18992/03

WyrokETPCz2009-01-20ECLI:CE:ECHR:2009:0120JUD001899203

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego środka odwoławczego od decyzji o aresztowaniu oraz brak możliwości uzyskania odszkodowania za naruszenie prawa do wolności stanowi naruszenie art. 5 ust. 4 i 5 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżący nie miał dostępu do skutecznego środka prawnego pozwalającego na zakwestionowanie legalności jego aresztowania, ponieważ jego odwołanie od decyzji o aresztowaniu nie zostało rozpatrzone, a istniejące przepisy krajowe (art. 297-304 starego CMUK) nie zapewniały realnie kontradyktoryjnego postępowania. W konsekwencji stwierdzono naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji. Ponadto, Trybunał orzekł, że krajowe przepisy (ustawa nr 466) przewidywały odszkodowanie jedynie w przypadku uniewinnienia, a nie w przypadku stwierdzenia naruszenia art. 5 ust. 4 Konwencji, co oznaczało brak skutecznego prawa do odszkodowania za bezprawne pozbawienie wolności, naruszając tym samym art. 5 ust. 5 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Turgay Elğay, urodzony w 1983 roku i mieszkający w Stambule, został zatrzymany 10 lipca 2002 roku podczas kontroli drogowej. Policjanci zauważyli na jego telefonie komórkowym zdjęcie Abdullaha Öcalana oraz hasła „Biji Serok Apo” i „Biji Kurdistan”. Został aresztowany pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji PKK. 11 lipca 2002 roku skarżący złożył odwołanie od decyzji o aresztowaniu, które pozostało bezskuteczne. Został zwolniony z aresztu 25 października 2002 roku, a 5 września 2003 roku został uniewinniony.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 5 Konwencji. 4. Nie zasądza zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   OF EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   ELĞAY – TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no. 18992/03)   KARAR   STRAZBURG   Ocak 2009   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde   kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   ELĞAY – TÜRKİYE KARARI   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 18992/03 no’lu davanın nedeni Turgay Elğay adlı   T.C. vatandaşının (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 22 Nisan   tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin   (“AİHS”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından M. Avcı tarafından temsil   edilmiştir.   OLAYLAR   DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran 1983 doğumludur ve İstanbul’da yaşamaktadır. 10 Temmuz 2002 tarihinde bir   yol kontrolü sırasında, polislerin cep telefonunun ekranında Abdullah Öcalan’ın bir fotoğrafı   ve “Biji Serok Apo” (“Yaşasın Başkan Apo”) ve “Biji Kurdistan” “Yaşasın Kürdistan”   sloganlarını görmeleri üzerine yakalanarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmüştür.   Başvuran aynı tarihte polise ve Gebze Sulh Ceza Mahkemesi’ne ifade vermiş, mahkeme   delillerin durumu, polise verdiği ifadesi ve işlediği iddia edilen suçun niteliğini (yasadışı PKK   örgütüne üyelik) dikkate alarak başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.   Temmuz 2002 tarihinde başvuran tutukluluk kararına itiraz etmiş ancak herhangi bir   sonuç alamamıştır. Aynı tarihte Gebze savcısının görevsizlik kararı vermesinin ardından   soruşturma dosyası İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısına gönderilmiştir.   Ağustos 2002 tarihinde İstanbul DGM savcısı eski TCK’nın 168/2 maddesi uyarınca   başvuranı yasadışı bir örgüte üye olmakla suçlamıştır. İstanbul DGM 12 Ağustos 2002   tarihinde başvuranın işlediği iddia edilen suçun niteliği, delillerin durumu ve başvuran   hakkındaki ilk tutukluluk kararı tarihini dikkate alarak başvuranın tutukluluk halinin   devamına karar vermiştir.   Ekim 2002 tarihinde DGM ilk duruşmasını yapmış, avukatı başvuranın tutuksuz   yargılanmasını talep etmiştir. Mahkeme talebi kabul ederek başvuranın tutuksuz   yargılanmasına karar vermiştir.   Eylül 2003 tarihinde İstanbul DGM başvuranın beraatine karar vermiştir.   HUKUK   I. AİHS’NİN 5/4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran AİHS’nin 5/4 maddesine dayanarak birinci derece mahkemesinin verdiği   tutukluluk kararlarının yasallığına itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolu bulunmayışından   şikâyetçi olmuştur.   ELĞAY – TÜRKİYE KARARI   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet başvurunun AİHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı ay kuralına   uyulmaması nedeniyle kabuledilemez olarak ilan edilmesi gerektiğini savunmuştur. Bu   bağlamda başvuranın bu başvuruyu 10 Temmuz 2002 tarihli tutuklama kararından sonraki altı   ay içinde yapmış olması gerektiğini ifade etmiştir.   AİHM, başvuranın iddia ettiği gibi hakkındaki tutukluluk kararının yasallığına itiraz   edebileceği etkili bir hukuk yoluna erişimi olmayışının tutukluluğu boyunca devam etmiş   kabul edilmesi gerektiği görüşündedir. Dolayısıyla altı aylık süre başvuranın tahliye edildiği   tarihte başlamalıdır. Bu bağlamda AİHM başvuranın tutukluluğunun birinci derece   mahkemesinin tutuksuz yargılama kararı verdiği 25 Ekim 2002 tarihinde sona erdiğini ve   AİHM’ye başvurunun 22 Nisan 2003 tarihinde, yani zamanında yapılmış olduğunu gözlemler.   Bu nedenle AİHM Hükümetin itirazını reddeder.   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik   unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Başvuran birinci derece mahkemesinin verdiği tutukluluğun devamı kararlarına itiraz   edebileceği etkili bir hukuk yolu bulunmamasından şikâyetçi olmuş, Hükümet bu şikâyetin   esasına ilişkin herhangi bir görüş bildirmemiştir.   AİHM öncelikle başvuranın tutuksuz yargılanmayı DGM önünde talep ettiğini ancak   talebinin kabul edilmediğini gözlemler. Dolayısıyla birinci derece mahkemesinin başvuranın   tutukluluk halini kaldırma ve AİHS’nin iddia edilen ihlalini önleme ya da telafi etme imkânı   bulunmaktaydı (bkz. Acunbay – Türkiye, no. 61442/00 ve 61445/00; Mehmet Şah Çelik –   Türkiye, no. 48545/99).   Ayrıca 11 Temmuz 2002 tarihinde başvuran 10 Temmuz 2002 tarihinde verilen   tutukluluk halinin devamı kararına itiraz etmiş ancak birinci derece mahkemesi bu konuda   işlem yapmamıştır. AİHM, her halükarda eski CMUK’un 297-304. maddelerinde öngörülen,   tutukluluğun devamı kararlarına itiraz edilebileceği hükmünün uygulamada başarı şansının az   olduğunu ve sanık için gerçek anlamda çekişmeli bir yargılama sağlamadığını kaydeder (bkz.   Koşti vd. – Türkiye, no. 74321/01; Bağrıyanık – Türkiye, no. 43256/04; Doğan Yalçın –   Türkiye, no. 15041/03).   AİHM, somut davada önceki bulgularından ayrılmasını gerektirecek unsur tespit   etmemektedir. Bu nedenle AİHM, başvuranın tutukluluk halinin yasallığına AİHS’nin 5/4   maddesi bağlamında itiraz edebileceği bir iç hukuk yolu bulunmadığına karar verir.   Dolayısıyla AİHS’nin 5/4 maddesi ihlal edilmiştir.   ELĞAY – TÜRKİYE KARARI   II. AİHS’NİN 5/5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran AİHS’nin 5/5 maddesine dayanarak AİHS’nin 5/4 maddesi ile güvence altına   alınan hakkının ihlal edilmesine karşılık olarak iç hukukta tazminat hakkı bulunmamasından   şikâyetçi olmuştur.   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, AİHS’nin 35/1 maddesinin gerektirdiği iç hukuk yollarının tüketilmemiş   olması nedeniyle sözkonusu şikâyetin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Başvuranın 466   sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında   Kanuna dayanarak dava açmış olması gerektiğini ifade etmiştir.   AİHM Hükümetin itirazının başvuranın bu başlık altındaki şikâyetine ayrılmaz şekilde   bağlı olduğu görüşündedir. Bu nedenle sözkonusu husus davanın esasıyla birlikte   incelenmelidir.   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik   unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Başvuran AİHS’nin 5/4 maddesinde güvence altına alınan hakkın ihlali nedeniyle iç   hukukta tazminat talep edebileceği bir yol bulunmadığını ifade etmiştir. 466 sayılı kanunun   getirdiği yolun bu bağlamda etkili olmadığını savunmuştur.   Hükümet başvuranın 466 sayılı kanunun 1(6) maddesinin “kanun dairesinde   yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra … beraatlarına karar verilen kimselere devletçe   tazminat ödenir” hükmüne dayanarak tazminat talebinde bulunması gerektiğini savunmuştur.   AİHM, 5. maddenin 1., 2., 3. veya 4. fıkralarına aykırı koşullarda uygulanan bir   özgürlükten yoksun bırakma sonucunda tazminat için başvuruda bulunmanın mümkün olduğu   hallerde AİHS’nin 5/5 maddesine uyulduğunu hatırlatır (Wassink – Hollanda, A Serisi no.   185-A). Dolayısıyla 5. fıkrada öngörülen tazminat hakkı, 5. maddenin önceki fıkralarından   birinin ihlal edildiğinin ulusal bir makam ya da AİHM tarafından tespit edilmiş olmasını   gerektirir (bkz. Saraçoğlu vd. – Türkiye, no. 4489/02).   AİHM somut davada başvuranın gözaltına alınmasının yasallığına itiraz etme hakkının   ihlal edildiğini tespit ettiğini belirtir. Bu nedenle AİHS’nin 5/5 maddesi davaya uygulanabilir   niteliktedir. O halde bu davada AİHM Türk kanunlarının başvurana AİHS’nin 5. maddesinin   ihlali nedeniyle icra edilebilir bir hak sağlayıp sağlamadığını belirlemelidir.   Bu bağlamda AİHM başvuranın, hakkında yürütülen yargılamanın beraatla sona   ermesiyle birlikte 466 sayılı kanunun 1(6) maddesine dayanarak tazminat davası açma   imkânına sahip olduğunu gözlemler. Ancak 466 sayılı kanuna dayalı olarak tazminata   hükmederken ulusal mahkemelerin değerlendirmelerini sadece beraat kararı verilmiş olmasına   dayandırdıklarını dikkate alır. Ulusal mahkemelerin değerlendirmesi beraatın otomatik bir   sonucudur ve 5. maddenin 1. – 4. fıkralarının herhangi bir ihlalini tespit etmemektedir (bkz.   ELĞAY – TÜRKİYE KARARI   Sinan Tanrıkulu vd. – Türkiye, no. 50086/99; Medeni Kavak – Türkiye, no. 13723/02;   Saraçoğlu vd., yukarıda anılan).   Dolayısıyla 466 sayılı kanun başvuranın davasında AİHS’nin 5/4 maddesinde korunan   hakkının ihlaline karşılık olarak icra edilebilir bir tazminat hakkı sağlamamaktadır.   Bu nedenle AİHM Hükümetin ön itirazını reddeder ve AİHS’nin 5/5 maddesinin ihlal   edildiğine karar verir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   Başvuran adil tatmine ilişkin herhangi bir talepte bulunmamıştır. Bu nedenle AİHM   herhangi bir ödeme yapılmasına gerek olmadığı görüşündedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları uyarınca 20 Ocak 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   4

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło