18078/02

WyrokETPCz2006-06-20ECLI:CE:ECHR:2006:0620JUD001807802

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość tymczasowego aresztowania oraz postępowania karnego naruszyła prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego oraz prawo do rzetelnego procesu z art. 5 ust. 3 i art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że uzasadnienia sądów krajowych dla przedłużania tymczasowego aresztowania, oparte na stereotypowych sformułowaniach takich jak „charakter przestępstwa” i „stan dowodów” oraz „ryzyko ucieczki”, nie były wystarczające do usprawiedliwienia ponad pięciu lat pozbawienia wolności, zwłaszcza w obliczu braku należytej staranności ze strony władz. W odniesieniu do długości postępowania karnego, Trybunał stwierdził, że władze nie wykazały „szczególnej staranności”, wskazując na znaczne opóźnienia w przedstawianiu aktów oskarżenia i odpowiedzi oraz długie przerwy między rozprawami. Mimo złożoności sprawy i ucieczki skarżącego, nie usprawiedliwiało to ogólnej długości postępowania.
Stan faktyczny
Skarżący, İsrafil Vayiç, obywatel turecki, został zatrzymany 9 września 1996 r. pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji i tymczasowo aresztowany. Akt oskarżenia został wniesiony w marcu 1997 r. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule wielokrotnie przedłużał jego areszt, powołując się na charakter przestępstwa i ryzyko ucieczki. Skarżący został zwolniony za kaucją 19 października 2001 r., po ponad pięciu latach aresztu. W styczniu 2003 r. został skazany na 12 lat i 6 miesięcy więzienia, ale wyrok ten został uchylony przez Sąd Kasacyjny w maju 2004 r. Po zniesieniu sądów bezpieczeństwa państwa sprawa została przekazana do Sądu Karnego w Stambule i jest nadal w toku. Skarżący stał się zbiegiem po zwolnieniu za kaucją.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że pozostała część skargi jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 § 3 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 3 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, powiększone o odsetki za zwłokę. 5. Oddala pozostałą część żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   A V R U P A   OF E U R O P E   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   VAYĐÇ - TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 18078/02)   KARAR   STRAZBURG   Haziran 2006   Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak,   üzerinde ꢀekle iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Dava, Đsrafil Vayiç (“baꢀvuran”) isimli Türk vatandaꢀının, 1 Nisan 2002 tarihinde,   Đnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesine   dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine AĐHM’ye yaptığı baꢀvurudan (no. 18078/02)   kaynaklanmaktadır.   OLAYLAR   DAVA OLAYLARI   Baꢀvuran 1963 doğumlu olup, sözkonusu tarihte Đstanbul’da ikamet etmekte idi. 9   Eylül 1996 tarihinde, yasadıꢀı bir örgüte mensup olduğu ꢀüphesiyle Đstanbul Emniyet   Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’ne bağlı polisler tarafından gözaltına alınmıꢀtır. 18 Eylül   tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranın tutuklu yargılanmasına   karar vermiꢀtir. 13 Mart 1997 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı,   baꢀvuran ve diğer on altı kiꢀiyi, Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. bölümü ve Türk Ceza   Kanunu’nun 168 § 2. maddesi kapsamında suçlayan iddianamesini sunmuꢀtur. Đlk duruꢀma,   Mayıs 1997 tarihinde yapılmıꢀtır. 11 Mart 1998 tarihinde, sanıkların temsilcileri, iddiaya   göre tutukluyken sanıklara kötü muamele yapan polislere yönelik olarak Đstanbul Ağır Ceza   Mahkemesi’nde cezai iꢀlemler baꢀlatıldığını mahkemeye bildirmiꢀtir. Devlet Güvenlik   Mahkemesi, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nden ilgili dava dosyasını incelenmek üzere   gönderilmesini talep etmiꢀtir. 15 Mayıs 1998 tarihli duruꢀmada, Devlet Güvenlik Mahkemesi;   Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi ve Bakırköy Cumhuriyet   Savcılığı’ndan, sanıkların da dahil olduğu belirli olaylara iliꢀkin belge ve raporları   sunmalarını talep etmiꢀtir. Ayrıca, sanıklardan ikisine yönelik ayrı iꢀlemlerin devam ettiği iki   mahkemeden de belge talebinde bulunmuꢀtur. Đlgili mahkemelerden yanıt alamadığından   dolayı, daha sonraki dört duruꢀmada, Devlet Güvenlik Mahkemesi, bu talepleri yinelemiꢀtir.   Kasım 1998 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, talebinde değiꢀikliğe gitmiꢀ ve   yalnızca davanın gidiꢀatından haberdar olmak istediğini bildirmiꢀtir. Ayrıca, dava   tamamlandığında nihai kararın bir kopyasını da istemiꢀtir. Bu talebi on bir duruꢀmada daha   dile getirmiꢀtir. 14 Nisan 1999 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, sanıklardan birisinin   davasını ayırarak, baꢀka bir mahkemede görülen baꢀka bir davayla birleꢀtirmeye karar   vermiꢀtir. 18 Haziran 1999 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı, dava esaslarına iliꢀkin görüꢀlerini   sunmuꢀtur. Sonraki yirmi üç duruꢀmada, baꢀvuranın temsilcisi, müvekkilinin tutuksuz   yargılanmasını talep etmiꢀtir. Mahkeme, suçun niteliği, kanıtların durumu ve dava   dosyasındaki belgeler bağlamında bu talebi reddetmiꢀtir. 14 Kasım 1997 ve 11 Mart 1998   tarihleri arasında, mahkeme bir kez daha, serbest bırakılması kaçma riski oluꢀturacağından,   baꢀvuranın tutuklu yargılanmasının devamına karar vermiꢀtir. 8 Aralık 2000 tarihinde, Ağır   Ceza Mahkemesi’nde polislere iliꢀkin davaya iliꢀkin bilgi alınmadığından dolayı, Đstanbul   Devlet Güvenlik Mahkemesi, nihai kararın ya da iddianamenin bir kopyasını talep etmiꢀtir. 28   ꢁubat 2001 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne   davanın devam ettiğini bildirmiꢀ ve iddianameyi sunmuꢀtur. 22 Mayıs 2001 tarihinde,   baꢀvuranın avukatı, baꢀvuranın tutuksuz yargılanmasını talep ettiği dilekçesini sunmuꢀtur. 19   Ekim 2001 tarihli duruꢀmada, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde baꢀka bir mahkeme,   baꢀvuranın tutuklu yargılanma süresini, suçun niteliğini ve dava dosyasındaki belgeleri   dikkate alarak, baꢀvuranın kefaletle serbest bırakılmasına karar vermiꢀtir. 31 Ocak 2003   tarihinde, otuz duruꢀmanın ardından, Devlet Güvenlik Mahkemesi sanıklardan beꢀinin   beraatına karar vermiꢀ, baꢀvuran ve diğer altı kiꢀiyi mahkûm etmiꢀ ve geri kalanlara yönelik   takibatın durdurulmasına karar vermiꢀtir. Baꢀvuranı, Türk Ceza kanunu’nun 168 § 2. maddesi   uyarınca on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır. 25 Mayıs 2004 tarihinde, Yargıtay,   Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, baꢀvuran ve diğer altı kiꢀiye iliꢀkin kararını bozmuꢀtur. 16   Haziran 2004 tarih ve 5190 sayılı Kanun’la, devlet güvenlik mahkemeleri kaldırılmıꢀtır.   Baꢀvuran dahi olmak üzere, sanıklardan yedisine yönelik dava, Đstanbul Ağır Ceza   Mahkemesi’ne gönderilmiꢀtir. 2 Eylül 2004 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, tüm   sanıkları duruꢀmaya çağırmıꢀtır. 10 Aralık 2004 tarihli duruꢀmada, Đstanbul Ağır Ceza   Mahkemesi, baꢀvuran dahil olmak üzere, sanıklardan dördünün yakalanması talimatını   vermiꢀtir. Ne baꢀvuran ne de temsilcisi, 4 Mart 2005, 6 Mayıs 2005, 19 Ekim 2005 ve 3 ꢁubat   tarihli duruꢀmalara gelmiꢀtir. Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuran ve diğer üç kaçağın   yakalanması için tekrar emir çıkarmıꢀtır. Dava, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam   etmektedir. Son duruꢀma 4 Mart 2005 tarihinde yapılmıꢀtır. Mahkeme, baꢀvuranın   yakalanması için yeni bir emir daha çıkarmıꢀtır.   HUKUK   I.HÜKÜMET’ĐN ĐLK ĐTĐRAZI   Hükümet, AĐHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca iç hukuk yolları tüketilmediğinden   dolayı baꢀvurunun reddedilmesi gerektiğini ifade etmiꢀtir. Baꢀvuranın, Kanun Dıꢀı Yakalanan   veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesine Đliꢀkin Kanun (no. 466) uyarınca tazmin   talebinde bulunabileceğini ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, Hükümet’in ön itirazlarını benzeri davalarda inceleyerek reddettiğini not eder   (bkz, özellikle, Öcalan – Türkiye [BD], no. 46221/99, §§ 66-71, AĐHM 2005-…). AĐHM, bu   davada, bu içtihattan ayrılmayı gerektirecek hiçbir özel durum tespit etmemiꢀtir.   Sonuç olarak, AĐHM, Hükümet’in ilk itirazını reddeder.   AĐHM, baꢀvurunun AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında temelsiz olmadığını not   eder. Ayrıca, baꢀka herhangi bir gerekçeden dolayı kabuledilmez olmadığını da not eder.   Dolayısıyla kabuledilebilir ilan edilmelidir.   II.AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, beꢀ yıldan fazla süren tutuklu yargılanmasının, AĐHS’nin 5 § 3.   maddesindeki “makul süre” ꢀartını karꢀılamadığını ileri sürerek ꢀikayetçi olmuꢀtur. Bu   maddeye göre:   “Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koꢀullar uyarınca yakalanan veya tutulu   durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıꢀ   diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli   kovuꢀturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruꢀmada hazır   bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”   Hükümet, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 110. maddesine göre, bir kamu   davasından tutuklu yargılanan bir kimsenin azami tutulu bulundurulma süresinin iki yıl   olduğunu belirtmiꢀtir. Kiꢀi, en fazla cezanın, bu davada olduğu gibi, yedi yıldan fazla hapis   cezası olan bir suçla suçlanmıꢀ ise, mahkeme tutukluluk halinin uzatılmasına karar verebilir.   Amacın, sanığın, diğer sanıklarla anlaꢀması, delilleri tahrif etmesi, kaçması ve tekrar suç   iꢀlemesi riskini önlemek olduğunu öne sürmüꢀtür.   Ayrıca, baꢀvuranın kaçmasının, tutukluluk halinin uzatılması için iyi bir gerekçe   olduğunu kanıtladığını belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran, toplam beꢀ yıl, bir ay, on gün tutuklu yargılandığını ileri sürmüꢀtür.   Yalnızca yasadıꢀı bir örgüte üye olmakla suçlandığını belirtmiꢀtir. Dolayısıyla, tekrar suç   iꢀleme veya adaletin seyrini saptırma riskinin olamayacağını iddia etmiꢀtir. Ayrıca,   kaçmasının nedeninin yargılamadan kaçmak değil, vicdani retçi olduğundan ve askerliğini   yapmadığından dolayı yetkililer tarafından arandığından kaynaklandığını ifade etmiꢀtir.   AĐHM, belirli bir davada, bir sanığın tutukluluğunun makul bir süreyi geçmemesini   sağlamanın öncelikle ulusal yargı makamlarının görevi olduğunu tekrarlar. Bu amaçla,   masumiyet karinesi ilkesini gereğince dikkate alarak, AĐHS’nin 5. maddesindeki kuraldan   sapmayı gerektirecek bir kamu çıkarının mevcudiyeti lehine ya da aleyhine olan tüm kanıtları   incelemeli ve bunları serbest bırakılma baꢀvurularına iliꢀkin kararlarında belirtmelidirler.   AĐHM’nin 5 § 3. maddenin ihlal edilip edilmediğine karar vermeye davet edilmesi, bu   kararlarda verilen gerekçeler ve baꢀvuranın baꢀvurularında ifade ettiği belgelenmiꢀ kanıtlar   temelinde olmaktadır (Muller – Fransa, 17 Mart 1997, Reports of Judgments and Decisions,   1997-II, s. 388, § 35).   Yakalanmıꢀ olan kimsenin, bir suç iꢀlemiꢀ olduğuna dair makul ꢀüphenin bulunması,   devam eden tutukluluk halinin meꢀruiyeti açısından vazgeçilmez bir ꢀarttır, ancak belirli bir   süre sonra, yeterli olmaz. Bu durumda AĐHM, yargı makamları tarafından öne sürülen diğer   gerekçelerin, özgürlüğün elden alınmasını haklı göstermeye devam edip etmediğini tespit   etmelidir. Bu gerekçelerin “ilgili” ve “yeterli” olduğu hallerde, AĐHM, ulusal makamların   iꢀlemlerin yürütülmesi esnasında “özel itina” göstermiꢀ oldukları hususunda ikna olmalıdır   (ibid.).   Sözkonusu davada, AĐHM, gözönüne alınacak sürecin 9 Eylül 1996 tarihinde   baꢀladığını ve 19 Ekim 2001 tarihinde sona erdiğini belirtmektedir. Böylece, bu süre beꢀ yıl   bir aydan fazla sürmüꢀtür.   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranın devam etmekte olan tutukluluğunu,   kendi gerek görmesi veya baꢀvuranın talebi üzerine, her duruꢀmanın sonunda incelemiꢀtir.   Ancak, AĐHM, dava dosyasındaki delillere dayanarak, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,   “suçun niteliğini ve delillerin durumunu gözönünde tutarak” gibi aynı ve basmakalıp ifadelere   baꢀvurarak baꢀvuranın tutukluluğunun devamını emrettiğini belirtmektedir. “Delillerin   durumu” ifadesi genel olarak ciddi suç göstergelerinin varlığı ve devamlılığına yönelik ilgili   bir unsur oluꢀturabilir. Ancak, bu davada, baꢀvuranın hakkında ꢀikayetçi olduğu tutukluluk   süresini tek baꢀına haklı çıkarmaya yetmez (bkz. Letellier – Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli   karar, Seri A no. 207; Tomasi – Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar, Seri A no. 241-A;   Mansur – Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, Seri A no. 319-B, § 55 ve Demirel – Türkiye,   no. 39324/98, § 59, 28 Ocak 2003).   AĐHM, ayrıca, davanın baꢀlangıç safhalarında düzenlenen iki duruꢀmada, Đstanbul   Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, serbest bırakılmasının kaçma tehlikesi doğuracağını ifade   ederek, baꢀvuranın tutuklu yargılanmasının uzatılmasına karar verdiğini gözlemlemektedir.   AĐHM’nin görüꢀüne göre, bu tehlikenin gerçekleꢀmiꢀ olmasa bile baꢀvuranın toplam tutuklu   yargılanma süresini haklı çıkarmaz.   Ayrıca, AĐHM, Hükümet’in baꢀvuranın karꢀı karꢀıya olduğu suçlamaların ciddiyetine   atıfta bulunduğunu belirtmektedir. Ancak, suçlamaların ciddiyetinin, uzun süreli tutuklu   yargılamayı tek baꢀına haklı çıkarmaya yetmeyeceğini yinelemektedir (bkz. diğer içtihatların   yanı sıra, Ječius – Litvanya, no. 34578/97, § 94, AĐHM 2000-IX).   Ek olarak, AĐHM, cezai iꢀlemlerin yürütülmesinde yetkililerin özel itina   göstermediklerini kaydetmektedir. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet   Savcısı’nın baꢀvuran aleyhinde iddianame sunmasının neredeyse altı ay sürmesinin veya   Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin polis memurları   hakkındaki davaya iliꢀkin soruꢀturmasına yanıt vermesinin neredeyse üç yıl sürmesinin   sebebine iliꢀkin olarak Hükümet’ten bir açıklama gelmediğini gözlemlemektedir. Bu son   olarak belirtilen unsurun sonucunda, duruꢀmalar düzenli olarak baꢀka bir tarihe ertelenmiꢀtir.   AĐHM, ayrıca, Cumhuriyet Savcılığı’nın davanın esaslarına iliꢀkin görüꢀünü 18 Haziran 1998   tarihinde sunmuꢀ olmasına rağmen, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin nihai kararını dört yıl ve   yedi aydan fazla bir süre sonra verdiğini kaydetmektedir.   Bu değerlendirmelerin ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranın tutuklu yargılanma süresinin   AĐHS’nin 5 § 3. maddesini ihlal ettiği kararını vermiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, ayrıca, hakkında halen devam etmekte olan cezai iꢀlemlerin süresinin   AĐHS’nin 6 § 1. maddesinde yer alan “makul süre” ꢀartını ihlal ettiği konusunda ꢀikayetçi   olmuꢀtur. Sözkonusu maddenin ilgili kısmı ꢀöyledir:   “Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir   mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, … görülmesini istemek hakkına sahiptir.”   Hükümet, sanıkların sayısı ve onlara yöneltilen suçlamaları göz önünde tutarak   davanın karmaꢀık olduğunu belirtmiꢀtir. Delil toplamak ve olayları saptamak güç olmuꢀtur.   Bundan baꢀka, herhangi bir ihmal veya gecikme suçunun yargı makamlarına   yüklenemeyeceğini belirtmiꢀtir. Hükümet, ayrıca, 31 Ocak 2003 tarihli kararın öncesinde,   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin otuz iki duruꢀma düzenlemiꢀ olduğunu ve   baꢀvuranın kaçarak bu süreye etkide bulunmuꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran, davanın karmaꢀık olmadığını zira sanıkların tümünün sadece yasadıꢀı bir   örgüte üye olmakla suçlandıklarını iddia etmiꢀtir. Ayrıca, Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin aꢀırı olarak iki ayda bir duruꢀma düzenlediği konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur.   AĐHM, iꢀlemlerin süresinin makuliyetinin davanın özel ꢀartları ıꢀığında ve AĐHM   içtihadında yer alan kriterler, özellikle davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve ilgili makamların   tutumu ve baꢀvuran için tehlikede olan ꢀeyin önemi göz önünde tutularak değerlendirilmesi   gerektiğini yinelemektedir (bkz. Humen – Polonya [BD], no. 26614/95, § 60, 15 Ekim 1999).   Göz önüne alınacak süreç hususunda, AĐHM, iꢀlemlerin baꢀvuranın yakalandığı 9   Eylül 1996 tarihinde baꢀladığını ve halen devam etmekte olduğunu tespit etmiꢀtir.   Dolayısıyla, iꢀlemler üç yargılama kademesinde halihazırda dokuz yıl ve sekiz aydan fazla   sürmüꢀtür. Ancak, AĐHM, baꢀvuranın, kaçak olduğu, ülkesinde adalet önüne çıkmaktan   kaçmaya çalıꢀtığı döneme itimat edemeyeceğini değerlendirmektedir. AĐHM, sanığın   kaçıꢀının, iꢀlemlerin süresi ile ilgili olarak AĐHS’nin 6 § 1. maddesi tarafından sağlanan   güvencenin kapsamına iliꢀkin kendi içinde belli sonuçlarının olduğu kanısındadır. Sanığın,   hukukun üstünlüğü ilkesini benimseyen bir Devlet’ten kaçması halinde bu kiꢀinin iꢀlemlerin   makul olmayan süresinden ꢀikayetçi olmaya hakkı olmadığı varsayılabilir. Bu varsayımı   çürütmek için yeterli gerekçe gösterilmediği takdirde aksi gerçekleꢀmez (bkz. Ventura –   Đtalya, no. 7438/76, 15 Aralık 1980 tarihli Komisyon raporu, Decisions and Reports (DR) 23,   s. 91, § 197). Bu davada sözkonusu varsayımı çürütecek bir ꢀey mevcut olmadığına göre,   ilgili süreç baꢀvuranın tutuksuz yargılanması kararının alındığı 19 Ekim 2001 tarihinde sona   ermiꢀ olarak kabul edilmelidir (bkz., mutatis mutandis, X – Đrlanda, no. 9429/81, 2 Mart 1983   tarihli Komisyon kararı, DR 32, s. 226). Dolayısıyla, göz önüne alınacak ilgili süreç bir   yargılama kademesi için beꢀ yıl ve bir aydan fazla sürmüꢀtür.   AĐHM, iꢀlemlerin birkaç sanığı kapsadığını ve suçlamaların bir terör örgütüne üyeliğe   iliꢀkin olduğunu gözlemlemektedir. Ancak, iꢀlemlerin karmaꢀıklığının tek baꢀına uzun   süresini haklı çıkarmaya yetmeyeceğini değerlendirmektedir.   Baꢀvuranın tutumu hakkında, AĐHM, baꢀvuranın, 19 Ekim 2001 tarihinde tutuksuz   yargılanmasına karar verilmesini müteakip kaçarak, iꢀlemlerin süresinde etkili olduğunu   kaydetmektedir. Ancak, serbest bırakıldığında iꢀlemlerin birinci derece mahkemesinde hali   hazırda beꢀ yıldan fazla sürmüꢀ olduğunu gözlemlemektedir.   Yetkililerin tutumu hakkında, AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlaline iliꢀkin   yukarıdaki değerlendirmelerine atıfta bulunmaktadır. Đꢀlemlerin yürütülmesinde yetkililerin   kendilerinden beklenen özel itinayı göstermedikleri yönündeki tespiti cezai iꢀlemlerin   süresine iliꢀkin olarak yine geçerlidir. Ek olarak, AĐHM, Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nde yeniden baꢀlatılan iꢀlemlerde baꢀvuranın tutuksuz yargılanması kararını   müteakip, duruꢀmaların uzun aralıklarla düzenlenmiꢀ olduğunu ve bunun sonucunda iki yılda   ancak beꢀ duruꢀmanın gerçekleꢀmiꢀ olduğunu gözlemlemektedir.   Dolayısıyla, AĐHM, baꢀvuran hakkındaki iꢀlemlerin “makul süre” içinde   yürütülmediği kararını vermiꢀtir. Sonuç olarak, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   IV. AVRUPA ĐNSAN HAKLARI SÖZLEꢁMESĐ’NĐN 41. MADDESĐNĐN   UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi ꢀöyledir:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği   takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran, 20.000 Yeni Türk Lirası1 maddi tazminat talep etmiꢀtir. Bu bağlamda,   çalıꢀmasına engel olan tutulu yargılanma süresine ve cezai iꢀlemlerin aꢀırı süresine atıfta   bulunmuꢀtur. Aynı zamanda, 30.000 Yeni Türk Lirası2 manevi tazminat talep etmiꢀtir.   Yaklaꢀık 12.266 Euro   Yaklaꢀık 18.399 Euro   Hükümet, talep edilen tazminat ile iddia edilen AĐHS ihlali arasında bir sebep sonuç   iliꢀkisi olmadığını iddia ederek bu miktarlara itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuran tarafından talep edilen   maddi ve manevi tazminatların ülkenin ekonomik ve sosyal gerçekleri ile tamamıyla orantısız   olduğunu ileri sürmüꢀtür. Hükümet, baꢀvuranın, sözde yapmasının engellendiği iꢀi   belirtmediğini ifade etmiꢀtir.   AĐHM, tespit edilen ihlaller ve iddia edilen maddi tazminat arasında herhangi bir   sebep sonuç iliꢀkisi görmemekte, dolayısıyla, bu talebi reddetmektedir. Öte yandan, AĐHM,   baꢀvuranın, büyük olasılıkla, manevi zarara maruz kalmıꢀ olduğunu değerlendirir ki bu tek   baꢀına ihlal tespitiyle yeterli ꢀekilde telafi edilemez. Dava olaylarını ve içtihadını göz önünde   bulunduran AĐHM, baꢀvurana, 3.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.   B. Mahkeme masrafları   Baꢀvuran, yerel makamlar ve AĐHM’de gerçekleꢀen iꢀlemler zarfında yaptığı   mahkeme masraflarına karꢀılık 28.203 Yeni Türk Lirası3 talep etmiꢀtir.   Hükümet, herhangi bir belge ile kanıtlanmamıꢀ olması nedeniyle baꢀvuranın talebine   itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, elindeki belgelere dayanarak ve hakkaniyet temelinde karar vererek, mahkeme   masraflarına karꢀılık baꢀvurana 1.000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun   olduğuna karar verir.   BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢀvurunun kalanının kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) Sorumlu Devlet’in, baꢀvurana, aꢀağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44 § 2. maddesine göre   kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur üzerinden Türk   Lirası’na dönüꢀtürmek üzere ödemesine:   (i) 3.000 Euro (üç bin Euro) manevi tazminat;   Yaklaꢀık 17.297 Euro   (ii) 1.000 Euro (bin Euro) mahkeme masrafları;   (iii) tabi olabilecek her türlü vergi;   b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi   uyarınca 20 Haziran 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   S. DOLLÉ   J.-P. COSTA   Zabıt Katibi   Baꢀkan   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło