18207/03
WyrokETPCz2007-06-12ECLI:CE:ECHR:2007:0612JUD001820703
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skarżący doznał nieludzkiego lub poniżającego traktowania ze strony policji w trakcie zatrzymania i czy państwo zapewniło skuteczne środki odwoławcze w związku z tymi zarzutami?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji, ponieważ skarżący, który został zatrzymany w dobrym stanie zdrowia, doznał poważnych obrażeń (wymagających operacji) w trakcie przebywania w areszcie policyjnym. Rząd nie przedstawił wiarygodnego wyjaśnienia tych obrażeń ani dowodów podważających twierdzenia skarżącego, mimo że ciężar dowodu spoczywał na władzach. Trybunał uznał, że wyjaśnienia rządu dotyczące samoistnego spowodowania obrażeń lub ich pochodzenia od osób trzecich były niewiarygodne, zwłaszcza w kontekście braku badania lekarskiego po zatrzymaniu. Naruszenie art. 13 wynikało z faktu, że postępowanie karne przeciwko funkcjonariuszom policji zostało zawieszone na mocy ustawy nr 4616, co Trybunał uznał za zapewniające faktyczną bezkarność sprawcom i uniemożliwiające skuteczne zbadanie i ukaranie odpowiedzialnych, co jest wymogiem skutecznego środka odwoławczego w sprawach dotyczących art. 3.Stan faktyczny
Skarżący, Nevruz Koç, został zatrzymany 30 listopada 1997 r. po kłótni w stanie nietrzeźwości. Twierdził, że był bity i kopany przez policjantów w trakcie zatrzymania i w areszcie, co spowodowało poważne obrażenia stopy i kostek, wymagające operacji. Władze krajowe wszczęły postępowanie karne przeciwko policjantom, ale zostało ono zawieszone na mocy ustawy nr 4616, która przewidywała warunkowe umorzenie postępowania.Rozstrzygnięcie
Stwierdza dopuszczalność skargi.
Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji.
Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji.
Zasądza na rzecz skarżącego 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową.
Zasądza na rzecz skarżącego 1 500 EUR tytułem kosztów i wydatków (z wyłączeniem 850 EUR otrzymanych w ramach pomocy prawnej).
Odrzuca pozostałą część roszczeń skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
NEVRUZ KOÇ/TÜRKĐYE
(B a ꢀvuru no. 18207/03)
KARAR
STRAZBURG Haziran 2007
Sözkonusu karar AĐHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,ꢀekle iliꢀkin
değiꢀiklik yapılabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USULĐ ĐꢀLEMLER
Davanın nedeni, Türk vatandaꢀı Nevruz Koç’un (“baꢀvuran”), 22 Mayıs 2003
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleꢀme’nin (“Sözleꢀme”)
34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı
baꢀvurudur (baꢀvuru no. 18207/03).
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
Baꢀvuran, 1954 doğumludur ve Đstanbul’da yaꢀamaktadır. Kasım 1997 tarihinde bir restoranda ahçı olarak çalıꢀan baꢀvuran, görev bitiminde
alkol almıꢀtır. Restorana terk ettikten sonra eve dönerken, Sarıyer’deki bir otobüs durağında
bekleyen bir grup insanla tartıꢀmaya girmiꢀtir. Polis memuru H. Ö. Tarafından yakalandığını
ve yakalandığı sırada kötü muameleye maruz bırakıldığını iddia etmektedir. Sarıyer Polis
Karakolu’nda gözaltına alınan baꢀvuran bir gün boyunca kötü muameleye maruz bırakıldığını
ileri sürmüꢀtür.
Aynı gün hazırlanan polis raporunda baꢀvuranın H. Ö.’ye hakaret ettiği ve vurduğu
belirtilmektedir. Olay mahallinde bulunan kiꢀiler de H. Ö. Herkesi sakinleꢀtirmeye çalıꢀırken
baꢀvuranın ona hakaret ettiğini doğrulamıꢀtır. H.Ö. baꢀvuranın kendisine hakaret ettiği ve
fiziksel saldırıda bulunduğuna iliꢀkin ꢀikayette bulunmuꢀtur. Aralık 1997 tarihinde Sarıyer Cumhuriyet Savcısı, Sarıyer Sulh Ceza Mahkemesi’ne
bir iddianame sunarak baꢀvuranı, görevde olan bir polis memuruna saldırmak ve hakaret
etmekle suçlamıꢀtır. ꢁubat 1998 tarihinde baꢀvuran Sarıyer Cumhuriyet Savcısı’na ꢀikayette bulunarak
Sarıyer Polis Karakolu’nda gözaltında tutulduğu sırada iꢀkence gördüğünü ileri sürmüꢀtür.
Đddiasını Adli Tıp Kurumu’nun 16 Aralık 1997 tarihli raporuna dayandırmıꢀtır. ꢁubat 1998 tarihinde Sarıyer Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranın ifadesini almıꢀtır.
Baꢀvuran HADEP (Halkın Demokrasi Partisi) üyesi ve Kürt kökenli olması nedeniyle
Sarıyer’de ikamet eden kiꢀilerin kendisine karꢀı olduklarını belirtmiꢀtir. Haziran 1998 tarihinde Đstanbul Đnsan Hakları Derneği doktorları, baꢀvuranın polis
tarafından gözaltında tutulduğu sırada baꢀına gelenleri doğrulayan bir rapor yayınlamıꢀtır.
Baꢀvuranın iddiasının ve tıbbi raporların biribiriyle uyumlu olduklarını belirtmiꢀtir. Aralık 2000 tarihinde ꢀartlı tahliyeye iliꢀkin bir kanun çıkarılmıꢀtır. Dolayısıyla, 16
Mart 2001’de Sarıyer Sulh Ceza Mahkemesi baꢀvuranın yaralanmasından sorumlu tutulan
failler aleyhindeki cezai takibatın askıya alınmasına ve aynı suç sözkonusu suçlularca beꢀ yıl
içerisinde yeniden iꢀlenmediği takdirde devam etmemesine karar vermiꢀtir. ꢁubat 2002 tarihinde Yargıtay, baꢀvuranın sözkonusu karara iliꢀkin itirazını
reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, 25 Kasım 2002’de haberdar edilmiꢀtir.
HUKUK
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK
Hükümet, baꢀvuranın AĐHS’nin 35 § 1. maddesi bağlamında mevcut bulunan iç hukuk
yollarını tüketmediğini ileri sürmüꢀtür. Bu bağlamda, polis tarafından gözaltında tutuldukları
sırada kötü muamele mağdurları olduklarını iddia eden kiꢀiler hususunda iç hukukun sağladığı
çeꢀitli hukuki, cezai ve idari iç hukuk yolları mevcut olduğunu ve baꢀvuranın, maruz kaldığını
iddia ettiği zararın tazmini için baꢀvuruda bulunma ꢀansı olduğu halde bulunmadığını
belirtmiꢀtir.
AĐHM daha önce benzeri davalarda Hükümet’in ilk itirazlarını incelemiꢀ ve reddetmiꢀ
olduğunu yinelemektedir. AĐHM sözkonusu davada yukarıda anılan davada vardığı sonuçtan
farklı bir sonuca varmasını gerektirecek özel bir durum görememektedir. Bu nedenle,
Hükümet’in ilk itirazını reddetmektedir.
AĐHM, baꢀvurunun AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca temelden yoksun olmadığını
belirtmektedir. Kabuledilmez olduğuna karar vermek için de gerekçe bulunmamaktadır. Bu
nedenle kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, AĐHS’nin aꢀağıda kaydedilen 3. maddesinin ihlali yönünde kötü
muameleye maruz bırakıldığı hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur:
“Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi
tutulamaz.”
A. Tarafların görüꢁleri
1. Baꢀvuran
Baꢀvuran gözetim altında tutulduğu sırada polis memurları tarafından gözlerinin
bağlandığını, dövüldüğünü, kendisine vurulduğunu, tekme atıldığını, bacaklarına sopayla ve
copla vurulduğunu ileri sürmüꢀtür. Ayaklarına vurduklarını ve onları ezdiklerini belirtmiꢀtir.
Bu nedenle ve sol bacağına darbe aldığı için gözardı edilemeyecek bir süre yürüyemediğini
iddia etmiꢀtir. Đddialarını desteklemek için tıbbi raporlardaki bulgulara değinmiꢀtir.
2. Hükümet
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuranın aꢀırı derecede sarhoꢀ olması,
küfür etmesi, bağırması ve etrafındaki kiꢀilere saldırgan tavırlara sergilemesi nedeniyle
yakalandığını ileri sürmüꢀtür. Ayrıca baꢀvuranın, kendisini bir kiꢀiye saldırmaktan alıkoyan
polis memuruna saldırmaya baꢀladığını ileri sürmüꢀtür. Polis memuru baꢀvuranı
sakinleꢀtirmeye çalıꢀmıꢀ ve kendisine karakola kadar eꢀlik etmesi gerektiğini söylemiꢀtir.
Polis arabasına giderlerken baꢀvuran, polis memurunun yakasını tutarak onu sertçe itmiꢀtir.
Bunun üzerine polis memuru, baꢀvuranın sağ kolunu geriye doğru kıvırmıꢀ ve sağ eline
kelepçe takmıꢀtır. Sol eline kelepçe takarken baꢀvuran küfrederek polis memurunun yüzüne
vurmuꢀtur. Polis memuru olay yerinde diğer kiꢀilerin yardımı ile baꢀvuranı arabaya binmeye
zorlamıꢀ ve polis karakoluna götürmüꢀtür. Hükümet aynı gün, burnunda çürükler olduğunu ve
dört gün boyunca çalıꢀmasının uygun olmadığını belirten bir tıbbi raporda polis memuruna
değinildiğini belirtmiꢀtir. Olay mahallindeki kiꢀilerden alınan ifadelerin, görüꢀlerini
desteklediğini de eklemiꢀlerdir.
Hükümet, baꢀvurana iliꢀkin tıbbi raporlardaki bulguları kabul etmiꢀtir. 30 Ekim 2000
tarihinde Adli Tıp Kurumu tarafından yayınlanan tıbbi rapora göre baꢀvuranın aldığı yaraların ve 9 Aralık 1997 tarihleri arasında ortaya çıkmıꢀ olduğunu vurgulamıꢀtır. Ancak baꢀvuranın
polis tarafından gözaltında tutulma periodu 1 Aralıkta sona ermiꢀ ve aynı tarihte yayınlanan
tıbbi raporda hiçbir yaralanma kaydedilmemiꢀtir. Bununla birlikte sözkonusu tarihte
baꢀvuranla birlikte gözaltında tutulan kiꢀilerin hepsi polis memurlarının hiçbirinin baꢀvuranı
kötü muameleye maruz bırakmadıklarını belirtmiꢀtir.
Hükümet ayrıca dikkatleri, baꢀvuranın polis karakolunda sergilediği tutuma çekmiꢀtir.
Belirtilerin ilk önce baꢀvuranın cezaevinde muayene edildiği 9 Aralık 1997 tarihinde ortaya
çıktığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuranın saldırgan tutumu gözönüne alındığında, belirtilerin daha
fazla gözaltında tutulmasını engellemek için polis gözetimi bittikten sonra kendi kendine
oluꢀturulduğunun yüksek olasılık taꢀıdığını belirtmiꢀtir.
Baꢀvuranın, Cumhuriyet Savcısı’na veya tetkik hakimine, polis gözetimi ardından
karꢀılaꢀtığı ilk makamlar olmaları nedeniyle kötü muamele iddialarını bildirmesi gerektiğini
ileri sürmüꢀtür. Ancak baꢀvuran bildirmemiꢀtir. Bunun yerine, 10 ꢁubat 1998 tarihinde
Sarıyer Cumhuriyet Savcısı’na bir dilekçe sunmuꢀtur ve bu, iyi niyetle yaklaꢀtığı görüꢀünü
sarsmaktadır. Cumhuriyet Savcısı’na sunduğu dilekçede baꢀvuranın Sarıyer’de ikamet eden
bazı insanların Kürt kökenli olması nedeniyle kendisine karꢀı olduklarını ve polisin olaya
müdahele etme nedeninin de aynı olduğunu – sözkonusu ꢀahıslar ve kendisi arasında meydana
gelen çatıꢀma – belirttiğini de eklemiꢀtir. Ancak Hükümet’e göre, bu tamamen baꢀvuranın
uydurmasıdır. Dava dosyasındaki tanık ifadelerinin çürüttüğü popüler ancak aldatıcı bir
iddiadır.
Son olarak Hükümet, aynı dilekçede baꢀvuranın, sol ayağının polis memurları
kendisine vurduğu ve tekme attığı sırada zarar gördüğünü belirttiğini ileri sürmüꢀtür. Bununla
birlikte, bu kadar ciddi bir yaralanma geçiren bir kiꢀinin muayene ve tedavi edilmek için on
gün beklemesi mantıklı değildir. Sekiz gün, bu kadar ciddi bir yaralanma için çok uzun bir
süredir. Bilinç kaybına veya ağır sağlık problemlerine yol açabilmektedir. Fazla sarhoꢀ olması
nedeniyle 30 Kasım’daki olaya iliꢀkin hiçbir ꢀey hatırlayamayan baꢀvuranın nasıl olup da
kötü muameleye maruz kaldığını hatırladığını merak etmektedir.
B. AĐHM’nin değerlendirmesi
AĐHM, kiꢀinin sağlık durumu iyi olduğu halde gözaltına alındığı ancak salıverildiği
sırada sağlık durumunun bozulduğu durumlarda Devlet’in, sözkonusu yaralanmanın nasıl
oluꢀtuğuna iliꢀkin inandırıcı bir açıklama ve baꢀvuranın özellikle tıbbi raporlarla desteklenen
iddialarına ꢀüphe düꢀürecek deliller sunmakla yükümlü olduğunu yinelemektedir. Aksi
takdirde AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca ciddi bir konu açığa çıkmaktadır.
AĐHM delilleri değerlendirirken genel olarak “makul ꢀüphenin ötesinde” kanıt
standartını uygulamaktadır. Ancak bu tür bir kanıt, yeterli derecede güçlü, net ve uygun
çıkarımların veya benzeri çürütülmemiꢀ maddi karinelerin birarada mevcut olmasından
kaynaklanabilmektedir. Sözkonusu olayların, gözaltında tuttukları sırada kontrolleri altında
bulunan kiꢀilerde olduğu gibi tümüyle veya kısmen yetkili makamların bilgisi dahilinde
olduğu durumlarda, gözaltı sırasında meydana gelen yaralanmalar hususunda kuvvetli maddi
karineler ortaya çıkacaktır. Đspat külfetinin, yetkili makamların tatmin ve ikna edici bir
açıklamada bulunmasına bağlı olduğu kabul edilebilmektedir.
Sözkonusu davada AĐHM, baꢀvuranın polis gözetimine alınmadan önceki gözaltı
döneminin baꢀlangıcında tıbbi olarak muayene edilmediğini belirtmektedir. Polis tarafından
gözaltında tutulması sona erdikten sonra, 1 Aralık 1997 tarihinde, vücudunda hiçbir kötü
muamele izi bulunmadığını belirten Sarıyer Devlet Hastanesi doktoru tarafından muayene
edilmiꢀtir. Ancak, 9, 10, 14, 15 ve 16 Aralık 1997 tarihli müteakip muayene ve raporlar,
ayağına ve bileklerine darbe aldığını göstermektedir. Baꢀvuranın operasyon geçirmesi
gerektiği kesindir. Sözkonusu raporlarda görülen bulgular AĐHM’nin kanaatine göre
baꢀvuranın, dövüldüğüne, bacaklarına tekme atıldığına ve ayaklarına vurulduğuna iliꢀkin
iddiaları ile tutarlılık göstermektedir.
AĐHM 1 ve 9 Aralık 1997 tarihli raporların içerdiği bilgilerin çeliꢀik olduğunu
belirtmektedir. Hükümet’in 9 Aralık 1997 tarihli rapordaki tıbbi bulgulara itiraz etmediğini
ancak yaralanmaların nedenine iliꢀkin farklı bir görüꢀ ileri sürdüğünü belirtmektedir.
Hükümet öncelikle daha fazla gözaltında kalmamak için aynı gün sergilediği saldırgan tutumu
gözönüne alarak yaraların baꢀvuranın kendisi tarafından oluꢀturulmuꢀ olabileceğini
açıklamıꢀtır. Yaraların, polis memuruna baꢀvuranın arabaya götürülmesinde yardımcı olan
kiꢀilerden kaynaklanmıꢀ olabileceğini ileri sürmüꢀtür. Bununla birlikte baꢀvuranın
yakalanabilmesi için polis memurunun uyguladığı kuvvetin, baꢀvuranın etrafındaki kiꢀilere
tehditlerde bulunması nedeniyle gerekli olduğunu iddia etmiꢀtir.
AĐHM özgürlüğünden mahrum bırakılan bir kiꢀi hususunda bu kiꢀinin tutumunun
gerektirmediği ꢀekilde fiziksel kuvvete baꢀvurmanın, insanlık onuru ile bağdaꢀmadığını ve
ilke olarak 3. maddede ortaya konan hakkı ihlal ettiğini yinelemektedir. Ancak yakalanma
bağlamında kuvvet kullanımı, özellikle baꢀvuranın kendi tutumundan kaynaklanan
durumlarda yaralanmaya neden olsa bile, 3. maddenin kapsamı dıꢀında kalabilmektedir.
Bu bağlamda AĐHM baꢀvuranın olay günü sergilediği sorumsuz ve saldırgan
tavırlarını ve sarhoꢀluğunu gözönüne almaktadır. Yakalanması sırasında dört gün boyunca
çalıꢀmasının uygun olmadığı rapor edilen polis memurunu yaralayarak karꢀı koyduğunu
gözlemlemektedir. Ancak baꢀvuran yakalanması ardından tıbbi olarak muayene edilmemiꢀtir.
AĐHM, Hükümet’in görüꢀüne göre bu tür bir muayene özellikle görevlilerinden birinin
baꢀvuranın yakalanması sırasında kuvvet kullanmak durumunda kalması nedeniyle yetkili
makamların atacağı en uygun adım olacağını belirtmiꢀtir. Bu tür bir rapor, baꢀvuranın
durumuna katkısı olabilecek üçüncü ꢀahısların hareketlerinin netleꢀmesini sağlayacaktır.
Bununla birlikte alınan yararların ağırlığını ve niteliğini gözönüne alan AĐHM
(özellikle baꢀvuranın operasyon gerektirecek ve 15 gün boyunca çalıꢀmasını engelleyecek
ꢀekilde sol ayağına aldığı yara), yaraların baꢀvuranın kendisi tarafından oluꢀturulduğunu
inandırıcı bulmamaktadır. Bu nedenle, baꢀvurana hiçbir ꢀiddet uygulanmadığı anlaꢀılan 1
Aralık 1997 tarihli ilk tıbbi raporun bulgularına önem vermemektedir. Sonuç olarak AĐHM
Hükümet’in, gözaltı döneminde ortaya çıkan yaralara baꢀvuranın neden olduğuna iliꢀkin
açıklamaları tatmin edici bulmamaktadır.
Bu koꢀullar altında ve Hükümet’in inandırıcı bir açıklamada bulunmaması nedeniyle
AĐHM 9 Aralık 1997 tarihli raporda ortaya konan ve diğer tıbbi raporlarla desteklenen
belirtilerin, sorumluluğu Devlet’e ait olan muamelenin sonucu olduğu kanısındadır.
Dolayısıyla AĐHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 6. ve 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran yetkili makamların, kötü muameleye uğradığına iliꢀkin iddiaları hususunda
etkin bir soruꢀturma yürütmediğine ve polis memurları aleyhinde baꢀlatılan cezai takibatın
daha sonra 4616 No.lu Kanun (ꢀartlı tahliye, adli kovuꢀturmanın askıya alınması veya
mahkeme kararının ifası hakkında kanun) bağlamında askıya alındığına dair ꢀikayette
bulunmuꢀtur. ꢁikayetini, AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerine dayandırmıꢀtır.
AĐHM, sözkonusu ꢀikayetlerin yalnızca aꢀağıda kaydedilen 13. madde bağlamında
incelenmesi gerektiği kanısındadır:
“Bu Sözleꢀme’de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan
kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal bir makama etkili bir baꢀvuru
yapabilme hakkına sahiptir.”
Hükümet, sözkonusu iddiaya itiraz etmiꢀtir. Mevcut davada yerel makamların,
baꢀvuranın kötü muamele iddiaları hususunda etkin bir soruꢀturma yürüttüklerini belirtmiꢀtir.
Sarıyer Cumhuriyet Savcısı, ivedilikle bir hazırlık soruꢀturma baꢀlatmıꢀ ve konuya ıꢀık
tutmak için gerekli adımları atmıꢀtır. Baꢀvuranın, sanıkların ve tanıkların ifadelerini dinlemiꢀ
ve baꢀvurana iliꢀkin tıbbi raporları incelemiꢀtir. Müteakiben Sarıyer Sulh Ceza Mahkemesi’ne
bir iddianame sunarak sözkonusu beꢀ polis memurunu Türk Ceza Kanunu’nun 245. maddesi
uyarınca baꢀvurana kötü muamelede bulunmakla suçlamıꢀtır. Hükümet polis memurları
aleyhindeki cezai takibatın, 4616 No.lu Kanun’un uygulanmasına bağlı olarak askıya
alınmasının, yerel mahkemenin kapsamlı ve yeterli bir soruꢀturma yürtümemesi nedeniyle
baꢀvurabileceği etkin bir iç hukuk yolu bulunmadığını göstermediğini ileri sürmüꢀtür.
AĐHM 3. madde bağlamında teminat altına alınan hakkın niteliğinin, 13. maddeye
iliꢀkin çıkarımları bulunduğunu yinelemektedir. Kiꢀinin, devlet makamlarınca kötü
muameleye maruz bırakıldığına iliꢀkin itiraz edilebilir bir iddiasını bulunduğu durumlarda,
“etkin iç hukuk yolu” kavramı, uygun olduğu hallerde tazminatın ödenmesi ile birlikte ꢀikayet
sahibinin, soruꢀturma usulüne eriꢀimini içine alacak ꢀekilde sorumlu olanların teꢀhis edilmesi
ve cezalandırılmasına yol açan kapsamlı ve etkin bir soruꢀturmayı gerekli kılmaktadır.
Sözkonusu davada sunulan deliller temel alındığında AĐHM sorumlu Devlet’in,
AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca baꢀvuranın gözaltında tutulduğu sırada maruz bırakıldığı kötü
muameleden sorumlu olduğunu belirtmektedir. Bu bağlamda baꢀvuranın ꢀikayetlerine, 3.
madde ile bağlantılı olarak AĐHS’nin 13. maddesi bağlamında “itiraz edilebilir”.
AĐHM baꢀvuranın Sarıyer Cumhuriyet Savcısı’na maruz bırakıldığı kötü muamele
hususunda ꢀikayette bulunduğunu belirtmektedir. Öncelikle Cumhuriyet Savcısı, suçlanan
polis memurları aleyhinde Sarıyer Ağır Ceza Mahkemesi’ne bir iddianame sunmuꢀtur. Savcı
iddianameyi, baꢀvuranın aldığı yaraların tarif edildiği tıbbi raporlara dayandırmıꢀtır. 16 Mart
2001’de Ağır Ceza Mahkemesi, 4616 No.lu Kanun bağlamında cezai takibatı askıya almıꢀtır.
Sözkonusu kanun aynı zamanda suçluların, askıya alma kararından itibaren beꢀ yıl içerisinde
aynı türde suçları iꢀlememeleri kaydıyla cezai takibatın devam etmemesini öngörebilmektedir.
Baꢀvuran Yargıtay huzurunda karara itiraz etmiꢀtir ancak baꢀarılı olamamıꢀtır.
AĐHM, AĐHS’de öngörülen hakların teorik ve yanıltıcı değil pratik ve etkin olduğunu
yinelemektedir. Bu nedenle mevcut soruꢀturma türündeki soruꢀturmalar, sorumlu olanların
tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlayabilmelidir. Ancak, sözkonusu cezai takibat,
aleyhlerindeki delillere rağmen ꢀiddet içeren suçların failleri için filli dokunulmazlık sağlayan No.lu Kanun’un uygulanmasına iliꢀkin bir sonuç sağlamamaktadır.
Sonuç olarak AĐHM, baꢀvuranın davasında uygulandığı ꢀekliyle ceza hukuku
sisteminin katı olmadığı ve ꢀikayette bulunduğu türdeki kanuna aykırı fiilerin etkin ꢀekilde
önlenmesini temin etmede caydırıcı bir etkisinin bulunmadığı kanısındadır.
Yukarıda anılanlar ıꢀığında AĐHM, yine yukarıda kaydedilen cezai takibatın,
AĐHS’nin 13. maddesinin gereklerini karꢀılaması bakımından kapsamlı ve etkin olarak kabul
edilebileceği kanısında değildir.
Bu nedenle sözkonusu madde ihlal edilmiꢀtir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuran, maddi zarar için 10,000 Yeni Türk Lirası (YTL), yaklaꢀık 5,429 Euro ve
manevi zarar için 50,000 YTL (27,146 Euro) tazminat talep etmiꢀtir.
Hükümet sözkonusu taleplere itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuranın ilkine iliꢀkin gerekçe
gösteremediğini ve ikinci talebin de haddinden fazla ve kabuledilmez olduğunu ileri
sürmüꢀtür.
AĐHM tespit edilen ihlal ve ileri sürülen maddi zarar arasında nedensel bir bağ
kuramamaktadır. Bu nedenle talebi reddetmektedir. Bununla birlikte, tespit edilen ihlalleri
değerlendiren ve eꢀit temellere dayanarak değerlendirmede bulunan AĐHM baꢀvurana
uğradığı manevi zarar için 10,000 Euro ödenmesine karar vermektedir.
B. Mahkeme masrafları
Baꢀvuran aynı zamanda temsil edilmesine iliꢀkin masraflar için 7,500 YTL (4,086
Euro) talep etmiꢀtir. Talebini desteklemek için Đstanbul Barosu’na 2006 yılı tavsiye edilen
ücret tarifesini sunmuꢀtur. Mahkeme masrafları hususunda baꢀka bir tazminat talep
etmemiꢀtir.
Hükümet sözkonusu miktara itiraz etmiꢀtir.
AĐHM içtihatına göre, gerekli olduğu için yapıldığının ve miktarının makul olduğunun
gösterilmesi halinde baꢀvuran mahkeme masraflarının tazminine hak kazanmaktadır. Mevcut
davada elinde bulunan bilgileri ve yukarıda kaydedilen kriterleri gözönüne alan AĐHM
baꢀvurana yasal masraflar için Avrupa Konseyi’nden alınan 850 Euro hariç tutularak 1,500
Euro tazminat ödenmesinin makul olduğu kanısındadır.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiꢀtir.
BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna,
2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine,
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine,
4. (a) sorumlu Devletin baꢀvurana, kararın AĐHS’nin 44 § 2. maddesine göre kesinleꢀtiği
tarihten itibaren üç ay içerisinde, kararın verildiği tarihte uygulanan oran üzerinden Yeni Türk
Lirası’na çevrilmek üzere, aꢀağıda kaydedilen miktarları ödemesi gerektiğine:
(i) Manevi tazminat için 10,000 Euro (on bin Euro);
(ii) Mahkeme masrafları için yasal yardım yoluyla edinilen 850 Euro (sekiz yüz elli Euro)
hariç 1,500 Euro (bin beꢀ yüz Euro);
(iii) Yukarıda kaydedilen meblağlara uygulanabilecek her tür vergi;
(b) Yukarıda kaydedilmiꢀ olan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar,
Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle
oluꢀacak faiz oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle
yükümlü olduğuna karar vermiꢀ,
5. Baꢀvuranın adil tazmin taleplerinin kalan kısmını reddetmiꢀtir.
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve
3. fıkraları uyarınca 12 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło