19374/03
WyrokETPCz2008-10-14ECLI:CE:ECHR:2008:1014JUD001937403
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy złe traktowanie (tortury) w areszcie policyjnym oraz nieskuteczność krajowego postępowania karnego przeciwko funkcjonariuszom policji, zakończonego umorzeniem z powodu przedawnienia, stanowiły naruszenie art. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obrażenia skarżących, potwierdzone raportami medycznymi i ustaleniami sądu krajowego, były wynikiem celowego złego traktowania przez policję w celu wymuszenia zeznań. Ze względu na powagę i okrucieństwo tych działań, ETPCz zakwalifikował je jako tortury w rozumieniu art. 3 Konwencji. Ponadto, Trybunał stwierdził, że postępowanie karne przeciwko funkcjonariuszom policji było nieskuteczne, ponieważ trwało nadmiernie długo (ponad pięć lat w pierwszej instancji) i ostatecznie zostało umorzone z powodu przedawnienia, co uniemożliwiło pociągnięcie sprawców do odpowiedzialności i podważyło odstraszający efekt prawa karnego.Stan faktyczny
Skarżący Erdoğan Yılmaz, Ayşe Yılmaz, Birsen Kaya oraz Süleyman Yeter (którego bliscy są pozostałymi skarżącymi) zostali zatrzymani w lutym 1997 roku pod zarzutem przynależności do organizacji terrorystycznej. W areszcie policyjnym byli poddawani różnym formom złego traktowania, w tym biciu, rażeniu prądem, podwieszaniu za ramiona, pozbawianiu snu i groźbom. Obrażenia zostały udokumentowane w raportach medycznych. Wszczęto postępowanie karne przeciwko funkcjonariuszom policji, które zakończyło się skazaniem czterech policjantów w pierwszej instancji, ale wyrok ten został uchylony przez Sąd Kasacyjny, a sprawa umorzona z powodu przedawnienia w 2004 roku. Süleyman Yeter zmarł w areszcie w 1999 roku podczas ponownego zatrzymania.Rozstrzygnięcie
Skarga jest dopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie proceduralnym. Zasądza na rzecz Erdoğan Yılmaz, Ayşe Yılmaz i Birsen Kaya po 15 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Zasądza na rzecz Sırma Yeter, Mustafa Yeter, Dursun Yeter i Ayşe (Yeter) Yumli łącznie 15 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Zasądza na rzecz skarżących łącznie 5 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ERDOĞAN YILMAZ VE DĐĞERLERĐ/TÜRKĐYE
(Baꢀvuru no. 19374/03)
KARAR
STRAZBURG Ekim 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USULĐ ĐꢀLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 19374/03 no’lu davanın nedeni T.C.
vatandaꢀları Erdoğan Yılmaz, Ayꢀe Yılmaz, Birsen Kaya, Sırma Yeter, Mustafa Yeter,
Dursun Yeter ve Ayꢀe (Yeter) Yumli’nin (“baꢀvuranlar”), Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne 30 Mayıs 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler
Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar, Đstanbul Barosu avukatlarından F.N. Ertekin, T. Ayçık ve K. Öztürk
tarafından temsil edilmiꢀtir.
OLAYLAR
I. DAVA KOꢀULLARI
Baꢀvuranlar sırasıyla 1960, 1955, 1974, 1924, 1955, 1957 ve 1970 doğumludur. Erdoğan
Yılmaz, Ayꢀe Yılmaz, ve Ayꢀe (Yeter) Yumli Đstanbul’da; Sırma Yeter ve Mustafa Yeter
Erzincan’da ve Dursun Yeter Nevnkirchen’de (Avusturya) ikamet etmektedir.
Baꢀvuranlar Sırma Yeter, Mustafa Yeter, Dursun Yeter ve Ayꢀe (Yeter) Yumli 7 Mart tarihinde vefat eden Süleyman Yeter’in yakınlarıdır.
Baꢀvuranlar, Süleyman Yeter’in 22 ꢁubat 1997 tarihinde Đstanbul’un Avcılar semtinde
sokakta yürürken polis memurlarınca yakalandığını ve yasadıꢀı silahlı bir örgüt olan Marksist
Leninist Komünist Parti’ye üye olduğu ꢀüphesi ile Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde göz
altına alındığını belirtmiꢀtir. Polis tarafından hazırlanan yakalama tutanağında Yeter’in sekiz
kiꢀi ile birlikte bir apartman dairesinde yakalandığı belirtilmektedir. Yakalama tutanağı,
yakalananların imzalarını içermemektedir.
Aynı gün Erdoğan Yılmaz, Birsen Kaya ve Ayꢀe Yılmaz polis tarafından evlerinde
yakalanmıꢀ, MLKP eylemlerine dahil oldukları ꢀüphesi ile Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde
göz altına alınmıꢀlardır.
Emniyet Müdürü, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Süleyman Yeter,
Erdoğan Yılmaz, Ayꢀe Yılmaz, Birsen Kaya ve diğer on dört kiꢀinin gözaltı süresinin
Savcısı’ndan 7 Mart 1997’ye kadar uzatılmasını istemiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı, gözaltı
süresini 15 gün uzatmıꢀtır. Ayrıca tutukluların her üç günde bir muayene edilmesi gerektiğini
belirtmiꢀtir.
Baꢀvuranlar Erdoğan Yılmaz, Ayꢀe Yılmaz ve Birsen Kaya ile Süleyman Yeter’in
gözaltında tutuldukları süre içerisinde çeꢀitli kötü muamelelere maruz kaldıkları iddia
edilmiꢀtir. Erdoğan Yılmaz’ın gözlerinin bağlandığı, dövüldüğü, kollarından asıldığı, elektrik
ꢀokuna maruz bırakıldığı, ayakta durmaya mecbur edildiği, yiyecek ve uykudan mahrum
bırakıldığı ve ölümle tehdit edildiği iddia edilmiꢀtir. Ayꢀe Yılmaz’ın gözlerinin bağlandığı,
dövüldüğü, cinsel taciz gördüğü, ayakta durmaya mecbur edildiği, zorla yüksek sesli müzik
dinletildiği, uyumasının engellendiği ve tehdit edildiği iddia edilmiꢀtir. Ayrıca Birsen
Kaya’nın gözlerinin bağlandığı, dövüldüğü, hakarete uğradığı, çıplak bırakıldığı, kollarından
asıldığı ve ayakta durmaya mecbur edildiği iddia edilmiꢀtir. Son olarak, Süleyman Yeter’in
gözlerinin bağlandığı, dövüldüğü, hakarete uğradığı, üzerine soğuk su tutulduğu, kollarından
asıldığı, zorla yüksek sesli müzik dinletildiği ve uyumasının engellendiği iddia edilmiꢀtir.
Baꢀvuran Erdoğan Yılmaz polis tarafından gözaltında tutulduğu süre içerisinde adli tıp
doktoru tarafından üç kez muayene edilmiꢀtir:
- 26 ꢁubat 1997 tarihli raporda, baꢀvuranın sağ dirseğinde 0,5 cm’lik bir yara ve sol
kürekkemiğinde 3 ila 4 cm’lik kabuk bağlamıꢀ bir yara olduğu kaydedilmiꢀtir.
- Baꢀvuranın ikinci muayenesi, 3 Mart 1997 tarihinde yapılmıꢀtır. Sol dirseğinde 1x1
cm’lik kabuk bağlamıꢀ bir yara, sırtında 1 x 2 cm’lik çeꢀitli hiperemik yaralar ve sağ
bileğinde 2 x 1 cm’lik çürüme kaydedilmiꢀtir.
- 6 Mart 1997 tarihinde yapılan üçüncü muayenede adli tıp doktoru, 3 Mart 1997
tarihli rapordaki bulguların halen görüldüğünü kaydetmiꢀtir. Ayrıca, baꢀvuranın
göğsünde sancı olduğunu gözlemlemiꢀtir.
Baꢀvuran Ayꢀe Yılmaz, sırasıyla 26 ꢁubat, 3 Mart ve 6 Mart 1997 tarihlerinde doktor
muayenesine götürülmüꢀtür. Đlk iki rapora göre, vücudunda kötü muamele izi
bulunmamaktadır. 6 Mart 1997 tarihli sağlık raporunda diğer tutuklularla birlikte muayene
edildiği belirtilmiꢀtir. Ancak, Ayꢀe Yılmaz’a iliꢀkin bir yorum bulunmamaktadır. Ayꢀe
Yılmaz, serbest bırakılmasını müteakiben, sağlık raporu almak için Đstanbul Đnsan Hakları
Vakfı’na baꢀvurmuꢀtur. 23 Ekim 1997 tarihinde hazırlanan raporda, baꢀvuranın bileklerinde
kabuk bağlamıꢀ yaralar bulunduğu, sağ dirseğinde ağrı olduğu, her iki kolunda da kabuk
bağlamıꢀ çok sayıda küçük yara bulunduğu kaydedilmiꢀtir.
Baꢀvuran Birsen Kaya da polis tarafından gözaltında tutulduğu süre içerisinde üç kez
muayene edilmiꢀtir.
- Vakıf Gureba Hastanesi doktoru tarafından hazırlanan 27 ꢁubat 1997 tarihli raporda
baꢀvuranın sol omzunda uyuꢀma olduğu ve sol elini kıpırdatamadığı kaydedilmiꢀtir.
- Đstanbul Adli Tıp Kurumu’nda hazırlanan 4 Mart 1997 tarihli raporda baꢀvuranın
sırtında 10 cm’lik kabuk bağlamıꢀ bir yara bulunduğu, sol kolunda ağrı ve uyuꢀma
olduğu ve sol elini kullanamadığı kaydedilmiꢀtir.
- 6 Mart 1997 tarihinde baꢀvuran bir kez daha Đstanbul Adli Tıp Kurumu’nda muayene
edilmiꢀtir. Sözkonusu tarihte hazırlanan raporda 4 Mart 1997 tarihinde kaydedilen
yaraların halen görüldüğü gözlemlenmiꢀtir.
Baꢀvuranlar Sırma Yeter, Mustafa Yeter, Dursun Yeter ve Ayꢀe (Yeter) Yumli’nin
yakını olan Süleyman Yeter de polis tarafından gözaltında tutulduğu süre içerisinde üç kez
muayene edilmiꢀtir:
- Đlk muayene Vakıf Gureba Hastanesi doktoru tarafından 27 ꢁubat 1997 tarihinde
yapılmıꢀtır. Doktor, sağ koltukaltının yan kısmında 5 cm’lik kabuk bağlamıꢀ bir yara
kaydetmiꢀtir.
- 3 Mart 1997 tarihli raporda, adli tıp doktoru Süleyman Yeter’in kollarında parmak
uçlarına kadar ulaꢀan ağrı ve uyuꢀma kaydetmiꢀtir. Ayrıca kürekkemiğinde ağrı
kaydetmiꢀtir. Üç gün süreli iꢀ görmezlik raporu vermiꢀtir.
- Farklı bir adli tıp doktorunca hazırlanan 6 Mart 1997 tarihli raporda her iki kolunda
da hareket kaybı ve sağ kürekkemiğinde 1 cm’lik çürüme kaydedilmiꢀtir. Mart 1997 tarihinde baꢀvuranlar Erdoğan Yılmaz, Ayꢀe Yılmaz, Birsen Kaya ve Sırma
Yeter ile Süleyman Yeter Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı önüne
çıkarılmıꢀtır. Haklarındaki suçlamaları reddetmiꢀlerdir. Aynı zamanda polis gözetimindeyken
maruz kaldıklarını iddia ettikleri muameleyi ayrıntılı olarak anlatmıꢀlardır. Süleyman Yeter,
kollarını oynatamadığı için ifadesini imzalayamamıꢀtır. Aynı gün Đstanbul Devlet Güvenlik
Mahkemesi hakimi Süleyman Yeter’in tutuklanmasına, baꢀvuranlar Erdoğan Yılmaz, Ayꢀe
Yılmaz ve Birsen Kaya’nın da tutuksuz olarak yargılanmalarına karar vermiꢀtir.
Süleyman Yeter 10 Mart 19997 tarihinde Fatih Cumhuriyet Savcısı’na gözaltında
kendisine iꢀkence yaptıklarını iddia ettiği polis memurları hakkında ꢀikayet sunmuꢀtur.
Cezaevi yetkilileri aracılığıyla sunduğu yazılı ifadesinde, kendisine yapılan iꢀkenceyi
ayrıntılarıyla anlatmıꢀtır.
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 17 Mart 1997 tarihinde, üç
baꢀvuran ile Süleyman Yeter’in gözaltında tutuldukları sırada polis memurlarının tutumlarıyla
ilgili ꢀikayetçi olan ifadeleriyle ilgili tıp raporlarını Fatih Cumhuriyet Savcısı’na göndermiꢀ,
gerekli soruꢀturmanın yürütülmesini talep etmiꢀtir.
Fatih Cumhuriyet Savcısı 31 Mart 1997 tarihinde, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden,
ꢀikayetçilerin gözaltında tutulmalarına iliꢀkin tüm belgeleri göndermesini talep etmiꢀtir.
Đstanbul Emniyet Müdürü 28 Mart 1997 ile 2 Nisan 1997 tarihlerinde Cumhuriyet
Savcısı’nın ꢀüphelileri yakalama iznini, yakalama tutanaklarını, vaka raporlarını, tıp
raporlarını ve olaya karıꢀan polis memurlarının isimlerini listesini sunmuꢀtur.
Fatih Cumhuriyet Savcısı 8 Mayıs 1997 tarihinde, 21 ꢁubat 1997 ile 6 Mart 1997 tarihleri
arasında görev baꢀında olan polis memurlarının ifadelerini almıꢀtır. 23 Haziran 1997
tarihinde, Türk Ceza Kanunu’nun 243. maddesiyle uyumlu olarak Đstanbul Cumhuriyet
Savcısı’nın sekiz polis memuru hakkında cezai kovuꢀturma baꢀlatmasını öneren bir rapor
hazırlamıꢀtır. Đstanbul Cumhuriyet Savcısı 4 Temmuz 1997 tarihinde sekiz polis memuru
hakkında Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne iddianame sunmuꢀ, polisleri Türk Ceza
Kanunu’nun 243. maddesiyle uyumlu olarak kötü muamelede bulunmakla suçlamıꢀtır.
Davada baꢀvuranlar Erdoğan Yılmaz ve Ayꢀe Yılmaz ꢀikayetçi olarak, Birsen Kaya ve
Süleyman Yeter ise müdahil taraf olarak yer almıꢀlardır.
Đlk duruꢀma 24 Ekim 1997 tarihinde görülmüꢀtür. Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Erdoğan
Yılmaz ve Ayꢀe Yılmaz’ı dinlemiꢀ, baꢀvuranlar polisin kendilerine uyguladıkları kötü
muameleyi anlatmıꢀlardır. Erdoğan Yılmaz kollarından askıya alındığını, hakarete uğradığını,
altı gün boyunca elleri bağlı halde kaldığını anlatmıꢀtır. Ayꢀe Yılmaz, gözaltının ilk beꢀ
gününde, gözlerinin bağlandığından, dövüldüğünden, tehdit edildiğinden, hakarete
uğradığından ve yüksek sesle müzik dinlemeye zorlandığından ꢀikayetçi olmuꢀtur. Hem
Erdoğan Yılmaz hem Ayꢀe Yılmaz onlara iꢀkence eden polis memurlarını teꢀhis
edebileceklerini ve polis memurlarından birinin ismini verebileceklerini belirtmiꢀlerdir. Aynı
gün, Süleyman Yeter’in Gebze Ağır Ceza Mahkemesi’nde istinabeyle alınan ifadesi
mahkemede okunmuꢀtur.
Sanık polis memurları 16 Aralık 1997 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne ilk kez
çıkmıꢀlar, avukatları olmadığından ifade vermeyi reddetmiꢀlerdir.
Biri haricinde tüm sanık polis memurları ve avukatları 7 Mayıs 1998 tarihinde
mahkemede hazır bulunmuꢀlardır. Zabıtlara göre kendilerine yöneltilen iddiaları
reddetmiꢀlerdir.
Mahkeme 7 Temmuz 1998 tarihinde, suçun niteliğine ve dava dosyasının içeriğine
dayanarak ve hepsinin daimi iꢀleri ve adresleri bulunduğunu göz önünde bulundurarak,
sanıkların tutuklanmaları talebini reddetmiꢀtir. Ekim 1998 tarihli duruꢀmada, tanıklardan biri, dinleyiciler içindeki bir kimseyi
kendisine iꢀkence yapan polislerden biri olarak teꢀhis etmiꢀtir. Bunun ardından, Cumhuriyet
Savcısı bu kiꢀi için ayrı bir iddianame sunmuꢀ, sanık sayısı sekizden dokuza yükselmiꢀtir.
Mahkeme 10 Aralık 1998 tarihinde baꢀvuran Birsen Kaya’nın ifadesini almıꢀ, Birsen
Kaya kollarından asıldığı ve cinsel tacize uğradığı yönünde ifade vermiꢀtir. Ayrıca kendisini
muayene eden doktorun tüm ꢀikayetlerini kaydetmediğini ileri sürmüꢀtür. ꢁikayette bulunmak
için ismini sorduğunda, doktor ismini vermemiꢀtir. Ayrıca, cezaevine dönerken, ismini
mahkemeye verdiği bir polisin onu tokatlayıp boğazını sıktığından ꢀikayetçi olmuꢀtur.
Mahkeme 2 Mart 1999 tarihli duruꢀmada, 29 Nisan 1999 tarihinde görülecek bir sonraki
duruꢀmada sanık polis memurlarıyla davacıları yüzleꢀtirmeye karar vermiꢀtir.
Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi 5 Mart 1999’da, bu esnada tutuklu
olarak yargılanırken serbest bırakılan Süleyman Yeter’i yakalamıꢀ, bir kez daha gözaltına
almıꢀtır. Süleyman Yeter 7 Mart 1999 tarihinde gözaltında hayatını kaybetmiꢀtir.1 Nisan 1999 tarihinde sanık polis memurları mahkemede hazır bulunmadıkları için
yüzleꢀme gerçekleꢀmemiꢀtir. Süleyman Yeter’in avukatı, Süleyman Yeter’in yakınları
baꢀvuranlar Sırma Yeter, Mustafa Yeter, Dursun Yeter ve Ayꢀe (Yeter) Yumli’nin davayı
devam ettirecekleri konusunda mahkemeyi bilgilendirmiꢀtir.
Polis memurları 1 Ekim 1999 tarihli duruꢀmada, 7 Mayıs 1998 tarihinden bu yana ilk kez
hazır bulunmuꢀlardır. Ancak mahkeme yüzleꢀmenin ertelenmesine karar vermiꢀtir.
Bir sonraki duruꢀma 23 Kasım 1999 tarihinde gerçekleꢀmiꢀtir. Polis memurları duruꢀmaya
gelmemiꢀlerdir.
Bu olaya iliꢀkin bir baꢀvuru AĐHM’de görülmeye devam etmektedir (baꢀvuru no. 33750/03, Yeter (Yumli) ve
diğerleri - Türkiye).
Davacılar, pek çok duruꢀma sırasında, polis memurlarının tutuklanmaları taleplerini
yinelemiꢀlerdir. Mahkeme dava dosyasının içeriğine iliꢀkin değiꢀiklik olmadığı gerekçesiyle
farklı bir karara varmasına gerek olmadığını gerekçe göstererek konuya iliꢀkin kararını
yinelemiꢀtir.
Cumhuriyet Savcısı 8 Temmuz 2002 tarihinde davanın esasına iliꢀkin görüꢀünü
sunmuꢀtur. Tanıkların ifadeleriyle tıp raporlarının, ꢀikayetçilerin sanık polis memurlarının
psikolojik ve fiziksel iꢀkencesine maruz kaldıkları iddialarını doğruladığını ileri sürmüꢀtür.
Bu nedenle mahkemenin bu polisleri Türk Ceza Kanunu’nun 243. maddesiyle uyumlu olarak
suçlu bulup mahkum etmesini talep etmiꢀtir.
Bu esnada, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 16 Ekim 2002 tarihinde, Erdoğan
Yılmaz, Ayꢀe Yılmaz ve Birsen Kaya’yı haklarındaki suçlardan beraat ettirmiꢀ, Süleyman
Yeter hakkındaki suçlamaları ise Süleyman Yeter öldüğü için düꢀürmüꢀtür.
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 2 Aralık 2002 tarihli duruꢀmada kararını vermiꢀtir. Polis
memurlarından beꢀini delil yetersizliğinden beraat ettirmiꢀtir. Ayrıca, dosyadaki delillere
dayanarak, geriye kalan Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’nde görevli
dört polisin, Erdoğan Yılmaz, Ayꢀe Yılmaz, Birsen Kaya ve Süleyman Yeter’e itirafta
bulunmaları için kasten kötü muamelede bulunduğunun tespit edildiği sonucuna varmıꢀtır.
Buna göre, mahkeme, her birini, Türk Ceza Kanunu’nun 243/1 maddesiyle uyumlu olarak bir
yıl iki ay hapis cezasına mahkum etmiꢀtir. Ayrıca üç ay on beꢀ gün kamu hizmetinden
mahrum edilmelerine karar vermiꢀtir. Ardından bu cezalar, Türk Ceza Kanunu’nun 59/2
maddesi uyarınca on bir ay yirmi gün hapis cezası ve iki ay yirmi yedi gün görevden
uzaklaꢀtırma biçiminde indirilmiꢀtir. Bunun peꢀinden mahkeme, sanıkların sabıka kaydı
olmaması ve hakimlerin yeniden suç iꢀlemeyeceklerine kanaat getirmiꢀ olmaları nedeniyle
yürütmenin durdurulmasına karar vermiꢀtir.
Yargıtay 1 Nisan 2004 tarihinde ağır ceza mahkemesinin polis memurlarından beꢀinin
beraati yönünde verdiği kararı onamıꢀtır. Öte yandan, suçun zaman aꢀımına uğradığını ve
buna göre haklarındaki cezai iꢀlemlerin devam etmemesi gerektiğini kaydederek diğer dört
sanığın mahkumiyet kararlarını bozmuꢀtur.
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 11 Kasım 2004 tarihinde Yargıtay’ın kararını izleyerek
polis memurları hakkındaki davayı düꢀürmüꢀtür.
Yargıtay 29 Kasım 2006 tarihinde müdahil tarafların itirazını reddetmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuranlar Erdoğan Yılmaz, Ayꢀe Yılmaz ve Birsen Kaya gözaltında maruz kaldıkları
muameleden ve bunu takip eden ve zaman aꢀımına uğradığı için düꢀürülen kovuꢀturmanın
etkisizliğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur. Geriye kalan baꢀvuranlar yakınları Süleyman Yeter’le ilgili
aynı iddiaları ileri sürmüꢀlerdir. Baꢀvuranlar ꢀikayetleriyle ilgili olarak AĐHS’nin 3. ve 13.
maddelerine dayanmıꢀlardır.
AĐHM bu ꢀikayetlerin yalnız 3. madde açısından incelenmesi gerektiği kanısındadır.
Hükümet iddialara itiraz etmiꢀtir.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin
Hükümet baꢀvurunun iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi
gerektiğini savunmuꢀtur. Bu bağlamda, baꢀvuranların maruz kaldıklarını iddia ettikleri zararın
telafi edilmesi için idare mahkemelerinde tazminat davası açabileceklerini ifade etmiꢀtir.
AĐHM benzer davalarda Hükümet’in ön itirazını inceleyip reddettiğini yineler (özellikle
bkz. Karayiğit - Türkiye, 63181/00). Mevcut davada, o davada elde ettiği sonuçlardan
sapmasını gerektirecek özel koꢀullar tespit edememiꢀtir. Buna göre, Hükümet’in ön itirazını
reddeder.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu ꢀikayetin dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. 3. maddenin esası açısından Devlet’in sorumluluğu
Erdoğan Yılmaz, Ayꢀe Yılmaz ve Birsen Kaya gözaltındayken iꢀkenceye uğradıklarını
iddia etmiꢀlerdir. Geriye kalan baꢀvuranlar da yakınları Süleyman Yeter’le ilgili aynı
ꢀikayette bulunmuꢀlardır.
Hükümet AĐHS’nin 3. maddesinin esasına iliꢀkin bir yorumda bulunmamıꢀtır.
AĐHM, 3. maddeye iliꢀkin kararlarında ortaya konan temel ilkeleri yineler (özellikle bkz.
Ivan Vasilev - Bulgaristan, 48130/99; Yavuz - Türkiye, 67137/01; Emirhan Yıldız ve Diğerleri
- Türkiye, 61898/00; Diri - Türkiye; 68351/01). Mevcut davayı bu ilkeler ıꢀığında
inceleyecektir.
AĐHM, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin delillerle ilgili bilgilere vakıf olduktan ve
davayı inceledikten sonra, 2 Aralık 2002 tarihli kararında, Erdoğan Yılmaz, Ayꢀe Yılmaz,
Birsen Kaya ve Süleyman Yeter’in Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele
ꢁubesi’nde görevli dört polis memurunun kötü muamelesine uğradıklarına karar verdiğini
gözlemler. Mahkeme, ayrıca, bu polisleri Türk Ceza Kanunu’nun 243. maddesi uyarınca
mahkum ederken, polis memurlarının itiraf almak için kasten böyle muamelede bulundukları
kanısına varmıꢀtır. AĐHM ayrıca, baꢀvuranların iddialarının elektrik ꢀoku, kollardan askıya
alınma ve dövülmeyi de kapsadığını kaydeder. Bu iddialar, yerel mahkeme kararıyla da
pekiꢀtirildiği üzere tıp raporlarıyla desteklenmektedir. Bu koꢀullarda, AĐHM, Erdoğan
Yılmaz, Ayꢀe Yılmaz, Birsen Kaya ve Süleyman Yeter’in vücudunda gözlemlenen
yaralanmaların, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi görevlilerinin
sorumluluğunu taꢀıdığı bir kötü muamele biçimi olarak değerlendirilebileceği sonucuna varır.
AĐHM, sözkonusu muamelenin ciddiliğine iliꢀkin olarak, bu çerçevedeki içtihadı
kapsamında (diğerlerinin yanısıra bkz. Selmouni - Fransa [BD], 25803/94), belirli bir kötü
muamele biçiminin iꢀkence olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğini belirlemek için, 3.
maddede atıfta bulunulan iꢀkence, insanlık dıꢀı muamele ve onur kırıcı muamele kavramları
arasındaki ayrımı göz önünde bulundurmalıdır. AĐHS’nin bu ayrım yoluyla çok ciddi ve
zalimce bir ıstıraba neden olacak kasten ve insanlık dıꢀı bir muameleye özel bir kusur
atfetmesi gerektiğinin beklendiği anlaꢀılmaktadır.
AĐHM, bu bağlamda, ꢀikayet konusu muamelenin polis memurları tarafından
baꢀvuranlardan itiraf almak amacıyla kasten uygulandığı kanısındadır. Bu koꢀullarda, AĐHM,
bu eylemin özellikle ciddi ve zalimce ve büyük acı ve ıstıraba neden olabilecek nitelikte
olduğu kanısına varır. Bu nedenle, bu kötü muamelenin AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde
iꢀkenceye eꢀdeğer olduğu sonucuna varır.
Buna göre AĐHS’nin 3. maddesi esastan ihlal edilmiꢀtir.
2. 3. maddenin usul yönü açısından Devlet’in sorumluluğu
Baꢀvuranlar polis memurları hakkındaki cezai kovuꢀturmanın etkili bir baꢀvuru yolu
olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüꢀtür. Ayrıca sanık memurlara disiplin yaptırımı
uygulanmadığını ifade etmiꢀlerdir.
Hükümet, polis memurlarının yargılanmalarının AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında bu
maddede varolan usuli yükümlülükleri karꢀıladığını ileri sürmüꢀtür.
AĐHM, bireylerin, polisin veya Devlet’in diğer memurlarının yasadıꢀı olarak ve 3. madde
ihlal edilerek kötü muamelesine maruz kaldıkları biçiminde savunulabilir bir iddia öne
sürdüklerinde, 3. maddenin, Devlet’in AĐHS’nin 1. maddesi kapsamındaki “... kendi yetki
alanı içinde bulunan herkese bu Sözleꢀme’de ... açıklanan hak ve özgürlükleri tanıma” genel
yükümlülüğüyle bağlantılı olarak okunduğunda, üstü kapalı olarak etkili ve resmi bir
soruꢀturmanın yapılmasını gerektirdiğini yineler (bkz. Assenov ve Diğerleri - Bulgaristan).
AĐHM’nin içtihadının belirlediği etkililik tanımının asgari standartları, soruꢀturmanın
bağımsız, tarafsız ve duruꢀmaların aleni olması ile yetkili makamların örnek bir titizlikle
hareket etmeleri koꢀullarını içerir (bkz. Çelik ve Đmret - Türkiye, 44093/98).
Bu bağlamda makul derecede ivedililik ve özen gereği zımni olarak kendini
göstermektedir Belirli bir durumda, soruꢀturmada ilerlemeyi önleyecek engeller ve güçlükler
olabilir, ancak, yetkililerin hızlı hareket etmesi, gayrımeꢀru eylemlere göz yumulduğu veya
suç ortaklığı yapıldığı izleniminin oluꢀmaması ve kamuoyunun meꢀruiyet ilkesine güveninin
devam etmesi açısından ꢀarttır. (bkz. Batı ve Diğerleri).
AĐHM, Devlet’in memurlarının 3. maddeyi ihlal eden suçlarla suçlandıklarında, cezai
yargılama ve cezalandırmanın zaman aꢀımına uğramaması ile af çıkarılması ve bağıꢀlamanın
müsaade edilmemesi gerektiğini yeniden teyit eder (bkz. Yeꢀil ve Sevim - Türkiye, 34738/04).
Mevcut davada, AĐHM, baꢀvuranların kötü muamele ꢀikayetlerini takiben, 1997 yılının
Mart ayında, Cumhuriyet Savcısı’nın ivedi bir soruꢀturma baꢀlattığını ve bu soruꢀturmanın
dokuz polis memurunun kötü muamele suçundan yargılanmasına yol açtığını gözlemler. Öte
yandan, 2006 yılında, memurlar hakkındaki dava zamanaꢀımına uğradığı için düꢀürülmüꢀtür.
AĐHM, öncelikle, Cumhuriyet Savcısı’nın 4 Temmuz 1997 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza
Mahkemesi’ne iddianame sunmasına karꢀın, ilk derece mahkemesinin 2 Aralık 2002
tarihinde, yaklaꢀık beꢀ yıl beꢀ ay sonra karar verdiğini kaydeder. AĐHM’ye göre, yargılamanın
süresi haddinden uzundur ve Hükümet bu durum için herhangi bir açıklama yapmamıꢀtır.
Ağır ceza mahkemesinin yargılama sonunda dört polisi iꢀkenceden suçlu bulmasına karꢀın,
dava, beꢀ yıllık yasal süre aꢀımının dolması nedeniyle düꢀmüꢀtür. Bu bağlamda, AĐHM, daha
önceki birkaç davada elde ettiği, Türk ceza kanunu sisteminin sıkı olmaktan çok uzak olduğu
ve zamanaꢀımına uğradığı için devlet memurları hakkında açılan ceza davalarının düꢀmesi
durumunda, bu memurların iꢀlediği yasadıꢀı eylemlerin etkili biçimde önlenmesini
sağlayabilecek caydırıcı etkisinin bulunmadığı tespitlerini yineler (diğerlerinin yanı sıra bkz.
Yeꢀil ve Sevim ve Hüseyin Esen - Türkiye, 49048/99). AĐHM mevcut davada farklı bir sonuca
ulaꢀması için bir neden olmadığı sonucuna varmıꢀtır.
Yukarıdakiler ıꢀığında, AĐHM, polis memurları hakkındaki cezai yargılamanın uygun
olarak değerlendirilebileceği ve bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi kapsamındaki Devlet’in
usuli yükümlülüklerinin ihlal edildiği kanısındadır.
Dolayısıyla 3. madde usul yönünden ihlal edilmiꢀtir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder. ”
A. Tazminat
Baꢀvuranlar, maddi tazminat talep etmiꢀler ancak meblağı AĐHM’nin takdirine
bırakmıꢀlardır. Ayrıca, maruz kaldıkları acı ve üzüntü için, manevi tazminat olarak izleyen
meblağları talep etmiꢀlerdir:
-
-
-
-
Erdoğan Yılmaz için 100.000 Euro (EUR);
Ayꢀe Yılmaz için 40.000 EUR;
Birsen Kaya için 30.000 EUR;
Süleyman Yeter’in yakınları Sırma Yeter, Mustafa Yeter, Dursun Yeter ve Ayꢀe
(Yeter) Yumli için ortaklaꢀa 80.000 EUR.
Hükümet bu meblağların haddinden yüksek olduğu kanısındadır.
AĐHM, tespit edilen ihlal ile oluꢀtuğu iddia edilen maddi zarar arasında bir illiyet bağı
görememektedir; bu nedenle bu talebi reddeder. Öte yandan, manevi zarar için tazminata
hükmedilmesi gereklidir. AĐHM, mevcut davada tespit edilen ihlalin niteliğini göz önünde
bulundurarak, hakkaniyete uygun surette, Erdoğan Yılmaz, Ayꢀe Yılmaz ve Birsen Kaya’ya
15.000’er EUR, Sırma Yeter, Mustafa Yeter, Dursun Yeter ve Ayꢀe (Yeter) Yumli’ye ise
ortaklaꢀa 15.000 EUR ödenmesine karar verir.
B. Yargılama giderleri
Baꢀvuranlar ayrıca ulusal takibatlardan doğan yargılama gideri için 7340 EUR, AĐHM’de
açılan takibatlardan doğan yargılama gideri için ise 26.823 EUR talep etmiꢀlerdir.
Baꢀvuranlar taleplerini Đstanbul Barosu’nun ücret çizelgesine dayandırmıꢀlardır. Ayrıca
avukatlık ücreti anlaꢀması sunmuꢀlardır.
Hükümet talep edilen meblağlara itiraz etmiꢀtir.
AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı
ve makul bir meblağ olduğu takdirde baꢀvurana geri ödenir. Bu davada, AĐHM, sahip olduğu
bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ıꢀığında, ulusal takibatlardan doğan yargılama giderinin
karꢀılanması talebini reddetmiꢀ ve baꢀvuranlara, AĐHM’de açılan takibatlar için ortaklaꢀa EUR tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıꢀtır.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına
üç puanlık bir artıꢀın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiꢀtir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 3. maddesinin hem esastan hem de usul yönünden ihlal edildiğine;
3. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. fıkrası gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek
üzere, Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvuranlara izleyen meblağların ödenmesine;
(i)
Erdoğan Yılmaz, Ayꢀe Yılmaz ve Birsen Kaya için, miktara yansıtılabilecek
her türlü vergi ile birlikte 15.000’er EUR (on beꢀ biner Euro) manevi tazminat;
Sırma Yeter, Mustafa Yeter, Dursun Yeter ve Ayꢀe (Yeter) Yumli için, miktara
yansıtılabilecek her türlü vergi ile birlikte ortaklaꢀa 15.000 EUR (on beꢀ bin
Euro) manevi tazminat;
(ii)
(iii) Baꢀvuranlara yargılama gideri olarak, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi
ile birlikte ortaklaꢀa 5000 EUR (beꢀ bin euro);
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı
oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Baꢀvuranların adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerinin reddedilmesine
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. maddesi’nin 2. ve
3. fıkraları uyarınca 14 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
Sally Dollé
Zabıt Katibi
Françoise Tulkens
Baꢀkan
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło