1895/05

WyrokETPCz2009-02-17ECLI:CE:ECHR:2009:0217JUD000189505

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania administracyjnego dotyczącego zwolnienia ze służby publicznej naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy powołanie się na postępowania karne w uzasadnieniu decyzji administracyjnej naruszyło domniemanie niewinności z art. 6 ust. 2 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie administracyjne trwające ponad sześć lat i pięć miesięcy, z trzykrotnym rozpatrywaniem sprawy na dwóch instancjach, było nadmiernie długie i naruszało wymóg „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1 Konwencji. W odniesieniu do art. 6 ust. 2, Trybunał stwierdził, że przepis ten nie ma zastosowania, ponieważ postępowanie krajowe miało charakter administracyjny, a skarżący nie był „oskarżonym” w rozumieniu tego artykułu. Odniesienia do postępowań karnych w uzasadnieniu decyzji administracyjnej służyły ocenie zasadności decyzji, a nie ustaleniu winy karnej.
Stan faktyczny
Skarżący, Engin Aras, został zwolniony ze stanowiska w Ministerstwie Skarbu w 1997 roku i zaskarżył tę decyzję do Rady Stanu. Postępowanie administracyjne trwało ponad sześć lat i pięć miesięcy, obejmując wielokrotne rozpatrywanie sprawy. Ostateczna decyzja Rady Stanu, odrzucająca jego odwołanie, została doręczona jego trzynastoletniej córce w czerwcu 2004 roku, co skarżący uznał za wadliwe doręczenie. W uzasadnieniu decyzji krajowej odniesiono się do postępowań karnych dotyczących banku, w którym skarżący później pracował.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę w zakresie długości postępowania za dopuszczalną, a w pozostałym zakresie za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Zasądził na rzecz skarżącego 5 000 Euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 Euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 4. Odrzucił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ARAS -TÜRKĐYE DAVASI   (Başvuru no:1895/05)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Şubat 2009   Đşbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (1895/05) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaşı)   Engin Aras’ın (başvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 16 Aralık 2004 tarihinde Đnsan   Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa Đnsan Hakları   Sözleşmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından Ö. Yüksel tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran, 1961 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Temmuz 1997 tarihli kararname ile Bakanlar Kurulu, başka bir pozisyona atanacak olması   nedeniyle başvuranın Hazine Müsteşarlığı Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğü’ndeki   görevine son vermiştir.   Eylül 1997 tarihinde, başvuran, sözkonusu karara karşı Danıştay’da iptal davası açmıştır.   Bu süre zarfında herhangi bir yeni göreve atanmaması nedeniyle başvuran, 15 Ekim 1997   tarihinde devlet memurluğu görevinden istifa etmiştir.   Şubat 2000 tarihinde, Danıştay 5. Dairesi ihtilaflı kararnameyi iptal etmiş ve idarenin   başvuranın atamasının kamu yararı veya hizmetin gereği açısında gerekli olduğunu gösterecek   hiçbir unsur sunmadığı gerekçesiyle kararname tarihinden itibaren istifa tarihine kadar geçen   dönem için başvurana tazminat ödenmesine karar vermiştir.   Đdare sözkonusu karara itiraz etmiştir.   Aralık 2000 tarihinde, Danıştay Đdari Dava Daireleri Genel Kurulu kararın yürütülmesinin   durdurulmasına karar vermiştir.   Nisan 2003 tarihli bir kararla, Danıştay Đdari Dava Daireleri Genel Kurulu, Danıştay   kararını bozmuştur.   Mart 2004 tarihli bir kararla Danıştay, Danıştay Đdari Dava Daireleri Genel Kurulu kararına   uymuş ve başvuranın itirazını reddetmiştir.   Karar başvuranın evine 7 Haziran 2004 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvuranın on üç buçuk   yaşındaki kızı tebligat zarfını almış ve alındı belgesini imzalamıştır.   Başvuran, tebliğden ancak 27 Haziran 2004 tarihinde haberi olduğunu iddia etmektedir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Başvuran, yargılama süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesi ile öngörülen “makul süre” ilkesine   riayet etmediğini ileri sürmektedir.   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   Hükümet, başvuranın başvurusunu AĐHM’ye altı ay süresi içerisinde sunmadığını   savunmaktadır. Hükümet, kararın başvuranın evine 7 Haziran 2004 tarihinde tebliğ edildiğini   ileri sürmektedir. Tebliğ alındı belgesine göre, sözkonusu karar başvuranın kızı tarafından   alınmış, dolayısıyla da başvuran söz konusu tarihte kızı aracılığıyla karardan haberdar   olmuştur.   Başvuran sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır ve altı ay kuralına riayet ettiğini ifade   etmektedir. Başvuran, tebliğinin iç hukuka uygun olarak yapılmadığını zira Danıştay   kararının, kendisi evde yokken olayların meydana geldiği dönemde on üç buçuk yaşında olan   kızına tebliğ edildiğini belirtmektedir. Başvuran, sözkonusu karardan 27 Haziran 2004   tarihinde haberdar olduğunu ileri sürmektedir.   Mevcut davada AĐHM, tebligatlara ilişkin 7201 sayılı yasanın 22. maddesine aykırı olarak   sözkonusu kararın başvurana değil de on sekiz yaşından küçük kızına yapılmış olmasının   tartışma konusu olmadığını belirtmektedir. Aynı yasanın 32. maddesini göz önüne alarak,   AĐHM, konuya ve AĐHS’nin 35/1 maddesinin amacına uygun olarak altı ay süresinin   başvuranın karardan haberdar olduğu tarih olan 27 Haziran 2004 tarihinden itibaren işlemeye   başlamasının gerektiği kanaatindedir (bkz, aynı anlamda, Töre-Türkiye, başvuru no:   50744/99, 10 Haziran 2007 ve Büyükdağ-Türkiye, başvuru no: 28340/95, 6 Nisan 2000).   AĐHM, başvuranın başvurusunu ileri sürülen tebliği izleyen altı aylık süre içerisinde yaptığını   gözlemlemektedir. Hükümet, sözkonusu sorun hakkında görüş bildirmemiş ve başvuranın   kararın içeriğinden haberdar olduğu veya olmuş olabileceği tarih hakkında hiçbir bilgi   sunmamıştır (sözü edilen Töre).   Dolayısıyla sözkonusu itirazı reddetmek gerekmektedir.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   AĐHM, dikkate alınacak dönemin 25 Eylül 1997 tarihinde başlayıp 3 Mart 2004 tarihinde   sona erdiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, iki dereceli mahkemede üç kere görülen dava   için sözkonusu süre altı yıl beş aydan fazla sürmüştür.   AĐHM, yargılama sürecinin makul yapısının dava koşullarını takiben ve mahkeme yerleşik   içtihatları, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumu ve ilgililer   bakımından davanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz.   diğerleri arasından Frydlender-Fransa, başvuru no: 30979/96).   AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan pek çok dava incelemiş ve   AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (sözü edilen Frydlender)   Takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından AĐHM, Hükümet’in mevcut davada farklı   bir sonuca ulaşmak için ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir. Đçtihadından   çıkan kriterleri dikkate alarak AĐHM, mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin çok uzun   olduğu ve “makul süre” gerekliliğini karşılamadığı kanaatindedir.   Bu durumda, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   II. AĐHS’NĐN 6/2 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDASI HAKKINDA   Başvuran, Danıştay kararında, devlet memurluğu görevinden istifa etmesinin ardından gelişen   olaylar nedeniyle hakkında başlatılan cezai kovuşturmalara, atıfta bulunulmasının AĐHS’nin   6/2 maddesi uyarınca masumiyet karinesi ilkesine yönelik bir ihlal oluşturduğu kanaatindedir.   AĐHM, Danıştay’ın kararın gerekçesinde, memurluk görevinden istifa etmesinin ardından   başvuranın bir bankada yönetici olarak yaptığı görevlere ilişkin olaylarla ilgili olarak Şişli   Cumhuriyet Savcılığı’na başvuran hakkındaki suç duyurusuna atıfta bulunduğunu tespit   etmektedir. Bununla birlikte AĐHM, sözkonusu davanın bir ceza davası olmadığını,   başvuranın AĐHS’nin 6/2 hükmü uyarınca “sanık” durumunda olmadığını da not etmektedir.   Nitekim sözkonusu mahkemeler, başvuranın cezai bir suçun faili olup olmadığını ortaya   koymaya çalışmamışlardır. Đdarenin şüphelerinin meşruluğu ve başvuranın mesleki ehliyeti   hakkında bir sonuca ulaşmak ve dolayısıyla ihtilaflı kararnamenin meşruluğunu   değerlendirmek için idari mahkemeler üç unsuru tespit etmekle yetinmişlerdir: başvuranın   yöneticileri arasında bulunduğu bankanın hileli iflası hakkındaki suç duyurusu, yine hileli   iflasa ilişkin olarak açılan iki dava, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından   başvuranın imza yetkisinin alınması.   Ulusal makamların, kararlarını, masumiyet ilkesinin yerinin olmadığı idari alanda verdikleri   sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla, bu bağlamda AĐHS’nin 6/2 maddesinin uygulanmasına   mahal yoktur ve şikayetin bu bölümünün ratione materiae bakımından reddedilmesi   gerekmektedir (Moullet-Fransa, başvuru no: 27521/04, 13 Eylül 2007). Dolayısıyla,   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca sözkonusu şikayet kabuledilemez   niteliktedir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   Başvuran, maddi tazminat ve AĐHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için   8.670 Euro talep etmektedir. Başvuran, avukatlık ücreti makbuzunu belge olarak sunmuştur.   Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar için de 100.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet, sözkonusu taleplere itiraz etmektedir.   AĐHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını   tespit etmekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karşın AĐHM, başvuranın belli bir   manevi zarara maruz kaldığına ve başvurana 5.000 Euro manevi tazminat ödenmesi   gerektiğine kanaat getirmektedir.   Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak, bir başvuran, yargılama masraf ve giderlerinin   geri ödemesini gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul olduğu ortaya konduğu sürece elde   edebilir. Mevcut davada sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne   alarak AĐHM, başvuranın AĐHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için   başvurana 1.000 Euro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.   AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı   orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Başvurunun yargılama süresinin uzunluğu kapsamında yapılan şikayete ilişkin   kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edilmesine;   3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden ulusal para birimine çevrilmek üzere,   Savunmacı Devlet tarafından başvurana:   i. her türlü vergiden muaf tutularak 5.000 Euro (beş bin Euro) manevi tazminat   ödenmesine;   ii. her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderleri için 1.000 Euro (bin   Euro) ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐŞTĐR.   Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 17 Şubat 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło