1827/02;1842/02;1846/02;1850/02;1857/02;1859/02;1862/02

WyrokETPCz2006-10-31ECLI:CE:ECHR:2006:1031JUD000182702

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skład Sądu Bezpieczeństwa Państwa z udziałem sędziego wojskowego naruszył prawo do niezależnego i bezstronnego sądu z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy długość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał, odwołując się do swojego ugruntowanego orzecznictwa, stwierdził, że obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) w sprawach dotyczących bezpieczeństwa narodowego budzi uzasadnione wątpliwości co do niezależności i bezstronności sądu. Skarżący mieli prawo podejrzewać, że decyzje DGM mogły być oparte na pozasądowych przesłankach, co prowadziło do naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji. W odniesieniu do długości postępowania, Trybunał ocenił złożoność sprawy (obejmującej dwudziestu czterech oskarżonych), postawę skarżących (brak opóźnień z ich strony) oraz postawę władz krajowych. Pomimo przeniesienia sprawy między sądami, Trybunał uznał, że ogólny czas trwania postępowania (około 2 lata i 8 miesięcy do 3 lat i 5 miesięcy) nie był nadmierny w kontekście złożoności sprawy i spełniał wymóg „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
Siedmiu skarżących, obywateli Turcji, urodzonych w latach 1960-1976 i mieszkających w Adanie, zostało oskarżonych o przestępstwa związane z „bezpieczeństwem narodowym”. Ich sprawy były rozpatrywane przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Adanie, w którego skład wchodził sędzia wojskowy. Skarżący zostali skazani, a wyroki zostały utrzymane w mocy przez Sąd Kasacyjny. Skarżący zarzucali brak niezależności i bezstronności sądu oraz przewlekłość postępowania.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skargi są dopuszczalne. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji z powodu braku bezstronności i niezależności Sądu Bezpieczeństwa Państwa. 3. Stwierdza brak naruszenia art. 6 § 1 Konwencji w odniesieniu do długości postępowania sądowego. 4. Uznaje, że nie ma potrzeby badania innych skarg dotyczących art. 6 Konwencji. 5. Uznaje, że samo niniejsze orzeczenie stanowi sprawiedliwe zadośćuczynienie za szkody niemajątkowe. 6. a) Zasądza od Rządu pozwanego na rzecz skarżących łącznie 2 200 (dwa tysiące dwieście) euro tytułem kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, powiększone o odsetki za zwłokę. b) Stosuje odsetki za zwłokę równe stopie procentowej Europejskiego Banku Centralnego dla podstawowych operacji refinansujących powiększonej o trzy punkty procentowe. 7. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   GÜRSOY VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 1827/02, 1842/02, 1846/02, 1850/02,   1857/02, 1859/02 ve 1862/02)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Ekim 2006   İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı   şekli düzeltmelere tabi olabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvurunun nedeni (başvuru no: 1827/02, 1842/02,   1846/02, 1850/02, 1857/02 ve 1862/02) bu ülkenin yedi vatandaşı Cemalettin Gürsoy, Veli   Çelik, Mahir Öz, Hıdır Açıkel, Abdullah Önal, Zeki Demirçivi ve Orhan Özelmalı’nın   (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 18 Ekim 1999 tarihinde (AİHM) Avrupa   İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Temel İnsan Haklarını (AİHS) güvence altına alan eski 25.   maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi   (AİHM) önünde Konya barosu avukatlarından E.L. Yavuzer tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Başvuranlar Cemalettin Gürsoy, Veli Çelik, Mahir Öz, Hıdır Açıkel, Abdullah Önal, Zeki   Demirçivi ve Orhan Özelmalı sırasıyla 1968, 1965, 1968, 1972, 1969, 1960 ve 1976   doğumludur. Olayların meydana geldiği dönemde başvuranlar Adana’da ikamet etmekteydi.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 6. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuranlar, aralarında askeri bir hakimin yer aldığı Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğinden yoksun bulunduğundan şikayetçi olmakta,   ayrıca polis tutanaklarının kanıt unsurları olarak kabul edilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun   bir yargıdan yararlanamadıklarını ileri sürmektedir. Başvuranlar son olarak, dava dosyalarının   Devlet Güvenlik Mahkemesince birleştirilmesi nedeniyle yargı sürecinin uzunluğundan   şikayetçi olmakta, bu bağlamda AİHS’nin 6 § 1. maddesini öne sürmektedir.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   AİHM, yerleşik içtihadından doğan kıstaslar ve sunulan delillerin bütünü ışığında   başvuranların şikayetlerinin kabuledilebilir olduğuna ve esastan incelenmesi gerektiğine itibar   etmektedir. AİHM, bunun yanı sıra hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit etmemiştir.   B. Esas hakkında   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında   Hükümet bir ihlalin varlığına karşı çıkmaktadır.   AİHM, daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetlerin dile getirildiğini ve bunların   AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını belirtmektedir. (Bkz. Özel kararı,   Özdemir-Türkiye kararı, no: 59659/00, 6 Şubat 2003).   AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir   tespiti ve delili sunmadığını kaydetmekte, bunun yanı sıra aralarında askeri bir hakimin de yer   aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi karşısında başvuranların «ulusal güvenliğe» dayalı   suçlardan yargılanması konusunda endişe duymalarının anlaşılabilir olduğu tespitinde   bulunmaktadır. Başvuranlar, haklarında açılan davada Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   kararını yabancı gerekçelere dayandırdığı şüphesini duyabilir. Bu nedenle başvuranların bu   yargı makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması   gerekmektedir. (Bkz. Incal-Türkiye kararı s. 1573, § 72 in fine ).   AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin AİHS’nin 6 §   1. maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.   2. Yargı sürecinin adilliği hakkında   AİHM, daha önce benzer kararlarda dile getirdiği üzere bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan   yoksun bir mahkemenin kendi yargısına tabi olan kişilere her halükârda adil bir yargılamayı   garanti edemeyeceği hükmüne varıldığını hatırlatmaktadır.   Bu yöndeki bir ihlalin tespiti ışığında, Mahkeme başvuranların adil yargılanma hakkının ihlal   edildiği şikayetini ayrıca incelemeyi gerekli görmemektedir. (Bkz. diğerleri arasında sözü   edilen Çıraklar kararı, 28 Ekim 1998, Incal kararı ve Güneş-Türkiye kararı, no: 42775/98, 18   Aralık 2003).   3. Ceza yargı sürecinin uzunluğu hakkında   Hükümet olayların koşulları, AİHS ve AİHM’nin yerleşik içtihadı ışığında yargı sürecinin   makul olmadığının söylenemeyeceğini savunmaktadır. Hükümet bu doğrultuda davanın   karmaşık yapısının, başvuranlara atfedilen suçların niteliğinin ve kanıt unsurlarını elde etmek   için gerekli zamanın altını çizmekte, sözkonusu ceza yargı sürecinin yirmi dört sanığı   kapsadığını ifade etmektedir. Ayrıca, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin ilgasının   ardından davanın Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne nakli de sözü edilen sürenin   uzamasına katkıda bulunmuştur.   Başvuranlar dava sürecinin yavaş seyrinin davaların birleştirilmelerinden ve Adana Devlet   Güvenlik Mahkemesi’ne gönderilmesinden kaynaklandığını ileri sürmektedir.   AİHM, sürecin uzunluğunun başvuranların yakalanma tarihlerine göre farklılık gösterdiğini   not etmektedir. Ceza süreci Yargıtay’ın 20 Nisan 1999 tarihinde başvuranların mahkumiyet   kararını onaması ile son bulmuş, yaklaşık 2 yıl üç ay ve 3 yıl ve 5 ay sürmüştür.   AİHM, yargı sürecinin uzunluğunun makul olup olmadığının dava koşullarını müteakip   AİHM içtihatlarından doğan kriterler ışığında özellikle davanın karmaşık yapısı, başvuranın   ve yetkili mercilerin tutumu ile değerlendirildiğini hatırlatmaktadır.   AİHM bununla birlikte sözkonusu sürecin yetkili hukuk mercilerinin yirmi dört sanığın dahil   olduğu bir davayı yönetmeleri ölçüsünde bazı karışıklıkları içerdiğini dikkate almaktadır. Bu   koşulda ve aynı gerekçelerde her bir sanığa isnat edilen suçun belirlenmesi, ilgili görgü   tanıklarının ve kanıtların bir araya getirilmesi meşakkatli bir çalışmayı gerekli kılmıştır.   Başvuranların tutumuna gelince, adı geçenlere yüklenebilecek bir gecikme sözkonusu   değildir.   Yetkili mercilerin tutumu ile ilgili olarak AİHM, yüklenebilecek bir gecikmede sadece   «makul süre» aşımı tespitinde bulunabilecek Devletin sorumlu olduğunu hatırlatmaktadır   (Bkz. özellikle, Gergouil-Fransa kararı, no: 40111/98, 21 Mart 2000 ve Papachelas-   Yunanistan kararı, no: 31423/96).   Bu başvuruda AİHM, ilk yakalama işlemlerinin 6 Aralık 1995 tarihinde gerçekleştirildiğini ve   Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını yaklaşık iki yıl sekiz ay sonra 14 Temmuz 1998   tarihinde verdiğini ifade etmektedir.   Kaldı ki Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin ilgası ile davaların Adana Devlet Güvenlik   Mahkemesi’ne gönderilmesi yargı sürecinin yavaş ilerlemesine neden olmuştur. Bunun yanı   sıra Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne yüklenebilecek hiçbir etkisiz dönem sözkonusu değildir:   DGM kanıt unsurlarını ve sanıkların beyanlarını dinlemiş, sanıkların serbest bırakılma   taleplerini dikkate almıştır.   Yargıtay ise İlk derece mahkemesi’nin kararının ardından dokuz ay sonra nihai kararı almıştır.   Elde edilen kanıtların bütününde ve davanın özel koşullarında AİHM, sözü edilen sürecin   uzunluğunun aşırı olmadığına ve 6 § 1. maddede yer alan «makul süre» koşulunu   karşıladığına itibar etmektedir (Bkz. Cankoçak-Türkiye kararı, no: 25182/94 ve 26956/95, 20   Şubat 2001).   Bu nedenle, AİHS bu bakımdan ihlal edilmemiştir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuranların her biri maruz kaldıkları manevi zarar için 7.500 Euro talep etmektedir.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.   AİHM, başvuranların Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum edilmesi hususunda   ihlal kararının tespitinin manevi tazmin bakımından yeterli olacağını kaydetmektedir.   Bununla birlikte, ilgilinin talebi doğrultusunda yeni bir sürecin ya da yargılamanın   başlatılması ilke olarak tespit edilen ihlalin giderilmesi bakımından uygun bir yöntemi   oluşturur (Bkz. Öcalan-Türkiye Büyük Daire kararı, no: 46221/99, AİHM 2005).   B. Masraf ve harcamalar   Başvuranların her biri AİHM nezdinde yapmış oldukları harcamalar için 3.500 Euro, diğer   harcamalar için 2.325 Euro, avukatlık gideri olarak 32.580 Euro talep etmektedirler.   Hükümet bu miktarlara itiraz etmektedir.   Sunulan deliller ve mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı doğrultusunda AİHM, yargı   giderleri için başvuranlara birlikte 2.200 Euro ödenmesini uygun görmektedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvuruların kabuledilebilir olduğuna;   2. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması nedeniyle   AİHS’nin 6 § 1. maddesi’nin ihlal edildiğine;   3. Yargı sürecinin uzunluğu nedeniyle AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine;   4. AİHS’nin 6. maddesine ilişkin diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;   5. Mevcut kararın kendisinin manevi zarar için başlı başına adil bir tazmini oluşturduğuna;   6. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve miktara yansıtılabilecek   her türlü vergiden muaf tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin başvuranlara birlikte yargı   giderleri için 2.200 (iki bin iki yüz) Euro ödemesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez   Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz   uygulanmasına;   7.Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.   maddelerine uygun olarak 31 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 29.07.2026. · Źródło