldiğini gözlemlemektedir.
Temyiz mahkemesi olarak hareket eden Yargıtay önündeki dava süresi, özellikle tarafların
sistemli bir ꢀekilde ilk derece mahkemesinde itirazda bulunmaları ve düzenlenen bilirkiꢀi
raporlarına sürekli itiraz etmelerinden kaynaklanmıꢀtır. Ayrıca çağrıldıkları halde kimi
duruꢀmalara katılmayan baꢀvuranın ve avukatlarının tutumu da yargıyı geciktirmiꢀtir.
Baꢀvuran Hükümetin görüꢀüne karꢀı çıkmaktadır. Baꢀvurana göre yargı sürecinin
uzunluğunun temel nedeni iç hukuktaki mahkemelerin dava konusunun vasıflandırılmasındaki
ve usul hukuku uygulamaları ile sözkonusu taꢀınmazların değerlerinin hesaplanmasında
yapılan maddi hatalardır. Baꢀvuran bilhassa yargılamanın baꢀında tenkis definin yalnızca ilk
derece mahkemesi iki hüküm, Yargıtay da iki karar verdikten sonra hesaplanmaya
baꢀlandığının altını çizmektedir. Dahası hesaplamanın yanlıꢀ yapılması yeni bilirkiꢀi
incelemelerini gerektirmiꢀ ve gecikmelere yol açmıꢀtır.
Baꢀvuran iç hukuktaki mahkemeler önündeki tutumuna iliꢀkin, iç hukukta kendini tatmin
etmeyen kararlara itirazda bulunmak için kendi tasarrufunda bulunan baꢀvuru yollarını
kullandığını belirtmekte, bazı duruꢀmalara katılmamasının yargı sürecini etkilemediğini ileri
sürmektedir. Baꢀvuran özellikle 1997 ve 1998 yıllarında yapılan duruꢀmalara katılmadığını,
mahkemenin kararında ısrar etmesi ve davanın bilirkiꢀi yoluyla inceleniyor olması
doğrultusunda bu duruꢀmalara katılmayı gerekli görmediğini ifade etmektedir.
AĐHM yargılama süresinin uygunluğunun davanın ꢀartları ıꢀığında ve davanın karmaꢀıklığı,
baꢀvuran ve ilgili mercilerin tutumu ve baꢀvuran için neyin tehlikede olduğu gibi, içtihadında
yerleꢀmiꢀ ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğerleri arasında
Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], 30979/96).
AĐHM davanın özellikle ilgili arazilerin sayısının yüksekliği (toplam yirmi beꢀ), sözkonusu
miras hisselerinin belirlenmesinin gerekmesi, mirasçıların hisselerinin hesaplanması, hak
sahiplerinin saptanması ve kimliklerinin belirlenmesi ve bunlara dair birçok bilirkiꢀi
incelemelerinin yapılması ölçüsünde belirli bir karmaꢀık yapısının olduğunu tespit etmektedir.
Bununla birlikte davanın karmaꢀık yapısı yargı sürecinin uzunluğunu haklı göstermez.
AĐHM baꢀvuranın tutumu ile ilgili olarak adı geçenin normal bir tutum gösterdiğini, ayrıca,
yapmıꢀ olduğu baꢀvuruların yerinde olduğunun ortaya çıkmıꢀ olması sebebiyle bu baꢀvuruları
yapmakla suçlanamayacağını gözlemlemektedir (Bkz. Piron-Fransa kararı, no: 36436/97, 14
Kasım 2000). AĐHM ayrıca baꢀvuranın ve/veya avukatlarının her seferinde iç hukuktaki
mahkemeler huzuruna çıkmamalarının haklı gerekçelerinin olduğunu ve davanın o dönemde
henüz hüküm aꢀamasına gelmediğini saptamaktadır. Bilirkiꢀi raporlarının tamamlanması
beklenirken duruꢀmalar mahkeme tarafından ertelenmiꢀtir.
Ulusal mercilerin tutumuna gelince AĐHM, yargı sürecinde onlardan kaynaklanan birçok
gecikme olduğunu tespit etmiꢀtir. AĐHM genel olarak dava koꢀullarının bütünü ıꢀığında, on
beꢀ yıl dokuz ay, hatta sürecin tamamı dikkate alındığında yirmi iki yıl devam eden ve
mirasın paylaꢀılması tahririne dayalı süre ile AĐHS’nin 6/1 maddesinde yer alan makul süre
koꢀulunun aꢀıldığına itibar etmektedir. Dolayısıyla bu sürecin yavaꢀ iꢀlemesi yalnızca ulusal
mercilerin sorumluluğundadır.
AĐHM bundan önce de bu baꢀvurudakine benzer sorunları ortaya koyan davaların ele
alındığını ve bunların 6/1 maddesinin ihlali ile sonuçlandığını kaydetmektedir (Bkz. sözü
edilen Frylender kararı). AĐHM 6/1 maddesinin Sözleꢀmeci Devletlere kendi yargı
sistemlerini, mahkemelerinin özellikle makul süre de dahil, AĐHM’nin bütün gerektirdiklerini
karꢀılayacak ꢀekilde gerekli yükümlülüklerin her birini düzenlemesi görevini yüklediğini
hatırlatmaktadır (Bkz. diğer birçokları arasında Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], no:
25444/94, sözü edilen ꢁahiner kararı).
AĐHM mahkemeye sunulan tüm delil unsurlarını incelemiꢀ ve Hükümetin Mahkemenin bu
davada farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını
belirlemiꢀtir. Mahkemenin bu yöndeki yerleꢀik içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM
sözkonusu yargı sürecinin uzunluğunun aꢀırı ve «makul süre» koꢀuluna aykırı olduğu
sonucuna varmıꢀtır.
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil
tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuran uğradığı maddi zarar için 1.755.171 Euro, manevi zarar için ise 100.000 Euro talep
etmektedir.
Hükümet bu miktarlara itiraz etmiꢀtir.
AĐHM ihlal tespiti ile öne sürülen maddi zarar arasında bir illiyet bağı kuramamakta ve bu
talebi reddetmektedir. Buna karꢀın, baꢀvuranın manevi açıdan haksızlığa uğradığına itibar
eden AĐHM baꢀvurana hakkaniyete uygun 7.500 Euro manevi tazminat ödenmesini
kararlaꢀtırmıꢀtır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran rakam telaffuz etmeksizin yargı giderlerinin karꢀılanmasını talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre 41. madde uyarınca bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini
kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM bu nedenle, baꢀvuranın
yargı giderlerine iliꢀkin talebini reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına 3 puanlık bir artıꢀ eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf
tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin baꢀvurana manevi tazminat olarak 7.500 (yedi bin beꢀ
yüz) Euro ödemesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, bu meblağlara
Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit oranda basit
faizin uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 19 ꢁubat 2008 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło