18896/05
WyrokETPCz2009-12-08ECLI:CE:ECHR:2009:1208JUD001889605
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy odmowa wykonania prawomocnego orzeczenia sądowego zasądzającego odszkodowanie na rzecz skarżącego, z powodu nieuiszczenia przez niego kosztów sądowych, które powinny obciążać stronę przegrywającą, stanowi naruszenie prawa do rzetelnego procesu i dostępu do sądu gwarantowanego przez art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że prawo do sądu, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Konwencji, byłoby iluzoryczne, gdyby krajowy porządek prawny pozwalał na to, by prawomocne i wiążące orzeczenie sądowe pozostawało nieskuteczne ze szkodą dla jednej ze stron. Państwo ma pozytywny obowiązek zapewnienia skutecznego systemu egzekucji orzeczeń. W niniejszej sprawie, Trybunał uznał, że nałożenie na skarżącego obowiązku uiszczenia kosztów sądowych, które powinny obciążać dłużników, jako warunek egzekucji korzystnego dla niego wyroku, stanowiło nieproporcjonalne obciążenie finansowe. Trybunał podkreślił, że władze krajowe, zamiast biernie czekać, powinny aktywnie wspierać wierzyciela w egzekucji. W konsekwencji, Trybunał stwierdził, że takie działanie naruszyło istotę prawa skarżącego do dostępu do sądu i wykonania orzeczenia.Stan faktyczny
Skarżący, Osman Yılmaz, urodzony w 1982 roku, uległ wypadkowi komunikacyjnemu we wrześniu 2000 roku, w wyniku którego doznał paraliżu nóg. W październiku 2000 roku złożył pozew o odszkodowanie przeciwko swojemu pracodawcy i pracownikowi odpowiedzialnemu za wypadek. Sąd Pracy w Bursie w maju 2003 roku zasądził na jego rzecz odszkodowanie materialne, ale odrzucił jego wniosek o pomoc prawną. Egzekucja tego wyroku została zablokowana, ponieważ skarżący nie uiścił kosztów sądowych, które zgodnie z prawem krajowym powinny obciążać stronę przegrywającą. Sąd Kasacyjny podtrzymał tę decyzję, uniemożliwiając skarżącemu uzyskanie zasądzonego odszkodowania.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał orzeka, że w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, Państwo Pozwane ma podjąć niezbędne środki w celu wykonania orzeczenia Sądu Pracy z dnia 29 maja 2003 r. Trybunał orzeka, że jeśli Państwo Pozwane nie zapewni wykonania orzeczenia Sądu Pracy z dnia 29 maja 2003 r. przeciwko dłużnikom w terminie trzech miesięcy, to ma zapłacić skarżącemu 293 149 EUR tytułem szkody majątkowej. Trybunał orzeka, że Państwo Pozwane ma zapłacić skarżącemu 3 900 EUR tytułem szkody niemajątkowej. Trybunał odrzuca pozostałe żądania sprawiedliwego zadośćuczynienia. Trybunał orzeka, że od upływu wspomnianego terminu do momentu zapłaty, odsetki za zwłokę będą naliczane według stopy równej krańcowej stopie oprocentowania Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
A V R U PA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
OSMAN YILMAZ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 18896/05)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Aralık 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (18896/05) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı
Osman Yılmaz’ın (baꢀvuran) 16 Mayıs 2005 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme ’ ni n ( Avr up a Đnsan
Hakları Sözleꢀme s i - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu
avukatlarından M. Turan Oralkan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran 1982 doğumlu olup Bursa’da ikamet etmektedir. Eylül 2000 tarihinde, baꢀvuran çalıꢀtığı nakliye ꢀirketi adına seyahat ederken bir trafik
kazası geçirmiꢀtir. Ağır yaralanan baꢀvuranın o kazadan sonra bacakları felç olmuꢀtur. Sosyal
güvenlik kurumu, baꢀvuranın meslekte kazanma gücünü % 100 kaybettiğini kabul etmiꢀtir. Ekim 2000 tarihinde, baꢀvuran iꢀve r e n i v e o n un k a za ya s e b ep o la n i ꢀçisi aleyhine Bursa
Đꢀ Mahkemesi’nde tazminat davası açmıꢀtır. Baꢀvuran, uğradığı maddi zarar karꢀılığında 000 000 000 Türk Lirası (TRL)1 talep etmiꢀ ve manevi tazminat hakkını saklı tutmuꢀtur.
Baꢀvuran ayrıca, davalıların yargılama sürecinde mal varlıklarını kaçırmamaları için iꢀ
ma hke me s i nd e n ted b ir ka rar ı a l ma s ı nı t a lep e t mi ꢀtir.
Aynı gün, iꢀ mahkemesi davalıların mal varlığı üzerinde 50 000 000 000 TRL değer
karꢀılığında tedbir kararı almıꢀtır.
Đꢀ Mahkemesi, 29 Mayıs 2003 tarihinde, ilgili ꢀahsın adli yardım talebini sosyal
sigortalardan emekli maaꢀı aldığı gerekçesiyle reddettikten sonra maddi tazminat olarak –
davalıların müꢀtereken – kendisine 150 000 000 000 TRL ödemesine ve bu tutara kaza
tarihinden itibaren yürürlükteki yasal oranlarda faiz eklenmesine karar vermiꢀtir. Mahkeme,
ayrıca davalıların yargılama masrafları baꢀlığı altında Devlet Hazinesi’ne müꢀtereken 100 000 000 de TRL2 ödemesine hükmetmiꢀtir. Eylül 2003 tarihinde, baꢀvuran Bursa Đcra Müdürlüğü’ne baꢀvurarak kararın
uygulanmasını talep etmiꢀtir. Eylül 2003 tarihinde, baꢀvuranın eski iꢀve r e ni B u r s a Đcra Hakimi’ne baꢀvurarak tüm
cebri icra tedbirlerine itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuranın eski iꢀvereni, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun
28/1 ve 32. maddelerine atıfta bulunarak, istenen yargılama masraflarının ödenmediğini ve
dolayısıyla kararın hem ilgili ꢀahısa tebliğ edilemeyeceğini ve hem de herhangi bir icra
iꢀlemine konu olamayacağını iddia etmiꢀtir. ꢁubat 2004 tarihinde, icra hakimi baꢀvurana ödeme yapması için 30 Mart 2004 tarihine
kadar süre vermiꢀtir.
1. Yaklaꢀık 262 435 Euro (EUR).
2. Yaklaꢀık 4 848 Euro
Baꢀvuranın avukatı 30 Mart 2004 tarihli savunma yazısında, icra hakimine karar vermeden
önce 492 sayılı Kanun’un 28 ve 32. maddelerinin anayasaya uygun olup olmadığının Anayasa
Mahkemesi’ne sorulmasını ve cevap gelene kadar davanın ertelenmesini talep etmiꢀtir.
A v u k a t ö z e l l i k l e a y n ı y a s a n ı n 3 7 . m a d d e s i u y a r ı n c a m a h k e m e h a r ç l a r ı n ı n D e v l e t H a z i n e s i
tarafından karꢀılanması gerektiğini ve sadece kendilerinin ödememesi yüzünden, bu
ma s r a f l a rı n s or uml u s u o l ma d ı ğı halde, baꢀvurana ödetilemeyeceğini savunmuꢀtur. Avukat
ayrıca, ödemekle yükümlü oldukları halde nakliye ꢀirketi ve iꢀçisinin yargılama masraflarını
ödemeyi reddetmelerinin, artık kesinleꢀmi ꢀ olan bu ihtilaflı kararın icra edilmesini engellemek
amacıyla giriꢀilen bir manipülasyon olarak ve hukukun kötüye kullanılması ꢀeklinde
değerlendirilmesi gerektiğini kaydetmiꢀtir. AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunan avukat, son
olarak 492 sayılı Kanun hükümleri nedeniyle baꢀvuranın bu kararın icrasını elde
edememesinin mahkemeye eriꢀim ve adil yargılanma hakkının ihlalini oluꢀturduğunu
savunmaktadır.
Aynı gün, icra hakimi baꢀvuranın adli yardım talep etmediğini ve kendisine verilen sürede
y a r g ı l a m a m a s r a f l a r ı n ı ö d e m e d i ğini belirterek, nakliye ꢀirketinin talebini haklı bulmuꢀ ve 492
sayılı Kanun’un 32. maddesi gereğince cebri icra iꢀlemini iptal etmiꢀtir. Nisan 2004 tarihinde, baꢀvuran kararı temyize taꢀımıꢀtır. Đtiraz baꢀvurusunda avukat,
icra hakimi önünde sunduğu savunmayı yinelemiꢀ ve ayrıca baꢀvuranın adli yardım talebinde
bulunduğunu ancak bu talebin reddedildiğini hatırlatmıꢀtır. Avukat, yargılama masraflarının
baꢀvuranın iꢀve r e n i ne v e b a ꢀka b i r i ꢀçiye yüklendiğini, bu bağlamda baꢀvuranın onların
hatasını üstlenemeyeceğini, zaten kendisinin mali durumunun ihtilaflı masrafları ödemeye
imkân vermediğini belirtmiꢀtir. Haziran 2004 tarihinde, Yargıtay icra hakiminin verdiği kararı onamıꢀtır.
Baꢀvuran, 10 Temmuz 2004 tarihinde Yargıtay’a giderek bu kararın düzeltilmesini talep
etmiꢀtir.
Yargıtay, 15 Ekim 2004 tarihinde baꢀvuranın bu talebini reddetmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, kendisine tazminat ödenmesine hükmeden bir mahkeme kararının icra
edilmediğinden ꢀikâyetçi olmaktadır. Baꢀvuran, bu kararın icrasını takip etmeyen ulusal
ma ka ml a r ı n AĐHS’nin ilgili bölümü aꢀağıdaki gibi kaleme alınan 1. paragrafında güvence
altına alınan adil yargılanma ve mahkemeye eriꢀim hakkını ihlal ettiği kanaatindedir:
Hükümet, bu sava karꢀı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
1. Altı ay kuralına riayet edilmesi hakkında
Hükümet, altı ay kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle AĐHM’nin baꢀvuruyu
reddetmesini talep etmektedir. Bu bağlamda Hükümet, 15 Ekim 2004 tarihli Yargıtay
kararının ilk derece mahkemesi kalemi tarafından 4 Kasım 2004 tarihinde dosyaya
konulduğunu ve baꢀvuranın bu tarihten itibaren altı ay içerisinde AĐHM’ne baꢀvuru yapması
gerektiğini, ancak bu süre içerisinde baꢀvuru yapılmadığını ve dolayısıyla baꢀvurunun
gecikmeli olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Baꢀvuran, bu argümana karꢀı çıkmakta ve Yargıtay kararının posta masrafları ödendiği
halde kendisine tebliğ edilmediğini ileri sürmektedir. Baꢀvuran, bu karardan ancak 22 Kasım tarihinde haberdar olduğunu ve kendi gözünde altı aylık sürenin bu tarihten sonra
baꢀlaması gerektiğini ifade etmektedir.
AĐHM, altı aylık sürenin ancak ulusal mahkeme kararlarının ilgili ꢀahsa etkin ve yeterli bir
ꢀekilde tebliğ edilmesinden sonra baꢀlayabileceğini hatırlamaktadır. Öte yandan, baꢀvuranın
nihai iç hukuk kararı hakkında hangi tarihte bilgi sahibi olduğunu tespit etme görevi altı ay
süresi kuralına uyulmadığı itirazında bulunan devlete aittir (Fransa aleyhine Baghli davası, no
34374/97, prg. 31, CEDH 1999-VIII). AĐHM, mevcut davada baꢀvuranın kendisine tazminat
ödenmesine hükmeden kararın icra edilmediğinden ꢀikâyetçi olduğunu gözlemlemektedir. Bu
bağlamda AĐHM, bir ꢀikâyetin, herhangi bir baꢀvuru imkânının bulunmadığı süregelen bir
duruma iliꢀkin olması halinde, altı aylık sürenin sözkonusu durumun sona ermesinden itibaren
iꢀlemeye baꢀlayacağını hatırlatmaktadır (bakınız, mutatis mutandis, Yunanistan aleyhine
Hornsby davası, 19 Mart 1997, prg. 35, Karar ve hükümlerin derlemesi 1997-II, ve
Yunanistan aleyhine Marinakos davası (karar), no 49282/99, 29 Mart 2000).
Her halükârda, hatta Hükümetin iddia ettiği gibi altı aylık sürenin Yargıtay kararı
tarihinden itibaren baꢀladığı varsayılsa bile, baꢀvuranın ihtilaflı kararın icrasını elde
edemeyeceğini öğrendiği tarih itibariyle, Yargıtay kararı diğer taraflara tebliğ edildiği halde,
söz konusu kararın baꢀvurana henüz tebliğ edilmediği açıkça görülmektedir. Tebliğ
yü k ü m l ü l ü ğü yerine getirilmediği ve Hükümet tarafından baꢀvuranın ya da avukatının mevcut
baꢀvurunun yapılmasından altı aydan daha fazla bir süre önce Yargıtay kararı hakkında bilgi
sahibi olduklarını gösteren itiraza mahal bırakmayacak nitelikte bir kanıt sunulmadığı cihetle
A ĐHM, altı aylık süre kuralına riayet edildiği kanaatine varmaktadır. Bu gerekçeye istinaden
A ĐHM, Hükümetin bu ön itirazını reddetmektedir (benzer yaklaꢀım örneği için, bakınız,
diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Kutluk ve diğerleri davası, no 1318/04, prg. 21, 3
Haziran 2008).
2. Đç hukuk yollarının tüketilmesi hakkında
Hükümet, baꢀvuranın icra iꢀlemleri sırasında Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun
465-472. maddeleri ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 176-179. maddelerinin mümkün
kıldığı ölçüde adli yardım talebinde bulunmadığını, dolayısıyla iç hukuk yollarını
tüketmediğini savunmaktadır. Hükümet ayrıca, baꢀvuranın iꢀ mahkemesi önünde görülen
davada adli yardım talebini reddetmesinin bu talebi yeniden yapmasını engellemediğini,
Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 469. maddesinin 2. fıkrasının bunu mümkün
kıldığını hatırlatmaktadır.
Baꢀvuran, herꢀeyden önce ihtilaflı masrafların iꢀ mahkemesinde görülen davayla ilgili
olduğunu ve bunu ödediğini hatırlatmaktadır. Bu nedenle baꢀvuran, bu son dava kapsamında
adli yardım verilmesinin iꢀ mahkemesi önünde görülen dava bakımından bir ꢀey
değiꢀtirmediği kanaatindedir. Baꢀvuran, öte yandan iꢀ anlaꢀm a z l ı k l a r ı b a ğlamında adli
y a r d ı m t a l e b i n i n r e t k a r a r ı i l e e s a s d a v a s ı n a i l i ꢀkin kararın aynı zamanda verildiğini ve
dolayısıyla talebini yineleme fırsatı bulamadığını belirtmektedir. Baꢀvuran son olarak,
A v u k a t l ı k K a n u n u ’ n u n 1 7 6 . m a d d e s i g e r e ğince verilen adli yardımın avukat ücretini bile
karꢀılamadığını eklemektedir.
Dosyadaki unsurlar çerçevesinde AĐHM, baꢀvuranın iꢀ mahkemesi önünde görülen dava
sırasında adli yardım talep ettiğini ve bu talebin kararın açıklanacağı safhada reddedildiğini
gözlemlemektedir. Bu bağlamda AĐHM, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 469.
ma d d e s i ni n h ükü ml e r i ne gör e , a d l i ya r d ı m t a l ebi n e i l i ꢀkin verilen olumlu ya da olumsuz
kararın nihai olduğunu ve temyize konu olamayacağını daha önce kaydettiğini
hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Mehmet Hüsni Tunç davası, no
20400/03, prg. 21, 21 ꢁubat 2008, Bakan, ilgili bölüm, prg. 76, ve Türkiye aleyhine Ciğerhun
Öner davası, no 33612/03, prg. 29, 20 Mayıs 2008). Dolayısıyla, Hükümetin bu noktadaki ön
itirazının reddedilmesi uygun olacaktır.
AĐHM, öte yandan Hükümetin atıfta bulunduğu avukatlara iliꢀkin yasadaki hükümleri
okuduğunda adli yardımın yargılama masraflarını değil avukat ücretini karꢀılamaya yönelik
olduğunu tespit etmektedir. Dolayısıyla, Hükümetin bu noktadaki ön itirazının da
reddedilmesi uygun olacaktır.
Son olarak, baꢀvuranın icra iꢀlemleri kapsamında adli yardım talebinde bulunma imkânına
iliꢀkin itiraz konusunda ise AĐHM, itirazın bu yönünün AĐHS’nin 6. maddesine dayalı
ꢀikâyetin özüyle yakından bağlantılı olduğu kanaatine varmaktadır.
AĐHM, ayrıca baꢀvurunun AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça
dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit
etmektedir. Bu itibarla, kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa iliꢀkin
Hükümet, yargılama masraflarının tahsil edilmesi gerektiğini belirtmekte ve baꢀvuranın
kararın çıkması ve icra iꢀlemlerini baꢀlatması için masrafları ödeyebileceğini ileri
sürmektedir. Hükümet, baꢀvurandan istenen masrafların alacağı tazminat yanında çok düꢀük
bir miktar oluꢀturduğunu ve baꢀvuranın bu tutarın iadesini geriye kalan alacağıyla birlikte
elde edebileceğini kaydetmektedir. Ayrıca, Hükümet ilgili ꢀahısın icra iꢀlemleri kapsamında
bir adli yardım talebinde bulunması gerektiği kanısındadır.
Hükümet diğer taraftan, ne ulusal mahkemelerin ve ne de iç hukukun baꢀvuran lehine
verilen karara engel olmaya çalıꢀma d ı ğını savunmaktadır. Hükümete göre, bu kararın
icrasının ulusal makamlar tarafından reddedilmesi söz konusu bile olamaz. Son olarak
Hükümet, Türkiye aleyhine Orimpeks Madencilik San. Ve Tic. Ltd. ꢁti ((karar), no 43475/02, 4
Eylül 2007) davasında dile getirilen kıstaslara ve masraf baꢀlığı altında istenen meblağın
ma kul n i t e l i ğine atıfta bulunmaktadır.
Đlk olarak, baꢀvuran, karꢀı tarafın yargılama masraflarını ödememesi nedeniyle lehine
verilen kararın icra edilemediğini savunmaktadır. Ulusal mahkemeler bir tek bu gerekçeyle
sözkonusu icra iꢀlemini yerine getirmemiꢀlerdir. Baꢀvuran, borçlu ꢀirketin mal varlığına
konulan tedbirin kaldırılması ve üstüne üstlük sözkonusu ꢀirketin faaliyetlerine son vermesi
nedeniyle bu icra iꢀleminin gerçekleꢀme d i ğini ve ödemeyi de alamadığını eklemektedir.
Đkinci olarak, baꢀvuran Hükümetin yargılama masraflarının çok düꢀük bir meblağ olduğu
y ö n ü n d e k i i d d i a s ı n a k a r ꢀı çıkmaktadır. Bu bağlamda baꢀvuran, bir tek malulen emeklilik
ma a ꢀı aldığını ve aldığı miktarın söz konusu masrafları karꢀılayacak güçte olmadığını
hatırlatmaktadır. Baꢀvuran, AĐHM’nin içinde bulunduğu durumu Türkiye aleyhine Ülger (no
25321/02, 26 Haziran 2007) davasında geliꢀtirdiği kıstaslar ıꢀığında değerlendirmesi gerektiği
kanısındadır.
AĐHM, bir Sözleꢀme c i D e vle t ’i n ul us a l h ukuk d üze ni t a ra f ı nd a n v eri l e n zor u nl u ve
kesinleꢀmi ꢀ bir yargı kararının taraflardan birinin zararına etkisiz kalması durumunda 6.
ma d d e ni n 1 . pa r a gr a fı yl a güv e nc e a l t ı na a l ı na n ma hk e me ye e r i ꢀim hakkının anlamsız hale
gelmiꢀ olacağını hatırlatmaktadır (Hornsby ilgili bölüm, prg. 40). Dolayısıyla, bir yargı
kararının icrası aꢀırı derecede geciktirilemez (Đtalya aleyhine Immobiliare Saffi davası [GC],
no 22774/93, prg. 66, CEDH 1999-V). Bu bağlamda, pozitif yükümlülüklerini yerine getirmek
amacıyla uygun ve yeterli yasal düzenlemeleri yapmak her Sözleꢀme c i D e vl e t ’i n gö r e vi dir
(Romanya aleyhine Fociac davası, no 2577/02, prg. 70, 3 ꢁubat 2005).
Mevcut davada AĐHM, iꢀ mahkemesinin baꢀvurana tazminat hakkı tanıdığını, öte yandan,
aynı mahkemenin davalının ödemesi gereken yargılama masraflarını baꢀvurana yüklediğini
gözlemlemektedir. AĐHM, ayrıca baꢀvuran lehine alınan kararın uygulanmasının borçluların –
tazminat davasındaki davalıların – yargılama masraflarını ödemesi koꢀuluna bağlandığını
tespit etmektedir. Dolayısıyla, borçluların bu ödemeyi yapmaması, iç hukuk gereğince,
kararın icrasına engel oluꢀturmuꢀtur (yukarıdaki ilgili paragraf; 492 sayılı Kanun’un 28.
ma d d e s i ) .
Bu bağlamda AĐHM, sözkonusu kararın uygulanmasının ardından baꢀvuranın yargılama
giderlerini geri alıp alamayacağı sorusunun, baꢀvu r a nı n A ĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı
kapsamında ꢀikayette bulunduğu durumla ilgisi bulunmadığı kanısına varmaktadır (bakınız,
benxer bir yaklaꢀım için, Ülger ilgili bölüm, prg. 40, ve Gürcistan aleyhine Apostol davası, no
40765/02, prg. 55, CEDH 2006-XIV). Burada incelenmesi gereken ꢀikâyetin konusu,
kaybeden tarafın üstlenmesi gereken yargılama masraflarını peꢀinen ödeme zorunluluğunun,
baꢀvuranın lehine verilen kesin kararın icra takibini baꢀlatmasını engellemesidir.
AĐHM, Harçlar Kanunu’nun 32. maddesine atıfta bulunarak yetkili mercilerin baꢀvurana
« y a r g ı l a m a m a s r a f l a r ı n ı » ö d e m e s i n i z o r u n l u k ı l a r a k m a l i b i r s o r u m l u l u k y ü k l e m i ꢀ olduğunu,
böylece kararın çıkmasını ve kararın uygulanmasını engellediğini kaydetmektedir. Bu
harçların peꢀin ödenme zorunluluğu, icra iꢀlemlerinin baꢀlatılmasını de facto sınırlamakta ve
A ĐHM’nin gözünde, yargılama masraflarının ödenmesi hukuk mahkemelerine eriꢀim için bir
kural haline gelmektedir (bakınız, mutatis mutandis, Apostol ilgili bölüm, prg. 58).
Bu bağlamda AĐHM, bir baꢀvuranın mahkemeye eriꢀim hakkından yararlanıp
y a r a r l a n m a d ı ğının ve davasının bir mahkeme tarafından görülüp görülmediğinin
belirlenmesinde, bir davanın özel koꢀulları ıꢀığında değerlendirilen masrafların tutarı, kiꢀinin
ödeme gücü ve sözkonusu sınırlamanın yargılamanın hangi safhasında ortaya çıktığı gibi
faktörlerin dikkate alınması gerektiğini yinelemektedir (Polonya aleyhine Kreuz davası, no
28249/95, prg. 60, CEDH 2001-VI).
Mevcut davada, AĐHM herꢀeyden önce mahkeme harçlarının mali sorumluluğunun
baꢀvurana yüklenmediğini, ancak iꢀ mahkemesinin aldığı bir kararla mahkemeye çağırdığı
taraflara bu ödemeyi dayattığını gözlemlemektedir. Lehine verilen kesin ve bağlayıcı karar
göz önüne alındığında, ilgili ꢀahısın kararın icrasını elde etmek üzere iꢀlem baꢀlatmasının da
me ꢀru bir hak olduğunu kabul etmek gerekir. Bu noktadan hareketle AĐHM, iꢀ mahkemesi
önünde görülen davayla ilgili harçları ödeme zorunluluğunun, icra iꢀlemleri kapsamında,
davalılar yerine baꢀvurana yüklenmesinin ve bunun kararın icrası için bir koꢀul olarak
dayatılmasının, inkâr edilemez bir biçimde onun ihtilaflı kararın icrasını elde etme hakkına
ma l i kı s ı t l a ma o l u ꢀturduğu kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, adaletin doğru bir ꢀekilde
tecellisi bakımından AĐHM’in konuyu özel bir ihtimamla incelemesi gerekmektedir (Polonya
aleyhine Podbielski ve PPU Polpure davası, no 39199/98, prg. 65, 26 Temmuz 2005).
Bu bağlamda AĐHM, etkili bir ꢀekilde mahkemeye eriꢀim hakkını güvence altına alma
yü k ü m l ü l ü ğünün yerine getirilmesinin, yalnız müdahale olmaması anlamına gelmediğini,
Devlet'in pozitif tedbirler almasını da gerektirebileceğini hatırlatmaktadır (Kreuz, ilgili bölüm,
prg. 59). AĐHM, mevcut dava koꢀullarında, Devlet’in yargılama giderlerinin karꢀılanmasında
bütün sorumluluğu baꢀvurana yükleyerek, kararların icrası için hem hukuken hem de
uygulamada etkin bir sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğünden kaçındığı kanaatine
varmaktadır (Ukrayna aleyhine Fouklev davası, no 71186/01, prg. 84, 7 Haziran 2005, ve
Apostol, ilgili bölüm, prg. 64).
Gerçekten de, ulusal makamların alacaklının çabalarına yardımcı olması gerekirken pasif
davrandıklarının altını çizmek gerekir. Üstelik AĐHM, Hükümetin hangi sebeplerle, borçlu
tarafın hata ve ihmali örtbas edilerek, bir mahkeme kararıyla, baꢀvurana ihtilaflı harçların
ödeme yükümlülüğünün dayatıldığı ve – baꢀvuranın gerçekten masraflarını ödediği - icra
iꢀlemleri sırasında yapılacak bir adli yardımın hangi ölçüde onu mahkeme harçlarını
ödemekten muaf kılacağı konusunda hiçbir açıklama yapmadığını kaydetmek durumundadır.
Yukarıdaki tespitlerden çıkan sonuca göre, yetkililerin mahkeme kararıyla baꢀkalarına
yü k l e n d i ği halde ve üstelik yoksulluğunu da göz ardı ederek, harçların ödenme
sorumluluğunu baꢀvurana dayatan tutumu, ilgili ꢀahısa aꢀırı yük yüklemiꢀ ve özünü ihlal
edecek derecede mahkemeye eriꢀim hakkını kısıtlamıꢀtır.
Dolayısıyla, AĐHM Hükümetin itirazını reddetmekte ve AĐHS’nin 6. maddesi 1.
paragrafının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 41 VE 46. MADDELERĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
AĐHS’nin 41. ve 46. maddeleri.
A. Tazminat
Baꢀvuran, maddi tazminat olarak 601 904,30 Türk Lirası (TL) (yaklaꢀık 293 149 Euro
(Euro) talep etmektedir. Bu tutar, ulusal mahkemeler tarafından yasal faizleriyle birlikte
kendisine ödenmesine hükmedilen tazminat tutarına tekabül etmektedir. Baꢀvuran kanıt
belgesi olarak, Bursa Đcra Müdürlüğü tarafından 22 Ekim 2008 tarihinde düzenlenen ve
istenen toplam tutar ile baꢀvuranın alacağı tazminat bakiyesini değerlendiren bir hesap tablosu
sunmaktadır. Đlgili ꢀahıs, iꢀ mahkemesi önünde görülen dava sırasında bir kısım haklarını
saklı tuttuğunu ve ilk kararın icrasını elde edemediğinden, ek tazminat davasını
baꢀlatmadığını hatırlatmaktadır. Baꢀvuran, bu ek tazminat tutarını 159 336 TRY
(yaklaꢀık74 522 EUR) olarak değerlendirmekte ve maddi tazminat baꢀlığı altında talep
etmektedir. Baꢀvuran, ayrıca ek tazminat davası açması halinde talep edeceği manevi tazminat
tutarı olarak 374 160 TRY (yaklaꢀık 174 997 EUR) ve yine kendisine göre ihtilaflı kararın
icrasını elde edememesi sonucu uğradığı manevi zarar karꢀılığında da 15 000 EUR talep
etmektedir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin ya da ek protokollerinin ihlal edildiğine hükmeden bir kararın
Savunmacı Devlet için yüklediği zorunlulukların, yalnızca adil tatmin baꢀlığı altında bir
tazminat ödenmesini değil, aynı zamanda AĐHM tarafından tespit edilen ihlale son vermek
amacıyla Bakanlar Komitesi kontrolünde iç hukuk sistemine yerleꢀtireceği genel ve/veya,
gerektiğinde, bireysel tedbirleri seçmesini de kapsadığını hatırlatmaktadır. Savunmacı Devlet
ihlalin neden olduğu sonuçları ortadan kaldırmak ve mağdurun konumunu mümkün
olduğunca ihlalden önceki duruma getirmekle yükümlüdür. Ayrıca, AĐHS’ne göre ve özellikle
1. maddenin hükümleri gereğince, Sözleꢀme c i D e vl e tl er AĐHS’ni kabul etmek suretiyle iç
hukuklarının ona uygun olarak düzenleneceğini taahhüt etmektedir. Dolayısıyla, baꢀvuranın
durumunun düzeltilmesinde ortaya çıkan olası engelleri iç hukuktaki düzenlemeler vasıtasıyla
ortadan kaldırmak Savunmacı Devlet’in görevidir (Gürcistan aleyhine Assanidzé davası
[GC], no 71503/01, prg. 198, CEDH 2004-II, Đtalya aleyhine Maestri davası [GC], no
39748/98, prg. 47, CEDH 2004-I, ve Apostol ilgili bölüm, prg. 71).
Mevcut davada AĐHM, baꢀvuranın AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında güvence altına
alınan hakkına iliꢀkin ihlalin, ulusal makamların kararların icrasıyla ilgili 492 sayılı Kanun’un
32. maddesini uygulama ꢀekli sonucunda ortaya çıkan koꢀullardan kaynaklandığını tespit
etmektedir. Bu nedenle AĐHM, Savunmacı Devlet’in ilgili iç hukukun AĐHS’nin yukarıda
belirtilen hükümleriyle ve bu kararda dile getirilen ilkelerle uygunluğunu sağlamakla
yü k ü m l ü o ld u ğu kanaatine varmaktadır.
Mevcut davada vardığı sonuç bağlamında ve kararların icrasında bugünkü rejimin
iyileꢀtirilmesine yönelik alınabilecek diğer tedbirlerden bağımsız olarak AĐHM, en uygun
düzeltme ꢀeklinin eleꢀtirilen “kararı uygulamama” durumunun ortadan kaldırılması olacağı
kanaatini taꢀımaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Rusya aleyhine Plotnikovy davası, no
43883/02, prg. 33, 24 ꢁubat 2005). Bunun sonucu olarak, Savunmacı Devlet 29 Mayıs 2003
tarihli iꢀ mahkemesi kararının icrasını sağlamalıdır.
Savunmacı Devlet, baꢀvuranın iꢀ mahkemesinin 29 Mayıs 2003 tarihli kararında söz
konusu tutarın kendilerinden ayrı ayrı tahsil edilmesine hükmettiği borçlu kiꢀiler aleyhine icra
iꢀlemlerini baꢀlatmasını, iꢀbu kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içerisinde sağlamadığı
takdirde, AĐHM, mevcut kararda yaptığı tespitler bağlamında, baꢀvurana, Bursa Đcra
Müdürlüğü tarafından maddi tazminat baꢀlığı altında alacağının karꢀılığı olarak belirlenen 149 EUR tutarının ödenmesine karar vermektedir. AĐHM, baꢀvuranın uğradığı zarar
karꢀılığı olarak dile getirdiği ek tazminat talebinin ise reddedilmesinin uygun olacağı
kanaatindedir.
AĐHM, ayrıca baꢀvurana uğradığı manevi zarar karꢀılığında 3 900 EUR ödenmesi gerektiği
kanısındadır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran, ayrıca rakam belirtmeden ve kanıt belgesi sunmadan, AĐHM önündeki yargı
ma s r a f v e gid e r ler i i ç i n b i r te la fi t al e p e t me kt ed i r .
Hükümet, bu talebe itiraz etmektedir.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı
ma kul mi kt a r l a rd a ki ya r gı gid er le r i ni e ld e ed eb i l i r . M e vc u t da vad a A ĐHM, yukarıdaki
kıstasları ve gerekli belgelerin sunulmamasını göz önüne alarak, AĐHM önündeki yargılama
ma s r a f v e gid e r ler i yl e i l gi l i t e l a fi ta leb i ni re dd e t me k t ed i r .
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana
üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden
mu a f t ut ul a r a k Sa v unma c ı D e vl e t tar a fı nda n ;
i. Đꢀ Mahke me si’nin 29 Mayıs 2003 tarihli icra kararının uygula nması için gerekli önlemlerin
alınmasına;
ii. Đꢀ Mahkemesi’nin 29 Mayıs 2003 tarihli kararı ile, ödeme yapmalarına hükmedilen
mü ꢀtereken borçlu kabul edilen kiꢀilere karꢀı baꢀvuran tarafından baꢀlatılan icra kararının
Devlet tarafından yerine getirilmesinin sağlanmaması halinde baꢀvurana 293.149 (iki yüz
doksan üç bin yüz kırk dokuz) Euro maddi tazminat ödenmesine;
iii. baꢀvurana 3.900 (üç bin dokuz yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 8 Aralık 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło