18753/04
WyrokETPCz2008-12-09ECLI:CE:ECHR:2008:1209JUD001875304
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy odmowa tureckiego Sądu Kasacyjnego skorygowania oczywistego błędu materialnego, który doprowadził do oddalenia sprawy o odszkodowanie za wywłaszczenie, naruszyła prawo skarżącego do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że Sąd Kasacyjny popełnił błąd materialny, błędnie przypisując chorobę pełnomocnika skarżącego samemu skarżącemu, co doprowadziło do uznania sprawy za przedawnioną. Odmowa skorygowania tego błędu, mimo że został on wyraźnie wskazany, była nieuzasadniona i miała decydujący wpływ na wynik postępowania, pozbawiając skarżącego dostępu do sądu w celu merytorycznego rozpatrzenia jego roszczenia. Trybunał podkreślił, że choć nie jest jego rolą korygowanie błędów sądów krajowych, to w tym przypadku błąd ten naruszył prawa gwarantowane Konwencją.Stan faktyczny
W 1997 roku państwo tureckie wywłaszczyło część działki skarżącego. Skarżący, za pośrednictwem swojego pełnomocnika, wniósł pozew o zwiększenie odszkodowania, jednak z niewielkim opóźnieniem spowodowanym chorobą pełnomocnika. Sąd pierwszej instancji uznał chorobę pełnomocnika za usprawiedliwioną i zasądził dodatkowe odszkodowanie. Sąd Kasacyjny uchylił to orzeczenie, błędnie stwierdzając, że to skarżący był chory i że sprawa jest przedawniona.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby badania skargi na podstawie art. 1 Protokołu nr 1. 4. Zasądza skarżącemu 3000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 1800 EUR tytułem kosztów i wydatków. 5. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
TANAY – TÜRKİYE
(Başvuru no. 18753/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Aralık 2008
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir.
Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 18753/04 no’lu davanın nedeni T.C.
vatandaşı Mehmet Tanay’ın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 11
Şubat 2004 tarihinde İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin
Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Tunceli Barosu avukatlarından Fatma Kalsen Demirdaş tarafından temsil
edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir. Kasım 1997 tarihinde, Devlet Karayolları Genel Müdürlüğü (bundan böyle “Genel
Müdürlük” olarak anılacaktır), başvuranın Tunceli’deki arsasının 4309 metrekarelik
bölümünü kamulaştırmıştır. Kamulaştırma kararı başvurana 16 Ağustos 2000 tarihinde
bildirilmiştir. İç hukuka göre, başvuranın, tazminat miktarının artırılmasını talep etmesi için,
kararın kendisine bildirildiğinin ertesi gününden itibaren otuz günü bulunuyordu.
Başvuranın kendisine avukat tayin etmesi için yetki verdiği Sezai Yıldız isimli kişi, 1
Eylül 2000 tarihinde, noterlikte düzenlenmiş vekaletnameyle, başvuranı temsil etmesi için
Fatma Kalsen Demirdaş’ı avukatı olarak tayin etmiştir.
Başvuran, 19 Eylül 2000 tarihinde, avukatı Demirdaş aracılığıyla, Tunceli Asliye Hukuk
Mahkemesi’nde (bundan böyle “Tunceli Mahkemesi” olarak anılacaktır), tezyidi bedel davası
açmıştır. Demirdaş sağlık sorunları nedeniyle davayı daha önce açamadığından, yasal sürenin Eylül 2000 tarihinde dolmasına karşın, mahkemeden davanın kabul edilmesini talep
etmiştir.
Tunceli Mahkemesi 9 Kasım 2000 tarihinde Ankara Adli Tıp Enstitüsü’nden Demirdaş’ın
belirttiği tarihlerde sağlık sorunu olup olmadığına ve bu sorunun onu yasal süre içinde
mahkemeye gelip başvuran adına dava açmaktan alıkoyacak nitelikte olup olmadığına açıklık
getirmesini istemiştir.
Erzurum Adli Tıp Enstitüsü, 22 Mayıs 2001 tarihinde, Tunceli Mahkemesi’ne,
Demirtaş’ın 23 Ağustos 2000 ile 17 Eylül 2000 tarihleri arasında hasta olduğuna, bu nedenle
yasal süre içinde dava açamadığına ilişkin birtakım tıp raporları göndermiştir.
Tunceli Mahkemesi raporu kabul etmiş, davanın esasını incelemeye başlamıştır.
Mahkeme, dava süreci içinde, kamulaştırma belgeleri ile iki asıl ve iki ek bilirkişi raporunu
göz önünde bulundurmuş, 31 Mayıs 2001 tarihinde başvurana ek tazminat ödenmesine karar
vermiştir. Genel Müdürlük buna itiraz etmiştir.
Yargıtay 3 Mart 2003 tarihinde kararı bozmuş, hasta olan kişi olarak başvuranın temsilcisi
yerine başvuranın adını zikretmiştir. Yargıtay, başvuranın, kendisi hasta olsa bile yasal süre
içinde onun adına dava açabilmesi için Fatma Kalsen Demirdaş’a vekaletname verdiğini ifade
etmiştir. Sonuç olarak Yargıtay, 17 Eylül 2000 tarihinde, davanın zaman aşımına uğradığına
karar vermiştir.
Düzeltme başvurusunda Demirdaş, hasta olanın müvekkili değil kendisi olduğunu
savunmuştur. Bu nedenle Yargıtay düzeltilmesi gereken maddi bir hata yapmıştır.
Yargıtay 12 Mayıs 2003 tarihinde “maddi hatanın düzeltilmesinin sonucu
etkilemeyeceğine” karar vermiş, düzeltme talebini reddetmiştir.
Tunceli Mahkemesi 4 Temmuz 2003 tarihinde Yargıtay’ın kararına muvafakat ederek
davayı reddetmiştir. Yargıtay 13 Kasım 2003 tarihinde nihai kararı onamıştır.
HUKUK
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, Yargıtay’ın hatasının AİHS’nin 6. maddesi çerçevesinde hakkaniyete uygun
surette yargılanma hakkını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuştur.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Hükümet, Yargıtay’ın, kararında, başvurana hasta olan kişi olarak atıfta bulunmakla hata
yaptığını kabul etmiştir. Hükümet, geçerli olan mevzuata ve Yargıtay’ın içtihadına göre,
ulusal yargılama sırasında taraflardan birinin hasta olması ve yasal süreye riayet edememesi
durumunda, bu kimseye, iyileştiği tarihten başlamak üzere on günlük bir ek süre verilmesi
gerektiğini de kabul etmiştir.
Öte yandan Hükümet, başvuranın hukuki temsilcisinin hastalığının, yasal süreye riayet
etmemesini haklı çıkarmadığı kanısındadır. Aksi takdirde, yasal süreyi geçiren her taraf rapor
alarak ek süre talep edecektir.
Hükümet, başvuranın hukuki temsilcisinin yasal süreyi kaçırdığını fark edince hastaymış
gibi yaptığını iddia etmiştir. Ayrıca, Hükümet’e göre, 1 Eylül 2000 tarihinde Sezai Yıldız’ın
Demirdaş’a başvuranı temsil etmesi için vekaletname vermesine karşın, tıp raporuna göre o
tarihte Demirdaş’ın hasta olması dikkat çekicidir.
Ayrıca, Demirdaş, onun adına dava dosyasını sunması için meslektaşlarından birine yetki
verme konusunda serbest olmasına karşın, bunu yapmamış, bu sorumsuz davranışı,
başvuranın aleyhinde sonuçlanmıştır.
Son olarak, Hükümet, AİHM’ye, bir ilk derece mahkemesi olmadığını, kanıt değerlendirip
ilk derece mahkemesi gibi hareket etmenin AİHM’ye düşmediğini hatırlatmıştır.
Başvuran şikayetlerini sürdürmüştür. Hukuki temsilcisinin hastanede tedavi gördüğünü
gösteren resmi tıbbi kayıtlar bulunduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla, Hükümet’in hem
başvuranın hukuki temsilcisine hem resmi tıp kurumlarına duyduğu itimatsızlığın haksız
olduğunu ifade etmiştir.
Hükümet’in, başvuranın hukuki temsilcisinin, kendisini başvuranı temsile yetkilendiren
vekaletnameyi, güya hasta olduğu bir tarihte kabul ettiği savlarına ilişkin olarak, başvuran,
avukatların müvekkillerinin noterlikte vekaletname imzaladıkları sırada hazır bulunmalarına
gerek bulunmadığını belirten geçerli mevzuata atıfta bulunmuştur. Ayrıca, başvuran,
vekaletname verdiği sırada avukatının hasta olduğunu bilmediğini belirtmiştir.
Son olarak, başvuran, davaya ilişkin esas meselenin, Yargıtay’ın yaptığı maddi hata
olduğunu ve bu maddi hatanın mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini savunmuştur.
Hükümet, Yargıtay’ın maddi bir hata yaptığını kabul etmiştir. Ayrıca, Hükümet,
başvuranın, Yargıtay tarafından, sorumlusu olmadığı bir hata için cezalandırıldığına itiraz
etmemiştir (bkz. mutatis mutandis, Platakou - Yunanistan, 38460/97). Hükümet’in itiraz ettiği
nokta, başvuranın, hukuki temsilcisinin hasta olduğu iddiasının doğruluğudur.
AİHM, ulusal takibatlarda uygunsuzluk olduğu hiç ima edilmediğinden, başvuranın,
hukuki temsilcisinin hasta olduğu iddiası ile - bir devlet kurumu olan - Adli Tıp Enstitüsü’ne
ait tıp raporlarının doğruluğunun, hiçbir zaman ulusal mahkemelerce sorgulanmadığını
kaydeder. Esasında, Hükümet’in, başvuranın hukuki temsilcisinin sağlığıyla ilgili suçlamaları
hiçbir kanıtla desteklenmemekte, bu itibarla, AİHM buna hiçbir önem addedememektedir.
Benzer biçimde, AİHM, Hükümet’in, hukuki temsilcinin hastayken vekaletnameyi kabul
etmekte haklı olup olmadığına ve kendi adına başvuranın dava dosyasını sunması için başka
bir avukata yetki vermesinin gerekip gerekmediğine ilişkin savlarının incelenmesinin gerekli
olmadığı kanısındadır. Bunlar, ulusal mahkemelerin inceleyeceği meselelerdir; Hükümet’in
işaret ettiği üzere, AİHM ilk derece mahkemesi değildir. Bununla beraber, bu meselelerin
ulusal mahkemelerce gündeme getirilmediğini ve Yargıtay’ın başvuranın yasal süreye
uymadığına ilişkin kararının da bu meselelere dayanmadığını kaydetmek önemlidir.
Yargıtay’ın kararı, yalnızca hasta olan kişi olarak hukuki temsilcisinin yerine başvuranın
adının hatalı biçimde zikredilmesine dayanmıştır. Buna göre, arazisi kamulaştırıldığı için
başvurana ödenmesine hükmedilen ek tazminat kararını bozmuştur. Bu hata düzeltme
aşamasında dikkatine sunulduğunda, Yargıtay, hatalarını düzeltmenin davanın sonucunu
etkilemeyeceği sonucuna varmıştır.
AİHM, AİHS’nin güvence altına aldığı hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesi sözkonusu
olmadığı sürece ulusal mahkemelerce yapıldığı iddia edilen maddi veya hukuki hataları ele
almanın AİHM’nin vazifesi olmadığını yineler (bkz. P.G. ve J.H. - İngiltere, 44787/98).
Ayrıca, iç hukuku yorumlamak, her şeyden önce, ulusal makamlar ve özellikle de
mahkemelerin işidir ve AİHM, keyfi uygulama olmadığı sürece kendi yorumunu ulusal
mahkemelerinkinin önüne koymayacaktır (bkz. Tejedor García - İspanya).
Mevcut davada, Yargıtay’ın yaptığı maddi hatanın sonuçlarını incelemek, başvuranın
AİHS’nin 6. maddesi ile güvence altına alınan haklarının belirlenmesiyle ilişkili olduğu için
gereklidir. AİHM,Yargıtay’ın hatayı düzeltmeyi reddederken ortaya makul bir gerekçe
koymadığı kanısındadır. AİHM’ye göre, maddi hatayı düzeltmek, Yargıtay’ın belirttiğinin
aksine, başvuranın muhakeme usul kurallarına uyup uymadığının değerlendirilmesinde çok
ciddi bir farklılık yaratırdı. Bu nedenle AİHM, Yargıtay’ın maddi hataya dayanan gerekçesiz
kararının başvuranın AİHS’nin 6/1 maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiğine karar
vermiştir.
II. AİHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ
İDDİASI
Başvuran ayrıca, Yargıtay’ın hatasını düzeltmeyi reddetmesinin, AİHS’ye Ek 1 No’lu
Protokol’ün 1. Maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuştur.
Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.
AİHM bu şikayetin yukarıda incelenen şikayetle bağlantılı olduğunu, bu nedenle aynı
biçimde kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini kaydeder.
AİHM ayrıca mevcut davada ileri sürülen asıl AİHS sorusunun, başvuranın AİHS’nin 6/1
maddesi tarafından güvence altına alınmış olan hakları olduğunu kaydeder. AİHS bu
maddenin ihlal edildiğini tespit etmiştir, geriye kalan şikayetle ilgili ayrı bir hükme gerek
olmadığı kanısındadır. AİHM, bu karara ulaşırken, Yargıtay’ın Genel Müdürlük’ün yaptığı
itirazın esasını incelemediğini özellikle göz önünde bulundurmuştur.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Başvuran, maddi tazminat olarak 21.877 Euro (EUR), manevi tazminat olarak ise 10.000
EUR talep etmiştir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmiş, talep edilen meblağların haddinden yüksek olduğunu ve
kanıtlarla desteklenmediğini savunmuştur. .
AİHM, maddi tazminatla ilgili olarak, 6/1 maddenin ihlali için en uygun telafi biçiminin,
başvuranı, bu madde ihlal edilmeseydi bulunabileceği duruma getirmeyi mümkün olduğunca
temin etmek olduğunu yineler (bkz. Mehmet ve Suna Yiğit - Türkiye, 52658/99). Sonuç olarak,
ihlalin en uygun telafi biçiminin, maddi hatayı düzeltecek temyiz sürecinin başvuranın talebi
halinde yeniden başlatılması olacağı kanısındadır.
AİHM, manevi zarara ilişkin olarak, hakkaniyete uygun surette başvurana 3000 EUR
ödenmesine karar verir.
B. Yargılama gideri
Başvuran ayrıca ulusal mahkemelerde meydana gelen yargılama giderleri için 677 EUR,
AİHM önünde meydana gelen yargılama giderleri için ise 1423 EUR talep etmiştir. Bu talep,
ulusal mahkemelerde meydana gelen yargılama giderleri için 389 EUR, AİHM önünde
meydana gelen yargılama giderleri için ise 1142 EUR avukatlık ücretini de kapsamaktadır.
Başvuran bu talepleri desteklemek için, kendisi ve avukatı tarafından imzalanmış anlaşmanın
bir suretini sunmuştur. Başvuranın faturasını sunduğu geriye kalan 569 EUR, ulusal mahkeme
masraflarıyla çeviri masrafları için talep edilmiştir.
Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
AİHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı
ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Mevcut davada AİHM, elindeki
bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ışığında başvurana bütün başlıklar altında 1800 EUR
tazminat ödenmesinin makul olduğu kanısındadır. AİHM, geriye kalan 300 Euro’nun,
Yargıtay’ın maddi hatasından önce Tunceli Mahkemesi’nde meydana gelen mahkeme
masrafları ve diğer masraflar için talep edildiği kanısındadır. Dolayısıyla bu harcama ihlalin
önlenmesi veyahut telafi edilmesi için yapılmamıştır. (bkz. Société Colas Est ve Diğerleri -
Fransa, 37971/97).
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına
üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki şikayetin incelenmesine gerek
olmadığına;
4. (a) AİHS’nin 44. maddesi’nin 2. fıkrası gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç
ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Savunmacı Hükümet’in
ulusal para birimine çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ile birlikte
Savunmacı Hükümet tarafından başvurana izleyen meblağların ödenmesine:
(i) Manevi tazminat olarak 3000 (üç bin Euro) EUR,
(ii) Yargılama giderleri için 1800 (bin sekiz yüz Euro) EUR;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı
oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranın adil tatmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve
3. fıkraları uyarınca 9 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Sally Dollé
Françoise Tulkens
Zabıt Katibi
Başkan
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło