19639/92
WyrokETPCz1998-09-23ECLI:CE:ECHR:1998:0923JUD001963992
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy niewystarczająca wysokość odsetek za zwłokę od dodatkowego odszkodowania za wywłaszczoną nieruchomość, w połączeniu z opóźnieniami w jego wypłacie w warunkach wysokiej inflacji, naruszyła prawo do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że w warunkach wysokiej inflacji (70% rocznie) w Turcji, zastosowanie ustawowej stopy odsetek za zwłokę w wysokości 30% rocznie od dodatkowego odszkodowania za wywłaszczenie, w połączeniu ze znacznymi opóźnieniami w jego wypłacie (ponad 4-5 lat od wywłaszczenia), doprowadziło do znacznej utraty wartości pieniądza. Ta utrata wartości, w całości spowodowana przez władze wywłaszczające, zakłóciła "sprawiedliwą równowagę" między interesem publicznym a ochroną praw jednostki, nakładając na skarżącego nadmierne obciążenie. Trybunał podkreślił, że choć państwa mają margines oceny w określaniu warunków odszkodowania, nie może on usprawiedliwiać braku zachowania tej równowagi, zwłaszcza gdy państwo korzysta z wyjątkowej sytuacji, nie działając z należytą starannością dłużnika.Stan faktyczny
Skarżący, Mevlüt Aka, był właścicielem dwóch działek w Turcji, które zostały wywłaszczone we wrześniu 1987 roku pod budowę elektrowni wodnej. Otrzymał początkowe odszkodowanie, ale złożył pozew o dodatkowe odszkodowanie, które zostało mu przyznane przez sądy krajowe w 1989 i 1990 roku, wraz z ustawowymi odsetkami za zwłokę w wysokości 30% rocznie. Jednakże, faktyczna wypłata dodatkowego odszkodowania nastąpiła dopiero w styczniu 1992 i styczniu 1993 roku, czyli ponad cztery i pięć lat po wywłaszczeniu, w okresie wysokiej inflacji (ok. 70% rocznie) w Turcji. Skarżący zmarł w trakcie postępowania przed Trybunałem, a sprawę kontynuowali jego spadkobiercy.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Oddalił zarzut wstępny Rządu. 2. Stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1. 3. Zobowiązał pozwane Państwo do zapłaty spadkobiercom skarżącego w ciągu trzech miesięcy: (i) 9 557 USD za szkodę majątkową; (ii) 1 000 USD za szkodę niemajątkową. Kwoty te mają być przeliczone na liry tureckie według kursu obowiązującego w dniu płatności. Odsetki za zwłokę w wysokości 5,5% rocznie od upływu trzech miesięcy do dnia zapłaty. 4. Oddalił pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AKA-TÜRKİYE DAVASI*
(107/1997/891/1103)
Strazburg Eylül 1998
USULİ İŞLEMLER
1. Dava, 30 Ekim 1997 tarihinde, Sözleşmenin 47. Maddesi, ve 32. Maddesinin
1. Fıkrası’nda öngörülen üç aylık süre içerisinde, Mahkeme tarafından Avrupa İnsan
Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) sunulmuştur. Dava, Türk vatandaşı olan Sn
Mevlüt Aka’nın 15 Ağustos 1991 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Komisy-
on’a yapmış olduğu başvuruya (no. 19639/92) dayanmaktadır.
Komisyon’un talebi 44. Madde ve 48. Maddenin (a) bendi ile Mahkeme A
İçtüzüğünün 32. maddesine yöneliktir. Talebin amacı 1 no’lu Protokol’ün 1. Maddesi
kapsamında muhatap Devletin yükümlülüklerini ihlal edip etmediğine dair bir karara
varılmasını sağlamaktır.
bendi
2. Mahkemenin A İçtüzüğü’nün 33. maddesi’nin 3. Fıkrasının (d)
uyarınca yapılan soruşturmaya cevaben, Ankara Baro’su üyesi ve başvuranın
avukatı Sn. K. Berzeg, 28 Kasım 1997 tarihinde Sekreterya’ya Sn. Mevlüt Aka’nın
vefat ettiğini ve dul eşi Sn. Şefika Aka ve çocuklarının takibatları onun adına
sürdürmek ve Sn. Berzeg tarafından temsil edilmek istediklerini (Madde 30)
bildirmiştir.
3. 20 Ocak 1998 tarihinde Başkan tarafından Sn. Berzeg’e Mahkeme huzurunda
yapılacak yazılı takibatlarda Türkçe’yi kullanma izni, başvurana ise yasal yardım
verilmiştir (27. Maddenin 3. Fıkrası ve Ek’in 4. Maddesi).
4. Oluşturulan heyet içerisinde Türk vatandaşı olan Sn. F. Gölcüklü
(Sözleşmenin 43. Maddesi) ve mahkemenin o zamanki başkan yardımcısı Sn. R.
Bernhardt (İçtüzük 21. madde 4. Fıkra (b) bendi) vardır. 31 Ocak 1998 tarihinde,
Sekreter’in huzurunda, Sn. Bernhardt diğer yedi üyenin isimlerini kura ile
belirlemiştir; bu üyeler şunlardır: Sn. F. Matscher, Sn. N. Valticos, Sn. A.N. Loizou,
Sir John Freeland, Sn. A.B. Baka, Sn. K. Jungwiert ve Sn. V. Toumanov
____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğü
tarafından yapılmıꢀ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiꢀ olması
ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koꢀulu ile Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları
Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
(Sözleşmenin 43. Maddesi ve İçtüzük 21. Madde, 5. Fıkra).
5. Heyet Başkanı olarak (İçtüzük 21. Madde, 6. Fıkra), Sn. Bernhardt,
Sekreterya kanalıyla takibatların düzenlenmesi hususunda (İçtüzük 37. Madde, 1.
Fıkra ve İçtüzük 38. Madde) Türk Hükümeti Temsilcisi’ne (“Hükümet”), başvuranın
avukatına ve Komisyon Delegesi Sn. Ş. Gözübüyük’e danışmıştır. Sonuç olarak
verilen talimatlar sonrasında, Sekreter başvuranın görüşünü ve ona bağlı ekleri 3, 6
ve 28 Nisan 1998 tarihlerinde, Hükümet’in görüşünü ise 17 Nisan 1998 tarihinde
almıştır. 15 Mayıs tarihinde başvuran, Hükümet’in görüşüne cevaben bir görüş
sunmuştur.
* Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî İşler Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe’ye çevrilmiş olup,
gayrıresmî tercümedir.
6. Daha sonra, Mahkeme Başkan Yardımcısı seçilen Sn. Thor Vilhjalmsson,
Mahkeme Başkanı seçilen Sn. Bernhardt’ın yerini Heyet Başkanı olarak almıştır
(İçtüzük 21 6. Fıkra ve İçtüzük 24. Madde 1. Fıkra).
7. 1 Temmuz 1998 tarihinde, olağan usule ilişkin esasların tamamlandığı
hususunda tatmin olarak davaya bir oturumla başlanmasına karar vermiştir (İçtüzük
26. ve 38. Madde).
DAVA ESASLARI
I. DAVA KONUSU OLAYLAR
8. Başvuran Türk vatandaşıdır ve 1930 doğumludur. Söz konusu zamanda
Vezirköprü köyünde yaşamaktadır (Sinop ilinin - Durağan ilçesi).
9. 1987 yılının Eylül ayı başlarında baraj inşaatından sorumlu Devlet kurumu
Devlet Su İşleri (“DSİ”) başvuranın Gökdoğan köyündeki (Sinop) iki arsasını
istimlak etmiştir.
Kızılırmak vadisinde Altınkaya hidroelektrik santralının inşa edilmesinden
sonra ürün yetiştirmek için kullanılan arsayı sel basmıştır; bu durumdan 3000’den
fazla aile etkilenmiştir.
10. Arsanın tapusu 4 Eylül 1987 tarihinde yetkililere devredildikten sonra, DSİ
başvurana iki arsa için toplam 4.370.962 Türk Lirası ( sırasıyla 1.380.000 TL ve
2.990.962 TL) ödemiştir.
11. 2 Ekim 1987 tarihinde başvuran, her iki arsanın da istimlakine ilişkin
olarak, Durağan Ceza Mahkemesi’nde artırılmış tazminat için dava açmıştır. Dava
numaraları 87/2837 ve 87/2828’dir.
12. Takibat sırasında, mahkeme istimlak yetkililerinin belirledikleri miktarların
doğru olup olmadığının değerlendirilmesi için bilirkişiler tarafından iki tane yerinde
inceleme yapılması emrini vermiştir. İki bilirkişi heyeti değerlendirmelerini
yaparken 2942 Sayılı Kanun’da istimlak kurallarına ilişkin olarak öngörülen
kriterleri göz önünde bulundurmuşlardır. Ancak aynı hesap yöntemlerini
kullanmadıkları için sonuçlar değişik çıkmıştır; iki incelemenin sonucu da DSİ
tarafından istimlak için ödenen miktardan yüksektir
Taraflarca üçüncü bir değer biçmenin yapılmasına ilişkin olarak yapılan
başvuru reddedilmiştir, çünkü Mahkeme yapılan incelemelerin yasalar tarafından
belirlenmiş gerekliliklere uygun kriterlere dayandırıldığı ve davaya ilişkin karar
verilmesi için yeterli materyalleri içerdiği kanaatindedir.
13. Bir sonraki aşamada başvuran yazılı olarak, uzmanlar tarafından biçilen
değerlerden düşük olanını kabul ettiğini bildirmiştir. Ceza mahkemesi bu hususu
dikkate almış ve söz konusu tutarın başvurana verilmesi kararını vermiştir.
14. 87/2837 sayılı davada, Mahkeme 22 Haziran 1989 tarihinde DSİ’nin
istimlak için ek tazminat olarak 3.089.130 Türk Lirası ödemesine karar vermiştir.
87/2828 sayılı davada ise 10 Mayıs 1990 tarihinde başvurana ek tazminat olarak
3.895.692 TL ödenmesini kararlaştırmıştır. Bu tutarlar 4 Eylül 1987 tarihinden
itibaren her yıl için, yasalar tarafından belirlenmiş %30 oranında gecikme faizini de
içermektedir (bkz. yukarıda paragraf 10).
15. Yargıtay, sırasıyla 17 Eylül 1990 ve 6 Eylül 1991 tarihlerinde bu kararları
onaylamıştır.
16. 87/2837 sayılı davada verilen ek tazminat 30 Ocak 1992 tarihinde
başvurana ödenmiştir. Ödenen bu tazminat tutarı 7.097.276 TL olup, bunun
4.008.114 TL’lık kısmı Aralık 1991’e kadar hesaplanan gecikme faizleridir.
87/2828 sayılı davada başvuran 7 Ocak 1993 tarihinde 10.116.692 TL’sı
almıştır, bu miktarın 6.221.000 TL’sı Aralık 1992 tarihine kadar olan gecikme
faizidir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
A. Anayasa
17. Anayasa’nın istimlaklere ilişkin 46. Madde’sinin ilgili bölümleri şu
hususları öngörmektedir:
“…Kamulaştırma bedeli, nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak … Kanunun
taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, … peşin ödenmeyen kısım Devlet
borçları için öngörülen en yüksek faiz haddine bağlanır….
Söz konusu tarihte, Devlete olan borçlar üzerinden ödenen gecikme faizi aylık
%7’dir (yıllık %84) (Devlete olan borçların toplanmasına ilişkin 6183 Sayılı
Kanun’un 51. Maddesi ve 89/14915 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı)
B. 4 Aralık 1984 tarihli 3095 Sayılı Kanun
18. 3095 Sayılı Kanun uyarınca vadesi geçmiş Devlet borçlarından alınacak faiz
oranı yıllık %30’dur.
C. Borçlar Kanunu
19. Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. Maddesi şunları öngörmektedir:
“... Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette
borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi
tazmin ile mükelleftir.
Bu munzam zarar derhal takdir olunabilirse hakim, esasa dair karar verir iken
bu zararın miktarını dahi tayin edebilir.”
Uygulamada, bu hüküm kapsamında tazminat talep edilebilecek kayıp, borcun
ödenmesi gereken tarih ile ödendiği tarih arasında geçen zamandan dolayı ortaya
çıkan kayıptır.
D. Yargıtay İçtihatları
20. 3 Haziran 1991 tarihinde istimlakler için tazminata ilişkin davalarda yetkili
olan Yargıtay (Beşinci Hukuk Dairesi) aşağıdaki karara varmıştır:
“Alacaklılar borcun geç ödenmesine ilişkin tazmin edilmeleri yasalarla
belirlenmiş faizlerle yapılır. Alacaklılar, yürütme tedbirlerine başvururken,
kendilerine ödenecek miktar artı faiz de talep edebilecekleri için başka bir tazminat
talep etme hakları yoktur; buna bağlı olarak, enflasyon oranının yüksek olmasına
dayanarak alacaklıların talebini verme kararı asılsızdır...”
Hükümet, aynı daire tarafından verilen diğer bir karara da değinmiştir (22 Ekim tarihli karar no. 96/13828); bu kararda Yargıtay Borçlar Kanunu’nun 105.
Maddesi kapsamında tazminat başvurusu yapılmasına müsaade etmiştir. Karar,
yetkililerin ödemeye yetkileri olmadığı bir tutarı ödemede gecikmelerinden doğan
ek tazminat iddiasıyla ilgilidir. Ancak anılan davadaki talepler, davacının ödemekle
yükümlü olduğu varsayılan miktarın ödenmesi için bir mevduat hesabını vadesinden
önce kapatması ve böylece faiz kaybına maruz bırakılması gerçeğine dayanmaktadır.
Bununla birlikte, Yargıtay’ın ve özellikle de on üçüncü Dairesinin (bkz. 95/267
ve 96/9985 nolu kararlar) istimlakle ilgili olmayan davalardaki uygulamaları özel
kişiler arasındaki uzlaşmazlıklarda Borçlar Kanunu’nun 105. Maddesi kapsamında
bu tür kayıplar için tazminatlara müsaade etmektedir. Bu noktada, emsal davanın
tutarlılığını sağlamaktan sorumlu Yargıtay başkanlık komitelerinin, farklı daireleri
tarafından verilen kararlar arasındaki farklılıklara dayanarak temyiz başvurularını
reddettiği göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü bu komiteler, bir dava hakkında
karar verilirken ilgili gerçeklerin dikkate alındığı, bu sebepten dolayı da kararların
birbirine uyumlu hale sokulmasının gerekmediği kanaatindedir.
21. 23 Şubat 1994 tarihli bir kararda Yargıtay, aşağıdaki hususları kabul ederek
ilk defa olarak enflasyonun ters etkileri üzerine karar vermiştir:
“Ülkede enflasyon oranı %30’ların üstündeyken 3095 Sayılı Kanun onaylanmış
ve yürürlüğe girmiştir. Bu gerçeğe rağmen, mevzuat gecikme faiz oranını %30
olarak belirlemiştir. Mevcut davada, bu sebepten dolayı, banka mevduatları
üzerinden ödenecek faizin kabul edilebileceği hatalı görüşünden hareketle, %30’u
aşan bir faiz oranı vermek yasal olmamaktadır.”
22. 16 Haziran 1996 tarihinde Yargıtay bir diğer kararında enflasyon oranı
sonucunda ortaya çıkan kayıplara ilişkin taleplerde Borçlar Kanunu’nun 105.
Maddesi’nin (bkz. yukarıda paragraf 19) uygulanabilirliği hususuna ilişkin olarak
aşağıdaki kararı vermiştir:
“... 3095 Sayılı Kanun’da öngörülen faiz oranı... kaybın kanıtlanmasına gerek
duyulmaksızın zarar için götürü tazminat içermektedir... Temerrüt faizi (ödemede
gecikme faizi) ülkenin yaşadığı ekonomik problemlerin (enflasyon, parasal
erozyon...) ışığı altında yasalar tarafından belirlenir, aynı faktörleri (enflasyon,
parasal erozyon...) Borçlar Kanunu’nun 105. Maddesi’nde öngörülen ek kayıplar
için açık kanıt olarak göstermek veya ortaya çıkan dezavantajların görülen zararı da
içerdiğini belirtmek imkansızdır. Aksi
takdirde, yasama meclisinin dezavantajlara yönelik tazminatın %30 olması kararı
herhangi bir anlam taşımayacaktır. Eğer yasama meclisi, tüm ekonomik problemlere
ilişkin olarak, Anayasa tarafından kendisine verilen yasama gücünü kullanarak bu
problemlerden doğan kayba yönelik tazminat oranını belirlemiş olsaydı, yasama
meclisinin değerlendirmesinin asılsız olduğu görüşüne dayanılarak zarar için
ödenecek tazminatın %30 yerine %60 veya %70 üzerinden ödenmesi kabul
edilemezdi. ... Ülkenin şu andaki ekonomisi üzerinde önemli etkileri olan
enflasyonun 3095 Sayılı Kanun’da ... öngörülen %30 oranını aştığını ve bunun
sonucunda da alacaklının geç ödemeden doğan kaybının telafi edilmediği açıktır.
Ancak, yasada öngörülen %30 oranını aştığı sürece, söz konusu kayıp Borçlar
Kanunu’nun 105. Maddesi kapsamına alınamaz... Yasama gücünü kullandıktan
sonra yasama meclisi kaybın %30’lara vardığı kanaatında olduğu için, enflasyonun
%30’ları aştığı gerekçesiyle daha yüksek bir kayıp oranı uygulayan adli bir karar
yasama meclisinin salahiyetine tecavüz etmek anlamına gelmektedir...”
23. Uygulamada, söz konusu mahkemeler daha önce Yargıtay tarafından ele
alınan benzer konularda karar verirken yukarıda bahsedilen kararları dikkate
almalıdırlar.
E. Ekonomik faktörler
24. Ocak 1992 ve 1993’te ABD dolarının ortalama kur oranları, Türkiye
Merkez Bankası tarafından belirlenen kur oranlarına göre, sırasıyla 5.332,59 TL ve
8.771,80 TL’ydi.
25. Türkiye’deki enflasyonun etkileri, Devlet İstatistik Enstitüsü’nün
yayınladığı perakende fiyat endeksi listesinde açıkça görülmektedir. Söz konusu
listeye göre, Eylül ve Ekim 1987 ayları (istimlak edilen arsaların tapusu yetkililere
devredildiğinde ve takibatlar Durağan Asliye Mahkemesi’nde başladığında - bkz.
yukarıda paragraf 10-11) için taban endeks 100 olarak kabul edilirse, Ocak 1992
(87/2837 nolu davada ek tazminatın ödendiği tarih - bkz. yukarıda paragraf 16)
itibariyle enflasyon endeksi 1006,06’ya; Ocak 1993 itibariyle ise (87/2828 nolu
davada ek tazminatın ödendiği tarih - bkz. yukarıda paragraf 16) 1783,48’e
yükselmiştir.
KOMİSYON HUZURUNDAKİ TAKİBATLAR
26. Sn. Aka, Komisyon’a 15 Ağustos 1991 tarihinde başvurmuştur. Durağan
Asliye Mahkemesi tarafından verilen ek tazminatın ve ona bağlı gecikme faizinin
yeterli olmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi olarak
başvurusunu 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’ne dayandırmıştır. Ayrıca, mahkeme
huzurundaki takibatların Sözleşme’nin 6. Maddesi’nin 1. Fıkrasında öngörülenden
uzun sürmesi hususunda da şikayetçi olmuştur.
27. 16 Ocak 1996’da Komisyon, takibatların uzunluğuna (Madde 6 Fıkra 1) ve
verilen tazminatın yetersizliğine (1 No’lu Protokolün 1. Maddesi) ilişkin şikayetleri
kabul etmediğini açıklamıştır.
Ancak, 14 Ekim 1996 tarihinde 19639/92 no’lu başvuruyu kabul ettiğini
açıklamıştır, çünkü bu başvuru ek tazminat ödemesindeki gecikme faizi oranının
yetersizliğine ilişkindir. 9 Eylül 1997 (Madde 31) tarihli raporunda Komisyon, 1
No’lu Protokolün 1. Maddesinin ihlal edildiğine ilişkin ortak görüşünü açıklamıştır.
Komisyon’un görüşünün tam metni bu karara ek olarak sunulmuştur.
MAHKEMEYE YAPILAN NİHAİ SUNUMLAR
28. Başvuran Mahkemeden 1 No’lu Protokolün 1. Maddesinin ihlal edildiğine
ilişkin karar vermesini ve kendisine Sözleşme’nin 50. Maddesi uyarınca adil
tazminat verilmesini talep eder.
29. Hükümet dilekçesinde, ana sunum olarak, Mahkemeden iç hukuk yollarının
tüketilmediğine ilişkin başvuruyu reddetmesini ve 1 No’lu Protokol’ün 1.
Maddesi’nde garanti altına alınan hakların ihlal edilmediğine dair karar vermesini
talep eder.
HUKUK AÇISINDAN
I. 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ
İDDİASI
30. Başvuran, istimlak için ek tazminat üzerinden ödenen gecikme faizi
oranının çok düşük olmasından ve istimlak görevlilerinin söz konusu tutarları
ödemede gecikmelerinden şikayetçi olmuştur. 1 No’lu Protokolün 1. Maddesinin
ihlal edilmesi sonucunda mağdurun kendisi olduğunu belirtmiştir; bu madde şu
hususları öngörmektedir:
“Her yasal ya da tüzel kişi mülkiyetini dilediğince kullanma hakkına sahiptir.
Kamu yararına ve kanunda veya uluslararası hukukta öngörülen şartlara tabi olma
dışında, hiç kimsenin bu hakkı elinden alınamaz
Ancak, yukarıdaki hüküm, hiç bir şekilde, Devlet’in mülkiyetin kullanımını
kontrol etmek ve vergilerin ödenmesi veya diğer cezaların yerine getirilmesini
garanti altına lamak için gerekli gördüğü durumlarda yasaları yürürlüğe sokma
hakkına zarar vermez.”
Hükümet bu görüşe itiraz etmiştir. Komisyon ise şikayeti kabul etmiştir.
A. Hükümet’in ön itirazı
31. Hükümet, başvuranın Borçlar Kanunu’nun 105. Maddesi (bkz. yukarıda
paragraf 19) kapsamında tazminat talebinde bulunmadığını göz önünde
bulundurarak iç hukuk yollarının tüketilmediği iddiasına karşı çıkmıştır.
Yargıtay’ın 22 Ekim 1996 tarihli bir kararına (bkz. yukarıda paragraf 20)
dayanarak, başvuranın “tazmin edilen gecikme faizinin üzerinde” zarar gördüğünü
kanıtlaması durumunda ek tazminatın ödenmesindeki gecikmenin neden olduğu
kayıp iddiası için tazminat alabileceğini ifade etmişlerdir. Hükümet’in sunumunda,
enflasyonun şu andaki oranıyla yasalar tarafından belirlenmiş gecikme faizi oranı
arasındaki fark 105. Madde kapsamında “ek tazminat için gerekçe
oluşturmamaktadır”, ancak başvuran yine de eğer şikayetçi olduğu “ödeme
gecikmesi ya da ödemenin yapılmaması sonucunda yaşadığı kişisel kaybı”
kanıtlamış olsaydı bu hükümden yararlanabilirdi.
32. Başvuran ise Yargıtay tarafından 23 Şubat 1994 ve 16 Haziran 1996
tarihlerinde sunulan emsal dava kararlarının (bkz. yukarıda paragraf 21-22) ortaya
çıkardığı durumun Devlet tarafından ödenecek borçlar söz konusu olduğunda
paranın değer kaybetmesine ilişkin olarak tazminat talep etmenin boşuna olduğunu
gösterdiğini ifade etmiştir.
33. Komisyon, mevcut davada Hükümet tarafından önerilen çözümün başarı
şansı olmayacağı kanaatindedir.
34. Mahkeme, Sözleşmenin 26 maddesi uyarınca bir başvuranın anılan
ihlallerin düzeltilmesi için yeterli ve etkin hukuk yollarına olanak tanıyan normal
bir başvuru hakkının sağlanmış olması gerektiğini yinelemektedir. Anılan hukuk
yollarının mevcut olduğu sadece teoride değil, aynı zamanda uygulamada da yeterli
düzeyde kesinlik kazanması gerekmektedir ki bunun sağlanamadığı durumlarda
başvuru ve yeterlilik ön koşulları yerine getirilmemiş olmaktadır. Bu açıdan iç
hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin talebin Mahkeme nezdinde ıspatlanması
Hükümet’in yükümlülüğündedir. (bkz, diğer otoritelerin yanı sıra, 16 Eylül 1996
tarihli Akdivar ve Diğerleri - Türkiye kararı, Karar ve Hüküm Raporları 1996 -IV, s.
1210, Madde 66 ve 68).
35. Mahkeme, Yargıtay’ın yukarıda sözü geçen kararlarının Türk yasaları
uyarınca Yargıtay’da karara bağlanan hususlara ilişkin olarak daha alt
mahkemelerde yeterli ve bağlayıcı olduğuna dikkat çeker (bkz. yukarıda paragraf
23).
Bu bağlamda, Yargıtay, ilk olarak istisnalar olmaksızın 3095 Sayılı Kanun’da
öngörülen yasalar tarafından belirlenmiş % 30 oranını (bkz. yukarıda paragraf 21)
kabul ederek, mevcut davada ortaya çıkan hususa ilişkin olarak 16 Haziran 1996
tarihinde diğer bir karara varmıştır. Bu kararda Yargıtay, mahkemelerin bu oranla
enflasyon oranı arasındaki farkın Borçlar Kanunu’nun 105. Maddesi kapsamında bir
kayba (bkz. yukarıda paragraf 19) neden olduğu hususunu dikkate alarak, 3095
Sayılı Kanun’da (bkz. yukarıda paragraf 22) % 30 olarak belirlenen gecikme faizi
oranını artırmaya karar vermeleri durumunda, yasama meclisinin ihtiyari gücüne
tecavüz etmiş olacaklarını ifade etmiştir.
36. Söz konusu kararlarda açıkça görülmektedir ki, Devlet’ten alacakları olan
kişiler, kendilerine 3095 Sayılı Kanun kapsamında verilen gecikme faizini aşacak
şekilde paranın değer kaybetmesi sonucunda ortaya çıkan zararların telafi edilmesini
sağlayacak ve Hükümet tarafından talep edilen tazminat yollarına başvuramazlar
(bkz., mutatis mutandis, 8 Haziran 1995 tarihli Yağcı ve Sargın - Türkiye kararı, A
Serisi no. 319, s. 17, Madde 42). Ayrıca, Hükümet daha farklı bir sonuca götürecek
mahkeme kararlarını ifade etmemiştir, çünkü Yargıtay Beşinci Ceza Dairesi’nin 22
Ekim 1996 tarihli kararı bu konu ile ilgili değildir (bkz. yukarıda paragraf 20).
37. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümet’in Borçlar Kanunu’nun 105.
Maddesi’nde öngörülen yolların yeterlilik ve etkinliğini oluşturamadığı kararına
varmıştır (bkz. en yakın otorite olarak, 19 Şubat 1998 tarihli Dalia - Fransa kararı,
Raporlar 1998-I, s. 87-88, Madde 38).
Bu sebepten dolayı, ön itiraz reddedilmiştir.
B. Esaslar
1. Takibatlarda yer alanların görüşleri
38. Başvuran, Hükümet’in hatalı davranarak mevcut dava ile Akkuş - Türkiye
davası arasında benzerlik kurduğunu belirtmiş ve başvurusunun sadece Durağan
Asliye Mahkemesi tarafından verilen ek tazminatın ödenmesindeki gecikmeye
ilişkin değil; aynı zamanda, esas olarak, mahkemeye başvuru yaptığı tarih ile ilgili
miktarları aldığı tarih arasında yaşadığı kayıplara ilişkin olduğunu vurgulamıştır. O
süre içerisinde ek tazminat ödemesindeki gecikme faizi oranının yıllık sadece % 30
iken, enflasyon oranının % 70 olduğuna dikkat çekmiştir.
Sn. Aka arsaların istimlak edilmesinden beş ve altı yıl sonra ödemenin
yapıldığını belirtmiş ve söz konusu gecikmelerin sonuçlarının o dönemde
Türkiye’de görülen paranın büyük oranlarda değer kaybıyla birlikte çeşitli
önlemlerin alındığı kamu yararı ile kendi kişisel yararları arasında adil olmayan bir
dengesizlik yarattığını iddia etmiştir.
39. Hükümet Mahkeme’nin emsal davasına işaret ederek 1 No’lu Protokol’ün 1.
Maddesi’nin istimlakle ilgili tüm davalarda azami tazminatın ödenmesini
gerektirmediğini ifade etmiştir. Devletlere azami tazminatı verme yükümlülüğü
getirilmesi durumunda bu husus, devletlerin, mevcut davada da olduğu gibi, binlerce
insanın çıkarı için büyük çapta planlara başlamasını engeller.
Hükümet, 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’ne ilişkin olarak, toplumun genel
talepleriyle birey haklarının korunma gerekliliği arasında adil bir dengenin
kurulması gerektiğini kabul etmiştir. Ancak, Devletlerin, özellikle gecikme faizi
oranlarını belirlerken ve “adil bir denge” kurmaya çalışırken geniş takdir marjları
olduğunu iddia etmiştir. Bu yüzden de, mevcut davada uygulanan yasanın soruna en
tatmin edici çözümü sunup sunmadığına veya yasama meclisinin ihtiyari gücünü
daha farklı kullanması gerektiği hususlarında karar vermek Mahkeme’nin işi
değildir.
Ayrıca, mevcut davada başvuranın “kişisel ve aşırı bir yük” taşıdığı kararına
varmak da güçtür. Eğer başvuran şikayetlerini Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi
kapsamında sunmuş olsaydı “adil bir denge” kurulabilirdi. Söz konusu hüküm,
mülkleri istimlak edilen kişilerde görülebilecek ters etkileri gidermek için öngörülen
usulün esnekliği nedeniyle dengenin kurulmasında çok büyük rol oynamıştır.
40. Komisyon, ek tazminatların başvurana istimlakten sırasıyla dört yıl üç ay ve
beş yıl üç ay sonra ödendiğine dikkat çekmiştir. Komisyon’un görüşüne göre, 3095
Sayılı Kanun kapsamında verilen gecikme faizi oranı, ortalama oranın % 67 olduğu
dönemlerdeki paranın değer kaybetme seviyesiyle orantılı değildir. Eğer o
dönemlerde enflasyon ulusal yetkililer tarafından dikkate alınmış olsaydı, Sn. Aka
ilk arsası için 28.051.771 TL, ikinci arsası için ise 59.077.779 TL alacaktı (bkz.
yukarıda paragraf 16 ve aşağıda paragraf 55).
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
41. Mahkeme, başvurana iki arsanın istimlaki için 4 Eylül 1987 tarihinde Devlet
Su İşleri tarafından verilen tazminatın (bkz. yukarıda paragraf 10), istimlak
tarihinde, sırasıyla, 1.380.000 TL ve 2.990.962 TL olduğunu ifade etmiştir.
Başvuranın Durağan Asliye Mahkemesi’ne fazla tazminat (bkz. yukarıda paragraf
11) için açtığı davalar başarılı olmuştur. Durağan Asliye Mahkemesinin 22 Haziran ve 10 Mayıs 1990 tarihli kararlarında – ki bu kararlar Yargıtay’ın 17 Eylül ve 6 Eylül 1991 tarihli kararları (bkz. yukarıda paragraf 15) sonucunda
kesinleşmiştir – söz konusu miktarların yeterli olmadığına karar verilmiş ve DSİ’ye,
arsalardan biri için 3.089.130 TL, diğeri için ise 3.895.692 TL ek tazminat ödemesi
emri verilmiştir. 3095 Sayılı Kanun’u müteakiben, belirlenen miktarlar istimlak
tarihi olan 4 Eylül 1987 itibariyle yıllık % 30 oranında gecikme faizi taşımaktadır
(bkz. yukarıda paragraf 12-14)
Ancak, DSİ 30 Ocak 1992 ve 7 Ocak 1993 tarihlerine kadar, yani Yargıtay’ın
kararından on altı ay sonra ve ilk arsanın istimlakinden dört yıl üç ay ve ikinci
arsanın istimlakinden beş yıl üç ay sonraya kadar (bkz. yukarıda paragraf 16) ek
tazminatları ödememiştir.
42. Dava bir bütün olarak göz önünde tutulduğunda, Mahkeme, başlangıçta,
mevcut davadaki esaslar ve yasal durumla daha önce karara vardığı Akkuş davasının
esasları ve yasal durumu arasında (bkz. 9 Temmuz 1997 tarihli karar, Raporlar
1997-IV, s. 1303) kapsam olarak büyük değişiklik gösteren konular dışında herhangi
bir farklılık olmadığı kanaatindedir.
Sn. Aka’nın başvurusu, davanın Durağan Asliye Mahkemesi’nde başlamasıyla
birlikte dört yıl iki ay ve beş yıl iki ay süresince ortaya çıkan paranın değer
kaybetmesinin neden olduğu kaybın tazmin edilmesini amaçlayan ve yasalar
tarafından belirlenmiş gecikme faizinin yetersizliğine ilişkindir (bkz. yukarıda
paragraf 11 ve 38) ve bu dava Mahkeme tarafından belirlenen miktarların
ödenmesiyle (bkz. yukarıda paragraf 16) sonuçlanmıştır. Diğer taraftan, yukarıda
anılan Akkuş - Türkiye davasında söz konusu olan tek husus ek tazminatın
ödenmesinde yetkililerin gecikmesidir (aynı yerde, s. 1309, Madde 28).
43. Bu şekilde tanımlandıktan ve sınırlandırıldıktan sonra, başvuranın şikayetçi
olduğu durum istimlaklere ilişkin olarak 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nin ilk
paragrafının ikinci cümlesine tekabül etmektedir.
44. Mahkemenin içtihatına göre, büyük çaptaki kamu programlarının
gerçekleştirilmesini garanti altına almak için yapılan istimlakler sonucunda ortaya
çıkan müdahale, - Hükümet’in de dilekçesinde kabul ettiği üzere - toplumun genel
talepleriyle
bireyin
temel
haklarının
korunması
arasında
“adil
bir denge” kurmalıdır (bkz., diğer otoritelerin yanı sıra, 23 Ekim 1997 tarihli
National & Provincial Building Society, Leeds Permanenet Building Society and
Yorkshire Building Society - Birleşik Kraliyet kararı, Raporlar 1997-VII, s. 2353,
Madde 80).
45. Böyle “bir adil dengenin” ilgili çıkarlar arasında korunup korunmadığını
değerlendirmek için, Mahkeme iç mevzuat kapsamında tazminatın ödenebileceği
şartları ve bu şartların başvuranın davasında nasıl uygulanmış olduğunu dikkate
almalıdır (bkz. mutatis mutandis, 8 Temmuz 1986 tarihli Lithgow ve Diğerleri -
Birleşik Kraliyet kararı, A Serisi no. 102, s. 50, Madde 120 ve yukarıda anılan
Akkuş kararı, s. 1309, Madde 27 ve 29).
46. Mahkeme, ilk olarak, Durağan Mahkemesi tarafından istimlak için verilen
tazminat tutarının (bkz. yukarıda paragraf 14) mevzu konusu olmadığına dikkat
çeker. Bu sebepten dolayı da davanın bu yönünü değerlendirmek gereksizdir.
47. İkinci olarak, Mahkeme, Hükümet’in gecikme faizi oranının belirlenmesinin
geniş takdir marjı sınırları içerisinde olduğunu iddia ettiğini belirtmiştir ki bu takdir
marjı Sözleşmeci Devletler tarafından istimlak sonrasında ödenecek tazminatın
şartlarını belirlemekte kullanılmaktadır (bkz. yukarıda paragraf 39).
Mahkeme ulusal yetkililerin takdir marjı olduğunun farkındadır; bu marj
Devlet’in ödeyeceği borçların faiz miktarını kısıtlarken önemli rol oynayabilir.
Ancak, bu marj genel taleplerle bireyin temel haklarının korunması arasında “adil
dengenin” korunup korunmadığı hususu kanıtlayamaz (bkz. yukarıda paragraf 44).
Bu yüzden de, Mahkeme, sorunu çözerken kullanılan yollarda izlenen amaç arasında
belirli bir orantının sağlandığını ve mülkünden mahrum bırakılan kişi üzerine
fazlasıyla yük bindirilmediğini garanti altına almalıdır (bkz. mutatis mutandis,
yukarıda anılan Lithgow ve Diğerleri kararı, s. 50, Madde 120).
48. Mahkeme, mevcut davadaki söz konusu süreler içerisine (bkz. yukarıda
paragraf 42), Türkiye’de enflasyonun yılda %70’lere çıktığına dikkat çeker (bkz.
yukarıda paragraf 25 ve Komisyon raporunun 49. paragrafı - ve, mutatis mutandis,
yukarıda anılan Akkuş kararı, s. 1310, Madde 30). Ancak, 3095 Sayılı Kanun
çerçevesinde, Sn. Aka’ya ödenecek miktar üzerinden alınan gecikme faizi oranı
yıllık % 30’dur. Şu söylenmelidir ki, söz konusu istisnai durum Devlet’in yararına
olmuştur; Devlet, yükümlülüklerini yerine getirirken alacaklılarının yasal olarak
ondan bekleyebilecekleri kadar dikkatli olmayabilir; ancak bu durum gecikme
faizlerini enflasyon oranına yakın bir oranda ödemeleri istenen Devlete borcu olan
kişilerin
durumuyla
tezat
oluşturmaktadır (bkz. yukarıda paragraf 17 ve Komisyon raporunun 52. paragrafı –
ve yukarıda anılan Akkuş kararı, s. 1310, Madde 29; yukarıda anılan Lithgow ve
Diğerleri kararı, s. 58-59, Madde 144-147).
49. Mahkemenin daha önce Akkuş kararında da belirttiği üzere, istimlak
tazminatının ödenmesindeki normal olmayan gecikmeler, özellikle belirli ülkelerde
paranın değer kaybetmesi göz önünde tutulduğunda, arsası istimlak edilen kişiyi
belirsizlik içinde bırakarak büyük oranlarda maddi kayıplara yol açmaktadır (bkz.
yukarıda anılan Akkuş kararı, s. 1310, Madde 29). Aynı durum söz konusu
tazminatın belirlendiği idari veya adli takibatlardaki normal olmayan gecikmeler
için de geçerlidir; özellikle de arsası istimlak edilen kişinin hak ettiği tazminatı
almak için bu tür takibatlara başvurması gerektiğinde (bkz. yukarıda paragraf 10-
15).
50. Mahkeme, Sn. Aka’nın arsalarının istimlak edildiği tarihte kendisine
verilecek tutarla ödemenin yapıldığı zamanki tutar arasındaki farkın – ki bu farka
tamamen istimlak yetkilileri sebep olmuştur – mülkiyet hakkının korunması ve genel
talepler arasında olması gereken adil dengeyi alt üst ederek başvuran açısından,
arsanın kaybıyla da ikiye katlanan çeşitli kayıplara neden olduğu kanaatındadır
(bkz., mutatis mutandis, yukarıda anılan Akkuş kararı, s. 1310, Madde 30-31).
51. Yukarıda belirtilen sebeplerden dolayı 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi ihlal
edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 50. MADDESİ’NİN UYGULANMASI
52. Sözleşme’nin 50. maddesi şunları öngörmektedir:
“Eğer Mahkeme, yasal bir otorite tarafından veya Yüksek Sözleşmeci Tarafın
diğer bir otoritesi tarafından alınan bir karar ya da önlemin kısmen ya da tamamen
Sözleşme’den doğan yükümlülüklerle çelişkili olduğuna karar verirse, ve eğer söz
konusu Taraf’ın iç hukuku sadece bu karar ya da önlemin sonuçları için kısmi
tazminata müsaade ediyorsa, Mahkeme’nin kararı, eğer gerekirse, mağdur tarafın
adil tazminatını karşılar.”
A. Maddi zarar
53. Başvuran, Komisyon’un mevcut davaya ilişkin dönemlerde paranın değer
kaybetmesine yönelik yeterli tazminat seviyesinin ne olacağı hususunda varmış
olduğu sonuçları (bkz. yukarıda paragraf 40 ve aşağıda paragraf 55) kabul ettiğini
ifade eder. Mahkeme’den kendisine maddi zarar için toplam 9.557 ABD doları
verilmesini talep eder; bu miktar Komisyon’un Türk Lirası (“TRL”) olarak
hesapladığı tutara eşittir.
54. Hükümet, eğer Mahkeme adil tazminat olarak başvurana maddi zarar için
tazminat ödemeye karar verdiyse, verilecek tutarın Akkuş kararında kullanılan
yöntemle belirlenmesi gerektiğini ileri sürer. Söz konusu kararda izlenen yöntem
göz önünde bulundurulduğunda, iddia edilen kaybın süresi Yargıtay’ın mevcut
davaya ilişkin kararını açıklamasından sonra makul bir sürenin – Hükümet bu
sürenin üç ay olması gerektiğini ifade etmiştir – sonu itibariyle hesaplanması
gerekmektedir. Bu sebepten dolayı, dikkate alınması gereken süre 87/2873 no’lu
takibatta belirlenen ödeme için on üç ay, 87/2828 no’lu takibatta belirlenen ödeme
içinse on üç buçuk aydır (bkz. yukarıda paragraf 15-16). Hükümet bu dönemler
içerisinde ortalama enflasyon oranının sırasıyla %58.5 ve %56.5 olduğunu
belirtmiştir. Sn. Aka’nın toplam kayıp miktarını 4.350.347 TL olarak
hesaplamışlardır.
55. Komisyon, başvuranın maddi zararını değerlendirmek için gecikme faizi
oranıyla (% 30) Ekim 1988 ve Aralık 1992 tarihleri arasındaki ortalama enflasyon
oranı (yıllık % 67) arasındaki farkın göz önünde tutulması gerektiği kanaatindedir.
Buna göre şu sonuca varmıştır; 87/2837 ve 87/2828 no’lu davalarda ek tazminat
olarak ödenen 7.097.276 ve 10.116.692 TL (bkz. yukarıda paragraf 16) ilgili
dönemlerdeki enflasyon oranı göz önüne alınmış olsaydı başvurana ödenmesi
gereken miktarın – 28.051.771 ve 59.077.779 TL - sadece % 25,3 ve % 17,12’sine
tekabül etmektedir (bkz. yukarıda paragraf 40 ve Komisyon raporunun 32. 33 ve 54.
paragrafları).
56. Mahkeme mevcut davada göz önünde tutulması gereken süre ve ihtilafın
kapsamına ilişkin bulgularını dile getirmektedir (bkz. yukarıda paragraf 42).
Yukarıda 48. ve 50. paragraflarda ifade edilen sonuçlara ilişkin olarak, Mahkeme,
Komisyon’un değerlendirmesini kabul eder ve, Komisyon gibi, Sn. Aka’nın
zararının 30 Ocak 1992 ve 7 Ocak 1993 tarihlerinde ödenen miktarlarla arsanın
istimlak edildiği 4 Eylül 1993 tarihindeki paranın değer kaybı (bkz. yukarıda
paragraf 40 ve , mutatis mutandis, yukarıda anılan Akkuş kararı, s. 1311, Madde 35)
veya Durağan Asliye Mahkemesindeki takibatların başlama tarihi ve başvuranın
ifade ettiği tarih olan 2 Ekim 1987 (bkz. yukarıda paragraf 38) dikkate alınarak ek
tazminat düzenlenmiş olsaydı başvuranın alacağı miktar arasındaki farka eşit olduğu
kararına varır.
57. Mahkeme ilgili ekonomik verilerin ışığı altında kendi hesaplamalarını
yaparak (bkz, yukarıda paragraf 24-25), Komisyon tarafından toplam maddi zarar
miktarı olarak hesaplanan 69.915.582 TL’yi (bkz. yukarıda paragraf 40 ve 55) kabul
edebileceği sonucuna varır.
Ek tazminatın ödendiği tarihlerde Türkiye Merkez Bankası tarafından
belirlenen ortalama kur oranları (bkz. yukarıda paragraf 24) göz önünde
tutulduğunda, söz konusu miktar başvuran tarafından talep edilen 9.557 ABD
dolarına tekabül etmektedir (bkz. yukarıda paragraf 53). Yukarıda ifade edilen
istisnai durumları (bkz. paragraf 48) dikkate alarak Mahkeme, maddi zarar için söz
konusu miktarın başvurana verilmesi kararına varır.
B. Manevi zarar ve masraf ve harcamalar
58. Başvuran, kendisi ve ailesinin tek geçim kaynakları olan arsalarının istimlak
edilmesi sonrasında yeterli tazminatı almadıkları için katlandıkları yoksulluk ve
güvencesizlik gibi manevi zararlar için 20.000 USD talep etmiştir.
Ayrıca, çıkarlarını Türk Mahkemeleri ve Sözleşme kurumları huzurunda
savunurken maruz kaldığı masraf ve harcamalar için de 10.000 USD talep etmiştir.
59. Hükümet, bu tür zararlar için verilen tazminatın adil olmayan bir zenginliğe
yol açacağını ifade etmiştir. Masraf ve harcamalara ilişkin olarak, sadece makul
olanlar ve haklı sebebe dayandırılanlar tazmin edilebilir.
60. Mahkeme, Aka ailesi üyelerinin Sözleşme’nin ihlalini teşkil eden bir dizi
olayın sonucunda manevi zarara uğradıkları kanatindedir. 50. Madde çerçevesinde
eşit temelde değerlendirme yaparak, Aka ailesine 1000 USD tazminat verilmesi
kararına varır.
Masraf ve harcamalara ilişkin olarak, Mahkeme başvuranın bu başlık altındaki
iddialarını desteklemek için herhangi bir kanıt ileri sürmediğine dikkat çeker. Sonuç
olarak, bu talepler kabul edilemez (bkz., mutatis mutandis, 3 Temmuz 1997 tarihli
Pressos Compania Naviera S.A. ve Diğerleri - Belçika kararı (Madde 50), Raporlar
1997-IV, s. 1299, Madde 24).
C. Temerrüt faizi
61. Mahkeme, USD olarak verilen tutarların temerrüt faizini yıllık %5.5 olarak
belirlemenin yerinde olacağı kanaatine varmıştır.
YUKARIDAKİ
GEREKÇELERE
DAYANARAK
MAHKEME
OYBİRLİĞİYLE
1. Hükümet’in ön itirazının reddine;
2. 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nin ihlal edildiğinin kabulüne;
3. (a) muhatap Devlet’in üç ay içerisinde başvuranın adına takibatları
devam ettiren mirasçılarına, ödeme tarihinde geçerli olan oran üzerinden Türk
Lirasına çevrilecek aşağıdaki tutarları ödemesinin:
(i) maddi zarar için 9.557 (dokuz bin beş yüz elli yedi) ABD Doları; ve
(ii)manevi zarar için 1000 (bin) ABD doları;
(b) bu miktarlar için ödemeye kadarki üç ayın sona ermesinden
itibaren yıllık % 5.5 faizin geçerli olmasının kabulüne;
4.Adil tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine; ilişkin alınan işbu karar
İngilizce ve Fransızca olmak üzere, 23 Eylül 1998 tarihinde Strazburg’da
bulunan İnsan Hakları Binası’ndaki halka açık oturumda tefhim edilmiştir.
İmza: THOR VİLHJÁLMSSON
Başkan
İmza: HERBERT PETZOLD
Sekreter
Sekreterya Notu: Uygulama nedenlerinden dolayı bu ek, sadece kararın baskılı
sürümünde verilecek olup (1998 Karar ve Hükümleri Raporları), ancak Komisyon
Raporunun bir sureti Sekreterya’dan temin edilebilecektir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło