1889/04

WyrokETPCz2005-11-10ECLI:CE:ECHR:2005:1110JUD000188904

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy ponowne uwięzienie skarżącego cierpiącego na poważną chorobę psychiczną naruszyłoby art. 2 i 3 Konwencji? Czy Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) był niezależnym i bezstronnym trybunałem w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy długość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM), w którego skład wchodził sędzia wojskowy, nie spełniał wymogów niezależności i bezstronności przewidzianych w art. 6 ust. 1 Konwencji, co było zgodne z jego ugruntowanym orzecznictwem. Stwierdził również, że postępowanie karne, trwające prawie sześć lat w pierwszej instancji, było nadmiernie długie i naruszyło zasadę rozsądnego terminu. Skargę dotyczącą ponownego uwięzienia umorzono, ponieważ skarżący, mimo wezwania i zastosowania środka tymczasowego wobec rządu, nie stawił się na badanie lekarskie, uniemożliwiając Trybunałowi ustalenie faktów niezbędnych do rozstrzygnięcia sprawy.
Stan faktyczny
Skarżący, Ferhan Güllü, obywatel turecki, został skazany na dożywocie w 1983 r., a następnie na 15 lat więzienia w 1994 r. za przynależność do PKK. W 1997 r. wszczęto przeciwko niemu nowe postępowanie. W trakcie odbywania kary jego stan zdrowia pogorszył się, zdiagnozowano u niego zespół Wernickego-Korsakowa. Władze krajowe początkowo odroczyły wykonanie kary, ale następnie, po sprzecznych opiniach medycznych, wydały nakaz aresztowania. Skarżący zbiegł do Niemiec. Trybunał zarządził misję śledczą i wezwał skarżącego na badanie lekarskie w Turcji, gwarantując, że nie zostanie aresztowany, jednak skarżący odmówił stawiennictwa.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Umorzył skargi dotyczące ponownego uwięzienia w kontekście art. 2 i 3 Konwencji. 2. Uznał skargi dotyczące art. 6 Konwencji za dopuszczalne. 3. Uznał pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 4. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezależności i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Stambule. 5. Uznał, że nie ma potrzeby badania skargi na podstawie art. 6 ust. 3 lit. d Konwencji. 6. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu długości postępowania przed Sądem Bezpieczeństwa Państwa w Stambule. 7. Zasądził na rzecz skarżącego 6 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 500 EUR tytułem kosztów i wydatków. 8. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   GÜLLÜ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:1889/04)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Kasım 2005   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (1889/04) baꢀvuru no’lu davanın nedeni,   bu ülke vatandaꢀı Ferhan Güllü’nün (baꢀvuran) 2 Ekim 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM)   yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından H. Kaplan tarafından temsil   edilmektedir.   Baꢀvuran Wernicke-Korsakoff hastası olması nedeniyle yeniden hapsedilmesinin,   AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerini ihlal edeceğini ileri sürmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   A. Baꢁvurunun yapılmasına neden olan olaylar   Baꢀvuran 1961 doğumludur ve ꢀu an Almanya’da ikamet etmektedir. Elazığ   Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından 21 Ocak 1983 tarihinde müebbet ağır   hapis cezasına çarptırılan baꢀvuran, 1991 yılında ꢀartlı salıverilmiꢀtir.   Baꢀvuran, 13 Ekim 1994 tarihinde, PKK mensubu olduğu gerekçesiyle Diyarbakır   Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından on beꢀ yıl ağır hapis cezasına çarptırılmıꢀtır.   Baꢀvuran, Đstanbul Kapalı Cezaevindeyken, 25 Haziran 1997 tarihli iddianame ve 12   Aralık 1997 tarihli ek iddianameyle baꢀvuranla birlikte yargılanan diğer altı kiꢀi ile birlikte,   tutuklulara serbest kaldıklarında PKK’ya mensup olmalarını söylediği ve bu örgütün   yürüttüğü silah kaçakçılığı ile ilgili çeꢀitli emirler verdiği gerekçesiyle Đstanbul Devlet   Güvenlik Mahkemesi’nde baꢀvuran aleyhine yeni bir dava açılmıꢀtır.   Bu nedenle baꢀvuran birçok açlık grevi yapmıꢀtır.   Baꢀvuran, 20 Aralık 2000 tarihinde, Đstanbul H Tipi Kapalı Cezaevi’ne nakledilmiꢀtir.   Geçen zaman zarfında baꢀvuranın sağlığı bozulmuꢀ bu nedenle birçok defa hastaneye   kaldırılmıꢀtır.   Son olarak baꢀvuran 14 Mart 2003 tarihinde, Adli Tıp Kurumu Baꢀkanlığı 3. Đhtisas   Kurulu tarafından muayene edilmiꢀ ve baꢀvuranda Wernicke-Korsakoff Sendromu bulunduğu   teꢀhis edilmiꢀtir. 3. Đhtisas Kurulu raporunda, hayati tehlikesinin bulunmadığını belirtmiꢀ,   organik nitelikli bir akıl hastalığı tespit edildiğinden ilgili makamlara baꢀvuranın cezasının altı   ay ertelenmesini salık vermiꢀtir.   Nisan 2003 tarihinde, CMUK’un 399. maddesi gereğince Đstanbul Cumhuriyet   Baꢀsavcısı, erteleme kararını kabul etmiꢀtir. Bununla birlikte, CMUK’un 399. maddesinin   “tutukluların” değil de, “hükümlülerin” serbest bırakılmasını öngördüğü gerekçesiyle   baꢀvuran hemen serbest bırakılmamıꢀtır.   Nisan 2003 tarihinde, onbeꢀ duruꢀma yaptıktan ve baꢀvuranla ilgili iddianameyi   onunla birlikte yargılanan diğer altı kiꢀinin iddianamelerinden ayırdıktan sonra Đstanbul   Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranı suçlu bularak, on iki yıl altı ay ağır hapis cezasına   çaptırmıꢀtır.   Nisan 2004 tarihinde baꢀvuran yeniden Adli Tıp Kurumu’na sevk edilmiꢀ ve aynı   gün muayene edilmiꢀtir. 2 Mayıs ve 12 Mayıs 2003 tarihlerinde de muayene edilmiꢀtir.   Baꢀvuran 18 Nisan 2003 tarihli kararı temyize götürmüꢀ fakat baꢀvurusunu hemen geri   çekmiꢀtir. Bunu yaparken, baꢀvuran CMUK’un 399. maddesinden faydalanabilmek için   mahkumiyetinin bir an önce kesinleꢀmesini dilemekteydi.   Bu Karar 12 Mayıs 2003 tarihinde kesinleꢀmiꢀtir.   Mayıs 2003 tarihinde, Đstanbul Cumhuriyet Baꢀsavcısı, CMUK’un 399. maddesi   gereği, ek bir kararla baꢀvuranın serbest bırakılmasına karar vermiꢀtir.   Cumhuriyet Baꢀsavcısı, baꢀvurana en geç 10 Eylül 2003 tarihinde Savcılığa gelmesini   aksi takdirde aleyhinde yakalama müzekkeresi çıkarılacağını belirtmiꢀtir.   Mayıs 2003 tarihinde, 3. Đhtisas Kurulu, 25 Nisan, 2 Mayıs ve 12 Mayıs 2003   tarihlerinde yaptığı muayenelere iliꢀkin raporunu sunmuꢀtur.   Bu rapora göre, baꢀvuranın durumu Anayasa’nın 104. maddesi alanına girmektedir. Bu   madde iyileꢀtirilemez bir hastalığı olan mahkumların Cumhurbaꢀkanı tarafından affedilmesini   kapsamaktadır.   Baꢀvuran 16 Mayıs 2003 tarihinde yapılan çağrıya cevap vermiꢀ ve yeniden muayene   edilmek üzere Savcılığa gitmiꢀtir.   Eylül 2003 tarihinde, 3. Đhtisas Kurulu baꢀvuranın sağlık durumunun artık cezasının   infazının ertelenmesini ve Cumhurbaꢀkanı affını gerektirmediğini belirten bir rapor   hazırlamıꢀtır.   Eylül 2003 tarihinde, Đstanbul Cumhuriyet Baꢀsavcısı baꢀvuran aleyhine yakalama   müzekkeresi çıkarmıꢀtır. Bununla birlikte 30 Mayıs 2003 ve 10 Eylül 2003 tarihli sağlık   raporları arasındaki çeliꢀki nedeniyle Đstanbul Cumhuriyet Baꢀsavcısı, Adli Tıp Kurumu   Genel Kurulu’ndan bu konu ile ilgili olarak bilgi istemiꢀtir.   Baꢀvuran ise firar etmiꢀtir.   Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu baꢀvurana iliꢀkin bütün sağlık raporlarını   değerlendirmiꢀ ve 10 Eylül 2003 tarihli sağlık raporu sonuçlarını onaylamıꢀtır.   Ocak 2004 tarihinde, Cumhuriyet Baꢀsavcısı baꢀvuran aleyhine çıkartılan yakalama   müzekkeresini yinelemiꢀtir.   B. AĐHM’nin soruꢁturma ziyareti.   Elli üç baꢀvurudan oluꢀan bir grupta yeralan mevcut davada, AĐHM içtüzüğünün ek   A1 maddesi uyarınca, esastan inceleme yapılabilmesi için ilgili olayları ortaya koyabilmek   amacıyla bir soruꢀturma görevi baꢀlatmıꢀtır.   Bu nedenle, AĐHM, üyeleri arasından, Türkiye’de bulunan ceza infaz kurumlarına ve   hastanelere ziyaretlerde bulunacak üç kiꢀiyi ve aralarında baꢀvuranın da bulunduğu ilgili   kiꢀilerin sağlık durumlarının, özgürlükten yoksun bırakıcı bir cezayı çekip çekemeyeceklerini   belirlemek için nöropsikolojik testler yapmak üzere, üç uzman hekimden oluꢀan Uzman   Kurulu’nu görevlendirmiꢀtir.   Ağustos 2004 tarihinde bu soruꢀturma görevinin iyi neticelenmesi amacıyla AĐHM,   Hükümet’ten içtüzüğünün 39. maddesi uyarınca, yukarıda belirtilen incelemelerin yapılacağı   6-13 Eylül 2004 tarihleri arasında, firarda olan baꢀvuranın yeniden hapsedilmemesini   istemiꢀtir.   Buna paralel olarak, AĐHM baꢀvurana, 11 Eylül 2004 tarihinde muayenesinin   yapılacağı Đstanbul Çapa Tıp Fakültesi’ne gelmesi çağrısında bulunmuꢀtur. Bu çağrı   yapılırken, geçerli bir mazeret bildirmeyerek bu çağrıya uymadığı takdirde, AĐHS’nin 37 § 1.   maddesinin c) bendi uyarınca baꢀvurusunun ya da ilgili ꢀikayetin kayıttan düꢀürüleceğine   dikkati çekilmiꢀtir.   Bu amaçla yapılmıꢀ olan soruꢀturma görevi hakkındaki genel bilgi Tekin Yıldız-   Türkiye ( no:22913/04, 10 Kasım 2005) kararında yer almaktadır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 2. VE 3. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuran, cezasının infazının ertelenmesi kararının sağlık raporuyla açıkça çeliꢀen ve   hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bir sağlık raporuna dayanılarak iptal edildiğini dile   getirerek, Wernicke-Korsakoff hastası olduğunu, yeniden hapsedilmesinin AĐHS’nin 2. ve 3.   maddelerini ihlal edeceğini iddia etmektedir. Ayrıca tutuklu bulunduğu sırada, yalnızca   “hükümlü” olmadığı gerekçesiyle ve talebini destekleyen sağlık raporlarına rağmen   CMUK’un 399. maddesinden yararlanamamasının, AĐHS’nin 3. maddesini ihlal eden insanlık   dıꢀı bir muamele olduğunu ileri sürmektedir.   Baꢀvuran, aynı hükümleri ileri sürerek, yirmi yıldan fazla süren mahkumiyetinin   uzunluğu dikkate alındığında, cezaların infazına iliꢀkin 647 sayılı Kanun’la ters düꢀtüğünü   iddia etmektedir. Bu nedenle, 4616 sayılı Kanun’dan (21 Aralık 2000 tarihinde ilan edilen ve   Nisan 1999 tarihine kadar iꢀlenen suçlardan dolayı ꢀartla salıverilmeye, dava ve cezaların   ertelenmesine dair Kanun) ve Türk hukukunda uygulanabilen ceza indiriminden   faydalanamadığından ꢀikayetçi olmaktadır. Sonuç olarak, 2026 yılında son bulması   öngörülen hapis süresinin AĐHS’yi ihlal ettiğini iddia etmektedir.   AĐHM, 1 Eylül 2005 tarihli bir mektupla baꢀvuranın avukatının müvekkilinin   Almanya’da bulunduğunu ve AĐHM’nin, içtüzüğünün 39. maddesi uyarınca aldığı kararın   polisler tarafından aranan müvekkilinin yakalanmasını engelleyecek nitelikte olmadığını,   müvekkilinin sağlık muayenesine katılamayacağını belirttiğini gözlemlemektedir.   Gerçekten de baꢀvuran kendisine yapılan ikaza ve Hükümet’ten yerine getirmesi   istenilen önlemlere rağmen 11 Eylül 2005 tarihindeki muayeneye gelmemiꢀtir.   Hükümet, baꢀvuranın AĐHM’nin çağrısına uymadığı gerekçesiyle, baꢀvurunun   kabuledilemez ilan edilmesi gerektiğini belirtmektedir.   AĐHM baꢀvuranın dayanaktan yoksun olan argümanının anlaꢀılabilir hiçbir nesnel   kaygıdan kaynaklanmadığını, Hükümet’in benzer davalar çerçevesinde, kendisinden istenilen   bütün önlemleri yerine getirdiğini, organizasyona ve soruꢀturma görevinin sürdürülmesine   örnek bir katkıda bulunduğunu düꢀünmektedir.   Bu ꢀartlarda, baꢀvuran taraf Hükümet’ten kaynaklanabilecek herhangi bir zararın   meydana gelmesinden kaygılandıklarını iddia edemez zira böyle bir durum meydana gelse   bile, bundan sonuç çıkarmak sadece AĐHM’ye düꢀecektir.   Her halükarda, baꢀvuran, kendisi için yapılması öngörülmüꢀ olan sağlık muayenesine   gelmeyi reddedip ve bunu anlaꢀılabilir bir nedene dayandırmayarak, bu ꢀekilde kendi   baꢀvurusuna iliꢀkin olayların ortaya koyulmasını engellememeliydi.   Sonuç olarak, AĐHM, bu ꢀikayeti AĐHS’nin 37§1 maddesinin c) bendi kapsamında   incelemenin gereksiz olduğunu düꢀünmüꢀ ve kayıttan düꢀürülmesine karar vermiꢀtir.   AĐHM, tutuklama süresinin uzunluğuna ve 4616 sayılı Af Kanunu’ndan   yararlanamamıꢀ olmasına iliꢀkin olarak yapılan ꢀikayetle ilgili olarak, bu ꢀikayetlerin Kolu-   Türkiye (baꢀvuru no: 35811/97, kabuledilebilirliğe iliꢀkin 6 Temmuz 2004 tarihli karar) ve   Kalan-Türkiye (baꢀvuru no: 73561/01, 2 Ekim 2001 tarihinde kabuledilemez ilan edilen   baꢀvuru) davalarında incelenen ꢀikayetlerle özet olarak benzer olduğunu gözlemlemektedir.   AĐHM, bu kararlarından ayrılmasını gerektirecek hiçbir unsur bulunmadığından,   AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerine dayanan ꢀikayetlerin ikinci kısmının, AĐHS’nin 35§§3. ve 4.   maddeleri uyarınca dayanaktan yoksun olduğundan reddedilmesi gerektiğine karar vermiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS’nin 6 §§1 ve 3 maddelerinin d) bendine atıfta bulunan baꢀvuran, kendisini 18   Nisan 2003 tarihinde mahkum eden Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve   tarafsız bir mahkeme olmadığı iddiasında bulunmaktadır. Baꢀvuran aynı zamanda, savunma   tanıklarını dinletemediğinden savunma hakkının ihlal edildiğinden ve sözkonusu yargılama   süresinin uzunluğundan ꢀikayetçi olmaktadır.   A. Kabuledilebilirlik Hakkında   AĐHM, bu ꢀikayetlerin esastan inceleme gerektiren, olaylara ve hukuka iliꢀkin sorular   gündeme getirdiğini gözlemlemektedir. AĐHM, bu ꢀikayetlerde AĐHS’nin 35. maddesinde   öngörülen hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile karꢀılaꢀılmadığından bu ꢀikayetleri   kabuledilebilir bulmuꢀtur.   B. Esas Hakkında   1. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında   AĐHM daha önce buna benzer ꢀikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve   bunların AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını kaydetmektedir (Bkz.   örneğin, Özel-Türkiye, no:42739/98, §§ 33-34, 7 Kasım 2002 ve Özdemir adıgeçen ).   AĐHM mevcut davayı incelemiꢀ ve Hükümet’in davayı farklı ꢀekilde sonuçlandıracak   hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıꢀtır. AĐHM, TCK’da öngörülen ve   cezalandırılan suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan baꢀvuranın,   aralarında askeri bir hakimin yer aldığı mahkeme heyeti önüne çıkmaktan endiꢀe duymasının   anlaꢀılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla baꢀvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   davanın içeriğine yabancı mülahazalarla karar almasından haklı olarak kaygı duymuꢀ olabilir.   Bu nedenle baꢀvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki   ꢀüphelerinin, nesnel bir biçimde haklı gerekçelere dayandığı kabul edilebilir (Incal –Türkiye,   Haziran 1998 tarihli karar, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1998-IV, s. 1573, § 72).   AĐHM, baꢀvuranı yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   AĐHS’nin 6 § 1. maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taꢀımadığı   sonucuna varmıꢀtır.   Sonuç olarak AĐHS’nin bu maddesi ihlal edilmiꢀtir.   Savunma tanıklarını dinletemediği ve bu nedenle savunma hakkının ihlal edildiğine   iliꢀkin olarak yapılan AĐHS’nin 6 §3 maddesinin d) bendine iliꢀkin ꢀikayetle ilgili olarak   AĐHM, benzer davalarda da dile getirildiği üzere tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun bir   mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kiꢀilere adil bir yargılama temin   edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.   Baꢀvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının   ihlal edildiği tespiti ıꢀığında, AĐHM, savunma hakkının ihlal edildiğine iliꢀkin olarak yapılan   ꢀikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmıꢀtır (Bkz, diğerleri arasında,   Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Derleme 1998-VII, s. 3074, §§ 44-45, Özdemir,   adıgeçen, §§ 40-41, ve Okutan-Türkiye, no:43995/98, §§30-31, 29 Temmuz 2004).   2. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen davanın süresi hakkında   Baꢀvuran, yargılama süresinin AĐHS’nin 6§1 maddesinde öngörülen “makul süre”   ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir.   Hükümet görüꢀ bildirmemiꢀtir.   Değerlendirmeye alınacak süre 25 Haziran 1997 tarihinde baꢀlamıꢀ, 18 Nisan 2003   tarihinde sona ermiꢀtir. Yargılama sadece ilk derece mahkemesi önünde yaklaꢀık beꢀ yıl on ay   sürmüꢀtür.   AĐHM, bir yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın koꢀulları ve   AĐHM’nin içtihatları uyarınca, özellikle de davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve yetkili   makamların tutumu dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri   arasında, Pélissier ve Sassi-Fransa [GC], no: 25444/94, § 67, CEDH 1999-II).   AĐHM buna benzer sorunların dile getirildiği pek çok dava incelemiꢀ ve bunların   AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiꢀtir. (Bkz. Pelissier ve Sassi,   adıgeçen).   AĐHM, kendisine sunulan unsurları inceledikten sonra, mevcut davada Hükümet’in   davayı farklı ꢀekilde sonuçlandıracak hiçbir argüman sunmadığını gözlemlemektedir. Bu   konudaki içtihatları uyarınca, dava konusu yargılama süresinin aꢀırı uzun olduğuna ve “makul   süre” ilkesine uymadığına karar vermiꢀtir.   Sonuç olarak, dava süresi dikkate alındığında AĐHS’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 7. MADDESĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran PKK’ya mensup olduğu gerekçesiyle çifte mahkumiyete maruz kaldığını   iddia ederek AĐHS’nin 7. maddesine atıfta bulunmaktadır.   AĐHM, baꢀvurana verilen cezaların, farklı tarihlerde iꢀlenen farklı suçlardan dolayı   baꢀlatılan, farklı iki ceza yargılaması sonrasında verildiğini tespit etmektedir.   Birinci dava, 1991 ila 1992 yılları arasında iꢀlenen suçlardan dolayı baꢀlatılmıꢀ, 13   Kasım 1994 tarihinde sona ermiꢀtir.   Đkinci dava, 1995 ila 1997 yılları arasında iꢀlenen suçlardan dolayı baꢀlatılmıꢀ, 18   Nisan 2003 tarihli kararla sona ermiꢀtir.   O halde, baꢀvuranın aynı suçtan iki kere mahkum edildiği düꢀünülemez ( Bkz. mutatis   mutandis, Y.D-Türkiye, 1 Eylül 1993 tarihli Komisyon kararı).   Sonuç olarak, AĐHM, bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca   dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar vermiꢀtir.   IV. AĐHS’NĐN 17 VE 18 MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Yukarıda belirtilen ꢀikayetlerin tamamı için, baꢀvuran sebep göstermeksizin AĐHS’nin   17. ve 18. maddelerine atıfta bulunmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranın ꢀikayetlerinin bu maddeler ıꢀığında incelenmesini gerektirecek bir   neden bulunmadığı görüꢀündedir.   Bu nedenle, baꢀvurunun bu kısmının AĐHS’nin 35 §§ 3 ve 4 maddeleri uyarınca   dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar vermiꢀtir.   V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, 15.000 Euro tutarında maddi, 35.000 Euro tutarında manevi tazminat talep   etmektedir.   Hükümet, fahiꢀ tutarda ve dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle bu miktarlara karꢀı   çıkmaktadır.   AĐHM, AĐHM’nin içtüzüğünün 60 § 2 maddesinin aksine, baꢀvuranın hiçbir gerekçe   göstermeyip taleplerini açıklamadığını gözlemlemektedir. Bu nedenle, maddi tazminat   talebini reddetmektedir.   Bununla birlikte, yukarıda tespit edilen ihlaller gözönüne alındığında, AĐHM,   hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 6.000 Euro manevi tazminat ödenmesinin uygun   olacağına karar vermiꢀtir.   B. Masraf ve harcamalar   Baꢀvuran AĐHM’de sürdürülen yargılama ile ilgili olarak yapılan yazıꢀma, faks ve   çeviri masrafları için 10.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet, zaten fahiꢀ tutarda olan bu taleplerin, belgelerle desteklenmediği   gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini savunmaktadır.   Mahkemenin bu konudaki içtihadı bakımından, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca   masraf ve harcamaların ödenmesi bu masrafların gerçekliğinin, gerekliliğinin hatta makul   niteliğinin ortaya konulmasını gerektirmektedir.   Ayrıca, yargı masraflar tespit edilen ihlalle ilgili olduğu sürece geri ödenebilir   (Beyeler-Đtalya (adil tazmin) [GC], no: 33202/96, § 27, 28 Mayıs 2002).   Baꢀvuranın iddialarını kanıtlayacak belgelerin bulunmayıꢀı ve yukarıda tespit edilen   ihlaller ıꢀığında AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, baꢀvurana 500 (beꢀ yüz) Euro ödenmesine   karar vermiꢀtir.   C. Gecikme Faizi   Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı faiz oranına üç puan eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE;   1. Baꢀvuranın yeniden hapsedilme olasılığına iliꢀkin olarak AĐHS’nin 2 ve 3 maddelerine   dayanarak yapılan ꢀikayetlerin kayıttan düꢀürülmesine;   2. AĐHS’nin 6. maddesine iliꢀkin olarak yapılan ꢀikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;   3. Baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   4. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olması   nedeniyle AĐHS’nin 6§1. maddesinin ihlal edildiğine;   5. AĐHS’nin 6§3 d) maddesi uyarınca yapılan ꢀikayetin incelenmesine gerek olmadığına;   6. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen davanın süresi nedeniyle AĐHS’nin   6§1 maddesinin ihlal edildiğine;   7. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere   Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana:   i. maddi tazminat için 6.000 (altı bin) Euro ödenmesine;   ii. masraf ve harcamalar için 500 (beꢀ yüz) Euro ödenmesine;   iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   8. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77§§2. ve 3.   maddesine uygun olarak 10 Kasım 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło