18623/03

WyrokETPCz2009-07-07ECLI:CE:ECHR:2009:0707JUD001862303

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy długość tymczasowego aresztowania skarżącego naruszyła prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego, w szczególności wymóg rozsądnego terminu lub szybkiego zwolnienia, zgodnie z art. 5 ust. 3 Konwencji? 2. Czy skarżący miał dostęp do skutecznego środka odwoławczego w celu zakwestionowania legalności i długości swojego tymczasowego aresztowania, zgodnie z art. 5 ust. 4 Konwencji? 3. Czy długość postępowania karnego przeciwko skarżącemu naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długość tymczasowego aresztowania skarżącego, trwająca około sześciu lat i czterech miesięcy, była nadmierna i nieuzasadniona. Sąd krajowy, uzasadniając przedłużanie aresztu, posługiwał się stereotypowymi frazesami, takimi jak „charakter przestępstwa, stan dowodów i treść akt sprawy”, nie wykazując, w jaki sposób dalsze przetrzymywanie skarżącego w areszcie było konieczne i proporcjonalne do ryzyka. Nie rozważono również alternatywnych środków zapobiegawczych. W odniesieniu do art. 5 ust. 4, Trybunał stwierdził, że dostępne w prawie tureckim środki odwoławcze przeciwko decyzjom o aresztowaniu były nieskuteczne w praktyce i nie zapewniały prawdziwie kontradyktoryjnego postępowania. Co do art. 6 ust. 1, Trybunał uznał, że postępowanie karne, trwające dziewięć lat i jeden miesiąc, było nadmiernie długie, biorąc pod uwagę złożoność sprawy oraz postawę skarżącego i władz, i nie spełniało wymogu „rozsądnego terminu”. Trybunał podkreślił, że te naruszenia wynikają z powszechnych i systemowych problemów w tureckim systemie prawnym.
Stan faktyczny
Skarżący, Cahit Demirel, został aresztowany 1 kwietnia 1996 roku pod zarzutem udziału w działalności nielegalnej organizacji PKK. 18 kwietnia 1996 roku sąd nakazał jego aresztowanie. 25 grudnia 2001 roku został skazany na 12 lat i 6 miesięcy więzienia, ale wyrok ten został uchylony przez Sąd Kasacyjny 9 października 2002 roku, co doprowadziło do jego zwolnienia 13 maja 2003 roku. Ponownie skazany 23 marca 2004 roku, wyrok ten również został uchylony 19 października 2004 roku. Ostatecznie, 2 maja 2005 roku, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi (Sąd Karny ds. Poważnych Przestępstw) umorzył sprawę z powodu przedawnienia.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że pozostała część skargi jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji. 4. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 5. Zasądza, że Rząd pozwany ma zapłacić skarżącemu, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku: a) 7 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, powiększone o wszelkie należne podatki. b) 1 000 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków, powiększone o wszelkie należne podatki. c) Odsetki ustawowe proste od powyższych kwot, równe stopie oprocentowania podstawowych operacji refinansujących Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe, od upływu trzymiesięcznego terminu do dnia zapłaty. 6. Oddala pozostałe żądania skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   CAHĐT DEMĐREL – TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 18623/03)   KARAR   STRAZBURG   Temmuz 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   T.C. vatandaꢀı Cahit Demirel (“baꢀvuran”) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine,   Nisan 2003 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin   Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan   18623/03 numaralı baꢀvuru sonucu bu dava görülmektedir.   Baꢀvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Beꢀtaꢀ ve M. Beꢀtaꢀ tarafından temsil   edilmiꢀtir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1972 doğumludur ve Batman’da ikamet etmektedir.   Nisan 1996 tarihinde, baꢀvuran Batman’dan ayrılmakta olduğu sırada jandarmalar   tarafından yakalanmıꢀtır. Baꢀvuran daha sonra yasadıꢀı bir örgüt olan PKK’nın (Kürdistan   Đꢀçi Partisi) faaliyetlerinde yer aldığı ꢀüphesiyle Batman Emniyet Müdürlüğü Terörle   Mücadele ꢁubesi’ne teslim edilmiꢀtir.   Nisan 1996 tarihinde, baꢀvuran Batman Cumhuriyet Savcısı ve Batman Sulh Ceza   Mahkemesi hakimi önüne çıkarılmıꢀtır. Hakim baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir.   Belirli olmayan bir tarihte, Batman Cumhuriyet Savcısı görevsizlik kararı vermiꢀ ve   dava dosyasını Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’na   göndermiꢀtir.   Mayıs 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, diğer kiꢀilerle birlikte baꢀvuran   hakkında, eski Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi uyarınca, PKK örgütüne üyelik suçlaması ile   dava açmıꢀtır.   Temmuz 1996 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, davanın esasına   iliꢀkin ilk duruꢀmayı düzenlemiꢀtir.   Aralık 2001 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Dördüncü Dairesi   baꢀvuranı iddia makamının talebi doğrultusunda mahkum etmiꢀ ve on iki yıl altı ay hapis   cezasına çarptırmıꢀtır.   Yargılama süresince, baꢀvuran ve temsilcisi birçok kez baꢀvuranın serbest bırakılması   talebinde bulunmuꢀlardır. Düzenlenen her duruꢀmanın sonunda, Devlet Güvenlik Mahkemesi,   suçun niteliğini, delillerin durumunu ve dava dosyasının içeriğini göz önünde bulundurarak   baꢀvuranın taleplerini reddetmiꢀtir.   Ekim 2002 tarihinde, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur. Dava   dosyası daha sonra Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne iade edilmiꢀtir.   Mayıs 2003 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi baꢀvuranın serbest   bırakılmasına karar vermiꢀtir.   Mart 2004 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranı bir kez daha eski   Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi uyarınca mahkum etmiꢀ ve on iki yıl altı ay hapis cezasına   çarptırmıꢀtır.   Ekim 2004 tarihinde, Yargıtay, 23 Mart 2004 tarihli kararı bozmuꢀtur.   Haziran 2004 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan ve devlet güvenlik   mahkemelerinin kaldırılmasına yönelik olan 16 Haziran 2004 tarihli 5190 sayılı Kanun   uyarınca, baꢀvuran hakkındaki dava Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye   baꢀlanmıꢀtır.   Mayıs 2005 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, Ceza Kanunu’nun 102.   maddesi’nde öngörülen kanuni zamanaꢀımı süresinin dolması nedeniyle baꢀvuran hakkındaki   davanın düꢀmesine karar vermiꢀtir. Davanın düꢀmesi kararı, baꢀvuran ve Cumhuriyet Savcısı   tarafından karara itiraz edilmemesi üzerine kesinleꢀmiꢀtir.   HUKUK   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun açıkça dayanaktan   yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀvurunun diğer koꢀullar açısından   incelendiğinde de kabuledilemezlik unsuru taꢀımadığını tespit etmiꢀtir. Bu nedenle baꢀvuru   kabuledilebilir niteliktedir.   II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNE YÖNELĐK ĐHLAL ĐDDĐALARI   Baꢀvuran, AĐHS’nin 5/3 maddesi uyarınca aꢀırı uzunlukta süreyle tutuklu   bulundurulduğu konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. AĐHS’nin 5/4 maddesine dayanarak   tutukluluğunun devamına iliꢀkin ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararlara karꢀı   baꢀvurulabilecek etkili bir iç hukuk yolunun mevcut olmadığı konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur.   A. AĐHS’nin 5/3 maddesi   Hükümet, terörle ilgili bir suçla suçlanan baꢀvuranın tutuklu bulundurulmasında hakiki   kamu yararı olduğunu belirtmiꢀtir. Tutukluluğunun ayrıca baꢀka bir suç iꢀlemesini, kaçmasını   ve delilleri ortadan kaldırmasını önlemek amacıyla da gerekli olduğunu ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran iddialarında ısrar etmiꢀ ve Hükümet’in görüꢀlerine karꢀı çıkmıꢀtır.   AĐHM, göz önünde bulundurulacak süre hesaplanırken baꢀvuranın çeꢀitli ve birbirini   izleyen tutukluluk sürelerinin bir bütün olarak sayılması gerektiğini kaydetmiꢀtir. Baꢀvuranın   tutukluluk süresinin makul olup olmadığını değerlendirirken, AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesi   uyarınca birikmiꢀ tutukluluk sürelerinin toplu değerlendirmesini yapmalıdır (bkz., Solmaz –   Türkiye, no. 27561/02). Dolayısıyla, baꢀvuranın AĐHS’nin 5/1 (a) maddesi uyarınca   mahkumiyet sonrası hükümlülük süresini – yani 25 Aralık 2001 ve 9 Ekim 2002 tarihleri   arasındaki süreyi – özgürlüğünden yoksun bırakıldığı toplam süreden çıkardıktan sonra,   somut davada dikkate alınacak süre yaklaꢀık altı yıl dört aydır.   AĐHM, ayrıca, dava dosyasındaki delillere dayanarak, Devlet Güvenlik Mahkemesinin   baꢀvuranın tutukluluğunu her duruꢀma sonunda gözden geçirdiğini kaydetmiꢀtir. Devlet   Güvenlik Mahkemesi, her seferinde, “suçun niteliğini, delillerin durumunu ve dava dosyasının   içeriğini göz önünde bulundurarak” gibi aynı kalıplaꢀmıꢀ ifadeleri kullanarak tutukluluğun   uzatılması kararını vermiꢀtir.   AĐHM, genel olarak, “delillerin durumu” ifadesinin, ciddi suç göstergelerinin   mevcudiyeti ve devamlılığı hususunda bir etken olabileceğini değerlendirmiꢀtir. AĐHM,   ayrıca, baꢀvuranın suçlandığı suçun ciddiyetini ve suçlu bulunması halinde çarptırılacağı   cezanın ağırlığını kabul etmektedir. Bu hususta, AĐHM, cezanın ağırlığının kaçma riskinin   değerlendirilmesinde ilgili bir unsur olduğu konusunda hemfikirdir (bkz., Getiren – Türkiye,   no. 10301/03, 22 Temmuz 2008). Ancak, AĐHM, söz konusu davada, ne delillerin durumunun   ne suçlamanın ciddiyetinin altı yıl dört aydan uzun tutukluluk süresini haklı çıkaracağı   görüꢀündedir (bkz., Mehmet Yavuz – Türkiye, no. 47043/99, 24 Temmuz 2007).   Bu bağlamda, AĐHM, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, baꢀvuranın serbest   kalmasının, belli bir süre geçtikten sonra, özellikle de kovuꢀturmanın ileri safhalarında ne   ölçüde risk oluꢀturacağını ortaya koymadığını gözlemlemiꢀtir. Ayrıca, ilk derece mahkemesi,   ülkeden çıkma yasağı veya kefaletle serbest bırakma gibi, baꢀvuranın tutukluluğunun   devamının dıꢀında önleyici tedbirlerin uygulanmasını hiç göz önünde bulundurmamıꢀtır (bkz.,   yukarıda anılan Mehmet Yavuz).   Yukarıda belirtilen değerlendirmeler, AĐHM’nin, ilk derece mahkemesinin basmakalıp   gerekçeleri göz önüne alındığında, baꢀvuranın tutukluluk süresinin haklılığının ortaya   konmadığı sonucuna varması için yeterlidir.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   B. AĐHS’nin 5/4 maddesi   Hükümet, baꢀvuranın AĐHS’nin 5/4 maddesi uyarınca ileri sürdüğü iddialara iliꢀkin   herhangi bir görüꢀ sunmamıꢀtır.   Baꢀvuran iddialarında ısrar etmiꢀtir.   AĐHM, baꢀlangıç olarak, baꢀvuranın, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde   birçok kez serbest kalma talebinde bulunduğunu ve mahkemenin bu talepleri reddettiğini   gözlemlemiꢀtir. Dolayısıyla, mahkemenin, baꢀvuranın iddia edilen uzun süreli tutukluluğunu   sona erdirmek ve bir AĐHS ihlali iddiasını engellemek veya telafi etmek için fırsatı vardı   (bkz., Acunbay – Türkiye, no. 61442/00 ve no. 61445/00, 31 Mayıs 2005; Mehmet ꢁah Çelik –   Türkiye, no. 48545/99, 24 Temmuz 2007).   AĐHM, ayrıca, eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 297-304 maddelerinde   öngörülen ve baꢀvurana tutukluluğunun devamı yönündeki kararlara itiraz etme hakkı veren   hukuk yolunun, uygulamada düꢀük baꢀarı ihtimali vaat ettiğini ve sanığa gerçek anlamda   çekiꢀmeli bir hukuk yolu sağlamadığını kaydetmiꢀtir (bkz., Koꢀti ve Diğerleri – Türkiye, no.   74321/01, 3 Mayıs 2007; Bağrıyanık – Türkiye, no. 43256/04, 5 Haziran 2007; Doğan Yalçın   – Türkiye, no. 15041/03, 19 ꢁubat 2008).   Somut davada, AĐHM’nin geçmiꢀ kararlarından sapmasını gerektirecek bir unsur   mevcut değildir. AĐHM, dolayısıyla, baꢀvuranın AĐHS’nin 5/4 maddesi dahilinde   tutukluluğunun yasaya uygunluğuna iliꢀkin olarak baꢀvurabileceği bir hukuk yolunun mevcut   olmadığı kararına varmıꢀtır.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 5/4 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNE YÖNELĐK ĐHLAL ĐDDĐASI   Baꢀvuran, hakkında baꢀlatılan cezai yargılamanın süresi konusunda ꢀikayetçi   olmuꢀtur. Baꢀvuran bu ꢀikayetini AĐHS’nin 6/1 maddesine dayandırmıꢀtır. Söz konusu   maddenin ilgili kısmı ꢀöyledir:   “Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir   mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, … görülmesini isteme hakkına sahiptir.”   Hükümet, somut dava koꢀullarında, cezai yargılama süresinin makul sürenin üzerinde   sayılamayacağını ileri sürmüꢀtür. Bu hususta, terörle ilgili suçlarla ilgili olarak yargılanmıꢀ   olan sanık sayısına atıfta bulunmuꢀtur. Hükümet, ayrıca, baꢀvuranın ve diğer sanıkların,   savunma ifadelerini sunmak üzere uzatma talep ederek yargılamanın süresinin uzamasında   etkili olduklarını belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran iddialarında ısrar etmiꢀtir.   AĐHM, dikkate alınması gereken sürenin, baꢀvuranın yakalanıp gözaltına alındığı tarih   olan 1 Nisan 1996’da baꢀladığını ve Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nin kovuꢀturmayı   durdurma kararı aldığı 2 Mayıs 2005 tarihinde sona erdiğini gözlemlemiꢀtir. Dolayısıyla,   incelenmekte olan iki aꢀamalı yargılama süreci, dokuz yıl bir ay sürmüꢀtür.   AĐHM, yargılamanın süresinin makul olup olmadığının, davaya iliꢀkin olaylar ıꢀığında   ve davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve ilgili makamların tutumu kriterleri göz önünde   tutularak değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir (bkz., diğer pek çok kararın yanı sıra,   Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], 25444/94).   AĐHM, bu baꢀvurudaki konularla benzer konular ortaya koyan davalarda sıklıkla   AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlalini tespit etmiꢀtir (bkz., örneğin, Sertkaya – Türkiye, no.   77113/01, 22 Haziran 2006; Hasan Döner – Türkiye, no. 53546/99, 20 Kasım 2007; Uysal ve   Osal – Türkiye, no. 1206/03, 13 Aralık 2007).   Kendisine sunulan tüm verileri inceleyen AĐHM, Hükümet tarafından somut   baꢀvuruda farklı bir sonuca varmasını sağlayacak bir olgu veya iddianın ortaya konmadığını   değerlendirmiꢀtir. Konuya iliꢀkin içtihadını göz önünde tutan AĐHM, söz konusu davada   yargılama süresinin fazlasıyla uzun olduğuna ve “makul süre” ꢀartına uymadığına karar   vermiꢀtir.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   IV. AĐHS’NĐN 46. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 46. maddesi ꢀöyledir:   “1. Yüksek Sözleꢀmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin kesinleꢀmiꢀ kararlarına uymayı   taahhüt ederler.   2. Mahkeme’nin kesinleꢀmiꢀ kararı, kararın uygulanmasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi’ne   gönderilir.”   AĐHM, baꢀlangıç olarak, 1 Ocak 2009 tarihine kadar, Türkiye aleyhine kesinleꢀmiꢀ,   baꢀvuranların tutuklu yargılanma sürelerinin uzunluğunun temel hukuki sorunu teꢀkil ettiği ve   AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlalinin tespit edildiği 68 adet karar bulunduğunu gözlemlemiꢀtir.   AĐHM, ayrıca, Türkiye aleyhindeki bazı kararlarda, baꢀvuranların tutukluluklarının yasaya   uygunluğuna iliꢀkin olarak baꢀvurabilecekleri gerçek anlamda çekiꢀmeli olan veya makul   oranda baꢀarı ihtimali sunan bir iç hukuk yolunun mevcut olmaması nedeniyle AĐHS’nin 5/4   maddesinin ihlalini de tespit etmiꢀ olduğunu kaydetmiꢀtir (bakınız yukarıda paragraf 32).   Ayrıca, Türkiye aleyhine yapılmıꢀ, baꢀvuranların tutukluluklarına iliꢀkin olarak AĐHS’nin 5/3   veya 5/4 maddelerinin ihlalini iddia ettiği 140’tan fazla baꢀvuru, AĐHM önünde halen   incelenmektedir.   AĐHM, ayrıca, Türkiye aleyhine verdiği ve 5/3 maddesinin ihlaline hükmettiği   kararlarının neredeyse tümünde, yerel mahkemelerin “suçun niteliğini, delillerin durumunu ve   dava dosyasının içeriğini göz önünde bulundurarak” gibi aynı kalıplaꢀmıꢀ ifadeleri kullanarak   baꢀvuranın tutukluluğunun uzatılması kararını vermiꢀ olduğunu gözlemlemiꢀtir (bkz, diğer   pek çok kararın yanı sıra, Dereci – Türkiye, no. 77845/01, 24 Mayıs 2005; yukarıda anılan   Solmaz; Akyol – Türkiye, no. 23438/02, 20 Eylül 2007). AĐHM, ayrıca, mahkemelerin,   ülkeden çıkma yasağı ve kefaletle salıverme gibi, Türk kanunlarının öngördüğü, tutukluluğun   devamının dıꢀındaki önleyici tedbirlerin uygulanmasını göz önünde bulundurmadığını tespit   etmiꢀtir (bkz., yukarıda anılan Yavuz; Duyum – Türkiye, no. 57963/00, 27 Mart 2007;   yukarıda anılan Getiren – Türkiye). AĐHM, defalarca, Türk hukukunda baꢀvuranların   AĐHS’nin 5/4 maddesi kapsamında tutukluluklarının yasaya uygunluğuna iliꢀkin itirazda   bulunabilecekleri bir hukuk yolunun mevcut olmadığını belirtmiꢀtir.   Dolayısıyla, AĐHM, somut davada tespit edilen AĐHS’nin 5/3 ve 5/4 maddelerinin   ihlallerinin, Türk ceza hukuku sisteminin yanlıꢀ iꢀlemesinden ve Türk mevzuatının   durumundan doğan yaygın ve sistematik sorunlardan kaynaklandığını değerlendirmiꢀtir (bkz.,   Kauczor – Polonya, no. 45219/06, 3 ꢁubat 2009; Gülmez – Türkiye, no. 16330/02, 20 Mayıs   2008).   Bu bağlamda, AĐHM’nin ihlal tespitinde bulunması durumunda, davalı Hükümet’in,   AĐHS’nin 46. maddesi uyarınca, sadece 41. madde uyarınca hükmedilen hakkaniyete uygun   tazminatı ilgili kiꢀilere ödemek yönünde değil; aynı zamanda AĐHM tarafından tespit edilen   ihlale son vermek ve zararları mümkün olduğunca telafi etmek amacıyla, Bakanlar   Komitesi’nin denetimine tabi olarak, iç hukuk sisteminde kabul edeceği genel ve/veya, uygun   olduğu ölçüde, bireysel tedbirleri belirlemek yönünde bir yasal yükümlülüğü olduğu   yinelenmelidir. Davalı Hükümet, Bakanlar Komitesi’nin denetimine tabi olarak, AĐHS’nin 46.   maddesinde öngörülen yasal yükümlülüğünü yerine getirmede kullanacağı yolları - bu   yolların AĐHM’nin kararında ortaya konan sonuçlarla uyumlu olması ꢀartıyla - seçmekte   serbesttir (bkz., yukarıda anılan Kauczor; Scozzari ve Giunta – Đtalya [BD], no. 39221/98 ve   no. 41963/98).   Tespit ettiği sistematik durumu göz önünde bulunduran AĐHM, özgürlük ve güvenlik   hakkının, AĐHS’nin 5/3 ve 5/4 maddelerinde ortaya konan güvencelerle uyumlu olarak, etkili   bir ꢀekilde korunmasını sağlamak amacıyla, mevcut kararın infazında ulusal düzeyde genel   tedbirlerin alınması gerektiği görüꢀündedir.   V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi ꢀöyledir:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği   takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran, 36.975 Türk Lirası (17.900 Euro) maddi tazminat ve 75.000 Türk Lirası   (36.300 Euro) manevi tazminat talebinde bulunmuꢀtur.   Hükümet, bu taleplere karꢀı çıkmıꢀtır.   Baꢀvuran tarafından görüldüğü iddia edilen maddi zarar hususunda, AĐHM baꢀvuranın   iddiasına iliꢀkin bir belge sunmadığını gözlemlemiꢀ ve dolayısıyla söz konusu talebi   reddetmiꢀtir.   Ancak, AĐHM, baꢀvuranın tek baꢀına ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüde   manevi zarar görmüꢀ olduğunu kabul etmiꢀtir. Dolayısıyla, AĐHM, davaya iliꢀkin olayları   dikkate alarak ve içtihadını göz önünde bulundurarak baꢀvurana 7.000 Euro tazminat   ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, ayrıca, AĐHM’de yapılan yargılama masraf ve giderlerine karꢀılık 16.850   Türk Lirası (8.154 Euro) talep etmiꢀtir. Bu bağlamda, yasal temsilcisi tarafından yürütülmüꢀ   olan yirmi sekiz saatlik yasal çalıꢀmayı gösteren iꢀ cetveli ile masraflar ve giderler tablosu   sunmuꢀtur.   Hükümet, sadece gerçekten yapılan masrafların ödenebileceğini ileri sürmüꢀtür. Bu   bağlamda, tüm yargılama masraf ve giderlerinin baꢀvuran tarafından belgelenmesi gerektiğini   belirtmiꢀtir.   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, baꢀvuran, ancak mahkeme   masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı   takdirde mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada, elindeki belgeleri   ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde tutan AĐHM, bu baꢀlık altında 1.000 Euro   ödenmesine karar vermiꢀtir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   AĐHM, BU GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   5. a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere   Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana aꢀağıdaki miktarların ödenmesine;   (i) 7.000 Euro (yedi bin Euro) manevi tazminat ile birlikte bu miktarın tabi olabileceği   her türlü vergi;   (ii) 1.000 Euro (bin Euro) mahkeme masrafları ile birlikte bu miktarın tabi olabileceği   her türlü vergi;   b) Yukarıda belirtilen tutarlar üzerine, söz konusu üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren   ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem marjinal kredi   kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz   uygulanmasına;   6. Baꢀvuranın adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerinin reddine karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 7 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   Françoise Elens-Passos   Katip Yardımcısı   Françoise Tulkens   Baꢀkan   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło