1855/02

WyrokETPCz2006-10-19ECLI:CE:ECHR:2006:1019JUD000185502

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania sądowego i naruszenie zasady równości broni w postępowaniu administracyjnym dotyczącym uznania stażu specjalizacyjnego lekarki naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy odmowa uznania stażu specjalizacyjnego naruszyła prawo do edukacji z art. 2 Protokołu nr 1?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie dotyczące uznania stażu specjalizacyjnego lekarki dotyczyło „praw i obowiązków o charakterze cywilnym” w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji, ponieważ prawo do wykonywania zawodu lekarza jest wolnym zawodem, a decyzja o uznaniu stażu miała bezpośredni wpływ na to prawo. Stwierdzono naruszenie art. 6 ust. 1 z powodu przewlekłości postępowania, które trwało około sześciu lat w trzech instancjach, z znacznymi opóźnieniami w Radzie Stanu. Ponadto, Trybunał stwierdził naruszenie zasady równości broni, ponieważ skarżącej nie przekazano informacji dostarczonych przez Ministerstwo Zdrowia na żądanie Rady Stanu, co uniemożliwiło jej ustosunkowanie się do nich. Trybunał podkreślił, że strony muszą mieć możliwość komentowania wszystkich dokumentów w aktach sprawy, aby zachować zaufanie do wymiaru sprawiedliwości. Trybunał uznał, że odmowa uznania stażu nie naruszyła art. 2 Protokołu nr 1, ponieważ skarżąca nie spełniała wymogów krajowych, a Trybunał nie spekuluje na temat wyniku postępowania, gdyby było ono zgodne z art. 6 ust. 1.
Stan faktyczny
Skarżąca, Mualla Kök, obywatelka Turcji urodzona w Bułgarii w 1962 r., rozpoczęła specjalizację z ginekologii i położnictwa w Bułgarii w 1989 r. W 1990 r. musiała przerwać specjalizację z powodu przymusowej migracji do Turcji. W 1994 r. złożyła wniosek do Ministerstwa Zdrowia o uznanie dyplomu i stażu, ale uznano tylko dyplom. Wniosek o uznanie stażu został odrzucony na podstawie przepisów wymagających zdania egzaminu TUS dla osób, które rozpoczęły specjalizację za granicą. Skarżąca zaskarżyła tę decyzję do sądów administracyjnych.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu przewlekłości postępowania. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu nieprzekazania skarżącej informacji żądanych od administracji. 4. Stwierdza brak naruszenia art. 2 Protokołu nr 1. 5. Zasądza 3 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami za opóźnienie. 6. Odrzuca pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   KÖK - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 1855/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ekim 2006   Đꢀbu karar AĐHS'nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir,   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (1855/02) baꢀvuru no'lu davanın nedeni, bu ülke vatandaꢀı   Mualla Kök'ün (baꢀvuran) 10 Ekim 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi'nin (AĐHS) 34.   maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Haklan Mahkemesi'ne (Mahkeme) yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından B. Đstanbullu tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVA ꢁARTLARĐ   Baꢀvuran, 1962 Bulgaristan doğumlu olup Đstanbul'da ikamet etmektedir.   Baꢀvuran tıp eğitimini tamamladıktan sonra 20 Aralık 1989 tarihnde Bulgaristan'ın Adrino   Hastanesi'nde kadın hastalıkları ve doğum uzmanlık eğitimine baꢀlamıꢀtır. Baꢀvuran, uzmanlık   eğitimini Türkiye'ye zorunlu göçe tabi tutulması nedeniyle 1990 yılında yanda bırakmak durumunda   kalmıꢀtır.   Baꢀvuran, 24 Temmuz 1990 tarihinde kendisine verilen denklik belgesi uyarınca Haseki Hastanesi   {Sağlık Bakanlığı Haseki Hastanesi)''ııde sözleꢀmeli doktor olarak çalıꢀmaya baꢀlamıꢀtır.   Mart 1994 tarihinde tıp diplomasının tescil edilmesi ve ihtisasını Türkiye'de sürdürebilmek için   Bulgaristan'da ki staj süresinin tanınması amacıyla Sağlık Bakanlığı'na bir dilekçe sunmuꢀtur.   Mayıs 1994 tarihinde verilen kararla üniversite diploması tescil edilmiꢀtir.   Buna karꢀın uzrfıanlık stajı süresinin geçerli saydması talebi Tababet Uzmanlık Tüzüğünün 26.   maddesi uyarınca 17 Ocak 1995 tarihinde verilen bir kararla reddedilmiꢀtir. 12 Nisan 1993 tarihinde   değiꢀtirilen ve 30 Nisan 1993 tarihinde yürürlüğe giren bu tüzük tıpta uzmanlık eğitimine yurtdıꢀında   baꢀlamıꢀ kimselerin Türkiye'de aynı dalda eğitimlerine devam edebilmeleri için tıpta Uzmanlık   Sınavına (TUS) katılarak bu sınavda baꢀarılı olmalarını öngörmekteydi,   Baꢀvuran, Ankara îdare Mahkemcsi'ne Sağlık Bakanlığı'nın 17 Ocak 1995 tarihli kararının iptali   talebiyle baꢀvuruda bulunmuꢀtur. Baꢀvuran ayrıca, bu kararın yürütmesinin durdurul mas ı m da talep   etmiꢀtir.   îdare Mahkemesi, baꢀvuranın yürütmeyi durdurma talebi hakkında hüküm vermeden önce aldığı 13   Nisan 1995 tarihli ara kararla, dosyanın tekemmül etmesine ve Sağlık Bakarilığı'ndan cevabi görüꢀ   talep edilmesine karar vermiꢀtir.   Đdare Mahkemesi, 7 Temmuz 1995 tarihli ara kararında Sağlık Bakanlığı'nın esasa iliꢀkin görüꢀlerini   sunmak için süre uzatma talebini kabui etmiꢀtir.   Đdare Mahkemesi 28 Temmuz 1995 tarihinde verdiği kararla yürütmeyi durdurma talebini   redddetmiꢀtir.   ꢁubat 19% tarihinde Đdare Mahkemesi, baꢀvuranın Sağlık Bakanhğı'nm kararıma iptali   talebini, tartıꢀmalı kararın yürürlükteki tüzüğe uygun olduğu gerekçesiyle reddetmiꢀtir.   Mahkeme ayrıca sözkonusu talebin iç tüzükte öngörülen ꢀartları taꢀımadığı kanaatine   varmıꢀtır.   Baꢀvuran, 1 ꢁubat 1996 tarihli kararın temyizi için Danıꢀtay'a baꢀvuruda bulunmuꢀtur.   Danıꢀtay 5 Mart 1999 tarihinde, Sağlık Bakanlığı'ndan ek bilgi talebinde bulunarak, karara   varmak için sözkonusu bilgileri beklemeyi kararlaꢀtırmıꢀtır.   Kasım 1999 tarihinde Danıꢀtay, idarenin belirlenen süre Đçerisinde cevap vermemesi   üzerine 5 Mart 1999 tarihli karanın yinelemeye karar vermiꢀtir.   Ocak 2000 tarihinde Sağlık Bakanlığı, Danıꢀtay'ın sorusuna cevap vererek talep edilen   bilgileri sunmuꢀtur.   ꢁubat 2000 tarihinde Danıꢀtay Đlk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır.   Mayıs 2000 tarihinde baꢀvuran Danıꢀtay'a karar düzeltme istemiyle baꢀvuruda bulunmuꢀtur.   Danıꢀtay'ın 19 Aralık 2000 tarihinde aldığı karar aꢀağıdaki gibidir:   " (...) Sağlık Bakanlığı'nın aꢀağıda belirtilen hususlarda her türlü bilgiyi mevcut kararın tebliğinden itibaren otuz   gün içinde sunmaya davet edilmesine idari yargılama usulü kanununun 20. maddesi uyarınca oybirliğiyle karar   verilmiꢀtir.   - Bulgaristan'dan zorunlu göç nedeniyle Türkiye'ye gelenler hakkında özel düzenlemeler yapılmıꢀ mıdır?   - Davacının emsali durumunda olan kiꢀiler için ne gibi iꢀlemler tesis edilmiꢀtir?   - Bu kiꢀilere kolaylık sağlanmıꢀ mıdır?   Dava dosyası incelemesinden bu kararın aynı gün baꢀvurana tebliğ edildiği anlaꢀılmaktadır.   Bununla birlikte, yine aynı taı-ihte Danıꢀtay, baꢀvuran tarafından yapiĐan yürütmenin   durdurulması istemi hakkında karar vermeden Önce Sağlık Bakanlığı'nın cevabının   beklenilmesine karar vermiꢀtir. Bu karar baꢀvurana tebliğ edilmiꢀtir.   Sağlık Bakanlığı 16 Mart 2001 tarihli bir mektupla, Danıꢀtay tarafından Đstenen bilgileri   iletmiꢀtir. Sağlık Bakanlığı, asistanlık eğitimine dört yi! ara vermiꢀ olması sebebiyle   baꢀvuranın sözkonusu alanm gerekli kıldığı koꢀulları yerine getirmemiꢀ olduğunu bildirmiꢀtir.   Bakanlık ayrıca, Tababet Uzmanlık Tüzüğünün 26. maddesi uyarınca tıpta uzmanlık   eğitimlerine yurtdıꢀında baꢀlamıꢀ kimselerin Tıpta Uzmanlık Sınavına (TUS) girmeleri ve   Türkiye'de aynı dalda eğitimlerine devam edebilmek için bu sınavda baꢀarılı olmalarının   öngörüldüğünü belirtmiꢀtir.   Dosyadaki unsurlardan 16 Mart 2001 tarihli mektubun baꢀvurana tebliğ edilmediği   anlaꢀılmaktadır. Baꢀvuran 9 Nisan 200 i tarihinde verdiği bir dilekçeyle, 19 Aralık 2000   tarihli kararın ihlali sebebiyle karar düzeltme isteminin kabulünü talep etmiꢀtir.   Danıꢀtay, 26 Nisan 2001 tarihinde karar düzeltme istemini reddetmiꢀtir.   HUKUK AÇISINDAN   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLÎK   AÎHM, baꢀvurunun, AĐHS'nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğunun ilan   edilemeyeceğini tespit etmektedir. Baꢀka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmamaktadır. Bu   nedenle baꢀvuru, kabuledilebilirdir.   II. AĐHS'NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, mevcut davada idari mahkemeler önünde geçen sürenin AĐHS'nin 6 § 1. maddesi anlamında   makul süreyi aꢀtığım iddia etmektedir. Baꢀvuran ayrıca, Danıꢀtay önündeki hukuki iꢀlemin aynı   düzenlemeyle garanti altına alınmıꢀ hakkaniyete uygun bir dava hakkının ayrlmaz bir parçası olan   silahların eꢀitliği ilkesini ihlal ettiği iddiasında bulunmaktadır.   Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.   A. 6 § 1. maddenin uygulanabilirliği hakkında   Hükümet, ilke bağlamında, 6 § 1. maddenin mevcut davada uygulanamaz olduğunu ileri sürerek, idari   mahkemelere taꢀman ihtilafın medeni hak ve yükümlülüklere iliꢀkin bir Đhtilaf olmadığını ifade   etmiꢀtir. Hükümet, tıp ihtisasının Türk Hukukunca güvence altına alınmıꢀ bir hak olmadığının altını   çizmektedir. Baꢀvuran, yurtdıꢀında baꢀladığı Đhtisasını devam ettirebilmek için bir dava açmıꢀtır.   Halbuki Türk Hukuku ihtisas eğitimine kabulü belli ꢀartlara bağlamıꢀtır. Baꢀvuran bu ꢀartları   taꢀımamaktaydı. Öte yandan Hükümet'e göre, bir devlet hastanesinde çalıꢀan baꢀvuranın bu talebi   mesleki hayatına Đliꢀkin bir talep olarak değerlendirilebilir.   Baꢀvuran, 6. maddenin bu davada uygulanabilir olduğunun altını çizmekledir.   AĐHMVın yerleꢀik içtihadına göre, " medeni hak ve yükümlülüklere Đliꢀkin itirazlar" terimleri,   sonuçları bu türden hak ve yükümlülükler için belirleyici olan yargılama usullerinin tamamını kapsar   (Ringeisen -Avusturya, 16 Temmuz 1971 tarihli karar). Bu noktada 6 § 1. madde, ne daha sonra ortaya   çıkan sonuçlarla ne de zayıf bir bağla yetinmez. Medeni hak ve yükümlülükler Đtirazın konusunu ya da   konularından birini teꢀkil etmelidir. Aynı zamanda, tartıꢀmalı hukuki iꢀlemin sonucu bu türden bir hak   için belirleyici olmalıdır (Le Compte, Van Leuven ve De Meyere - Belçika, 23 Haziran 1981 tarihli   karar). Bu düzenleme, bir yargılama sonucunda ortaya çıkan karar ilgilinin medeni hak ve   yükümlülükleri üzerinde dolaylı ve tesadüfi bir etki yaptığında değil, ancak doğrudan bir etki   yaptığında uygulanır ( Frank Surmont ve Helana De Meurechy ve diğerleri - Belçika 6 Temmuz 1989   tarihli Komisyon kararı). Diğer taraftan, AĐHM, bir mesleğe kabulün bir tüzükle belli ꢀartlara   bağlanabileceğini ve ilgilinin bu ꢀartları haiz olması halinde sözkonusu mesleğe girme hakkını elde   etmiꢀ olacağına hükmetmiꢀtir (De Moor - Belçika, 22 Haziran 1994). Ayrıca AÎHM, bir devlet, hukuki   baꢀvuru yolu açık haklar tanıdığında, sözkonusu hakların ilkece 6 § Đ. madde anlamında, medeni   haklar olarak kabul edilebileceği kanaatine varmıꢀtı (Tinnelly & Sons Ltd. Ve diğerleri ve McElduffve   diğerleri -- Birleꢀik Krallık, 10 Temmuz 1998 talihli karar).   Mevcut davada, sözkonusu "itiraz"m Sağlık Bakanlığı tarafından 17 Ocak 1995 tarihinde alınmıꢀ   karardan sonra gerçekleꢀtiği açıktır. Baꢀvuranın gerçek ve ciddi olan itirazı, özel   sektör yahut kamu sektöründe uzman doktor olarak çalıꢀmak amacıyla yurtdıꢀında baꢀladığı tıp   ihtisasını sürdürme hakkını elde etme amacına yönelikti. Tartıꢀmalı hukuki iꢀlem, itiraz edilen kararın   iptaline yol açabilirdi. Sözgelimi, uzmanlık stajı süresini geçerli saydırmaya yönelik talebinin reddi, bu   yüzden sözkonusu hak için doğrudan belirleyici nitelikte olmuꢀtur.   Sonuç olarak Mualla Kök'ün ihtisasını devam ettirmesi konusunun 6 § 1. madde anlamında medeni bir   hak niteliği taꢀıyıp taꢀımadığını belirlemek gerekmektedir.   AÎHM, "medeni nitelikli hâk ve yükümlülükler" kavramının özerkliğine hükmetmiꢀse de, bu alanda   ilgili devletin mevzuatının önemsiz addedilemeyeceğine hükmettiğini de hatırlatmaktadır (König -   Almanya, 28 Haziran 1978 larihli karar). Sonuç olarak bir hakkjn AĐHS'de ifade edilen anlamıyla   medeni nitelikli bir hak olarak kabul edilip edilmeyeceğine karar verilirken yalnızca hukuki niteliğe   değil, aynı zamanda maddi içerik ve sözkonusu devletin içhukukutıun maddi içeriğe yaptığı etkilere de   bakılmalıdır. Bunun dıꢀında, kontrol iꢀleminin Đcrası sırasında AĐHS'nin konu ve amacını gozöııünde   tutmak AĐHM'nin görevidir {Perez- Fransa, no: 47287/99, § 57).   Sözkonusu hakkin medeni niteliğiyle ilgili olarak AÎHM, tıp mesleğine iliꢀkin içtihadına atıfta   bulunmaktadır (KönĐg, adıgeçcn, §§ 91-92, Le Compte, Van Leuven ve De Meyere, adıgeçen, §§ 44-   45, Âlherl ve Le Compte - Belçika, 10 ꢁubat 1983 tarihli karar, § 27 ve Kraika -Đsviçre 19 Nisan 1993   tarihli karar, § 25). Türk Hukukunda doktorluk mesleği serbest meslekler arasında yer almaktadır.   Gerekli izni aldıktan soma doktor, mesleğini yapıp yapmamakta özgürdür ve ister bir devlet   hastanesinde isterse özel bir hastanede çalıꢀabilir. Diğer taraftan. Sağlık sektörü kapsamında yeralan   hizmetler genelde kamu idaresine özgü faaliyetlerden uzaklaꢀmıꢀtır. Zira bu tür hizmetler, Devlet'in ya   da diğer kamusal idarelerin genel menfaatlerinin korunması amacını taꢀıyan faaliyetlere, kamu   gücünün icrasının doğrudan ya da dolaylı olarak katılımını gerektirmemektedir ( bkz. Pellegrin -   Fransa, no: 28541/95, § 41).   Tıp doktoru olan baꢀvuran idare mahkemesine baꢀvurmakla, doktorluk ihtisasına kabul talebini   reddeden idari kararın iptalini amaçlamaktaydı. Baꢀvuran, yürürlükteki düzenlemelerin bazı istisnalar   öngördüğünü ileri sürerek sözkonusu kararın hukuka aykın nitelikte olduğunu iddia etmiꢀti ( kıyas için   Van Mark ve diğerleri - Hollanda, 26 Haziran 1986 tarihli karar). Buna karꢀın, baꢀvuranın istenen   ꢀartları yerine getirmediği ortaya çıkmıꢀtır. Bu arada baꢀvuranın ihtisasını sürdürme talebine iliꢀkin   düzenli olarak yapılan bir sınava girme hakkı vardı (bkz. mutalis mutandis, AFatiere - Fransa, no:   39615/99, 28 Mart 2000 tarihli karar ve mutalis mutandis, Kraska, adıgeçen, § 26).   Yukarıda belirtilenlerin ıꢀığında, medeni nitelikli bir hakka iliꢀkin bir yargılamanın kurallara uygun   olması için hukuki baꢀvuru yoluna gitmek gerekir. Zaten baꢀvuran bu hukuki yola baꢀvurmuꢀtur. Bu   nedenle mevcut durumda, medeni nitelikte bir hakka iliꢀkin bir "itirazın" ortaya çıktığı ve idari   mahkeme tarafından hükme bağlandığı sonucuna varmak uygun düꢀecektir.   Bu nedenle 6 § ). madde mevcut davada uygulanabilir.   B. 6 § 1. maddeye iliꢀkin değerlendirme   1. Yargılama süresi   AĐHM, her iki tarafın da değerlendirmeye alınacak sürecin baꢀlangıcının Ankara Đdare Mahkemesi'ne   davanın intikal ettiği tarih olan 10 Nisan 1995 tarihi olduğu noktasında birleꢀtiğini gözlemlemektedir.   Aynı ꢀekilde, Danıꢀtay'ın baꢀvuranın karar düzeltme talebini reddettiği 26 Nisan 2001 tarihînin de   sürecin sona erdiği tarih olduğu noktasında taraflar aynı görüꢀtedirler.   AĐHM ise, AĐHS organlarının, maddi bir hatanın düzeltilmesi Đçin yapılan bir yargılamanın, medeni   nitelikte bir hakka iliꢀkin bir itirazı çözüme kavuꢀturmaya ya da ceza alanına ait bir suçlamanın esasına   iliꢀkin hüküm vermeye yönelik olmadığı sürece, AĐHS'nin 6. maddesinin uygulama alanma girmediği   yönünde bir içtihatta bulunduğunu anımsatmaktadır (Wiot - Fransa, 43722/98, § 22, 7 ocak 2003).   Sözkonusu düzeltme yargılamasının ilke olarak, yargılama süresi hesaplanırken gözönünde   bulundurulan döneme dahil edilmemesi gerekirdi (bkz. aynı yönde, Mehmet özel ve diğerleri - Türkiye,   no: 50913/99, § 34, 26 Nisan 2005). Buna karꢀın AĐHM, mevcut davada baꢀvuran tarafından yapılmıꢀ   karar düzeltme baꢀvurusunun maddi bir hatayı düzeltmeye matuf olmadığını; ancak, idarenin itiraza   konu olan uygulamasının iptalini amaçladığım tespit etmektedir. Diğer yandan Danıꢀtay, bazı hukuki   sorunları aydmhğa kavuꢀturmak amacıyla savunmacı tarafa esasa iliꢀkin sorular yönelterek davayı   esastan incelemiꢀtir. Sonuç olarak, AĐHM, düzeltmeye iliꢀkin dönemin de hesaba katılması gerektiği   kanaatindedir (bkz. Wiot, adıgeçen, § 22, ve Erdokovy - Đtalya, no: 40982/98, 30 Mart 1999).   AĐHM, yargılama sürecinin 10 Nisan 1995 tarihinde baꢀlayıp 26 Nisan 2001 tarihinde sona ererek   yaklaꢀık altı yıl sürdüğü noktasında taraflarla mutabıktır. Yargılama, ön idari yargılamadan sonra üç   dereceden mahkemede görülmüꢀtür.   AĐHM, bir yargılamanın süresinin, dava koꢀullan, konuya iliꢀkin içtihatlar, özellikle de davanın   karmaꢀıklığı ve baꢀvuranın ve yetkili mercilerin tutumlarının gözönünde bulundurularak   değerlendirilebileceğini anımsatmaktadır (bkz. diğerleri arasında, Pelissier ve Sassi - Fransa, no:   25444/94, § 67).   AĐHM, Danıꢀtay'ın temyiz incelemesinde aꢀırı derecede yavaꢀ hareket ettiğini kaydetmektedir.   Mahkeme'nĐn dava dosyasının eksik olduğunu farkederek 5 Mart 1999 tarihinde ek soruꢀturma   talebinde bulunması için yaklaꢀık üç yıl geçmesi gerekmiꢀtir. Üstelik, temyiz baꢀvurusunun karara   bağlanması için baꢀvuranın on bir ay beklemesi gerekmiꢀtir.   AUlM'nin baꢀvuranın talebine makul süre içerisinde cevap verilmediği sonucuna varması içĐıl bu   unsurlar yeterlidir. Bu nedenlerle AĐHS'nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   2. Silahların eꢀitliği   a) Uygun ilkeler   AĐHM'ye göre, hakkaniyete uygun dava kavramı davalı tarafların, sunulmuꢀ her türden delil ve görüꢀ   hakkında apriori haberdar olabilmelerini, bu delil ve görüꢀleri tartıꢀabilmelerini de içermektedir ( bkz.,   diğerleri arasında, Vermelileri - Belçika, 20 ꢁubat 1996 tarihli karar, Lobo   Machado - Portekiz, 20 ꢁubat 1996 tarihli karar, Kress - Fransa no:39594/98, § 74, Yvon -Fransa, no:   44962/98, § 38).   AĐHM'ye göre, hakkaniyete uygun dava kavramı tarafların, iddialarını amacıyla gerekli olan unsurları   ortaya koyabilmelerini ve yargıcın kararına etki etmek amacıyla sunulmuꢀ her türlü delil ve görüꢀten   haberdar olmalarını ve bunları müzakere edebilmelerini sağlayan vicahi yargılama hakkını da   içermektedir ( Nideröst- Huber - Đsviçre 18 ꢁubat 1997 tarihli karar, § 24).   Bu ilke, taraflarca sunulmuꢀ delil ve görüꢀler için geçerli olabildiği gibi bağımsız bir yargıç, bir   hükümet temsilcisi ( Kress, adıgeçen, ve APBP - Fransa, no: 38436/97, 21 Mart 2002), bir idare (   Krcmâf ve diğerleri - Çek Cumhuriyeti, no: 35376/97, § 44, 3Mart 2000) yahut alınan karan veren   mahkeme tarafından sunulmuꢀ delil ve görüꢀler ( Nideröst - Huber adıgeçen) için de geçerlidir.   DĐğer yandan, bizzat yargıç, bilhassa bir temyiz talebini reddettiğinde veya re'sen kabul edilmiꢀ bir   gerekçeye istinaden bir uyuꢀmazlık hakkında hükme vardığında vĐGahilik ilkesine riayet etmelidir (   Skondrianos - Yunanistan, no: 63000/00, 74291/01, 74292/01, §§ 29-30, 18 Aralık 2003, ve Clinique   des AcaCias ve diğerleri - Fransa, no: 65399/01, 65406/01, 65405/01 ve 65407/01, § 38, 13 Ekim   2005).   b) Bu ilkelerin uygulan in ası   Mevcut davada Danıꢀtay davanın tetkiki çerçevesinde, aynı zamanda davanın tarafı olan Sağlık   Bakanlığından 19 Aralık 2000 tarihinde davacının emsali durumunda olan kiꢀilere iliꢀkin mevzuat   konusunda ve bu kiꢀiler için ne gibi idari iꢀlemler yapıldığı hususunda ayrıntılı bilgi talep etmiꢀtir.   Bakanlık, 16 Mart 2001 tarihinde baꢀvuranın hukuki durumunun incelenmesine iliꢀkin bir mektup   göndererek ilgilinin sözkonusu alana özgü ꢀartları yerine getirmediğini belirtmiꢀtir. Bu belgenin   ilgiliye tebliğ edilmediği noktasında hiçbir itiraz mevcut değildir.   Baꢀvurana göre, bu bilgilerin kendisine tebliğ edilmemesi hakkaniyete uygun bir dava hakkına iliꢀkin   silahların eꢀitliği ilkesiyle bağdaꢀmamaktadır.   Hükümet, Danıꢀtay tarafından re'sen talep edilmiꢀ bilgilerin yalnızca bazı hukuki sorulara yanıt   aramaya matuf olduğu takdirde, idari mahkemelerce re'sen yapılan bir incelemede davalı tarafların   görüꢀlerinin tebliğ edilmesine gerek olmadığını değerlendirmektedir.   AĐIfM, Hükümet'in savına katılmamaktadır. AĐ1IM, Yüksek Mahkememin sözkonusu yargılamada,   aynı zamanda davanın tarafı olan Sağlık Bakanlığınca sunulmuꢀ, yargılamanın sonucunu belirleyen   asıl unsur olan ve baꢀvuranın talebini reddetmesine neden olan gerekçelere iliꢀkin bilgilere dikkat   etmemesinin pek muhtemel gözükmediği kanaatindedir.   Diğer yandan, AĐHM, baꢀvuran tarafından yapılan karar düzeltme baꢀvurusunun incelenmesinde   Danıꢀtay tarafından usule dönük tek bir iꢀlem yapıldığını gözlemlemektedir. Danıꢀtay, Đdari Yargılama   Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca, Sağlık Bakanlığı'nı kararda talep edilen her türlü bilgiyi sunmaya   davet etmiꢀtir. Danıꢀtay, sözkonusu bilgilerin ulaꢀmasından sonra baꢀvuranın talebini reddetmiꢀtir.   Sonuç olarak, Danıꢀtay tarafından   re'sen talep edilmiꢀ bilgilerin, Yüksek Mahkeme'nin daha sonra benimseyeceği yaklaꢀım açısından   belirleyici etkide olduğu açıktır.   AĐHM, sonuç olarak, bu türden belgelerin, Türk Yüksek Mahkemesi'nin karan açısından gerçek   etkisinin büyük önem arzetmediğini anımsatmaktadır. Đhtilaflı taraflar, bir belge hakkında yorumda   bulunmaları gerektiği kanaatini taꢀıyorlarsa bunu belirtmek imkanına sahip olmalıdırlar. Burada   yargılanabilĐrlerin adaletin iꢀleyiꢀine olan güveni sözkonusudur. Sözkonusu güven, bir dava   dosyasında yer alan her türlü belge hakkında görüꢀ bildirebilrne Özgürlüğü üzerine kuruludur   (Nideröst - Huber, adıgeçen, §§ 27 ve 29, ve F.R. - Đsviçre, no: 37292/97, §§ 37 ve 39, 28 Haziran   2001).   AĐHM, AĐHS'nin 6 § 1. maddesiyle herꢀeyden önce tarafların ve adaletin iyi idaresinin menfaatlerinin   korunmasının amaçlandığının altını çizmektedir (bkz. mutatis mutandis, Acquaviva - Fransa, 21   Kasım 1995 tarihli karar, § 66).   Sonuç olarak, 6 § 1. maddeyle güvence altına alınmıꢀ hakkaniyete uygun dava hakkı, baꢀvuranın   Sağlık Bakanlığı tarafından 16 Mart 200 Đ tarihinde sunulmuꢀ bilgiler hakkında yorum yapabilme   salahiyetine sahip olmasını gerektirmekteydi. Oysa bu imkan baꢀvurana tanınmamıꢀtır.   Bu tespit, AĐHS'nin 6 § 1. maddesinin bu bakımdan ihlal edildiği anlamına gelmektedir.   Bunun" dıꢀında baꢀvuran 19 Aralık 2000 tarihli kararın kendisine tebliğ edilmemesinden de ꢀikayetçi   olmaktadır. Bana karꢀın AĐHM, dava dosyasından kararın aynı gün baꢀvurana tebliğ edildiğini tespit   etmektedir.   III i NO'LU EK PROTOKOL' ÜN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKĐNDA   No Tu Ek Protokol'ün 2. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran eğilim hakkının engellendiğini iddia   etmektedir.   Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranın, ihtisasını Türkiye'de sürdürebilmek amacıyla Bulgaristan'daki staj süresinin   tanınması talebinde bulunduğunu müꢀahade etmektedir. Bu istem, baꢀvuranın yürürlükteki mevzuatın   gereklerini yerine getirmediği gerekçesiyle reddedilmiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuran tarafından yapılan baꢀvurunun incelenmesine iliꢀkin yagılamada AĐHS'nin 6 § 1.   maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀ olduğunu anımsatmaktadır. Bununla beraber AĐHM,   AĐHS'nin 6 § 1. maddesinin gereklerine riayet edildiği takdirde yargılama sonucunda ortaya   çakabilecek üzerinde tahmin yürütmek durumunda değildir.   Sonuç olarak yetkili makamların, baꢀvuranın Bulgaristan'da yaptığı ihtisas stajı süresini tanımayı   reddetmeleri, ilgilinin eğitim hakkını kısıtlandığı anlamını taꢀımamaktadır.   Bu nedenle, 1 No'lu Ek Protokol'ün 2. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.   IV. AĐHS'NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS'nin 41. maddesi;   "Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢁmeci   Tarafın Đç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bîr surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."   A. Tazminat   Baꢀvuran, elde edemediği ücretler için maddi tazminat olarak 3 000 000 Euro talep etmektedir. Bunun   dıꢀında baꢀvuran, 2 000 000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu talebi, baꢀvuranın davanın lehine sonuçlanması durumunda kendisine belli bir miktarda   ödeme yapılmasına hak kazanacağı varsayımından hareket etttiği gerekçesiyle reddetmektedir.   AÎHM, iddia edilen maddi zarar için ne idari mahkemeler önünde geçen yargılama süresi ne de   adıgeçen mahkemelerde yapılan yargılamaların hakkaniyetten yoksun olmasının gerekçe olarak ileri   sürülemeyeceği kanaatindedir. Bu nedenle AÎHM, yapılan yargılamanın AĐHS'nin 6 § 1. maddesinin   gereklerine uygun yürütülmüꢀ olması durumunda ortaya çıkması muhtemel sonuç hakkında tahmin   yürütmek durumunda değildir ( Bayrak- Almanya, no: 27937/95, § 38, 20 Aralık 2001, Perote Pellon -   ispanya, no:45238/99, § 58, 25 Temmuz 2002, ve Storck -Almanya* ™>: 61603/00, § 176).   Manevi tazminat konusunda ise AÎHM, AĐHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlali tespitinin baꢀvuranın   uğradığı manevi zararı tazmin için yeterli olmayacağı kanaatindedir. Öte taraftan AÎHM, baꢀvuran   tarafından talep edilen miktarın aꢀırı olduğu kanaatindedir. Đhlal edildiğine hükmettiği AÎHS   maddelerinin niteliğini gözönünde bulunduran AĐHM, hakkaniyete uygun olarak 41. madde uyarınca   ilgiliye manevi tazminat olarak 3 000 Euro Ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Masraf ve harcamalar   Baꢀvuran, ulusal mahkemeler ya da AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamaların kendisine geri   ödenmesi talebinde bulunmamıꢀtır. Bu türden bir sorun res'en incelemeyi gerektirmemekledir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına   üç puan eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALĐ OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE;   1. Baꢀvurunun kabul edilebilir olduğuna;   2. AĐHS'nin 6 § 1. maddesinin yargılama suresi bakımından ihlal edildiğine;   3.   îdare'den istenen bilgilerin baꢀvurana tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS'nin 6 § 1   maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AlHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek üzere ve miktara yansı ti labilecek her türlü   vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana manevi tazminat olarak   000 Euro (Üç bin) ödenmesine;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren Ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından,   Avrupa Merkez Bankası'nm o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda faiz   uygulanmasına;   5. AdĐl tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   Karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.   maddesine uygun olarak 19 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło