19462/04

WyrokETPCz2008-04-29ECLI:CE:ECHR:2008:0429JUD001946204

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak publicznej rozprawy w postępowaniu o odszkodowanie za niesłuszne aresztowanie naruszył prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy przewlekłość postępowania o odszkodowanie naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy brak możliwości ustosunkowania się do opinii prokuratora naruszył prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy wysokość odszkodowania za niesłuszne aresztowanie i brak odsetek stanowiły naruszenie art. 13 lub art. 1 Protokołu nr 1?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że publiczna rozprawa jest podstawową zasadą art. 6 ust. 1 Konwencji, chroniącą przed brakiem publicznej kontroli wymiaru sprawiedliwości i budującą zaufanie do sądów. Chociaż obowiązek przeprowadzenia rozprawy nie jest absolutny, w sprawach o odszkodowanie za niesłuszne aresztowanie, gdzie skarżący ma możliwość osobistego przedstawienia swojej sytuacji i cierpienia, publiczna rozprawa jest kluczowa. W niniejszej sprawie, przesłuchanie skarżącego trzykrotnie przez sędziego sprawozdawcę, bez obecności pozostałych sędziów, prokuratora i strony przeciwnej, nie spełniało wymogu publicznej rozprawy, co naruszyło art. 6 ust. 1. W kwestii przewlekłości, Trybunał uznał, że postępowanie trwało około 4 lata i 8 miesięcy w dwóch instancjach, co nie było nadmierne, biorąc pod uwagę złożoność sprawy wymagającej opinii biegłych oraz staranność władz krajowych. Co do opinii prokuratora, Trybunał zauważył, że choć początkowo skarżący nie miał możliwości ustosunkowania się do pierwszej opinii, to po uchyleniu wyroku przez Sąd Kasacyjny, w ponownym postępowaniu, skarżący został poinformowany o drugiej opinii prokuratora i miał możliwość odpowiedzi, co wyeliminowało naruszenie.
Stan faktyczny
Skarżący, Şahin Karakoç, został aresztowany w 1996 roku w związku z podejrzeniem udziału w "Masakrze w Başbağlar" z 1993 roku i przetrzymywany w areszcie przez 384 dni, po czym został uniewinniony w 1997 roku. W 1999 roku wniósł pozew o odszkodowanie za niesłuszne aresztowanie, domagając się odszkodowania materialnego i niematerialnego. Sądy krajowe przyznały mu odszkodowanie materialne i niematerialne, jednak skarżący kwestionował jego wysokość, brak odsetek oraz sposób prowadzenia postępowania, w tym brak publicznej rozprawy i możliwości ustosunkowania się do opinii prokuratora.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednomyślnie: 1. Uznaje skargi dotyczące art. 6 ust. 1 Konwencji za dopuszczalne, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdza brak naruszenia art. 6 ust. 1 w zakresie przewlekłości postępowania. 3. Stwierdza brak naruszenia art. 6 ust. 1 w zakresie braku możliwości ustosunkowania się do pisemnej opinii prokuratora. 4. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 w zakresie braku publicznej rozprawy. 5. Uznaje stwierdzenie naruszenia za wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. 6. Zasądza na rzecz skarżącego 1000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 7. Oddala pozostałe żądania zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   A V R U P A   OF E U R O P E   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ꢀAHĐN KARAKOÇ – TÜRKĐYE   (Baꢁvuru no. 19462/04)   KARAR   STRAZBURG   Nisan 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 19462/04 baꢀvuru numaralı davanın nedeni T.C.   vatandaꢀı ꢁahin Karakoç’un (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 16 Nisan   tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesinin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi uyarınca   yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M.A. Kırdök, M. Kırdök ve M. Hanbayat   tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran 1957 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Baꢀvuranın sunduğu ꢀekliyle dava olayları aꢀağıda olduğu gibi özetlenebilir:   Temmuz 1993 tarihinde, Erzincan’ın Baꢀbağlar köyüne teröristler tarafından baskın   yapılmıꢀtır. Teröristler çok sayıda evi yakmıꢀ ve 33 köylüyü öldürmüꢀlerdir. Komꢀu köyde   yaꢀayan baꢀvuranın, “Baꢀbağlar Katliamı” olarak anılan olaya karıꢀtığından ꢀüphelenilmiꢀtir.   Baꢀvuran ve yirmi diğer kiꢀi, Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca   suçlanmıꢀlardır.   Ocak 1996 tarihinde baꢀvuran yakalanmıꢀ ve tutuklanmıꢀtır. 18 ꢁubat 1997   tarihinde, Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranın tutuksuz yargılanmasına karar   vermiꢀtir.   Ekim 1997 tarihinde, baꢀvuran beraat etmiꢀtir.   ꢁubat 1999 tarihinde, baꢀvuran, 466 sayılı Kanun uyarınca Bakırköy Ağır Ceza   Mahkemesi’nde Hazine hakkında dava açmıꢀ ve 1.000.000.0001 Türk Lirası maddi tazminat   ve 24 Ocak 1996 ve 18 ꢁubat 1997 tarihleri arasındaki haksız tutukluluğuna karꢀılık   4.000.000.0002 Türk Lirası manevi tazminat talebinde bulunmuꢀtur.   Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, üyelerinden birini davanın soruꢀturmasını yapmak ve   rapor düzenlemek üzere naip hakim olarak atamıꢀtır. 8 haziran ve 12 Ekim 2000 tarihlerinde   baꢀvuranın tanıklığı naip hakim tarafından dinlenmiꢀtir. Baꢀvuran, söz konusu dönemde   düzenli bir iꢀi olmadığını; ancak, gayri resmi olarak yılın altı ayı yerel çiftçilerden peynir   toplayarak bir mandıracı adına çalıꢀtığını ve karꢀılığında kendisine aylık 100.000.0003 Türk   Lirası ödendiğini ifade etmiꢀtir.   Kasım 2001 tarihinde, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın 384 günlük   haksız tutuklu yargılama süresinin tazminata hak kazandırdığı kararını vermiꢀtir. Mahkeme,   Yaklaꢀık 2.602 Euro   Yaklaꢀık 10.410 Euro   Yaklaꢀık 1.358 Amerikan Doları   kararında, baꢀvuranın avukatı tarafından ortaya konan tüm ꢀikayetleri, naip hakimin   raporunun içeriğini ve Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı görüꢀlerini dikkate almıꢀtır. Mahkeme,   ayrıca, dönemin asgari ücretine ve baꢀvuranın gelir kaybını 168.114.0004 TL olarak tespit   eden bilirkiꢀi raporuna atıfta bulunmuꢀtur. Mahkeme bilirkiꢀi raporuyla aynı doğrultuda karar   vermiꢀ ve baꢀvurana 168.114.000 TL maddi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir. Mahkeme,   baꢀvuranın ekonomik ve sosyal durumunu, hakkındaki suçlamaların ciddiyetini, tutuklu   olarak geçirdiği süreyi ve gördüğü manevi zararın yoğunluğunu dikkate alarak baꢀvurana ek   olarak 1.000.000.0005 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   Baꢀvuranın avukatı kararı temyiz etmiꢀ ve manevi tazminat miktarının baꢀvuranın   haksız tutukluluğu ve sonrasında gördüğü zararı telafi etmeye yeterli olmadığını iddia   etmiꢀtir. Baꢀvuranın avukatı, ayrıca, yargılamanın süresini göz önünde bulundurarak   mahkeme tarafından ödenmesine karar verilen maddi tazminatın da yeterli olmadığını ileri   sürmüꢀtür. Ayrıca, Hükmedilen tazminat için faiz uygulanmamasından da ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Mart 2002 tarihinde, Yargıtay, baꢀvuranın iddialarının, cevap vermesi için davalı   tarafa tebliğ edilmediği gerekçesiyle kararı bozmuꢀtur.   Dava Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden baꢀlamıꢀtır. 18 Eylül 2002   tarihinde, naip hakim, önceki ifadelerini yineleyen ve aylık 100.000.000 TL alan baꢀvuranın   tanıklığını dinlemiꢀtir. Yeni bir bilirkiꢀi raporu, söz konusu dönemde yürürlükte olan net   asgari ücrete dayanarak, baꢀvuranın gelir kaybını 113.266.9746 TL olarak tespit etmiꢀtir.   Ekim 2002 tarihinde, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvurana 113.266.974 TL   maddi tazminat ve 2.000.000.0007 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   Mahkeme, baꢀvuranın, 466 sayılı Kanun tarafından kapsam içine alınmayan faiz talebini   kabul etmemiꢀtir.   Ocak 2003 tarihinde, baꢀvuran temyiz etmiꢀtir.   Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı görüꢀü Yargıtay’a sunulmuꢀ ve baꢀvurana bildirilmiꢀtir.   Ekim 2003 tarihinde, Yargıtay, yargılama giderlerine iliꢀkin küçük bir değiꢀiklikle   birlikte Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını onamıꢀtır.   Ekim 2004 tarihinde, baꢀvurana, 2.113.266.9748 Türk Lirası artı 21 Ekim 2002   tarihinden itibaren iꢀleyen yasal faiz olarak 1.233.300.0009 Türk Lirası ödenmiꢀtir.   HUKUK   Yaklaꢀık 121 Euro   Yaklaꢀık 723 Euro   24 Ocak 1996 ve 31 Temmuz 1996 tarihleri arasında günlük net 193.422 Türk Lirası (ortalama 2.5 Amerikan   Doları); 1 Ağustos 1996 ve 31 Aralık 1996 tarihleri arasında günlük net 377,994 Türk Lirası (ortalama 3.9   Amerikan Doları); 1Ocak 1997 ve 18 ꢁubat 1997 tarihleri arasında günlük net 389,244 Türk Lirası (ortalama 3.3   Amerikan Doları). Ortalama olarak günlük 3.2 Amerikan Doları.   Yaklaꢀık 70 Euro   Yaklaꢀık 1.234 Euro   Yaklaꢀık 1.200 Euro   I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, yargılama süresinin, AĐHS’nin 6/1 maddesinde ortaya konan “makul süre”   ꢀartıyla uyumlu olmadığı konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. Yine aynı hüküm uyarınca, davasının   açık olarak görülmediğini ve Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı görüꢀünün kendisine   bildirilmediğini ve bunların sonucunda davanın hakkaniyete uygun olarak görülmesi   hakkından yoksun bırakıldığını iddia etmiꢀtir.   6/1 maddenin ilgili kısmı ꢀöyledir:   “Herkes, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar ... konusunda karar verecek olan ... bir   mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir.”   A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin   Hükümet, baꢀvuranın 23 Nisan 2004 tarihinde, yani Yargıtay’ın nihai kararından altı   ay iki gün sonra, baꢀvuru yaptığını iddia etmiꢀtir. Hükümet, baꢀvurunun, AĐHS’nin 35/1   maddesinde yer alan altı ay kuralına uymadığı gerekçesiyle kabuledilemez bulunması   gerektiğini belirtmiꢀtir.   Ancak, AĐHM, Hükümet tarafından belirtilen tarihin esasında Mahkeme Katipliği   tarafından baꢀvurunun kaydedildiği tarih olduğunu; öte yandan, baꢀvuru formlarını içeren   zarfın üzerine damgalanan tarihin zarfın 16 Nisan 2004 tarihinde postalandığını gösterdiğini   gözlemlemiꢀtir. Dolayısıyla, AĐHM, baꢀvuranın baꢀvurusunu altı ay süresi içinde yaptığı   kararını vermiꢀtir (bkz., Yıldız ve Taꢀ – Türkiye (no. 4), no. 3847/02, 19 Aralık 2006).   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bu ꢀikayetlerin dayanaktan yoksun   olmadığını ekleyen AĐHM, ayrıca, ꢀikayetlerin baꢀka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru taꢀımadığını tespit etmiꢀtir. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir   niteliktedir.   B. Esas   1. Yargılama süresine iliꢀkin iddia   Baꢀvuran, hukuk davasının süresinin AĐHS’ye aykırı olarak aꢀırı olduğu konusunda   ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Hükümet bu iddiayı reddetmiꢀtir.   Dikkate alınması gereken süreç 12 ꢁubat 1999 tarihinde baꢀlamıꢀ ve 21 Ekim 2003   tarihinde sona ermiꢀtir. Dolayısıyla, sonucunda dört karar verilen iki aꢀamalı bir yargıda   yaklaꢀık dört yıl sekiz ay sürmüꢀtür.   AĐHM, söz konusu sürenin makullüğünü davanın ꢀartları ıꢀığında, AĐHM içtihadında   yer alan ölçütleri ve özellikle de davanın karmaꢀıklığını, baꢀvuran ve ilgili mercilerin   tutumunu ve baꢀvuran için davada neyin tehlikede olduğunu dikkate alarak inceleyecektir.   (bkz. diğer birçok içtihat arasında, Frydlender – Fransa [BD], no. 30979/96 ve Humen –   Polonya [BD], no. 26614/95, 15 Ekim 1999).   AĐHM, talebin tespitinin bilirkiꢀi incelemesi gerektirdiğini göz önünde bulundurarak   davanın yapısının karmaꢀık olduğunu gözlemlemiꢀtir.   AĐHM, yargı mercilerinin tutumu hususunda, dikkate alınan süreç zarfında, davanın   iki aꢀamalı bir yargıda görüldüğünü ve toplam dört karar verildiğini gözlemlemiꢀtir. Đlk   derece mahkemesi, kararını, iki bilirkiꢀi raporuna ve üç kere tanıklığı dinlenen baꢀvuranın   ifadelerine dayandırmıꢀtır. Mahkeme, dava dosyasını düzenli olarak incelemiꢀ ve yargılamada   aꢀırı bir gecikme yaꢀanmamıꢀtır. Dolayısıyla, AĐHM, yetkililerin, baꢀvuranın davasının   görülmesinde gerekli özeni gösterdiklerini değerlendirmiꢀtir.   AĐHM, yukarıda belirtilenler karꢀısında ve yargılamanın toplam süresini dikkate   alarak, yargılama süresine iliꢀkin ꢀikayet hususunda AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal   edilmediği kararını vermiꢀtir.   2. Duruꢀma düzenlenmemesine iliꢀkin iddia   Baꢀvurana göre, çekiꢀmeli yargı kapsamında, davası zorunlu sözlü duruꢀma   gerektirmektedir. Naip hakim tarafından tanıklığının dinlendiği üç seferin de bilgi toplamak   amaçlı olduğunu eklemiꢀtir. Bu sırada Cumhuriyet Savcısı ve davalının hazır olmaması,   baꢀvuranı, 6/1 maddeye aykırı olarak, onların görüꢀlerine itiraz etme imkanından yoksun   bırakmıꢀtır.   Hükümet, 466 sayılı Kanun’un tazminat talepleriyle ilgilenmek için hızlı bir yol   sunmayı amaçladığını ifade etmiꢀtir. Bu tip davalarda kural olarak duruꢀma düzenlenmese de,   Haziran 2000, 12 Ekim 2000 ve 10 Eylül 2002 tarihlerinde mahkeme tarafından tanıklığı   dinlenen ve görüꢀlerini açıklama imkanını tanınan baꢀvuranın durumunda olduğu gibi istisna   durumlar söz konusudur.   AĐHM duruꢀmaların kamuya açık olarak yapılması gerektiğinin, 6/1 maddede ortaya   konan temel bir ilke olduğunu yineler. 6/1 maddede atıfta bulunulan yargı organları önünde   yargının kamuya açık olma durumu, adaletin kamu denetimi olmaksızın yerine getirilmesine   karꢀı davacıları korumaktadır. Bu, ayrıca insanların birinci derece veya üst mahkemelerine   duydukları güvenin korunmasının bir yoludur. Adaletin yerine getirilmesinde saydamlığı   sağlayan kamuya açık olma durumu, 6/1. maddenin adil yargılanma amacının yerine   getirilmesine katkıda bulunmaktadır. Adil yargılanma, AĐHS çerçevesinde demokratik toplum   ilkelerinden biridir (bkz., Pretto ve Diğerleri – Đtalya, 8 Aralık 1983 tarihli karar).   Duruꢀma düzenleme yükümlülüğü kesin değildir (Håkansson ve Sturesson – Đsveç, 21   ꢁubat 1990 tarihli karar). Örneğin, duruꢀmayı gerekli kılan güvenilirliğe iliꢀkin meseleler ve   çekiꢀmeli durumlar olmaması ve mahkemelerin tarafların görüꢀlerine ve diğer yazılı belgelere   dayanarak dava hakkında adil ve makul bir ꢀekilde karar verebilmeleri durumunda olduğu   gibi sözlü duruꢀmanın gerekli olmadığı bir yargılama söz konusu olabilir (bkz., örneğin, Döry   – Đsveç, no. 28394/95, 12 Kasım 2002; Pursiheimo – Finlandiya, no. 57795/00, 25 Kasım   2003; Lundevall – Đsveç, no. 38629/97, 12 Kasım 2002; Salomonsson – Đsveç, no. 38978/97,   Kasım 2002). Ayrıca, duruꢀmada halktan kimsenin bulunmaması otomatik olarak   duruꢀmanın açık olarak görülmediği anlamına gelmez (bkz., Galstyan – Ermenistan, no.   26986/03, 15 Kasım 2007).   AĐHM, Göç – Türkiye kararında bu dava ile benzer bir durumun incelendiğini   yinelemiꢀtir (bkz. Göç – Türkiye [BD], no. 36590/97). Baꢀvuranın tazminat davasında sözlü   duruꢀma düzenlenmemesini haklı kılan istisnai ꢀartlar olup olmadığının değerlendirilmesinde,   AĐHM, baꢀvurana, tutukluluğunun neden olduğu sıkıntı ve endiꢀe yönündeki manevi zararı ilk   derece mahkemesine sözlü olarak açıklama imkanı tanınmıꢀ olması gerektiği kararını   vermiꢀtir. AĐHM’ye göre, baꢀvurana yerel mahkeme önünde açık bir duruꢀmada kiꢀisel   durumunu açıklama hakkı tanınmıꢀ olsaydı Devlet’in adaleti ve güvenilirliği daha iyi yerine   getirilmiꢀ olurdu. AĐHM, yukarıda belirtilen faktörün, Hükümet’e göre 466 sayılı Kanun’un   dayandığı hız ve etkinlik kavramlarından daha ağır bastığı kararına varmıꢀtır.   Söz konusu davada, baꢀvurana sözlü olarak kiꢀisel durumunu açıklama hakkı tanındığı   taraflar arasında ihtilaflı değildir. AĐHM, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nin, kararında,   Yargıtay’ın 13 Mayıs 1999 tarihli kararı kapsamında (bu kararda haksız tutukluluk karꢀılığı   tazminat davalarındaki davacıların olayların olduğu dönemdeki kiꢀisel ve sosyal durumlarının   daha iyi değerlendirilmesi için bizzat tanıklıklarının dinlenmesi gerektiği kararı verilmiꢀtir)   baꢀvuranın tanıklığının naip hakim tarafından dinlendiğini belirttiğini gözlemlemiꢀtir. AĐHM,   baꢀvuranın tanıklığının naip hakim tarafından, ikisi Yargıtay’ın kararı bozmasından önce ve   birisi Yargıtay’ın kararı bozmasından sonra olmak üzere üç kere dinlendiğini kaydetmiꢀtir.   Ancak, AĐHM, her seferinde, baꢀvuranın, diğer iki hakim, Cumhuriyet Savcısı ve   davalı taraf olmadan sadece naip hakim tarafından dinlendiğini gözlemlemiꢀtir.   AĐHM, dolayısıyla, bu davada baꢀvuranın tanıklığının dinlendiği ꢀartların ona,   yukarıda anılan Göç – Türkiye davasında ifade edildiği gibi “yerel mahkeme önünde açık bir   duruꢀmada kiꢀisel durumunu açıklama” hakkı tanımadığı kararına varmıꢀtır.   AĐHM, buna göre, baꢀvuranın duruꢀma düzenlenmemesine iliꢀkin ꢀikayeti açısından   AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği kararını vermiꢀtir.   3. Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı görüꢀünün bildirilmemesine iliꢀkin iddia   Baꢀvuran, Cumhuriyet Savcısı’nın Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nin ilk kararına   iliꢀkin yazılı görüꢀünün kendisine bildirilmediğini ve bunun kendisini karꢀılık verme   imkanından yoksun bıraktığını ve dolayısıyla davanın hakkaniyete uygun olarak görülmesi   hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüꢀtür.   Hükümet Yargıtay’ın Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nin ilk kararını bozmasının   ardından davanın yeniden incelendiğini belirterek bu iddiaya itiraz etmiꢀtir. Daha sonra,   Cumhuriyet Savcısı’nın yeni karara iliꢀkin yazılı görüꢀü baꢀvurana bildirilmiꢀtir. Hükümet,   böylece baꢀvurana karꢀılık verme imkanı tanındığını ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, geçmiꢀte benzer ꢀikayetleri incelediğini ve AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlalini   tespit ettiğini kaydetmiꢀtir (bkz., özellikle, yukarıda anılan Göç; Sağır – Türkiye, no.   37562/02, 19 Ekim 2006; Ayçoban ve Diğerleri – Türkiye, no. 42208/02, no. 43491/02 ve no.   43495/02, 22 Aralık 2005). Ancak, aꢀağıda belirtilen nedenlerden ötürü söz konusu dava   yukarıda belirtilen davalardan farklılık göstermektedir.   AĐHM, Cumhuriyet Savcısı’nın Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nin ilk kararına   iliꢀkin yazılı görüꢀünün baꢀvurana bildirilmediğini; ancak, bu kararın müteakiben 4 Mart   tarihinde Yargıtay tarafından bozulduğunu kaydetmiꢀtir. Bunun ardından, baꢀvuranın   tanıklığı yeni naip hakim tarafından yeniden dinlenmiꢀ ve yeni bir uzman raporu sunulmuꢀtur.   Baꢀvuranın iddiaları, davaya iliꢀkin yeniden değerlendirme yapan ve sonraki kararında farklı   bir tazminat miktarının ödenmesine karar veren Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi tarafından   yeniden incelenmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı tarafından yeni bir yazılı görüꢀ hazırlanmıꢀ ve   Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nin yeni kararı bu tebliğnameye dayanmıꢀtır.   AĐHM, Göç kararındaki dava olaylarından farklı olarak, baꢀvurana Cumhuriyet   Savcısı’nın bu ikinci yazılı görüꢀünün bildirildiğini ve bu görüꢀe karꢀılık verme imkanı   tanındığını kaydetmiꢀtir. (bkz., üzerinde gerekli değiꢀiklikler yapıldıktan sonra, Yaꢀar –   Türkiye, no. 46412/99, 31 Mart 2005; Tarlan – Türkiye, no. 31096/02, 30 Mart 2006; Pakkan   – Türkiye, no. 13017/02, 31 Ekim 2006).   AĐHM, yukarıda belirtilenler ıꢀığında, baꢀvuranın, Cumhuriyet Savcısı’nın Bakırköy   Ağır Ceza Mahkemesi’nin ilk kararına iliꢀkin yazılı görüꢀünün bildirilmemesine iliꢀkin   ꢀikayetinin AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlalini oluꢀturmadığı kararını vermiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi tarafından   ödenmesine karar verilen tazminat miktarının yetersiz olduğu ve dolayısıyla 466 sayılı   Kanun’un haksız tutukluluğuna karꢀılık etkili bir hukuk yolu sunmadığı konusunda ꢀikayetçi   olmuꢀtur.   AĐHS’nin özel hükmü 5/5 maddesi uyarınca benzer ꢀikayetleri incelemek AĐHM’nin   genel uygulamasıdır (Whitfield ve Diğerleri – Đngiltere, no. 46387/99, no. 48906/99, no.   57410/00 ve no. 57419/00, 12 Nisan 2005). Söz konusu madde ꢀöyledir:   5/5 madde   “Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmıꢀ bir yakalama veya tutulu kalma iꢀleminin mağduru olan   herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.”   AĐHM, bu hüküm uyarınca, tutukluluk sonucu görülen her türlü maddi veya manevi   zarara karꢀılık tazminat hakkının yerel bir mahkeme veya AĐHS kurumları tarafından 5.   madde paragraflarından birinin ihlalinin bulunmasına bağlı olduğunu hatırlatmıꢀtır (bkz.,   Wassink – Hollanda, 27 Eylül 1990 tarihli karar; üzerinde gerekli değiꢀiklikler yapıldıktan   sonra, Talat Tepe – Türkiye, no. 31247/96, 21 Aralık 2004).   AĐHM, bu davada, Türk yetkililerin, baꢀvuranın yargılama öncesi tutukluluğunu   kanuna aykırı veya 5. maddenin ilk dört paragrafını ihlal eder nitelikte bulmadığını   kaydetmiꢀtir. AĐHM, baꢀvuranın davasında yerel yetkililer tarafından kabul edilen “haksız   tutukluluk” kavramının esas bakımından 5/1, 5/2, 5/3 ve 5/4 maddesindeki “haksız yakalama   veya tutukluluk” kavramından farklılık gösterdiğini gözlemlemiꢀtir (üzerinde gerekli   değiꢀiklikler yapıldıktan sonra, N.C. – Đtalya [BD], no. 24952/94).   Söz konusu davada, baꢀvuran kanunilik meselesi üzerinde hiçbir etkisi olmayan beraat   kararına kadar kanuna uygun olarak tutuklu kalmıꢀtır (bkz., diğerlerinin yanı sıra, Van der   Leer – Hollanda, 21 ꢁubat 1990 tarihli karar). Diğer bir deyiꢀle, ulusal mahkemelerin,   baꢀvuranın beraati nedeniyle tutukluluğunun haklı olmadığı yönündeki kararı – esas açısından   dahi – 5/1-5/4 maddesinin ihlal edildiği anlamına gelmemektedir.   AĐHM , yukarıda belirtilenler ıꢀığında ve baꢀvuranın AĐHM önündeki ꢀikayetinin   tutukluluğunun kanuna uygunluğuna değil sadece 466 sayılı Kanun uyarınca aldığı tazminatın   yetersizliğine iliꢀkin olduğunu dikkate alarak ( karꢀıt olarak, yukarıda anılan N.C. – Đtalya),   AĐHS’nin 5/5 maddesinin geçerli olmadığı kararını vermiꢀtir. Dolayısıyla, genel olarak   bakıldığında bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan   yoksun olduğu ve reddedilmesi gerektiği kararını vermiꢀtir.   III. 1 NO.’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, 1996 tarihindeki haksız tutukluluk nedeniyle çalıꢀamadığını; öte yandan,   Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını 2002 yılında verdiğini ve 1996 yılından itibaren   faiz uygulamayı reddettiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, yetkililerin, Bakırköy Ağır Ceza   Mahkemesi tarafından ödenmesine karar verilen tazminat miktarının ödemesini geciktirdiğini   ve bunun da maddi kayıp yaꢀamasına neden olduğunu eklemiꢀtir. Bu iddiasını, ilgili kısmı   aꢀağıda verilen 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesine dayandırmıꢀtır:   “Her gerçek ve tüzel kiꢀinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.   Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koꢀullara ve uluslararası hukukun   genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.”   Kabuledilebilirliğe iliꢁkin   Hükümet, ilk olarak, baꢀvuranın artık mağdur olarak değerlendirilemeyeceğini zira   ödenmesine karar verilen miktarın yasal faiziyle birlikte ödendiğini ileri sürmüꢀtür. Hükümet,   baꢀvuranın icra takibatı baꢀlatmayarak iç hukuk yollarını tüketmediğini eklemiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranın mağdur olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği veya iç   hukuk yollarını tüketip tüketmediği konusunda karar vermenin gerekli olmadığı görüꢀündedir;   zira, baꢀvuru aꢀağıda belirtilen nedenlerden ötürü kabuledilemezdir.   AĐHM, baꢀvuranın, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi açısından “mülk” sahibi   sayılabilmesi için yargı kararının nihai ve icra edilebilir hale gelmesi gerektiğini yinelemiꢀtir   (bkz. Angelov – Bulgaristan, no. 44076/98, 22 Nisan 2004). Bu davada, ilk derece   mahkemesinin kararı 21 Ekim 2003 tarihinde kesinleꢀmiꢀtir. AĐHM, baꢀvuranın, bu tarihten   önce yeterince geçerli ve icraen takibedilebilir bir talebi olduğunu gösteremediği   görüꢀündedir. Dolayısıyla, baꢀvuran, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında “mülk”   sahibi olduğunu iddia edemeyecektir.   AĐHM, baꢀvuranın AĐHS’ye ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde yaptığı   1996’dan 2002’ye kadar olan süreye iliꢀkin maddi tazminata faiz iꢀletilmemesine iliꢀkin   ꢀikayeti AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı uyarınca ratione materiae Sözleꢀme’nin   kapsamı dıꢀında kaldığı ve 35/4 madde uyarınca reddedilmesi gerektiği kararını vermiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranın, yetkili makamların, yargı tarafından ödenmesine karar verilen   tazminatı ödemekte gecikmelerine iliꢀkin ꢀikayeti hususunda, tazminatın ödenmesinde   yaꢀanan anormal uzunluktaki gecikmelerin, bilhassa bazı Devletlerde paranın değer   kaybetmesi göz önüne alındığında, ilgili kiꢀi için maddi kayıp artıꢀına ve belirsizliğe neden   olduğunu yinelemiꢀtir (bkz., Akkuꢀ – Türkiye, 9 Temmuz 1997 tarihli karar).   AĐHM, bu davada, hüküm verilen tazminatın büyük kısmının (21 Ekim 2002   tarihinden itibaren yıllık %55, 1 Nisan 2003 tarihinden itibaren yıllık %30 ve 1 Ocak 2004   tarihinden itibaren yıllık %15 oranında faizle birlikte) 5 Ekim 2004 tarihinde, yani Yargıtay   kararından yaklaꢀık bir yıl sonra, baꢀvurana ödendiğini kaydetmiꢀtir.   AĐHM, (yukarıda anılan) Akkuꢀ – Türkiye kararında uygulanan hesaplama yöntemine   göre, ilk derece mahkemesinin kararının kesinleꢀme tarihinde veya kesinleꢀmesinden itibaren   makul bir süre içerisinde baꢀvuranın 3.244.745.333 Türk Lirası almıꢀ olması gerektiğini   gözlemlemiꢀtir. Ödeme tarihinde, tam tazminat miktarı 3.468.264.666 olmalıdır. Baꢀvuran   tam tazminatın % 97.93’ü olan 3.396.566.974 Türk Lirası almıꢀtır.   Arabacı – Türkiye davasındaki (no. 65714/01, 7 Mart 2002) kararı ıꢀığında, AĐHM,   yukarıda belirtilen miktarlar arasındaki böyle küçük bir farklılığın (%5’den az) AĐHM ve   yerel yetkililer tarafından uygulanan hesaplama yönteminden kaynaklanabileceğini   değerlendirmiꢀtir. Bu ꢀartlarda, AĐHM, baꢀvurana ödenen toplam miktarın, açıkça tam   tazminatı karꢀılamasa dahi, yeterli olduğu görüꢀündedir.   Dolayısıyla, baꢀvuran, uygulanan faiz oranları ve ödemedeki gecikme nedeniyle   önemli bir kayıp yaꢀamıꢀ olarak değerlendirilemez.   AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları   uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve reddedilmesi gerektiği kararını vermiꢀtir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   Sözleꢀme’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal   edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen   telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören   tarafın adil tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran, 5.788 Yeni Türk Lirası (YTL) (yaklaꢀık 3.385 Euro) maddi tazminat ve   30.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuꢀtur.   Hükümet, talep edilen miktarların aꢀırı olduğunu ve haksız iktisaba yol açacağını ileri   sürmüꢀtür.   AĐHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı   görmemiꢀ ve bu nedenle bu talebi reddetmiꢀtir. AĐHM, ayrıca, bu davada, baꢀvuran tarafından   görülen herhangi bir manevi zarara karꢀılık ihlal tespitinin yeterli tazmin oluꢀturduğunu   değerlendirmiꢀtir (bkz., Mesut Yurtsever – Türkiye, no. 42086/02, 19 Temmuz 2007).   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuranın temsilcisi, baꢀvuran ile imzalanan bir sözleꢀmeye dayanarak söz konusu   davanın hazırlığında ve AĐHM önünde sunumunda harcanan 39 saatlik adli çalıꢀma karꢀılığı   7.800 YTL (yaklaꢀık 4.560 Euro) talep etmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca, AĐHM’de yapılan   mahkeme masraflarına karꢀılık 270 YTL (yaklaꢀık 158 Euro) talep etmiꢀtir.   Hükümet, baꢀvuranın talebinin aꢀırı ve asılsız olduğunu ileri sürmüꢀtür.   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, baꢀvuran, ancak mahkeme   masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı   durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, sahip olduğu   bilgileri ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde tutan Mahkeme, yargılama masraf ve   giderlerine karꢀılık 1.000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. AĐHS’nin 6/1 maddesine iliꢀkin ꢀikayetlerin kabuledilebilir; baꢀvurunun geri kalanının   kabuledilemez olduğuna;   2. Yargılama süresine iliꢀkin ꢀikayet açısından AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edilmediğine;   3. Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı görüꢀünün bildirilmemesine iliꢀkin ꢀikayet açısından   AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edilmediğine;   4. Duruꢀma düzenlenmemesine iliꢀkin ꢀikayet açısından AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal   edildiğine;   5. Baꢀvuran tarafından görülen manevi zarara karꢀılık ihlal tespitinin yeterli olduğuna;   6. a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve   bu miktara tabi olabilecek her türlü vergi ile birlikte Savunmacı Hükümet tarafından   baꢀvurana yargılama masraf ve giderleri olarak 1.000 Euro (bin Euro) ödenmesine;   b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa   Merkez Bankası’nın o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   7. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve   3. paragrafları gereğince 29 Nisan 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   Sally Dollé   Zabıt Katibi   Antonella Mularoni   Baꢀkan   9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło