18342/03
WyrokETPCz2009-11-03ECLI:CE:ECHR:2009:1103JUD001834203
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego dostępu do sądu odwoławczego, wynikający z nieprawidłowego doręczenia wyroku skazanemu, który przebywał w areszcie, naruszył prawo do rzetelnego procesu sądowego z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że prawo dostępu do sądu odwoławczego, choć nie jest absolutne, nie może być naruszane przez ograniczenia, które nie są proporcjonalne do uzasadnionego celu. W niniejszej sprawie, władze krajowe powinny były zastosować art. 19 tureckiej Ustawy o doręczeniach, który przewiduje doręczenie orzeczeń skazanym za pośrednictwem zarządu więzienia, zamiast art. 28 (doręczenie przez ogłoszenie publiczne). Fakt, że skarżący był już w areszcie w momencie publikacji ogłoszenia, oznaczał, że władze krajowe miały możliwość doręczenia mu wyroku w sposób bezpośredni. Brak komunikacji między różnymi organami sądowymi państwa nie może obciążać skarżącego. Trybunał stwierdził, że zastosowanie doręczenia przez ogłoszenie, w sytuacji gdy skarżący był pozbawiony wolności, stanowiło nadmierną przeszkodę w dostępie do sądu odwoławczego, naruszając tym samym art. 6 ust. 1 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Ahmet Davran, dyrektor wykonawczy, został oskarżony o fałszerstwo i korupcję. Po dwukrotnym uchyleniu wyroku przez Sąd Najwyższy, sąd pierwszej instancji w maju 2001 roku ponownie skazał go na cztery lata więzienia za oszustwo i nadużycie stanowiska, wydając wyrok zaocznie. We wrześniu 2001 roku skarżący został aresztowany w innej sprawie i osadzony w więzieniu w Stambule. Mimo to, wyrok z maja 2001 roku został mu doręczony przez ogłoszenie w Dzienniku Urzędowym w grudniu 2001 roku, ponieważ sąd pierwszej instancji nie wiedział o jego aresztowaniu. Skarżący dowiedział się o wyroku dopiero w kwietniu 2002 roku i próbował odwołać się, ale jego wniosek został odrzucony jako złożony po terminie.Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że skarga dotycząca dostępu do sądu (art. 6 ust. 1) jest dopuszczalna, a skarga dotycząca długości postępowania jest niedopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Zasądza 1000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
DAVRAN -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 18342/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Kasım 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (18342/03) no’lu davanın nedeni (T.C.
vatandaꢀı) Ahmet Davran’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 24 Mayıs 2003
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa
Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Ankara Barosu avukatlarından A. Alparslan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran, 1960 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir. Midyat’da Đcra Müdürü olan
baꢀvuran, olayların meydana geldiği dönemde görevi kötüye kullanmaktan Midyat cezaevinde
hapis cezasını çekmekteydi. Baꢀvuran hakkında aynı suçtan dolayı eꢀzamanlı olarak cezai
kovuꢀturma baꢀlatılmıꢀtır. Aralık 1994 tarihli bir iddianame ile Midyat Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı, baꢀvuranı,
belgede sahtecilik yapmak ve rüꢀvetle suçlamıꢀ ve mahkumiyetini talep etmiꢀtir. Mayıs 1995 tarihli bir kararla, Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranı hapis cezasına mahkum
etmiꢀtir. Kasım 1995 tarihli bir kararla, Yargıtay, 18 Mayıs tarihli kararı bozmuꢀ ve olayların
hukuki değerlendirilmesinin yeniden incelenmesi amacıyla davayı ilk derece mahkemesine
göndermiꢀtir. Mayıs 1996 tarihinde alınan bir kararla, baꢀvuranın gaybubetinde, Ağır Ceza Mahkemesi,
görevin kötüye kullanılmasını cezalandıran Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesi uyarınca
baꢀvuranı yeniden hapis cezasına mahkum etmiꢀtir
Baꢀvuran tarafından yapılan temyiz baꢀvurusunun ardından, 13 Kasım 1997 tarihinde,
Yargıtay, Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesinin uygulanmasını haklı kılmak için yeterli
gerekçelerin bulunmaması nedeniyle, 30 Mayıs tarihli kararı bozmuꢀ ve davayı ilk derece
mahkemesine göndermiꢀtir.
Savunmasını almak amacıyla baꢀvuranı bulmak için yapılan çok sayıda arama sonuçsuz
kalmıꢀtır. Ağustos 2000 tarihinde, baꢀvuran, yazılı olarak ek savunmasını sunmuꢀ ancak kendisi
bulunamamıꢀtır.
Polatlı Valiliği’nin baꢀvuranı arama çerçevesinde Polatlı Savcılığı’na gönderdiği, 1 Mayıs tarihli mektuba göre, baꢀvuran, Baro’ya kayıtlı olduğu Bursa’da avukatlık yapmaktaydı.
Farklı duruꢀmalarda, baꢀvuran hakkında, çok sayıda tevkif müzekkeresi çıkarılmıꢀtır.
Mayıs 2001 tarihli bir kararla (baꢀvuru no: 1997/96), Ağır Ceza Mahkemesi, avukatın
hazır bulunmadığında ve gıyaben sahtekarlık ve görevi kötüye kullanmaktan baꢀvuranı, dört
yıl hapis cezasına mahkum etmiꢀtir. Belirtilen son adreste baꢀvuranın bulunmaması nedeniyle,
Ağır Ceza Mahkemesi, Emniyet yetkililerinin baꢀvuranın bulunması için gerekli çalıꢀmaları
yapmasına hükmetmiꢀtir.
Sözkonusu süre zarfında, sahte avukatlık belgesi düzenlediği suçlaması ile baꢀvuran hakkında
baꢀka bir ceza davası açılmıꢀtır. Eylül 2001 tarihinde Đstanbul’da polis tarafından yakalanan baꢀvuran, Fatih Asliye Ceza
Mahkemesi’nin kararı ile 18 Eylül 2001 Đstanbul cezaevine konmuꢀtur. Midyat Ağır Ceza
Mahkemesi, sözkonusu yakalamadan haberdar edilmemiꢀtir.
Baꢀvuranın yerinin tespit edilememesi nedeniyle, Ağır Ceza Mahkemesi, 7201 sayılı Tebligat
Kanunu’nun 28. maddesi uyarınca, 31 Mayıs 2001 tarihli kararın, ilanen tebliğ edilmesine
karar vermiꢀtir.
Mahkumiyet kararının özeti, 26 Aralık 2001 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıꢀtır. Ayrıca
karar, 12 Kasım’dan 13 Aralık 2001 tarihine kadar Mahkeme’de afiꢀe edilmiꢀtir.
Temyiz baꢀvurusunda bulunulmadığından, 11 Ocak 2002 tarihinde karar nihai hale gelmiꢀtir.
Belirtilmeyen bir tarihte, Ağır Ceza Mahkemesi, Fatih Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararı ile
baꢀvuranın 18 Eylül 2001 tarihinde tutuklandığını ve halen Đstanbul Cezaevi’nde tutuklu
bulunduğunu tespit etmiꢀtir. Dolayısıyla Ağır Ceza Mahkemesi, ifası için nihai hale gelen
kararı Đstanbul Savcılığı’na iletmiꢀtir. 13 ꢁubat 2002 tarihinde, Đstanbul Savcılığı, hapis
cezasını yerine getirmiꢀtir. Baꢀvuran, mahkumiyetinden 16 Nisan 2002 tarihinde müddetname
aracılığı ile haberdar olmuꢀtur. Nisan 2002 tarihinde, baꢀvuran, ilan yoluyla tebliğinin geçerliliğine itiraz etmiꢀ ve temyiz
baꢀvurusunda bulunmayı talep etmiꢀtir. Baꢀvuran, öncelikle, Resmi Gazete’nin tebliğ
değerindeki karar ilanının amaçları çerçevesinde yasa ile öngörülen gazeteler arasında yer
almadığını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, bu bağlamda AĐHM içtihadına atıfta bulunmaktadır.
Baꢀvuran, ilanın yayımlandığı tarihte tutuklu bulunduğunu sözlerine eklemiꢀtir. Baꢀvuran, 31
Mayıs 2001 tarihli kararın, ilan verilmesi yerine hapishaneye tebliğ edilebileceğini sözlerine
eklemiꢀtir. Mayıs 2002 tarihli bir kararla, sözkonusu talep, ilan yoluyla yapılan sözkonusu tebliğinin
yasaya uygun olduğu gerekçesi ile reddedilmiꢀtir ve temyiz talebi ilan tarihinden itibaren
iꢀlemeye baꢀlayacak on beꢀ günlük yasal süreyi aꢀmıꢀtır.
Sözkonusu karar, 26 Eylül 2002 tarihinde, Yargıtay tarafından onanmıꢀtır. Yargıtay kararı
baꢀvurana, 18 Aralık 2002 tarihinde tebliğ edilmiꢀtir.
Sözkonusu süre zarfında, Fatih Asliye Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın serbest bırakılmasına
karar vermiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran usul müddetine uymadığı gerekçesiyle temyiz baꢀvurusunun reddedilmesinin bir
mahkemeye eriꢀim ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlaline yol açtığını ileri
sürmektedir.
Baꢀvuran ayrıca Midyat Ağır Ceza Mahkemesi önündeki cezai yargılama sürecinin
uzunluğundan ꢀikayetçi olmakta, bu bağlamda AĐHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
1. Yargı sürecinin uzunluğu
AĐHM sözkonusu yargı sürecinin 31 Mart 2001 tarihinde tamamlandığını, kararın 11 Ocak tarihinde kesinleꢀtiğini ve 16 Nisan 2002 tarihinde baꢀvurana tebliğ edildiğini not
etmektedir. AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen süre mevcut baꢀvuruda sözü edilen bu son
tarihin dies a quo ilk gününden itibaren baꢀlamaktadır. Bu doğrultuda baꢀvuru gecikmeli
olarak 24 Mayıs 2003 tarihinde yapılmıꢀtır. Bu nedenle usul müddetine iliꢀkin bu ꢀikayet
AĐHS’nin 35/1 ve 4. maddesine uygun olarak reddedilmelidir.
2. Mahkemeye eriꢀim
Hükümet baꢀvuranın ꢀikayetlerini iç hukuktaki merciler nezdinde hiçbir surette dile
getirmemesi dolayısıyla iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır.
AĐHM baꢀvuranın davayı temyiz etmek amacıyla yapabileceği yegane baꢀvuruyu
gerçekleꢀtirmesi ölçüsünde bu itirazı reddetmektedir.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ꢀikayetin dayanaktan yoksun olmadığını
kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
Baꢀvuran ulusal yetkililer tarafından davayı temyiz etme baꢀvurusunun reddedilmesi
nedeniyle 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 19. maddesi gereğince mahkûmlara yargı
kararlarının tebliğ edilmesini düzenleyen hükümlerin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
Baꢀvuran ulusal yetkililerin bu Kanun’un 19. maddesini uygulamak yerine, 28. maddenin
uygulanmasına istinaden yargı kararlarını ilanen tebliğ etmesinin Yargıtay’a eriꢀim hakkına
engel olduğunu ileri sürmektedir.
Baꢀvuran ayrıca 28. maddesinin uygulanmasının yerinde olduğu farz edilse bile anılan
maddenin hükümlerinin bu aꢀamada uygulanamayacağını, zira Yargıtay’ın bu yöndeki
içtihadı gereğince ilanen tebligat yapılmasının olabildiği ölçüde tebligatı yapan ilk derece
mahkemesinin bulunduğu bölgede yayımlanan bir gazeteye yapılması gerektiğini
belirtmektedir. Baꢀvuran bu içtihat uyarınca yalnızca kamu kurum ve kuruluꢀlarına
dağıtımının yapılması ve abone sayısının sınırlı olması dolayısıyla Resmi Gazetenin yasada
geçen gazeteler arasında yer almadığını iddia etmektedir. Baꢀvuran bu ilanın yapıldığı sırada
mahkum olduğundan, ilgili hükmün yayımlanmasından hiçbir surette haberdar olamamıꢀtır.
Hükümet 31 Mayıs 2001 tarihli mahkumiyet kararının baꢀvurana tebliğ edilmesi için
yetkililerin kendilerine tanınan tüm yetkileri kullandıklarını savunmaktadır. Hükümet Midyat
Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen sözkonusu karardan dört ay sonra baꢀka bir
mahkeme tarafından tevkif müzekkeresinin çıkarıldığını ve 18 Eylül 2001 tarihinde baꢀvurana
iletildiğini dile getirmektedir. Bütün bu süre zarfında baꢀvuran adaletten kaçtığı için belirtmiꢀ
olduğu hiçbir adreste bulunamamıꢀtır. Hükümet, sözkonusu bu nedenle ağır ceza
mahkemesinin adı geçenin yerini tespit edemediğini ve sonuç olarak yargı kararlarının
tebliğini öngören 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 28. maddesine uygun olarak kararın basın
yoluyla iletilmesini uygun görüldüğünü ifade etmektedir. Hükümet baꢀvuran tarafından öne
sürülen 7201 sayılı Kanun’un 19. maddesinin bu çerçevede yerinde bir uygulama olmadığını,
baꢀvuranın bu teꢀebbüsünde samimi olmadığını kaydetmektedir.
Hükümet ayrıca Midyat Ağır Ceza Mahkemesinin baꢀvuran hakkında Đstanbul’da baꢀka bir
mahkeme tarafından yürütülen yargı süreci doğrultusunda 18 Eylül 2001 tarihinde aldığı
tevkif müzekkeresinden haberdar olacak herhangi bir olanağının bulunmadığının altını
çizmektedir.
Hükümet baꢀvuran tarafından tebligatın ilanına iliꢀkin öne sürülen diğer iddialara
değinmemiꢀtir.
AĐHM öncelikle bir mahkemeye eriꢀim hakkının mutlak bir yapısının olmadığını, bilhassa bir
baꢀvurunun kabuledilebilirlik koꢀullarına iliꢀkin zımni birtakım kısıtlamaları içerdiğini
anımsatır. Bununla birlikte bu tür kısıtlamalar baꢀvurunun kullanımının özüne halel
getirmeyecek ꢀekilde meꢀru bir amacı gütmeli, baꢀvurulan araçlarla ve öngörülen amaçlarla
orantılı makul bir yapıda olmalıdır (Bkz. Omar-Fransa kararı, 29 Temmuz 1998).
AĐHM, bu bağlamda, ceza yargı sürecinin sonuçlandırılmasında sanık açısından temel önemi
haiz temyiz makamının üstlendiği rolün ne denli hayati olduğunun altını bir kez daha
çizmekte, AĐHS’nin 6. maddesinin dahi Sözleꢀmeci Devletlere ilk derece ve/veya temyiz
mercilerinin oluꢀturulmasında herhangi bir zorunluluk getirmediğini vurgulamaktadır. Bunun
yanı sıra, bir Devletin mahkemelerinden kendilerine baꢀvuran kiꢀilerin 6. madde ile öngörülen
temel güvencelerden yararlanmalarını gözetecek ꢀekilde gerekli donanıma sahip olmaları
beklenir (Bkz. Delcourt-Belçika, 17 Ocak 1970, sözü edilen Omar kararı).
AĐHM son olarak yargı kararlarının icrasını sağlayacak meꢀru bir kaygı ile temyiz
mahkemesine eriꢀim hakkı ve savunma haklarını kullanmak arasında hassas bir dengenin
kurulması gerektiğini hatırlatır.
Mevcut baꢀvuruda, AĐHM Yargıtay’ın baꢀvuranın temyiz baꢀvurusunu usul müddetine riayet
etmediği gerekçesiyle kabul edilemez ilan ettiğini gözlemlemektedir. AĐHM bu sürenin iç
hukuktaki esaslara göre ilk derece mahkemesinin kararının tebliğ edilmesinden itibaren
baꢀladığını ve baꢀvuranın bilhassa tebligatın yapılıꢀ yöntemlerine itiraz ettiğini anımsatır.
AĐHM, baꢀvuranın hakkında verilen yargı kararını müteakip temyize gideceği dört ay
boyunca firari olması nedeniyle tebligat kanunu’nun uygulanmasını karmaꢀık hale getirdiğini
kabul etmektedir.
AĐHM, baꢀvuranın 18 Eylül 2001 tarihinden itibaren hükümlü olması ölçüsünde iç hukuktaki
mercilerin adı geçenle temasa geçmeleri gerektiğini not etmekte, ikinci bir husus olarak ilk
derece mahkemesi tarafından alınan kararın henüz nihai hale gelmediğini gözlemlemektedir.
AĐHM mevcut baꢀvuruda, Hükümetin 7201 sayılı Kanun’un 28. maddesine dayalı olarak
ilanen tebligat yolunu seçtiğini belirterek, aynı Kanun’un 19. maddesinin yetkililere ilk etapta
hükümlü bulunan bir kimseye yargı kararının tebligatının cezaevi yönetimi aracılığıyla
yapılması zorunluluğunu getirdiğini ifade etmektedir (Bkz. mutatis mutadis, Büyükdağ-
Türkiye no: 28340/95, 21 Aralık 2000).
AĐHM davanın somut koꢀullarında, yargı kararlarının tebligatını öngören Kanun’un 19.
maddesinin temyiz kararına eriꢀim ve savunma haklarını kullanmak bakımından lex specialis
özel bir hükmü oluꢀturduğuna itibar etmektedir.
Bu maddede öngörülen esaslara göre tebligatın 18 Eylül 2001 tarihinden itibaren
gerçekleꢀtirilmesi yetkisi iç hukuktaki yetkililere tanınmaktadır.
AĐHM, Hükümetin Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’nin Đstanbul’da gerçekleꢀtirilen tutuklama
iꢀleminden haberdar olacak gerekli olanaklara sahip olmadığı itirazının dayanaktan yoksun
olduğunu zira, Devlete düꢀen yükümlülüğün kendi hukuk sistemini AĐHS’nin 6. maddesinde
öngörülen haklara etkili bir eriꢀimi tanıyacak ve ülkedeki bütün adli merciler arasında
iletiꢀimi sağlayacak gerekli düzenlemeleri yapmak olduğunu belirtmektedir.
AĐHM ayrıca baꢀvuran tarafından yargı kararlarının yayımlanması için baꢀvurulan
yöntemlerde kimi eksikliklerin olduğu ꢀikayetine Hükümetin de itiraz etmediğini not eder.
AĐHM yukarıda bahse konu bu unsurların baꢀvuranın bir mahkemeye eriꢀim hakkı ve
hakkaniyete uygun yargılanma hakkı karꢀısında aꢀırı bir engeli teꢀkil ettiğinin sonucuna
varmaktadır.
Sonuç itibarıyla AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği kanısına varmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran mahkumiyet cezasını çektiği dönem boyunca avukatlık yapamaması nedeniyle
uğradığı maddi zararın karꢀılığında 20.000 Euro talep etmektedir.
Baꢀvuran ayrıca bir davayı temyize götürme hakkının verilmemesi dolayısıyla yirmi ay
boyunca hükümlü kaldığını belirterek manevi tazminat olarak 50.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet baꢀvuran tarafından öne sürülen taleplerin aꢀırı ve dayanaktan yoksun olduğunu
savunmaktadır.
AĐHM maddi tazminat ile ilgili olarak, tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi zarar arasında
hiçbir illiyet bağı kuramamaktadır. AĐHM, AĐHS ihlal edilmemiꢀ olsaydı yargı sürecinin
akıbetinin ne olacağı hususunda ise yorum yapma yetkisini kendinde görmemektedir.
AĐHM, hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun
görmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran ulaꢀım, tercüme ve posta giderleri için 445 Euro talep etmektedir. Bu doğrultuda,
çeꢀitli tercüme ve posta giderlerine iliꢀkin faturaları sunmaktadır. Baꢀvuran son olarak temsil
giderleri için 6.400 Euro talep etmekte, buna dair 6 Temmuz 2009 tarihli faturayı AĐHM
tarafından kendisine tanınan sürenin bitiminde iletmektedir.
Hükümet bu taleplerin dayanaktan yoksun olduğunu savunmaktadır.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan belgeler ve bu yöndeki yerleꢀik
içtihadı ıꢀığında, baꢀvuranın adli yardımdan yararlanması ölçüsünde bu yönde ödeme
yapılmasını gerekli görmemektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. AĐHS’nin 6/1 maddesi hakkındaki ꢀikayetin (mahkemeye eriꢀim) kabuledilebilir, bunun
dıꢀındaki ꢀikayetin (yargı sürecinin uzunluğu) kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 1.000 (bin) Euro
manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 3 Kasım 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło