19180/03

WyrokETPCz2009-04-07ECLI:CE:ECHR:2009:0407JUD001918003

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego dotyczącego śmierci w areszcie i rzekomego złego traktowania naruszyła proceduralne aspekty art. 2 i 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że śledztwo i postępowanie karne w sprawie śmierci Haruna Çetina w areszcie były nieskuteczne. Stwierdzono istotne braki, takie jak niezgromadzenie kluczowych dowodów, brak przesłuchania ważnych świadków oraz nadmierna długość postępowania (ponad 15 lat i nadal w toku). Te uchybienia uniemożliwiły wyjaśnienie okoliczności śmierci i zidentyfikowanie oraz ukaranie odpowiedzialnych, co stanowiło naruszenie proceduralnych obowiązków państwa wynikających z art. 2 i 3 Konwencji.
Stan faktyczny
Harun Çetin został aresztowany 15 marca 1993 roku i zatrzymany. Następnego dnia zachorował i trafił do szpitala z krwiakiem podtwardówkowym spowodowanym urazem głowy. Zmarł 5 września 1993 roku w wieku 20 lat. Autopsja wykazała, że przyczyną śmierci była niewydolność oddechowa po urazie głowy. Współzatrzymany, Ö. Yüce, zeznał, że on i Harun Çetin byli bici przez policję. Postępowanie karne przeciwko dwóm funkcjonariuszom policji, oskarżonym o spowodowanie śmierci poprzez złe traktowanie, rozpoczęło się w 1994 roku i w momencie wydania wyroku ETPCz nadal było w toku.
Rozstrzygnięcie
Odrzuca zarzut wstępny Rządu dotyczący niewyczerpania krajowych środków odwoławczych. Uznaje skargę za dopuszczalną. Stwierdza naruszenie proceduralnych aspektów art. 2 i 3 Konwencji. Zasądza zadośćuczynienie pieniężne. Odrzuca pozostałe roszczenia skarżących dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

* ͞ ͞ ͞ ͞ ͞ ͞ ͞ ͞ ͞ ͑   CONSEIL DE   ௔ ͑   ௔ AVRUPA   AVRUPA   KONSEYĐ   KONSEYİ   COUNCIL   . L'EUROPE   O F E U R O P E   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   NAFİYE ÇETİN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE   (Başvuru no. 19180/03 )   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBIÎRG   Nisan 2009   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir.   Şekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Bu dava, Nafiye Çetiıı, Necat Çetin, Nezir Çetin, Adnan Çetin, Nuriye Kaymış ve Leman   Ekingen (“başvuranlar”) adlı altı T.C. vatandaşı tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 30   Nisan 2003 tarihinde, İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin   Sözleşme nin ( Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi - AÎHS”) 34. maddesi uyarınca yapılan   19180/03 numaralı başvuru sonucu görülmektedir.   Başvuranlar Diyarbakır Barosu avukatlarından S. Korkmaz, A. Süer ve I. Midyat   tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Sırasıyla 1929, 1972, 1956, 1966, 1963 ve 1953 doğumlu başvuranlardan Nezir Çetin   Diyarbakır’da, Adnan Çetin Şanlıurfa’da, geri kalan başvuranlar ise Mersin’de ikamet   etmektedirler.   Nafiye Çetin’in oğlu ve diğer başvuranların kardeşi olan Harun Çetin olaylar sırasında   İstanbul Üniversitesi ’nde öğrenciydi.   Harun Çetin 15 Mart 1993 tarihinde yakalanmış, arkadaşı Ö. Yüce ile beraber İstanbul   Üniversitesi Avcılar Kampüsü’ııde gözaltına alınmıştır. Bu sırada yanlarında molotofkokteyli   bulunmaktaydı.   Harun Çetiıı, tutulu bulundurulurken 16 Mart 1993 tarihinde fenalaşmış, Şişli Etfal   Hastanesi’ne kaldırılmıştır. Aynı tarihte Cerrahpaşa Hastanesine nakledilmiştir. Harun   Çetin’in bilinci açık değildi ve vücudunun çeşitli yerlerinde küçük bere ve sıyrıklar   bulunmaktaydı. Çekilen beyin röntgeni sonucunda, sağ fronto-temporo-parietal bölgede sert   zar altı kanaması tespit edilmiştir. Hemen ameliyata alınmış, hastanenin yoğun bakım   ünitesinde, anlaşıldığı üzere bilinci açılmadan, 9 Haziran 1993 tarihine kadar tutulmuştur.   Harun Çetin daha sonra önce Bakırköy Reanimasyon Klİniğİ’ne götürülmüş, buradan Taksim   Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne nakledilmiştir. Çetin burada 5 Eylül 1993 tarihinde 20   yaşındayken hayatım kaybetmiştir.   Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı’nm talebi üzerine, 8 Eylül 1993 tarihinde, Cerrahpaşa Tıp   Fakültesi’nde Harun Çetin’e otopsi yapılmıştır. 22 Aralık 1993 tarihinde düzenlenen otopsi   raporuna göre, ölüm sebebi, kafa travması nedeniyle maruz kalman sert zar altı beyin   kanamasını takiben, aktiften pasife transferi sonucu gelişen zatürreye bağlı solunum   yetmezliği olarak tespit edilmiştir.   Bu esnada, 16 Mart 1993 tarihinde, Ö. Yüce, polise ifade vermiş, ifadesinde, diğer   hususlar meyamnda, kendisi ve Harun Çetin’in hem kendilerini yakalayan polis memurları   hem de sorgulandıkları Avcılar Karakolu’nda görevli polis memurları tarafından   dövüldüklerini ve Harun Çetin’in mevcut sağlık durumuna bu dayağın neden olabileceğini   iddia etmiştir.   Cumhuriyet Savcısı, 3 Eylül 1993 ile 4 Ekim 1993 tarihleri arasında, Avcılar   Karakolu nda ve Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde görev yapan on bir polis   memurunun ifadesini almıştır.     Aralık 1993 tarihli bir iddianamede, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet   Savcısı, Avcılar Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde görev yapan komiser U.A.   ile aynı şubede görevli polis memuru I.H.’yi kötü muamele sonucu Harun Çetin’in kastı aşan   ölümüne sebebiyet vermekle suçlamıştır. Bu memurlar aynca Ö. Yüce’ye kötü muamelede   bulunmakla da suçlanmışlardır. Suçlamalar, Türk Ceza Kanunu’nun 452/1, 243/1 ve 243/2   maddelerine dayandırılmıştır.   Ocak 1994 tarihinde, sanık polis memurlan hakkında Bakırköy Ağır Ceza   Mahkemesi’nde dava açılmıştır. İlk duruşmanın 8 Nisan 1994 tarihinde görülmesine karar   verilmiştir.   Nisan 1994 ile 24 Şubat 2006 tarihleri arasmda otuz üç duruşma gerçekleştirilmiş, Ö.   Yüce’nin adresinin tespit edilmesi yönündeki pek çok usuli karara karşılık, şahsın adresi   belirlenememiştir.   Nisan 1994 tarihinde Nuriye Kaymış dışındaki başvuranlar davaya müdahil olarak   katılmışlardır.   Temmuz 1994 tarihli duruşmada mahkeme polis memurlarım dinlemiş, polisler   haklarındaki suçlamaları reddetmişlerdir,     Ekim 1994 tarihli bir dilekçe ile müdahil taraf mahkemeden ek soruşturma yapılmasını   talep etmiştir. Bu bağlamda, mahkemeden, müteveffanın tıbbi kayıtlarını istemesini ve   aralarında Harun Çetin’i muayene eden doktorlarla Harun Çetİn’in yakalanması ve tutulu   bulundurulmasına ilişkin resmi evraklarda ismi zikredilen polis memurlarıma olduğu birkaç   tanığı dinlemesini talep etmişlerdir.   Mahkeme 16 Mayıs 1995 tarihli duruşmada bu talepleri, davanın sonucuna etkisi   olmadıkları gerekçesiyle reddetmiştir.   Mahkeme 26 Ekim 2001 tarihli duruşmada, bulunamadığı için Ö. Yüce’yi dinlemekten   vazgeçmiştir. Ancak, 31 Mayıs 2002 tarihli bir sonraki duruşmada, Cumhuriyet Savcısı   soruşturma aşamasında Ö. Yüce’nin ifadesi ayrıntılı biçimde alınamadığı için, mahkemenin   Ö. Yüce’yi dinlemesinin Önemli olduğunu savunmuştur. Bu bağlamda, Cumhuriyet Savcısı,   Ö. Yüce’nin hem yakalanması sırasında hem karakolda dövüldüğünü iddia ettiğini ve Avcılar   Karakolu ile terörle mücadele şubesinin aynı bina içinde oldukları kaydetmiştir. Mahkeme   bunu kabul etmiştir.     Ekim 2005 tarihinde, bir kez daha, Ö. Yüce’nin bulunamaması nedeniyle   dinlenmemesine karar vermiştir. Aynı tarihte Cumhuriyet Savcısı esasa ilişkin görüşlerini   sunmuştur.   Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi 24 Şubat 2006 tarihinde, sanıkların, suçlu olduğunu itiraf   etmesi için Harun Çetin’e kötü muamelede bulunduklarına ve ölümüne sebebiyet verdiklerine   karar vermiştir. Polis memurları Türk Ceza Kanunu’nun 452/1 ve 59/2 maddeleri uyarınca altı   yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmışlardır. Mahkeme Ö. Yüce’nin kötü muamelesine ilişkin   davanın zamanaşımına uğraması nedeniyle düşürülmesine karar vermiştir.   Polis memurları temyize gitmiştir.   Başvuranlar, davanın uzamasının, zamanaşımına uğraması nedeniyle reddedilmesine   sebebiyet vereceğinden endişe etmeleri nedeniyle karan temyiz etmediklerini belirtmişlerdir.   Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 26 Şubat 2007 tarihinde yazılı görüşlerini sunmuş, aynca   yaklaşan zamanaşımına dikkat çekmiştir.   Yargıtay 9 Mayıs 2007 tarihinde;, sözkonusu olaylara ilişkin yeterli soruşturma   yapılmaması nedeniyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Bu bağlamda, ilk derece   mahkemesinin Ö. Yüce ile başvuranlann 28 Ekim 1994 tarihli dilekçelerinde bahsettikleri   tanıklan dinlemesi gerektiği kanısına varmıştır.   Dava 20 Haziran 2007 tarihinde Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’ne iade edilmiştir.   Mahkeme 21 Kasım 2007 tarihinde görülen duruşmada müteveffanın tıbbi raporlannm   alınmasına ve başvuranların 28 Ekim 1994 tarihli dilekçelerinde adı geçen iki şahsın   dinlenmesine karar vermiştir.   Dava halen derdesttir.   HUKUK   I. AÎHS’NİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuranlar, yetkili makamların, Harun Çetin’e işkence ederek ölümüne sebebiyet veren   polis memurları hakkmdaki ceza davasının makul bir süre içinde neticelendirilememesi   nedeniyle, Harun Çetin’in ölümüne ilişkin etkili bir soruşturma yürütmediklerinden şikayetçi   olmuşlardır. Başvuranlar AİHS’nİn 6. ve 13. maddelerini ileri sürmüşlerdir.   AİHM başvuranların şikayetinin AİHS’nin 2. ve 3. maddelerinin usuli bakımından   incelenmeleri gerektiği kanısındadır.   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   Hükümet başvuranların AİHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollannı   tüketmediklerini belirtmiştir. Bu bağlamda, sanık polis memurlan hakkmdaki ceza davasının   halen ulusal mahkemelerde derdest olduğunu savunmaktadır.   Başvuranlar bu savunmaya itiraz etmişlerdir.   AİHM, sanık polis memurlan hakkmdaki ceza davasının 1993 yıhnda açıldığını ve   başvuranlann sözkonusu davanın haddinden uzun sürdüğünü ve bu nedenle etkisiz kaldığım   savunarak AİHM’ye şikayetlerini sımduklan 30 Nisan 2003 tarihinde halen derdest olduğunu   gözlemlemiştir.   AİHM Hükümet m itirazının, başvuranların şikayetlerinin esasıyla yakından bağlantılı   lan soruşturmanın etkililiğine ılışkm meseleleri gündeme getirdiği kanısındadır. Hilkümefin   AİHM - v   ? °" ItimZ1 b^   anların şikâyetinin esası ile yakından ilişkili olduğundan,   AıHM on itirazı davanın esası ile birlikte incelemeye karar verir.   Başvuranların bu başlık altındaki şikayetlerinin AİHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası   çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığım kaydeden AİHM, başka bir gerekçe altında da   kabuledılemezlık unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir   niteliktedir.   B. Esaslar   1. Tarafların görüşleri   Hükümet, AİHM nin içtihadına atıfta bulunarak, ulusal düzeyde gerçekleştirilen   soruşturmanın, AİHS’nin koşullarıyla örîüştüğünü belirtmiştir. Bu bağlamda, otopsi   yapıldığını, Cumhuriyet Savcısı nin tanıkların ifadelerini aldıklarını ileri sürmüştür. Aynca   bunun ardından sanık polis memurları hakkında ceza davası açıldığını belirtmiştir. Bu   bağlamda, tüm çabalara karşın, ilk derece mahkemesinin kilit bir tanığı dinleyemediğini   kaydetmiştir.   Başvuranlar iddialarını sürdürmüşlerdir.   2. AİHM’nin değerlendirmesi   AİHM, AİHS’nin 2. ve 3. maddeleri kapsamındaki devletin usuii yükümlülüklerine ilişkin   kararlarında yeralan temel ilkeleri yineler (özellikle bkz. Ali ve Ayşe Duran - Türkiye,   Angeîova ve lliev —Bulgaristan, 55523/00, Ramsahai ve Diğerleri - Hollanda, BD, 52391/99,   McKerr - İngiltere, 28883/95, K.Ö. - Türkiye, 71795/01, Çamdereli - Türkiye, 28433/02 ve   Dölek - Türkiye, 39541/98). Bu davayı bu İlkeler ışığında inceleyecektir.   Mevcut davada AİHM, Cumhuriyet Savcılığının Harun Çetin'e kötü muamele edilmesi   ve ölümüne ilişkin bir soruşturma başlattığını gözlemler. Soruşturma, kötü muamele sonucu   kastı aşan adam öldürme suçundan iki polis memurunun yargılanmasına yol açmıştır. Dava   halen ilk derece mahkemesinde derdest durumdadır, öte yandan AÎHM, tarafların sunduğu   belgeleri inceledikten sonra, yetkili makamların, Harun Çetin’e kötü muamelede bulunulduğu   ve ardından ölümüne neden olunduğu iddialarına ilişkin soruşturmanın yapılış biçiminde   önemli eksiklikler olduğu kanısındadır.   Bu noksanlıklar arasında, AİHNfnin dikkatini özellikle, görevli savcının soruşturma   aşamasında davanın olaylarını tespit etmeye imkan verecek esas delilleri derlememiş olması   çekmiştir. Bu bağlamda, AİHM, savcının, olaya şahit olan ve meydana geldiği iddia edilen   kötü muamelenin mağduru Ö. Yüce’den ayrıntılı bir ifade almadığını kaydeder. Bu kişiden   fotoğraf gösterme, yüzleştirme ve benzeri yöntemlerle failleri teşhis etmesi hiç istenmemiştir.   Üstelik Ö. Yüce’nin polise verdiği kendisi ve Harun Çetin’in gözaltında dövüldükleri   yönündeki ifadesine karşılık, gözaltına alan memurlar hakkında cezai bir soruşturma   yapılmadığı gözlenmiştir. Son olarak, Cumhuriyet Savcısı, Harun Çetm’in yaralarının,   özellikle de otopside kaydedilen kafa travmasının oluştuğu gerçek koşullan tespit etmek için   gözaltına alınmaları sırasında orada olan veyahut olaylar meydana geldiği sırada karakolda   olan diğer olası tanıkların ifadelerini alma çabasında olmamıştır. Esasında, dava dosyasından,   savcının üstlendiği soruşturmanın, otopsi yapılmasını ve diğer bazı polis memurlarının   ifadelerinin alınmasını istemekten öteye gitmediği anlaşılmaktadır. AİHM, yukarıda belirtilen   unsurların, soruşturmanın bu kısmının güvenilirliği ve bütünlüğüne halel getirecek ciddi bir   zaafı ortaya çıkardığı görüşündedir.   AİHM’ye göre, Ön soruşturmadaki eksiklikler, onbeş yıldır derdest olan ceza davası   sırasında mahkeme tarafından da giderilmemiştir. AİHM, yargılamadaki gecikmenin bir   kısmının, davada hem tanık hem müşteki durumunda olan Ö. Yüce’nin hazır bulunmayışından   kaynaklandığım kabul eder. Öte yandan, bunun, yetkili makamlar önündeki yargılamanın   uzamış olmasını başlı başına haklı çıkardığı söylenemez. Aksine, Bakırköy Ağır Ceza   Mahkemesi’nin davayı zamanlıca sonuçlandırmak için gereken özeni göstermemesi,   yargılama öncesi soruşturmadaki noksanlarla birleştiğinde, davanın gereksiz yere uzamasına   neden olmuştur. Bu bağlamda, AİHM, düzensiz ve uzun aralıklarla 8 Nisan 1994 ile 24 Şubat   tarihleri arasında yapılan otuz üç duruşma boyunca, ilk derece mahkemesinin yalnızca   Ö. Yüce’nin ifadesine odaklandığını, davanın olaylarını aydınlığa kavuşturmak için başka   hususları araştırmadığım gözlemler. Bu süre boyunca sanık polis memurlan yalnızca bir kez   dinlenmiştir. Yargıtay’ın, davayı, soruşturmanın eksik yapılması nedeniyle makul süre içinde   bozup, iade etmesinin peşinden, ağır ceza mahkemesi 21 Kasım 2007 tarihinde müteveffanın   tıbbi kayıtlarını istemiş, olayların üzerinden on dört yıldan fazla bir süre geçtikten sonra tanık   olarak başka kişileri dinlemeye karar vermiştir. Bu koşullarda, ağır ceza mahkemesinin, bir   kimsenin gözaltında hayati tehlike oluşturan bir kafa travmasının ardından öldüğü bir davada   yeterli ivedilikle ve gerekli özeni göstererek makul süre içinde hareket ettiği sonucuna   varılamaz.   Ek olarak, AİHM, hakkında soruşturma yürütülen memurların görevden alınmalarının,   kanun dışı fiillere bulaşıldığı ya da bu fiillere müsamaha edildiği izleniminin oluşmasını   önlemek bakımından çok önemli olduğunu hatırlatır (bkz. Abdiiîsamet Yaman - Türkiye,   32446/96).   Yukarıda belirtilenler göz önünde bulundurulduğunda ve neredeyse on beş yıl sonra,   olayları aydınlığa kavuşturmak ve Harun Çetin’in gözaltmda maruz kaldığı iddia edilen kötü   muamelenin sorumlularını teşhis edip, cezalandırmak için başlatılan cezai yargılamanın halen   derdest durumda olduğu kaydedildiğinde, AİHM, Harun Çetİn’e yapıldığı iddia edilen kötü   muamelenin nedeni ve sorumluluğuna ilişkin etkili bir soruşturma yapıldığı biçiminde bir   değerlendirmeyi kabul edemez. Bu koşullarda, AİHM, AİHS’nin 2. ve 3. maddelerinin usul   yönünden ihlal edildiği sonucuna vanr. Buna göre Hükümet’İn ön itirazı reddedilmelidir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."   A. Tazminat ve yargılama giderleri   Mayıs 2008 tarihli görüşlerinde başvuranlar meblağ belirtmeden AİHM’den maddi ve   manevi tazminata hükmetmesini istemişlerdir. Maddi tazminata ilişkin olarak başvuranlar,   Harun Çetin’in hastaneye kaldırılıp tedavi altına alınması sırasında meydana gelen hastane   masrafları, yolculuk ve yaşam giderleriyle Harun Çetin'in ileride getireceği maddi destek   kaybı ve yargılama giderlerine atıfta bulunmuşlardır.   Hükümet AİHM den başvuranların maddi tazminat taleplerini reddetmesini istemiştir.   Başvuranların maruz kaldıklarım iddia ettikleri maddi zarara ilişkin olarak, AİHM, tespit   edilen ihlaller ile iddia konusu tıbbi masraflar, yolculuk ve yaşam giderleriyle Harun Çetin’in   ileride getireceği maddi destek kaybına ilişkin talep edilen dayanaksız maddi tazminat   arasında illiyet bağı görememektedir. Ayrıca, vasıfsız ve destekleyici delilden yoksun   oldukları göz Önünde bulundurarak, AİHM başvuranların yargılama giderleriyle ilgili   taleplerinin dayanaksız olduğu sonucuna varmıştır. Davanın koşullarını göz Önünde   bulundurarak, hakkaniyete uygun surette, Nafiye Çetin’e 10.000 EUR, diğer başvuranların her   birine ise 5.000’er EUR ödenmesine hükmetmiştir.   B, Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nm marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına   üç puanlık bir artışm eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE   1. Hükümet’in iç hukuk yollalımn tüketılmemesİne ilişkin itirazını esasla birleştirip   reddetmeye;   2. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   3. AİHS’nin 2. ve 3. maddelerinin usul bakımından ihlal edildiğine-,   4. (a) AİHS’nin 44. maddesi’nin 2. fıkrası gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç   ay içinde, Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara, izleyen meblağların, ödeme   tarihin.de geçerli olan döviz kuru üzerinden Savunmacı Hükümet in ulusal para birimine   çevrilmek üzere ödenmesine',   (i) Nafiye Çetin’e 10,000 EUR (on bin Euro), diğer başvuranların her birine 5.000’er   EUR (beş biner Euro) manevi tazminat ve   (ii) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek her türlü vergi;   (b) yukarıda belirtilen ttç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren Memenin   kadar, Avrupa Merkez Bankası’nm o dönem ıçm geçerli olan marjinal kredi kolay ıg   oranının Üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Başvuranların adil tatmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme îç Tüzüğü’ııün 77. maddesinin 2.   3. fikralan uyarınca 7 Nisan 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   Sally Dölle   Zabıt Katibi   Françoise Tulkens   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło