19497/02

WyrokETPCz2007-03-01ECLI:CE:ECHR:2007:0301JUD001949702

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak publicznej rozprawy w postępowaniu karnym, w którym skarżący został skazany na karę grzywny zamienioną na pozbawienie wolności, naruszył prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że prawo do publicznej rozprawy jest jedną z podstawowych gwarancji art. 6 ust. 1 Konwencji, chroniącą osoby podlegające jurysdykcji przed tajnym wymiarem sprawiedliwości i budującą zaufanie do sądów. Stwierdził, że w tureckim systemie prawnym, zarówno sąd wydający nakaz karny, jak i sąd rozpatrujący odwołanie, nie przeprowadziły publicznej rozprawy, a skarżący nigdy nie miał możliwości stawienia się przed sędziami. W konsekwencji, brak publicznej rozprawy naruszył prawo skarżącego do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Erkan Orhan, został zatrzymany 9 lipca 2001 r. po znalezieniu pornograficznych i pirackich płyt CD w jego miejscu pracy. Został skazany na grzywnę w drodze nakazu karnego, a jego odwołanie zostało oddalone bez rozprawy. Ponieważ nie zapłacił grzywny, została ona zamieniona na 254 dni pozbawienia wolności, którą rozpoczął odbywać 13 marca 2002 r. i został warunkowo zwolniony 25 czerwca 2002 r.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że skarga dotycząca art. 6 ust. 1 Konwencji jest dopuszczalna, a pozostała część skargi jest niedopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ERKAN ORHAN- TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:19497/02)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Mart 2007   İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 19497/02 başvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke   vatandaşı olan Erkan Orhan’ın (başvuran) 1 Mayıs 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları   Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM)   yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran AİHM önünde İzmir Barosu avukatlarından N. Öner tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVA KOŞULLARI   Başvuran 1976 doğumlu olup İzmir’de ikamet etmektedir.   Temmuz 2001 tarihinde polisler tarafından başvuranın işyerinde arama yapılmış ve   arama sırasında beş adet pornografik CD ile 222 adet korsan CD ele geçirilmiştir.   Aynı gün başvuran saat 12:15’te gözaltına alınmış ve ifade verdikten sonra saat   18:45’te serbest bırakılmıştır.   Ağustos 2001 tarihinde İzmir Cumhuriyet Savcısı eski Türk Ceza Kanunu’nun 426.   maddesi uyarınca başvuranın mahkum edilmesini talep etmiştir.   İzmir Ceza Mahkemesi 14 Eylül 2001 tarihinde dosyayı incelemiş ve bir ceza   kararnamesi ile başvuranı 2.797.484.040 Türk Lirası tutarında para cezasına mahkum etmiştir.   Başvuran, İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak ceza kararnamesine itiraz   etmiştir.   İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi, 25 Ekim 2001 tarihinde dava dosyasını inceledikten   sonra bu itirazı reddetmiştir.   Bu karar, 9 Kasım 2001 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.   Başvuran kendisine belirtilen süre içerisinde para cezasını ödememiştir.   Cumhuriyet Savcısı, 29 Ocak 2002 tarihinde başvuranın para cezasını ödemediğini   tespit etmiş ve verilen para cezasını 254 gün hapis cezasına çevirmiştir.   Başvuran, 13 Mart 2002 tarihinde cezasını çekmeye başlamıştır.   İzmir Ceza Mahkemesi, 25 Haziran 2002 tarihinde başvuranın şartlı olarak   salıverilmesine karar vermiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, gözaltında kaldığı süre içerisinde hiçbir yargı makamı önüne   çıkarılmadığından şikayetçi olmaktadır.   AİHM’nin yerleşik içtihadı uyarınca, bu şikayeti dile getirmek isteyen başvuranın   başvurusunu serbest bırakıldığı tarihten itibaren altı ay içerisinde yapması gerekmektedir.   Oysa ki başvuran, gözaltı 9 Temmuz 2001 tarihinde sona ermesine rağmen 1 Mayıs 2002   tarihinde AİHM’ye başvurmuştur. Bu nedenle başvurunun gecikmiş bir başvuru olduğu ve   AİHS’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.   II. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, davasına bakan ulusal mahkemelerin duruşma yapmaması nedeniyle   AİHS’nin 6 § 1. maddesi bakımından adil olarak yargılanmadığını ileri sürmektedir. Başvuran   savunma yapma imkanına sahip olmadığını ve bu nedenle savunma haklarını kullanamadığını   iddia etmektedir.   Hükümet bu iddialara karşı çıkmakta ve hukuk kuralları çerçevesinde yapılan adil bir   yargılama sonucunda başvuranın cezalandırıldığını belirtmektedir. Hükümet ceza   kararnamelerinin çok sayıda ülkede var olduğunu ve bunun amacının hafif suçlar için   mahkemelerin iş yükünü arttırmadan çözüme kavuşturmak olduğunu ifade etmektedir.   Hükümet, Türk Hukukunun Asliye Hukuk Mahkemesi’ne yapılacak bir itirazla ceza   kararnamelerine itiraz etme hakkını tanıdığına dikkat çekmektedir. Son olarak da düzenlenen   ceza kararnamelerinin AİHS’nin 6. maddesinin gerekliliklerini yerine getirdiğini ifade   etmektedir.   Hükümet, 1 Haziran 2005 tarihinde yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe   girmesi ile ceza kararnamelerinin düzenlenmediğine dikkat çekmektedir.   AİHM, başvuranın Hükümet görüşlerine cevaben görüş bildirmediğini not etmektedir.   A. Kabuledilebilirlik Hakkında   AİHM, başvururunun AİHS’nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan   yoksun olmadığını tespit etmektedir. AİHM ayrıca başvuruda başka hiçbir kabuledilemezlik   gerekçesi bulunmadığını saptamıştır. Bu nedenle başvurunun kabuledilebilir bulunması uygun   olacaktır.   B. Esas Hakkında   AİHM, duruşmaların halka açık olarak yapılması hususunun AİHS’nin 6 § 1. maddesi   ile tanınan temel haklardan birisi olduğunu hatırlatmaktadır. AİHM’nin içtihadı uyarınca   herkesin davasının “halka açık” bir şekilde görülmesini isteme hakkının ilke olarak   “duruşma” hakkını gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Kararın halka açık bir şekilde açıklanması   gibi, duruşmaların halka açık olarak yapılması hususu da, yargılanabilir kişileri kamunun   denetiminden kaçan gizli adalete karşı korumakta ve mahkemelerde güvenin tesis edilmesine   yardımcı olmaktadır. Adaletin işleyişine getirdiği bu şeffaflıkla, demokratik toplumların temel   ilkeleri arasında yer alan adil yargılanma hakkı gibi AİHS’nin 6 § 1. maddesi ile amaçlanan   hedefe ulaşılmasına katkıda bulunmaktadır (Bkz. Sutter-İsviçre, 22 Şubat 1984 tarihli karar,   Gautrin ve diğerleri-Fransa, 20 Mayıs 1998 tarihli karar, Derleme Hükümler ve Kararlar,   Serre-Fransa, no: 29718/96, 29 Eylül 1999, ve Stefanelli-Saint-Marin, no: 35396/97).   AİHM mevcut davada, eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun ilgili maddeleri   uyarınca sulh hakiminin, bazı suçlarla ilgili olarak duruşma yapmaksızın bir ceza kararnamesi   verebileceğini not etmektedir. Hafif veya ağır para cezasına veya bir meslek ve sanatın   icrasının tatiline veya müsadereye ilişkin ceza kararnamelerine ilişkin Asliye Hukuk   Mahkemesi’ne yapılan itiraz da aynı şekilde duruşma yapılmaksızın gerçekleştirilirdi. Asliye   Hukuk Mahkemesi, dosyadan ve gerekli gördüğü takdirde Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı   görüşünden hareketle kararını verebilmekteydi.   AİHM, yargılamanın hiçbir aşamasında başvuranın ulusal mahkemeler önünde   duruşmaya çıkmadığını tespit etmektedir. Ne ceza kararnamesini düzenleyen Sulh Ceza   Mahkemesi ne de itirazı inceleyen Asliye Hukuk Mahkemesi duruşma yapmıştır. Başvuran   hiçbir zaman kendisini yargılayan hakimlerin huzuruna çıkma imkanı bulamamıştır.   AİHM aynı zamanda, Asliye Hukuk Mahkemesi’nde duruşma yapılmaması hususunun   Anayasa Mahkemesi’nde görüşüldüğünü ve Anayasa Mahkemesi’nin bu ilkenin savunma   haklarına ve adil yargılanma haklarına riayet etmediğine kanaat getirdiğini not etmektedir.   AİHM bu tespiti ve yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda ceza kararnamelerine yer   verilmemiş olmasını değerlendirmeye almaktadır.   Bu nedenle yukarıda yer alan ifadeler ışığında AİHM, başvuranın davasının   mahkemeler önünde halka açık olarak görülmemesi sebebiyle AİHS’nin 6 § 1. maddesinin   ihlal edildiğine karar vermiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHM, başvuranın kendisine tanınan süre içerisinde hiçbir adil tazmin talebinde   bulunmadığını not etmektedir.   Bu nedenle AİHM, başvuranın AİHM iç tüzüğünün 60. maddesi bakımından üzerine   düşen zorunlulukları yerine getirmediği kanaatinedir. Hiçbir adil tazmin talebi dile   getirilmediğinden dolayı AHİM, bu ad altında başvurana herhangi bir ödemenin yapılmasının   gerekli olmadığına kanaat getirmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. AİHS’nin 6 § 1. maddesi bakımından dile getirilen şikayetle ilgili olarak   başvurunun kabuledilebilir olduğuna ve geri kalan kısmının kabuledilemez   olduğuna;   2. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   Karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.   maddesine uygun olarak 1 Mart 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   4

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło