1915/03
WyrokETPCz2009-09-15ECLI:CE:ECHR:2009:0915JUD000191503
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość tymczasowego aresztowania i postępowania karnego naruszyła prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego oraz prawo do rzetelnego procesu? Czy brak dostępu do adwokata w początkowej fazie zatrzymania naruszył prawo do rzetelnego procesu? Czy zarzuty dotyczące złego traktowania były wystarczająco uzasadnione, aby Trybunał mógł je rozpatrzyć?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że przewlekłość tymczasowego aresztowania (ponad 8 lat) naruszyła art. 5 § 3 Konwencji, ponieważ sądy krajowe nie przedstawiły wystarczających i konkretnych powodów do jego utrzymywania, opierając się na „stereotypowych frazach”. Stwierdził również naruszenie art. 6 § 1 w zw. z art. 6 § 3 lit. c z powodu braku dostępu skarżącego do adwokata w początkowej fazie zatrzymania, co jest niezgodne z zasadą rzetelnego procesu, zwłaszcza gdy zeznania z tego okresu są wykorzystywane do skazania. Ponadto, Trybunał uznał, że postępowanie karne trwające blisko 10 lat było nadmiernie długie, naruszając art. 6 § 1 Konwencji. Zarzuty złego traktowania na podstawie art. 3 zostały uznane za niedopuszczalne, ponieważ skarżący nie przedstawił szczegółowych i wiarygodnych dowodów na poparcie swoich twierdzeń, ani w postępowaniu krajowym, ani przed Trybunałem, a brak było również medycznych dowodów potwierdzających obrażenia.Stan faktyczny
Skarżący, Fırat Arzu, obywatel Turcji, został zatrzymany 31 października 1993 roku w związku z operacją przeciwko PKK i oskarżony o działalność terrorystyczną. Był przetrzymywany w areszcie przez ponad 8 lat i 1 miesiąc, a jego proces karny trwał blisko 10 lat. Skarżący twierdził, że był poddawany torturom i złemu traktowaniu podczas zatrzymania, nie miał dostępu do adwokata w początkowej fazie, a jego wnioski o zwolnienie z aresztu były odrzucane na podstawie ogólnikowych uzasadnień. Został skazany na dożywocie, a wyrok został utrzymany w mocy po ponownym rozpoznaniu sprawy przez Sąd Kasacyjny.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje za dopuszczalne skargi dotyczące prawa do rzetelnego procesu w rozsądnym terminie, długości tymczasowego aresztowania oraz braku skutecznego środka odwoławczego w odniesieniu do skarg z art. 6. 2. Uznaje pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 3. Stwierdza naruszenie art. 5 § 3 Konwencji. 4. Stwierdza naruszenie art. 6 § 1 w zw. z art. 6 § 3 lit. c Konwencji. 5. Stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji. 6. Uznaje, że nie ma potrzeby odrębnego badania merytorycznego pozostałych skarg na podstawie art. 6 i 13. 7. Zasądza skarżącemu 10 600 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 8. Odrzuca pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYİ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ARZU – TÜRKĐYE DAVASI
(Başvuru no: 1915/03)
KARAR
STRAZBURG Eylül 2009
Đşbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Davanın nedeni, T.C. vatandaşı Fırat Arzu’nun (başvuran) Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne, 17 Eylül 2002 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına
Dair Sözleşme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine yaptığı 1915/03 sayılı
başvurudur.
Başvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde Diyarbakır Barosu
avukatlarından M. S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1970 doğumlu olup AĐHM’ye başvuru yapıldığı sırada Mardin cezaevinde
tutuklu bulunmaktaydı. Ekim 1993’te, yasadışı silahlı örgüt PKK’ya karşı yürütülen bir operasyon
sırasında, başvuran, diğer altı şüpheliyle birlikte yakalanarak Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü
Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltına alınmıştır.
Başvuran, aynı gün, Çınar Sağlık Merkezi’nde doktor muayenesinden geçmiştir.
Başvuranın vücudunda herhangi bir kötü muamele izine rastlanmamıştır.
Başvuran, başvuru formunda, daha fazla ayrıntıya girmeden, tutuklu bulunduğu sırada
tehdit ve baskıları da kapsayacak şekilde işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını iddia
etmiştir.
Başvuran, 31 Ekim, 17 ve 18 Kasım 1993 tarihlerinde, muhtelif olayların tatbikatına
katılmıştır.
Başvuran ile birlikte yakalanan şüphelilerden biri, tutuklu bulunduğu sırada sağlık
durumunun kötüye gitmesi sonucu yaşamını yitirmiştir1. Başvuran, bu kişiye de gözaltında
bulunduğu sırada işkence yapıldığını iddia etmiştir.
Bu arada, 12 Kasım 1993’te, başvuran kendini iyi hissetmediği için doktor
muayenesinden geçmiştir. Yazılan nottan doktorun idrar yolu enfeksiyonundan şüphelendiği
anlaşılmaktadır. Laboratuar sonuçlarında başvuranın idrarında 3 veya 4 adet alyuvara
rastlandığı kaydedilmiştir. 13 Kasım 1993’te, başvuran doktor tarafından reçete edilen
ilaçların ücretini ödemiştir. ve 25 Kasım 1993’te iki polis memuru tarafından sorgulanan başvuran, kendisi ve
diğer bazı sanıklarla ilgili bazı suçlayıcı ifadelerde bulunmuştur. Kasım 1993’te, başvuran ile diğer on sanık Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde doktor
muayenesinden geçmiştir. Başvuranın vücudunda herhangi bir kötü muamele izine
rastlanmamıştır. Sözkonusu olay, AĐHM’nin Nurcan Canpolat / Türkiye davasında vermiş olduğu kabuledilemezlik kararında
belgelenmiştir.
Kasım 1993’te Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı
huzuruna çıkartılan başvuran, ifadesinin işkence altında alındığını iddia ederek polise verdiği
ifadeleri geri çekmiştir. Başvuran, olay tatbikatı sonucu bulunan iki adet silahın kendisine ait
olduğunu kabul etmiş, ancak silahlardan birinin kendisi satın almadan önce, balistik raporda
belirtildiği gibi, H.B. ve M.S.G. adlı şahısların öldürülmesinde kullanılıp kullanılmadığına
dair herhangi bir fikri olmadığını ifade etmiştir. Başvuran, ayrıca, polisin şüphelileri olay
yerine götürerek ne demeleri gerektiğini söylediğini iddia ederek, olay tatbikatına ilişkin tam
kayıtların kalan kısmını da reddetmiştir.
Başvuran, 26 Kasım 1993’te, Devlet Güvenlik Mahkemesi hakimi huzuruna çıkarılmış
ve Cumhuriyet Savcısı’na vermiş olduğu ifadeleri yinelemiştir. Başvuran, özellikle, polise
verdiği ifadeler ile tatbikat kayıtlarının içeriğini, baskı ve tehdit altında imzaladığı
gerekçesiyle reddetmiştir. Mahkeme, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Kasım 1993’te, başvuran, tutukluluk halinin devamına itiraz etmiştir. Başvuran,
dilekçesinde, suçsuz olduğunu iddia etmiş ve gözaltında bulunduğu sırada sürekli ve ciddi bir
şekilde kötü muameleye maruz kaldığını belirtmiştir. Başvuranın serbest bırakılma talebi, 7
Aralık 1993 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından “itham edildiği suçun niteliği
ve kanıtların durumu” gerekçe gösterilerek reddedilmiştir. Aralık 1993’te, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, Ceza
Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca, başvuranı ulusal topraklardan bir kısmını devlet
idaresinden ayırmak amacıyla fiil işlemek suçuyla itham eden bir iddianame hazırlamıştır.
Başvuran, PKK adına, 28 Haziran 1993’te S.T., 5 Ağustos 1993’te N.Y. adlı şahısları
öldürmek, 5 Ağustos 1993’te C.Y. adlı şahsı kaçırmak ve 31 Ağustos 1993 ile 22 Ekim 1993
tarihlerinde mayın döşemek ve polis memurlarına ateş etmek suçlarıyla itham edilmiştir.
Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, balistik raporlara göre, başvurana ait otomatik bir silahın H.B. ve
M.S.G. adlı şahısların öldürülmesinde kullanıldığını kaydetmiştir. Aralık 1993’te, başvuranla birlikte on bir sanık hakkında Devlet Güvenlik
Mahkemesi önünde cezai kovuşturma başlatılmıştır.
Yargılama sırasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi, her duruşmanın sonunda, hem
resen hem de başvuranın yasal temsilcisinin talebi üzerine başvuranın tutuksuz yargılanmak
üzere serbest bırakılmasını göz önünde bulundurmuştur. Mahkeme, her duruşmada, suçun
niteliği ile kanıtların durumunu dikkate alarak, başvuranın tutukluluk süresinin uzatılmasına
karar vermiştir. Mart 1999’da, Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı itham edildiği suçlardan
mahkum ederek müebbet hapis cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay, 17 Şubat 2000 tarihinde bir duruşma yaparak Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin başvuran ile diğer dört sanık hakkında vermiş olduğu kararı bozmuştur. Nisan 2000’de, dava ilk derece mahkemesine iade edilmiştir. Ekim 2002’de, Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı itham edildiği suçlardan
mahkum etmiş ve müebbet hapis cezasına çarptırmıştır. Đlk derece mahkemesi, başvuranın
polise verdiği ifadeler ile olay tatbikatlarının tam kayıtlarını da kapsayacak şekilde dava
dosyasındaki delillere dayanarak, başvuranın iki kişiyi öldürme, bir kişiyi kaçırma, mayın
döşeme ve bir polis aracına ateş açma suçlarına karıştığı sonucuna varmıştır. Haziran 2003’te, başvuran temyize gitmiştir. Başvuran, dilekçesinde, AĐHS’de yer
alan bazı hakları hatırlatarak, Yargıtay’dan mahkumiyet kararını bozmasını talep etmiştir.
Başvuran, özellikle, gözaltında bulunduğu 27 gün boyunca işkence ve kötü muameleye maruz
bırakıldığını ve bunun sonucunda hastaneye götürülerek tedavi gördüğünü yinelemiştir.
Başvuran, ayrıca, aynı suçla itham edilen sanıklardan birinin işkence sonucu öldüğünü ileri
sürmüştür. Başvuran, ilk derece mahkemesinin bu şartlar altında alınan ifadelere dayanarak
kendisini mahkum etmesinin hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir.
Yargıtay, 30 Eylül 2003 tarihinde bir duruşma yaparak başvuran hakkında verilen
kararı onamıştır.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Başvuran, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca, gözaltında bulunduğu sırada işkence ve kötü
muameleye maruz kaldığı konusunda şikayetçi olmuştur. Başvuran, ayrıca, AĐHS’nin 13.
maddesi uyarınca, yerel makamların iddialarına ilişkin etkili bir soruşturma yapmadıklarını
iddia etmiştir.
AĐHM, sözkonusu şikayetlerin AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında incelenmesi
gerektiği kanaatindedir.
Hükümet, AĐHM’den, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının
tüketilmediği veya altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle başvurunun kabuledilemez olduğu
yönünde karar verilmesini talep etmiştir. Hükümet, esasa ilişkin olarak, başvuranın kötü
muamele iddialarının asılsız olduğunu ileri sürmüştür.
Başvuran iddialarını sürdürmüştür. Başvuran, özellikle, dövüldüğünü, aç ve susuz
bırakıldığını, işkence ve ölümle tehdit edildiğini, küfre maruz kaldığını ve kendisine ait
olmayan ifadeleri imzalamaya zorlandığını ileri sürmüştür. Başvuran, gözaltı sürecinin
sonunda düzenlenen sağlık raporunun doğruluğuna itiraz etmiş ve kötü muamele sonucu
hastaneye kaldırılarak tedavi gördüğünü ifade etmiştir. Başvuran, bu bağlamda, gözaltında
bulunduğu sırada tutuklulardan birinin işkence sonucu öldüğünü belirtmiştir. Başvuran,
ayrıca, yerel makamlar önünde birçok kez kötü muameleye maruz kaldığı konusunda
şikayetçi olmasına rağmen, şikayetlerine ilişkin herhangi bir soruşturma başlatılmadığını ve
bu durumun Devlet yetkililerinin bu tip eylemlere ilişkin tutumunu ortaya koyduğunu iddia
etmiştir.
AĐHM, başvuranın şikayetinin aşağıdaki nedenlerden dolayı her halükarda
kabuledilemez olduğu gerekçesiyle, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca başvuranın iç hukuk
yollarını tüketip tüketmediği veya altı ay kuralına uyup uymadığının belirlenmesine gerek
olmadığı kanaatindedir.
AĐHM, kötü muamele iddialarının uygun kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini
hatırlatmaktadır (Tanrıkulu ve Diğerleri / Türkiye, no. 45907/99). AĐHM, bu tür kanıtları
değerlendirirken “makul şüphenin ötesinde” standardını uygulamaktadır. Ancak, AĐHM,
böyle bir kanıtın yeterince güçlü, açık ve tutarlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer
karinelerin varlığı ile de ortaya konabileceğini eklemektedir. (Labita / Đtalya, no. 26772/95 ve
Süleyman Erkan / Türkiye, no. 26803/02).
AĐHM, sözkonusu davada, başvuranın 26 gün süreyle gözaltında tutulduğunu
gözlemlemektedir. AĐHM, ayrıca, başvuranın tutuklu bulunduğu sırada aynı gerekçeyle
gözaltına alınan tutuklulardan birinin ölmesine ilişkin iddiasını da gözönünde
bulundurmaktadır. Ancak, AĐHM, başvuranın AĐHM’ye yaptığı başvuruda iddia konusu kötü
muameleye ilişkin ayrıntılara belirgin bir biçimde değinmediğini gözlemlemektedir. Bu
ayrıntılar, yalnızca başvuranın 16 Mayıs 2008 tarihli görüşlerinde yer almış ve daha fazla
ayrıntıya girilmeden, yalnızca iddia konusu kötü muamelenin yapılış şekline atıfta
bulunulmuştur.
Benzer şekilde, AĐHM, avukat yardımı alan başvuranın, cezai yargılama sırasında,
yalnızca genel anlamda işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını iddia ettiğini
gözlemlemektedir. Başvuran, maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamele şekline ilişkin
herhangi bir ayrıntıya değinmemiş ve suçlu olduğunu iddia ettiği kişilere ait fiziksel veya
diğer tanımlayıcı ayrıntıları makamlara bildirmemiştir. AĐHM, inandırıcı ayrıntılara yer
vermeden yapılan bir kötü muamele iddiasının, pozitif yükümlülük getiren savunulabilir bir
iddia oluşturmak için yetersiz olduğu kanaatindedir. Bu nedenle, başvuran ile avukatının ilgili
makamlara soruşturma başlatmaları için güvenilir bir başlangıç noktası sağlamamaları
nedeniyle, başvuranın kötü muamele şikayetlerine ilişkin derinlemesine bir soruşturma
yapılmasını talep etme hakkı bulunmamaktaydı (Yıldırım / Türkiye, no. 33396/02).
AĐHM, ayrıca, başvuranın tutukluluk sürecinin başında ve sonunda düzenlenen sağlık
raporlarında, başvuranın iddia ettiği gibi fiziksel olarak kötü muamele gördüğüne dair
herhangi bir ibare bulunmadığını gözlemlemektedir. AĐHM, sözkonusu raporun ayrıntılara yer
vermediğinin ve AĐHM’nin kötü muameleye ilişkin davalarda devamlı olarak göz önünde
bulundurduğu Avrupa Đşkencenin ve Đnsanlıkdışı veya Onurkırıcı Ceza veya Muamelenin
Önlenmesi Komitesi (CPT) tarafından belirlenen standartları (Akkoç / Türkiye, no. 22947/93)
ve Đstanbul Protokolü’nde (Đşkence ve Diğer Zalimane, Đnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele
veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için Kılavuz) belirtilen
ilkeleri yerine getirmediğinin farkındadır. Bununla birlikte, AĐHM, dava dosyasında
sözkonusu rapordaki tespitlerin doğruluğunu sorgulayan veya başvuranın iddialarını
kanıtlayan herhangi bir unsur bulunmadığını kaydeder. Özellikle, başvuranı muayene eden
doktorun notu ve daha sonra yapılan laboratuar analizleri gözönünde bulundurulduğunda, 12
Kasım 1999 tarihinde yapılan muayenenin ardından adı belirtilmemiş bir ilacın reçete
edilmesinin başvuranın iddiaları için güçlü bir kanıt oluşturduğu düşünülemez. Ayrıca,
başvuranın tutukluluğunun sonunda düzenlenen sağlık raporunun doğruluğuna itiraz etmesine
rağmen, dava dosyasında, başvuranın tutuklu bulunduğu sırada veya bu sürecin sonunda bir
başka doktora muayene olma talebinde bulunduğu ve bu talebin reddedildiği yönünde
herhangi bir ibare bulunmamaktadır. Sonuç olarak, AĐHM, başvuranın işkence veya kötü
muamele gördüğü iddialarıyla uyumlu olarak, fiziksel zarar veya ruhsal travmaya maruz
kaldığına dair herhangi bir tıbbi delil sunmadığını gözlemlemektedir (Yaşar / Türkiye, no.
55938/00, Künkül / Türkiye, no. 57177/00, S.T. / Türkiye, no. 28310/95 ve a contrario,
Mehmet Eren / Türkiye, no. 32347/02).
Başvuranın sözlü hakarete maruz kaldığı iddialarıyla ilgili olarak, başvuran iddia ettiği
gibi sözlü hakarete maruz kalmış ve bunun sonucunda endişe veya huzursuzluk hissetmiş olsa
bile, AĐHM, bu tür hislerin 3. madde bağlamında küçük düşürücü muamele anlamına
gelmediğini yinelemektedir (Hüsniye Tekin / Türkiye, no. 50971/99, K.Ö. / Türkiye, yukarıda
kaydedilen ve Çevik / Türkiye, no. 57406/00).
AĐHM, yukarıdaki unsurları gözönünde bulundurarak, başvuranın gözaltında kötü
muameleye maruz kaldığına dair savunulabilir bir iddianın temelini oluşturmadığı sonucuna
varır. AĐHM, başvuranın, makamların sözkonusu iddiayı soruşturmayarak AĐHS’nin 3.
maddesi kapsamındaki usuli yükümlülüklerini yerine getirmedikleri iddiasını iyi bir biçimde
savunmadığını belirtir. Bu nedenlerle, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca
bu şikayetin dayanaktan yoksun olduğunu kaydeden AĐHM, şikayetin kabuledilemez
olduğuna karar verir.
II. AĐHS’NĐN 6/2 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Başvuran, AĐHS’nin 6/2 maddesi uyarınca masumiyet karinesine aykırı olarak, dokuz
yıldan uzun süre boyunca tutuklu kaldığı ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılma
taleplerinin ilk derece mahkemesi tarafından ciddiye alınmadığı konusunda şikayetçi
olmuştur.
AĐHM, sözkonusu şikayetin yalnızca AĐHS’nin 5/3 kapsamında incelenmesi gerektiği
kanaatindedir.
A. Kabuledilebilirlik
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını
kaydeden AĐHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
AĐHM, başvuranın yargılama öncesi tutukluluğunun iki dönemden oluştuğunu ve bu
sürenin toplam sekiz yıl bir ay civarında olduğunu gözlemlemektedir (Solmaz / Türkiye, no.
27561/02). Đlk derece mahkemesi, bu süre boyunca, her duruşmanın sonunda, hem resen hem
de başvuranın talebi üzerine başvuranın devam eden tutukluluğunu gözönünde
bulundurmuştur. Ancak, AĐHM, dava dosyasındaki bilgilere dayanarak, mahkemenin “suçun
niteliği ve kanıtların durumu gözönünde bulundurularak” gibi birbirinin aynı ve kalıplaşmış
ifadeler kullandığını kaydeder.
AĐHM, sözkonusu başvurudakine benzer sorunlar ortaya koyan davalarda sıklıkla
AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (Özden Bilgin / Türkiye, no. 8610/02,
Tamamboğa ve Gül, yukarıda kaydedilen, Hasan Ceylan / Türkiye, no. 58398/00, Dereci /
Türkiye, no. 77845/01 ve Taciroğlu / Türkiye, no. 25324/02).
Elindeki belgelerin tamamını inceleyen AĐHM, sözkonusu davada farklı bir sonuca
varması için Hükümet’in ikna edici herhangi bir kanıt veya iddia ortaya koymadığı
kanaatindedir. Konuyla ilgili içtihadını ve ilk derece mahkemesinin kalıplaşmış ifadelere
dayanan muhakemesini gözönünde bulunduran AĐHM, başvuranın sekiz yıl bir aydan fazla
süren tutukluluğunun haklı görülemeyeceği sonucuna varır.
Dolayısıyla, AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AĐHS’NĐN 6/1 ve 6/3 (c) MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Başvuran, kendisini yargılayan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin hakimler heyetinde
askeri bir yargıcın bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir
şekilde yargılanmadığı konusunda şikayetçi olmuştur. Başvuran, cezai yargılamanın ilk
aşamalarında avukat yardımını alamadığını ileri sürmüştür. Başvuran, son olarak, aleyhindeki
cezai yargılamanın çok uzun sürdüğü konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetlerini
AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3. paragraflarına dayandırmıştır.
A. Kabuledilebilirlik
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca başvurunun bu kısmının dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Yargılamanın adilliği
AĐHM, Salduz / Türkiye davasında, gözaltındayken avukat yardımından mahrum
bırakılma şikayetini incelediğini ve AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte okunduğunda 6/3 (c)
maddesinin ihlalini tespit ettiğini hatırlatır. AĐHM, sözkonusu davayı incelemiş ve bu davada
yukarıda bahsedilen Salduz kararında vardığı sonuçtan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir
özel koşul bulunmadığını tespit etmiştir.
Buna göre, AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte okunduğunda 6/3 (c) maddesi ihlal
edilmiştir.
Ayrıca, dava koşullarını, tarafların ifadelerini ve daha önceki 6/1 ve 6/3 (c)
maddelerinin ihlal edildiği yönündeki tespitlerini gözönünde bulunduran AĐHM, başvuranın
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına yönelik şikayetiyle ilgili olarak
bu hüküm altında ayrıca karar vermesine gerek olmadığına karar verir (Getiren / Türkiye, no.
10301/03).
2. Yargılama süresinin uzunluğu
AĐHM, yargılama süresinin dava koşulları, davanın karmaşıklığı ile başvuran ve ilgili
makamların tutumu gibi ölçütlere dayanılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır
(Pélissier ve Sassi / Fransa, no. 25444/94).
AĐHM, sözkonusu davada, gözönünde bulundurulması gereken sürenin başvuranın
gözaltına alındığı 13 Ekim 1993 tarihinde başlayıp Yargıtay’ın nihai kararı verdiği 30 Eylül tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, yargılama yaklaşık 9 yıl 11 ay
sürmüş ve dava iki aşamalı yargı sürecinde iki kez incelenmiştir.
AĐHM, sözkonusu başvurudakine benzer sorunlar ortaya koyan davalarda sıklıkla
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (Tamamboğa ve Gül / Türkiye, yukarıda
kaydedilen, Pakkan / Türkiye, no. 13017/02 ve Yaşar / Türkiye, no. 46412/99).
Elindeki belgelerin tamamını inceleyen AĐHM, sözkonusu davada farklı bir sonuca
varması için Hükümet’in ikna edici herhangi bir kanıt veya iddia ortaya koymadığı
kanaatindedir. Konuyla ilgili içtihadını gözönünde bulunduran AĐHM, yargılama süresinin
çok uzun olduğu ve “makul süre” şartını yerine getirmediği sonucuna varır.
Dolayısıyla, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
IV. ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER AĐHS MADDELERĐ
Başvuran, ayrıca, AĐHS’nin 6. maddesi ile birlikte okunduğunda 13. maddesi
uyarınca, bu başlık altındaki şikayetleriyle ilgili olarak kendisine etkili bir iç hukuk yolu
sağlanmadığı konusunda şikayetçi olmuştur.
Başvuran, AĐHS’nin 14. Maddesi uyarınca, Kürt etnik kökeni nedeniyle ayrımcılığa
maruz kaldığını iddia etmiştir. Başvuran, ayrıca, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin incelediği
suçlara ilişkin usuli güvencelerin farklılık gösterdiği konusunda şikayetçi olmuştur.
AĐHM, başvuranın 6. madde ile birlikte 13. maddeye ilişkin şikayetiyle ilgili olarak,
bu şikayetin yukarıda incelenen şikayetle ilişkili olması nedeniyle kabuledilebilir nitelikte
olduğu kanaatindedir. Bununla birlikte, başvuranın bu başlık altında yapmış olduğu şikayeti
ayrıntılarıyla açıklamaması nedeniyle, AĐHM, sözkonusu şikayetin esas yönünden ayrıca
incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir (Tekin ve Baltaş / Türkiye, no. 42554/98 ve Kiper
/ Türkiye, no. 44785/98).
AĐHM, başvuranın AĐHS’nin 14. maddesi kapsamındaki şikayetlerini incelemiştir.
Ancak, AĐHM, dava dosyasında sözkonusu iddiayı destekleyen veya bu hükmün ihlal
edildiğini gösteren herhangi bir delile rastlamamıştır. Sonuç olarak, AĐHS’nin 35/3 maddesi
uyarınca dayanaktan yoksun olan başvurunun bu kısmı, AĐHS’nin 35/4 maddesi uyarınca
reddedilmelidir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Başvuran, manevi tazminat olarak, toplam 135,000 Euro talep etmiştir.
Hükümet, bu miktara itiraz etmiştir.
AĐHM, AĐHS’nin 5/3, 6/1 ve 6/3 (c) maddelerinin ihlallerinden doğan manevi zararın
tek başına tespit edilen ihlallerle telafi edilemeyeceği kanaatindedir. AĐHM, hakkaniyete
uygun olarak, başvurana manevi tazminat olarak 10,600 Euro ödenmesine karar verir.
AĐHM, ayrıca, en uygun telafi yönteminin başvuranın, talep etmesi halinde, AĐHS’nin
6/1 maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir
(Salduz).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, yerel mahkemeler önündeki masraflar dahil olmak üzere, avukatlık ücreti
için 7,693 Euro talep etmiştir. Başvuran, ayrıca, Avrupa Konseyi tarafından sağlanan adli
yardıma ilişkin ödeme yapılmasını talep etmiştir. Başvuran, avukatının hazırladığı zaman
çizelgesi ile Diyarbakır Barolar Birliği’nin ücret cetvelini AĐHM’ye sunmuştur. Başvuran,
ayrıca avukatıyla yapmış olduğu sözlü avukatlık ücreti anlaşmasına atıfta bulunmuştur.
Hükümet, talep edilen miktara itiraz etmiştir.
AĐHM’nin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, sözkonusu davada, elindeki bilgiye ve
yukarıdaki ölçütlere dayanarak, yerel mahkemeler önünde yapılan yargılama masraf ve
giderlerine ilişkin talebi reddeder ve AĐHM önünde yapılan yargılama masraf ve giderleri için
2,500 Euro ödenmesine karar verir.
C. Gecikme Faizi
Gecikme faizi, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE
1. Başvuranın makul süre içerisinde bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir
şekilde yargılanma hakkına, yargılama öncesi tutukluluk süresinin uzunluğuna ve 6.
madde kapsamındaki şikayetlere ilişkin etkili bir iç hukuk yolu bulunmamasına ilişkin
şikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;
2. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
3. Başvuranın yargılama öncesi tutukluluğunun uzun sürmesi nedeniyle AĐHS’nin 5/3
maddesinin ihlal edildiğine;
4. Başvuranın gözaltında bulunduğu sırada avukat yardımı alamaması nedeniyle
AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte okunduğunda 6/3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;
5. Başvuran aleyhindeki cezai yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1
maddesinin ihlal edildiğine;
6. AĐHS’nin 6. ve 13. maddeleri uyarınca yapılan diğer şikayetlerin esas yönünden ayrıca
incelenmesine gerek olmadığına;
7. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet
tarafından başvurana manevi tazminat olarak 10,600 Euro (on bin altı yüz Euro),
yargılama masraf ve giderleri için 2,500 Euro (iki bin beş yüz Euro) ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
8. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
Đşbu karar Đngilizce olarak hazırlanmış ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragrafları gereğince 15 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
10
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło