18404/04

WyrokETPCz2008-11-18ECLI:CE:ECHR:2008:1118JUD001840404

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy odmowa przyznania pomocy prawnej i konieczność uiszczenia opłat sądowych, które uniemożliwiły skarżącemu dostęp do sądu, naruszyły jego prawo do sądu zagwarantowane w art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że prawo dostępu do sądu nie jest absolutne i może podlegać ograniczeniom, w tym finansowym, pod warunkiem, że służą one uzasadnionemu celowi i istnieje rozsądna proporcja między zastosowanymi środkami a celem. W niniejszej sprawie, choć kwota opłat sądowych (ok. 370 EUR) nie wydawała się wysoka, była ona nadmiernym obciążeniem dla skarżącego, którego miesięczna emerytura wynosiła ok. 220 EUR i który mieszkał w wynajmowanym mieszkaniu. Trybunał uznał, że sąd krajowy nie zbadał skutecznie sytuacji finansowej skarżącego, odrzucając wniosek o pomoc prawną bez odpowiedniego uzasadnienia i zignorował przedstawione zaświadczenie o ubóstwie. W konsekwencji, skarżący został pozbawiony realnego i skutecznego dostępu do sądu.
Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Serin, został zatrzymany i pobity przez policję w 2002 roku. Po stwierdzeniu obrażeń, prokurator oskarżył ośmiu policjantów o złe traktowanie. Skarżący wniósł pozew o odszkodowanie w wysokości 45 miliardów TL do sądu administracyjnego w Izmirze i złożył wniosek o pomoc prawną, przedstawiając zaświadczenie o ubóstwie. Jego miesięczna emerytura wynosiła około 220 EUR. Sąd administracyjny odrzucił wniosek o pomoc prawną bez uzasadnienia, a następnie zażądał uiszczenia opłat sądowych w wysokości około 370 EUR. Ponieważ skarżący nie był w stanie uiścić opłat, jego sprawa została uznana za niezłożoną.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 Konwencji. 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skarg na podstawie art. 1 i 13 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 3 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. 5. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   SERİN -TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:18404/04)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Kasım 2008   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (18404/04) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaşı) Mehmet Serin’in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 9 Nisan 2004   tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa   İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, İzmir Barosu avukatlarından S. Çetinkaya tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran, 1945 doğumludur ve İzmir’de ikamet etmektedir.   Ekim 2002 tarihinde, komşularıyla tartışmasının ardından başvuran yakalanmış ve   Kemeraltı Karakolu’nda gözaltına alınmıştır.   Aynı gün akşam başvuran, İzmir Tıp Fakültesi Hastanesi’ne sevk edilmiştir. Sağlık   muayenesinden geçirilen başvuranın vücudunda çok sayıda yara ve darp izine rastlanmıştır.   ve 16 Ekim 2002 tarihlerinde, başvuranın eşi, başvuranı göz altına alan polis memurları   hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na şikayette bulunmuştur. Başvuranın eşi çaresiz bir şekilde,   polis tarafından eşine şiddet uygulanmasını izlediğini, hakarete uğrayıp tehdit edildiğini   belirtmiştir.   Nisan 2003 tarihinde, başvuranın yedi günlük işgöremezlik raporu olduğunu tespit eden   Savcı, sekiz polis memurunu kötü muamele ve görevi kötüye kullanmakla suçlamıştır.   Aralık 2003 tarihinde, başvuran, İzmir İdare Mahkemesi’nde 45.000.000.000 TL değerinde   maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Başvuran, ayrıca, muhtar tarafından düzenlenen   fakirlik belgesini sunarak, ekonomik durumu nedeniyle yargılama masraflarını ödeme   imkanının bulunmadığını, emekli aylığı ile yaşadığını ve kirada oturduğunu belirtmiş ve adli   yardım talebinde bulunmuştur.   Sözkonusu tarihte, başvuranın emekli aylığının yıllık 4 517 000 000 TL, yani aylık 376 000   TL’ydi (yaklaşık 220 Euro).   Ocak 2004 tarihinde, İdare Mahkemesi, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 465.   maddesinde belirtilen adli yardım koşullarına uygun olmadığı gerekçesi ile talebini   reddetmiştir. Kararın hiçbir gerekçesi bulunmamaktadır.   Şubat 2004 tarihinde, İdare Mahkemesi, başvuranın, 607. 880.000 TL (yaklaşık 370 Euro)   değerindeki mahkeme harcının ödemesi gerektiği hususunda başvuranın avukatını   bilgilendirmiştir. Mahkeme, otuz gün içerisinde ödeme yapılmadığı takdirde davanın   açılmamış sayılacağını belirtmiştir.   Nisan 2004 tarihinde, sözkonusu ödemeyi yapamayan başvurana ikinci bir ödeme emri   gönderilmiştir.   Haziran 2004 tarihinde, İdare Mahkemesi, mahkeme harcı yatırılmadığı cihetle davanın   açılmamış sayılmasına karar vermiştir.   Ekim 2007 tarihinde, İzmir Asliye Ceza Mahkemesi, altı polis memurunun kötü   muameleden üç yıl hapis cezasına mahkum edilmesine, sözkonusu cezanın ertelenmesine   karar vermiştir. Dava, halen Yargıtay’da derdesttir.   HUKUK   I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, yargılama masrafları ve adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle davasından   sorumlu idare mahkemelerine erişim imkanından yoksun bırakılmasından şikayetçidir.   Başvuran, AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği kanısındadır.   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   Haziran 2004 tarihli İdare Mahkemesi kararına karşı başvuranın temyiz başvurusunda   bulunmamış olmasından dolayı Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği kapsamındaki   kabuledilemezliğe dair itirazını sunmaktadır.   Başvuran, Hükümet’in itirazına karşı çıkmaktadır.   AİHM, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 469. maddesi uyarınca, adli yardım   yapılması ya da yapılmaması kararının nihai olduğunu ve temyiz konusu yapılamayacağını   saptamaktadır. Dolayısıyla AİHM, başvuranın 8 Haziran 2004 tarihli karara karşı temyiz   başvurusunda bulunacak durumda olmadığı kanaatindedir (Bkz, bu anlamda, Tunç-Türkiye,   başvuru no: 20400/03, 21 Şubat 2008 ve Ciğerhun Öner-Türkiye, başvuru no: 33612/03, 20   Mayıs 2008). Bu durumda AİHM, Hükümet’in itirazını reddetmektedir.   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Başvuran, mahkemenin adli yardım talebi hakkındaki kararını, ilgili maddeye atıfta   bulunmakla yetinerek araştırma yapmadan ve hiçbir gerekçe göstermeden on dört gün   içerisinde verdiğini iddia etmektedir. Başvuran, fakirlik belgesi ve talebinin yerindeliğine   ilişkin belgeler sunduğunu da sözlerine eklemektedir.   Hükümet, başvurana adli yardım yapılması hakkındaki ret kararının iç hukuka uygun   olduğunu ileri sürmektedir. Fakirliğe dair kanıt unsurlarının ve dosyada bulunan diğer   unsurların incelenmesinin ardından, hakimler, adli yardım yapılmasına gerek olmadığı   kanaatine varmışlardır. Hükümet, hakimlerin adli yardım yapılmasına karar vermeleri   yönünde bir zorunluluklarının bulunmadığını da eklemektedir.   Hükümet, başvuranın emekli maaşı olduğunu ve bir avukatı olduğuna işaret etmektedir.   Hükümet, hiçbir ücret almadan bir kişiye hizmet veren her avukatın bu durumdan Baro’yu   bilgilendirmesi gerektiğini, ancak mevcut davada böyle bir durumun sözkonusu olmadığını   belirtmektedir. Hükümet, bu durumdan, başvuranın avukatlık ücretini ödemek için yeterli   geliri olduğu, o halde mahkeme masraflarını da ödeme imkanına sahip olduğu sonucuna   ulaşmaktadır. Hükümet, başvuranın yargılama masraf ve giderlerini azaltacak şekilde kısmi   dava açabilme imkanının bulunduğunu da sözlerine eklemektedir.   Hükümete göre, adli yardım talebinin reddedilmesi, mahkemeye erişim hakkının özüne halel   getirecek şekilde veya düzeyde başvuranın erişimini engellememiştir.   AİHM, mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını ve zımnen kabul edilmiş bazı   sınırlamalara tabi olabileceğini, zira erişim hakkının doğası gereği, devlet tarafından bir   düzenleme gerektirdiğini hatırlatmaktadır. AİHS’nin 6/1 maddesi davacıların “medeni hak ve   yükümlülüklerine” ilişkin kararlar hakkında mahkemeye erişim hakkını etkin bir biçimde   güvence altına almakta ise de bu hususta kullanılacak araçların seçimini devlete bırakır.   Ancak, Sözleşmeye taraf olan devletler, bu konuda belli bir takdir payına sahip olsalar da   AİHS’nin gereklerine riayet edilip edilmediğine dair son karar AİHM’ye aittir (Airey-İrlanda,   Ekim 1979 tarihli karar ve Z ve diğerleri-Birleşik Krallık, başvuru no: 29392/95).   Mahkemeye erişim hakkı, bir yargılanabilirin mahkemeye erişim hakkının özüne halel   getirecek şekilde ve düzeyde sınırlandırılamaz. Mahkemeye erişim hakkına getirilen   kısıtlama, meşru bir amaç taşıdığı ve kullanılan araçlarla amaç arasında makul bir orantılılık   ilişkisi mevcut olduğu sürece, AİHS’nin 6/1 maddesine uygun düşer (Bellet-Fransa, 4 Aralık   tarihli karar).   Sözkonusu sınırlama mali nitelikli olabilir (Kreuz-Polonya, başvuru no: 28249/95). AİHM,   adaletin iyi şekilde tecelli etmesi için, bir kişinin mahkemeye erişim hakkına mali kısıtlamalar   getirilebileceğini hiçbir zaman göz ardı etmemiştir (Tolstoy-Miloslavsky- Birleşik Krallık, 13   Temmuz 1995 tarihli karar). Hukuk mahkemelerinde açılan davalar için mahkeme harcı   ödenmesinin istenmesi, AİHS’nin 6/1 maddesine aykırı olarak mahkemeye erişim hakkının   sınırlaması olarak kabul edilemez. Bununla birlikte, ilgilinin, mahkemeye erişim hakkından   yararlanıp yararlanmadığının ve “davasının bir mahkeme tarafından görülüp görülmediğinin”   belirlenmesinde, bir davanın özel koşulları ışığında değerlendirilen masrafların tutarı, kişinin   ödeme gücü ve sözkonusu sınırlamanın yargılamanın hangi safhasında ortaya çıktığı gibi   faktörlerin dikkate alınması gerekir. (Kreuz, Weissman ve diğerleri- Romanya, başvuru no:   63945/00, Iorga-Romanya başvuru no: 4227/02, 25 Ocak 2007).   Mevcut davada, yargılama masraflarının ödenmemesi, İdare Mahkemesi’nin davanın   açılmamış sayılmasına yol açmıştır. Başvuranın ödemesi gereken yargılama masraflarının   miktarı 607.880.000 TL’ydi (yaklaşık 370 Euro). Sözkonusu miktar çok yüksek gibi   görünmese de aylık emekli maaşı 376.000.000 TL (yaklaşık 220 Euro) olan ve kirada oturan   başvuran için yüksek bir meblağ idi.AİHS’nin amacının teorik ya da hayali hakları değil   gerçek ve etkili hakları (Artico-İtalya, 13 Mayıs 1980) korumak olduğunu göz önüne alan   AİHM, geliri yalnızca emekli aylığından ibaret olan başvuran için yargılama masraflarının   başvurana aşırı yük yüklediği kanaatindedir (Iorga).   AİHM, adli yardım talebini reddederken, İdare Mahkemesi’nin, yoksulluk, talebin yerindeliği   gibi, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 465. maddesinde belirtilen koşulların biraya   gelmediği kanaatine vardığını not etmektedir.   Başvuranın durumunun belirsizliği, mahkemeye erişim hakkına yönelik olarak getirilen   kısıtlamanın incelenmesinde belirleyici bir unsur oluşturmaktadır. AİHM, devletin kamu   kaynaklarından sadece gerçekten ihtiyacı olan davacılara adli yardım yapmak istemesini   meşru bir kaygı olarak kabul etmektedir. Bununla birlikte, AİHM, fakirlik belgesinin   başvuranın maddi durumunu belirtmek için yeterli olduğu kanaatindedir. İdare mahkemesinin   değerlendirme yaparken sözkonusu fakirlik belgesini göz önünde tutması gerekmekteydi.   Oysa mevcut davada böyle olmamıştır. Ayrıca İdare Mahkemesi, sözkonusu kararı hiçbir   şekilde gerekçelendirmemiş olup, başvuranın durumunun etkili ve somut bir şekilde   incelendiğinden emin olmak mümkün değildir (bu anlamda, Ciğerhun Öner).   AİHM, mevcut davada, adli yardım talebinin reddedilmesinin başvuranı davasının bir   mahkeme tarafından görülmesi imkanından yoksun bıraktığını tespit etmektedir.   Yargılamanın ilk safhasında ilk derece mahkemesinde gerçekleşen bir kısıtlama   sözkonusudur.   Sözkonusu unsurlar göz önüne alındığında, AİHM, başvuranın, somut ve etkili bir şekilde   idare mahkemesine erişim hakkından yararlanamadığı kanaatine varmaktadır.   Bu durumda AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 1. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, mahkemeye erişim imkanının engellenmesinden dolayı etkili bir başvuru   imkanından yoksun bırakılmasından şikayetidir. Başvuran, AİHS’nin 13. maddesine atıfta   bulunmaktadır. Aynı olaylar temelinde, başvuran, AİHS’nin 1. maddesinin ihlal edildiğini   ileri sürmektedir.   AİHM, sözkonusu şikayetlerin yukarıda incelenen şikayetle bağlantılı dolayısıyla   kabuledilebilir nitelikte olduğunu belirtmektedir.   Bununla birlikte, AİHS’nin 6. maddesi kapsamındaki tespiti göz önüne alarak, AİHM, mevcut   davada, ihlal edilmiş olsalar dahi sözkonusu hükümlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı   kanaatindedir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran, maruz kaldığı maddi zararın 45.000 Euro olduğunu dile getirmektedir. Başvuran,   idare mahkemesi önünde dile getirdiği miktarları güncel değerlerine uyarlayarak sözkonusu   miktara ulaşmaktadır. Başvuran, ayrıca 30.000 Euro manevi tazminat talebinde   bulunmaktadır.   Hükümet, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.   AİHM, maddi tazminat ile ilgili olarak, AİHS’nin 6/1 maddesi ile güvence altına alınan   mahkemeye erişim hakkının ihlaline yönelik prensip olarak en uygun telafinin başvuranın   isteği üzerine ve makul bir sürede başvuranın davasının hükme bağlanması olacağını   hatırlatmaktadır (Bkz, aynı anlamda, Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye, başvuru no: 52658/99, 17   Temmuz 2007).   Manevi tazminat ile ilgili olarak, AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvurana 3.000 Euro   ödenmesine hükmetmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuran, ulusal merciler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için   12.000 Euro talep etmektedir. Başvuran, hiçbir belge sunmamaktadır.   Hükümet, sözkonusu miktara karşı çıkmaktadır.   AİHM içtihadına göre bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak   gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir.   Mevcut davada sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak   AİHM, yargılama masraf ve giderleri kapsamındaki talebi reddetmektedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 1. ve 13. maddeleri kapsamında yapılan şikayetlerin ayrıca incelenmesine   gerek olmadığına;   4. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz   kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana   3.000 Euro (üç bin Euro) manevi tazminat ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve   3. paragraflarına uygun olarak 18 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło