19646/03
WyrokETPCz2008-02-12ECLI:CE:ECHR:2008:0212JUD001964603
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak rozprawy ustnej oraz nieprzekazanie opinii prokuratora w postępowaniu o odszkodowanie za bezprawne pozbawienie wolności narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy niewypłacenie zasądzonego odszkodowania, którego wartość realna spadła z powodu inflacji, narusza prawo do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak rozprawy ustnej w postępowaniu o odszkodowanie za bezprawne pozbawienie wolności naruszył art. 6 ust. 1 Konwencji, ponieważ sądy krajowe miały swobodę w ustalaniu wysokości odszkodowania, co wymagało oceny czynników osobistych, takich jak cierpienie emocjonalne, i uzasadniało ustne przedstawienie argumentów przez skarżącego. Ponadto, nieprzekazanie skarżącemu opinii prokuratora Sądu Kasacyjnego naruszyło zasadę kontradyktoryjności i równości broni, pozbawiając go możliwości ustosunkowania się do niej. Trybunał stwierdził również, że niewypłacenie zasądzonego odszkodowania, w połączeniu z wysoką inflacją i brakiem odsetek, znacząco obniżyło realną wartość roszczenia, stanowiąc ingerencję w prawo skarżącego do poszanowania mienia, chronione art. 1 Protokołu nr 1.Stan faktyczny
Skarżący, Faruk Deniz, był zatrzymany i aresztowany w Turcji od grudnia 1995 do marca 1998 roku pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji. Został uniewinniony w listopadzie 2000 roku. W marcu 2001 roku złożył wniosek o odszkodowanie za bezprawne pozbawienie wolności. Sąd Karny ds. Poważnych Przestępstw w Manisie zasądził mu odszkodowanie, ale bez rozprawy ustnej i bez przekazania mu raportu biegłego oraz opinii prokuratora. Po uchyleniu pierwszego wyroku przez Sąd Kasacyjny, sąd pierwszej instancji ponownie zasądził odszkodowanie, ponownie bez rozprawy ustnej i bez przekazania opinii prokuratora. Zasądzone odszkodowanie nigdy nie zostało wypłacone skarżącemu.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną.
2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku rozprawy ustnej przed sądami krajowymi.
3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu nieprzekazania opinii prokuratora Sądu Kasacyjnego.
4. Orzeka, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi dotyczącej nieprzekazania raportu biegłego.
5. Stwierdza naruszenie art. 1 Protokołu nr 1.
6. Orzeka, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi dotyczącej art. 13 Konwencji w związku z art. 1 Protokołu nr 1.
7. Zasądza skarżącemu 2 480 EUR tytułem szkody majątkowej i 3 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej, powiększone o odsetki ustawowe.
8. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
FARUK DENĐZ -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 19646/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG ꢁubat 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (19646/03) no’lu davanın nedeni (T.C.
vatandaꢀı) Faruk Deniz’in (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 20 Aralık 2002
tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đzmir Barosu avukatlarından S. Pekdaꢀ tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran, 1972 yılı doğumludur ve Manisa’da ikamet etmektedir. Aralık 1995 tarihinde, baꢀvuran, Manisa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi
ekipleri tarafından yakalanmıꢀ ve gözaltına alınmıꢀtır. Baꢀvuran, yasadıꢀı bir örgüt olan
DHKP/C üyesi olmakla suçlanmıꢀtır. Ocak 1996 tarihinde, baꢀvuran, Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karꢀısına
çıkarılmıꢀ ve hakim, baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir. Mart 1998 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranı serbest bırakmıꢀtır. Kasım 2000 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranın beraatına karar vermiꢀ, bu
karar 6 Aralık 2000 tarihinde nihai hale gelmiꢀtir. Mart 2001 tarihinde, 466 sayılı yasa uyarınca, baꢀvuran, 27 Aralık 1995 ve 25 Mart 1998
tarihleri arasında özgürlüğünden mahrum bırakılması nedeniyle maruz kaldığı zarardan dolayı
Manisa Ağır Ceza Mahkemesi’nde tazminat davası açmıꢀtır. . Baꢀvuran, 10.000.000.000 TL
[yaklaꢀık 11.765 Euro] maddi tazminat ve 100.000.000.000 TL manevi tazminat [yaklaꢀık
117.674 Euro] manevi tazminat talebinde bulunmuꢀtur. Nisan, 26 Nisan, 21 Haziran ve 28 Haziran 2001 tarihleri arasında, Ağır Ceza Mahkemesi,
üç hakimli dört duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀtir. Đkinci duruꢀma sırasında, mahkeme, davayı
soruꢀturmak ve rapor hazırlamak için üyelerinden birini murahhas üyesi olarak atamıꢀtır.
Üçüncü duruꢀma sırasında, mahkeme, baꢀvuranın maddi kaybının hesaplanması için re’sen
bir bilirkiꢀi görevlendirmiꢀtir. 28 Haziran 2001 tarihli son duruꢀma sırasında, bilirkiꢀi,
raporunu Ağır Ceza Mahkemesine sunmuꢀ ve Cumhuriyet Baꢀsavcısı’ndan da, baꢀvuranın
talebine iliꢀkin yazılı görüꢀlerini sunması istenmiꢀtir. Bilirkiꢀi raporu baꢀvurana tebliğ
edilmemiꢀtir.
Aynı gün, Cumhuriyet Baꢀsavcısı görüꢀlerini sunmuꢀtur. Baꢀsavcının görüꢀleri de baꢀvurana
tebliğ edilmemiꢀtir.
Yine 28 Haziran 2001 tarihinde, Baꢀsavcının görüꢀüne dayanarak Ağır Ceza Mahkemesi,
baꢀvurana, 368.531.000 TL [yaklaꢀık 340 Euro] maddi tazminat ve 750.000.000 TL [yaklaꢀık Euro] manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir. Ağır Ceza Mahkemesi, diğer
taleplerin dayanaktan yoksun olduğu ve iddia edilen kayıpların hukuki mesnedinin
bulunmadığı kanaatindedir.
Temmuz 2001 tarihinde, baꢀvuran temyiz yoluna baꢀvurmuꢀtur. Baꢀvuran, ödenen
miktarın yetersiz olduğunu ve Ağır Ceza Mahkemesi’nin, gecikme faizine iliꢀkin talebi
hakkında bir karar almadığını, bilirkiꢀi raporunun kendisine tebliğ edilmediğini ve duruꢀma
yapılmadığını savunmuꢀtur. Baꢀvuran, AĐHS’nin 6. maddesine ve 1 No’lu Ek Protokol’ün 1.
maddesine atıfta bulunmuꢀ ve duruꢀma yapılmasını talep etmiꢀtir. Kasım 2001 tarihinde, Yargıtay Savcısı, baꢀvurunun esasına iliꢀkin görüꢀünü sunmuꢀtur.
Tebliğnamesinde, Savcı, baꢀvuranın sosyal ve ekonomik durumu, atılı suçun niteliği ve 818
günlük tutukluluk süresini göz önüne alarak ödenmesine hükmedilen manevi tazminat
miktarının yetersizliğine kanaat getirmesi nedeniyle yetkili Yargıtay Dairesi’nden tazminat
davasına bakan mahkemenin kararını bozmasını talep etmiꢀtir. Bu görüꢀ baꢀvurana tebliğ
edilmemiꢀtir. Kasım 2001 tarihinde, Yargıtay, yemin ve bilirkiꢀi imzası gibi tutanak düzenlenmesindeki
bazı formalitelerin tamamlanmamıꢀ olması nedeniyle itiraz edilen hükmü bozmuꢀtur. Ocak 2002 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi, tarafların hazır bulunmadığı üç hakimli bir
duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀtir. Mahkeme, Yargıtay kararına uygun olarak hareket etme kararı
almıꢀtır. Cumhuriyet Baꢀsavcısı’ndan baꢀvuranın talebine iliꢀkin yazılı görüꢀlerini sunması
istenmiꢀtir. Aynı gün, Cumhuriyet Baꢀsavcısı, görüꢀlerini Ağır Ceza Mahkemesi’ne
sunmuꢀtur. Bu görüꢀ baꢀvurana tebliğ edilmemiꢀtir.
Yine 29 Ocak 2002 tarihinde, Baꢀsavcının görüꢀlerine dayanarak Ağır Ceza Mahkemesi,
baꢀvurana, 368.531.000 TL [yaklaꢀık 324 Euro] maddi tazminat ve 2.000.000.000 TL
[yaklaꢀık 1.757 Euro] manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir. ꢁubat 2002 tarihinde baꢀvuran temyize baꢀvurmuꢀtur. Baꢀvuran, ilk temyiz baꢀvurusu
vesilesiyle ifade ettiği argümanlarını yinelemiꢀtir. Mayıs 2002 tarihinde, Yargıtay Savcısı, baꢀvurunun esasına iliꢀkin görüꢀünü sunmuꢀtur.
Görüꢀünde Savcı, ilk görüꢀünde belirttiği nedenlerden dolayı, yetkili Yargıtay Dairesi’nden
tazminat davasına bakan mahkemenin kararını bozmasını talep etmiꢀtir. Mayıs 2002 tarihinde, baꢀvurana tebliğ edilmeyen Yargıtay Savcısı’nın görüꢀünü
incelemesinin ardından Yargıtay, Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını onamıꢀtır. Mahkeme,
duruꢀma gerçekleꢀtirmemiꢀtir. Haziran 2002 tarihinde Yargıtay kararı baꢀvurana tebliğ edilmiꢀtir.
Hükümet tarafından sunulan bilgilere göre, baꢀvuran hiçbir zaman, Ağır Ceza Mahkemesi
tarafından hükmedilen tazminatın ödenmesi talebinde bulunmamıꢀtır.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, mahkemede ve Yargıtay’da adil bir yargılama yapılmadığını iddia etmektedir.
Baꢀvuran ayrıca Ağır Ceza Mahkemesi’nde duruꢀma yapılmamasının, bilirkiꢀi raporunun
tebliğ edilmemesinin ve Yargıtay Savcısı’nın görüꢀünün kendisine tebliğ edilmemesinin
“çekiꢀmeli yargılama” ve “silahların eꢀitliği” ilkelerini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
Baꢀvuran, bu çerçevede AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3. paragraflarına atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır. Hükümet, 466 sayılı Kanun kapsamındaki davalarda
ilke olarak duruꢀma yapılmasının öngörülmediğini fakat ꢀayet, ulusal mahkemeler, baꢀvuranın
talebinin kamu yararına iliꢀkin önemli hususlar ortaya koyduğu kanaatine varırsa bir duruꢀma
yapılabileceğini hatırlatmaktadır. Hükümet, 466 sayılı Kanunun, tazminat taleplerinde
duruꢀma ile meydana gelebilecek masraf ve gecikmelere mahal vermekten kaçınarak ivedi bir
çözüm sunmayı amaçladığını belirtmektedir. Ayrıca, Hükümet, sürece iliꢀkin hiçbir kuralın
talep sahiplerinin görüꢀlerini veya bilirkiꢀi raporlarına iliꢀkin uygun gördükleri unsurları
dosyaya koymalarını engellemediğini söylemektedir.
Öte yandan, Hükümet, kanundıꢀı yakalanan ve tutuklanan kimselerin tazminat taleplerine
iliꢀkin anlaꢀmazlıklarda izlenecek prosedüre dair yapılan değiꢀiklikler hakkında da bilgi
vermektedir. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 4 Aralık 2004 tarihli Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunun 142/7. maddesi uyarınca, Mahkeme, davacı tarafı, baꢀsavcıyı
ve Hazine avukatını dinledikten sonra kararını vermektedir.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Ulusal yargılama çerçevesinde duruꢀma yapılmaması
AĐHM yerleꢀik içtihadına göre, duruꢀma yapmamayı haklı gösteren istisnai durumlar
olmadığı sürece, ilk ve tek derece mahkemesinin huzurundaki yargılamalarda, AĐHS’nin 6/1.
maddesi uyarınca “açık duruꢀma hakkı” beraberinde “duruꢀma” isteme hakkını getirir (Bkz.
örneğin, Hakansson ve Sturesson-Đsveç, 21 ꢁubat 1990 tarihli karar; Fredin-Đsveç (no:2), 23
ꢁubat 1994 tarihli karar, Allan Jacobsson-Đsveç (no:2), 19 ꢁubat 1998 tarihli karar, Göç).
AĐHM, baꢀvuranın davasının önce Manisa Ağır Ceza Mahkemesi ardından temyiz mercii
olarak Yargıtay yetkili dairesi tarafından görüldüğünü belirtmektedir. Yargılamanın hiçbir
safhasında, baꢀvurana, iddialarını ulusal mahkemeler nezdinde sözlü olarak ifade etme imkanı
sağlanmamıꢀtır.
Baꢀvuranın tazminat talebine iliꢀkin olarak duruꢀma yapılmamasını haklı kılacak istisnai
koꢀulların olup olmadığı konusunda ise AĐHM, Manisa Ağır Ceza Mahkemesi’nin baꢀvurana
ödenecek tazminat miktarının belirlenmesinde takdir yetkisi olduğunu gözlemlemektedir.
Hükümet, Ağır Ceza Mahkemesi’nin, yalnızca baꢀvuranın tutuklu olduğu gün sayılarını temel
alan maktu bir tarifeye dayanarak tazminat miktarını belirlediğini iddia etmemektedir. Aksine,
sözkonusu mahkeme, baꢀvuranın avukatı tarafından sunulan dilekçede yer alan ꢀikayetlerin
tamamını dikkate almıꢀ ve özellikle baꢀvuranın ekonomik ve sosyal durumu gibi birçok
kiꢀisel etken ile tutuklu bulunduğu sürece boyunca baꢀvuranın çekmiꢀ olduğu duygusal
acıların etkisini göz önüne almıꢀtır.
Baꢀvuranın tutuklanmasına neden olan olay ve tutukluluk süresi ile baꢀvuranın ekonomik ve
sosyal durumunun, baꢀvuranın dinlenmesine gerek olmadan raportör hakim tarafından
derlenen unsurlardan hareketle saptanabileceği doğru olsa bile baꢀvuran tarafından çektiği
iddia edilen duygusal acıların değerlendirilmesinde baꢀka mütalaalara da baꢀvurulmalıdır.
AĐHM’nin görüꢀüne göre, baꢀvurana, tutuklanmasının neden olduğu manevi zararı sözlü
olarak Ağır Ceza Mahkemesi’nde açıklama imkanı tanınmalıydı. Baꢀvuranın yaꢀadıklarının
esas olarak kiꢀisel niteliği ve uygun tazminat düzeyinin belirlenmesi, baꢀvuranın dinlenmesini
zorunlu kılar. Sadece dava dosyasına dayanarak tatmin edici ꢀekilde çözümlenebilecek teknik
nitelikli sorunların sözkonusu olduğu söylenemez. Aksine AĐHM’ye göre, mevcut davada,
ulusal mahkemelerde ve kamu kontrolünde gerçekleꢀtirilen bir duruꢀma sırasında, baꢀvurana
kiꢀisel durumunu açıklama imkanı tanınmıꢀ olsaydı, adalet daha iyi tecelli etmiꢀ ve devlet
sorumluluğunu daha iyi yerine getirmiꢀ olurdu. AĐHM’nin görüꢀüne göre, bu husus,
Hükümet’in 466 sayılı Kanun’un altında yattığını ifade ettiği ivedilik ve etkililik
unsurlarından daha önemlidir. (Göç,51; Özata-Türkiye, 19578/02, 20 Ekim 2005).
Bu nedenlerden dolayı AĐHM, duruꢀma yapılmamasını haklı çıkaracak istisnai hiçbir koꢀulun
mevcut bulunmadığı kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHS’nin 6/1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
2. Yargıtay Savcısı’nın görüꢀünün tebliğ edilmemesi hakkında
AĐHM, baꢀvuranın sunduğu ꢀikayete benzer bir ꢀikayeti daha önce incelediğini ve Yargıtay
Savcısı’nın görüꢀlerinin niteliğini ve yargılanan kiꢀinin yazılı olarak bunlara cevap verme
olanağının bulunmadığını göz önüne alarak Yargıtay Savcısı’nın görüꢀünün tebliğ
edilmemesinden dolayı AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀtığını
hatırlatmaktadır (Bkz. sözü edilen Göç, Sağır-Türkiye, baꢀvuru no: 37562/02, 19 Ekim 2006;
Ayçoban ve diğerleri-Türkiye, baꢀvuru numaraları: 42208/02, 43491/02 ve 43498/02, 22
Aralık 2005).
AĐHM, Hükümet’in bu davada farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit
ve delil sunmadığı kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edilmiꢀtir.
3. Bilirkiꢀi raporunun tebliğ edilmemesi
Yukarıda sözü edilen gerekçelerden dolayı baꢀvuranın adil yargılanma hakkının ihlal edildiği
sonucunu göz alan AĐHM, bilirkiꢀi raporunun tebliğ edilmemesi nedeniyle adil yargılama
hakkının ihlali iddiasının ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına hükmeder.
II. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Baꢀvuran, tazminatının gecikme faizi ile birlikte ödenmemesinden ꢀikayetçidir. Baꢀvuran, 1
No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet’e göre, baꢀvuran, cebri icra iꢀlemi baꢀlatmaması nedeniyle, AĐHS’nin 35/1. maddesi
uyarınca iç hukuk yollarını tüketmemiꢀtir.
AĐHM, adli bir süreç sonunda Devlet karꢀısında alacaklı konuma gelen bir kimsenin tazminat
alabilmesi için icra takibi baꢀlatmasının ꢀart koꢀulmasının uygun bulunmadığına dair
içtihadını hatırlatmaktadır (Metaxas-Yunanistan, baꢀvuru no: 8415/02, 27 Mayıs 2004,
Mehmet Sait Kaya-Türkiye, baꢀvuru no: 17747/03, 25 Temmuz 2006). Sonuç olarak,
sözkonusu itiraz kabuledilemez niteliktedir.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Hükümet, baꢀvuranın, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ödenmesine hükmedilen tazminatın
ödenmesini hiçbir zaman makamlardan talep etmediğini belirtmektedir.
AĐHM, mevcut davada, 20 Mayıs 2002 tarihinde nihai hale gelen 29 Ocak 2002 tarihli Ağır
Ceza Mahkemesi kararının, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi uyarınca, baꢀvuran yararına,
kesin, talep edilebilir ve “mülk” olarak nitelendirilebilecek bir alacağı oluꢀturduğunu
saptamaktadır (Angelov-Bulgaristan, baꢀvuru no: 44076/98, 22 Nisan 2004). Bununla birlikte,
baꢀvurana ödeme yapılmamıꢀtır. Ayrıca, olayların meydana geldiği dönemde, yıllık
enflasyon oranı %12’ye ulaꢀmıꢀken, ulusal mahkemeler tarafından gecikme faizine
hükmedilmemiꢀtir. (Ertuğrul Kılıç-Türkiye, no: 38667/02, 12 Aralık 2006).
AĐHM’nin görüꢀüne göre, baꢀvuranın alacağının gerçek değeri, ödemenin yapılmamıꢀ olması
ve bu dönemdeki enflasyon oranı ile birlikte değerlendirildiğinde gözle görülür bir biçimde
azalmıꢀtır. Baꢀvuranın alacağının, Yargıtay karar tarihindeki değeri ile ꢀimdiki değeri
arasındaki fark, baꢀvuranı önemli bir zarara uğratmıꢀtır (Bkz. mutatis, mutandis, Aka-Türkiye, Eylül 1998; Akkuꢀ-Türkiye, 9 Temmuz 1997). Yalnızca idarenin eksiklilerine isnat
edilebilecek bu ödeme yapılmayan süre, AĐHM’yi baꢀvuranın, mahkemece hükmedilen
miktara göre orantısız bir yüke katlanmak zorunda kaldığı yönünde düꢀünmeye sevk
etmektedir.
Bu durumda, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, Türk Hukuku’nda ihtilaflı durumu çözüme kavuꢀturacak mercilerin bulunmaması
nedeniyle, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ile birlikte AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal
edildiğini ileri sürmektedir.
Yukarıda ulaꢀılan sonucu göz önüne alarak AĐHM, sözkonusu ꢀikayetin, bu hüküm
çerçevesinde incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, maruz kaldığı maddi ve manevi zarar için 50.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır. Hükümet, baꢀvuranın tutukluluk süresi ve
ꢀikayetin kabuledilebilir nitelikte olması nedeniyle AĐHS’nin 5/3. maddesinin ihlalinden
ꢀikayetçi olduğu Göktaꢀ vd.-Türkiye davası (dostane çözüm, no: 31787/96, 25 Eylül 2001)
çerçevesinde tarafların üzerinde uzlaꢀtığı dostane çözüm vesilesiyle, baꢀvuranın 95.000
Fransız Frankı [yaklaꢀık 14.000 Euro] aldığını hatırlatmaktadır. Hükümet, talebin aynı
gözaltı süresini içermesinden dolayı baꢀvuranın talebinin mükerrer bir talep olduğunu
belirtmektedir ve AĐHM’nin daha önce ödenen meblağları göz önüne alarak mevcut
baꢀvuruda sözkonusu talebi reddetmesi gerektiğini savunmaktadır.
AĐHM, baꢀvurana yukarıda sözü edilen miktarın ödendiği Göktaꢀ vd., davasındaki dostane
çözümün, AĐHS’nin 5/3. maddesi uyarınca gözaltı süresi ile ilgili olduğunu oysa mevcut
baꢀvurunun, ulusal mahkemeler nezdinde adil yargılamayı ve 466 sayılı Kanun uyarınca,
baꢀvurana karꢀı açılan ceza davasının beraat ile sonuçlanmasından dolayı kanun dıꢀı
tutuklanma nedeniyle verilmesine hükmedilen tazminatın gecikmeli olarak ödenmesini
içerdiğini tespit etmektedir. AĐHS’nin 6. ve 13. maddeleri ve 1 No’lu Ek Protokol’ün 1.
maddesi uyarınca yapılan mevcut baꢀvuruda, baꢀvuranın AĐHS’nin 5/3. maddesi
kapsamında da yaptığı ꢀikayet, 19 Eylül 2006 tarihli bir karar ile kabuledilemez ilan
edilmiꢀtir. Ayrıca mevcut davada, dava konusu yargılama ve ulusal mahkemelerce
ödenmesine hükmedilen meblağlar, yalnızca baꢀvuranın gözaltı süresini değil (27 Aralık tarihinden 5 Ocak 1996 tarihine kadar) aynı zamanda tutuklu yargılanmayı (5 Ocak tarihinden 25 Mart 1998 tarihine kadar) da içermektedir.
Sonuç olarak, AĐHM, mevcut baꢀvurunun özü itibariyle sözü edilen Göktaꢀ ve diğerleri
baꢀvurusu ile aynı olmadığı kanaatindedir ve önceden ödenen miktarların dikkate
alınmamasına karar vermektedir.
Konuya iliꢀkin AĐHM içtihadı ıꢀığında (Aka ve Akkuꢀ) ve sahip olduğu ilgili ekonomik
veriler ıꢀığında kendi hesaplama yöntemine baꢀvurarak, AĐHM, baꢀvurana 2.480 Euro
maddi tazminat ödenmesine karar vermektedir.
Manevi tazminata iliꢀkin olarak, AĐHM, mevcut dava koꢀullarında baꢀvurana 3.000 Euro
ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran, yerel mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu masraf ve harcamalar için
1.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, hukuki mesnedi bulunmadığı gerekçesiyle bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM yerleꢀik içtihadına göre, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca, masraf ve harcamaların
ödenmesi, gerçekliğinin, gerekliliğinin ortaya konulmasını ve miktarlarının makul oranda
olmasını öngörmektedir (Iatridis-Yunanistan (adil tatmin), baꢀvuru no: 31107/96).
AĐHM, baꢀvuranların yapmıꢀ oldukları masraf ve giderleri belgelendirmediklerini
gözlemlemekte ve bu durumda bu taleplerinin reddedilmesine karar vermektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana
üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. Ulusal mahkemeler önünde duruꢀma yapılmaması nedeniyle AĐHS’nin 6/1.
maddesinin ihlal edildiğine;
3. Yargıtay Savcısı’nın görüꢀünün tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1.
maddesinin ihlal edildiğine;
4. Bilirkiꢀi raporunun tebliğ edilmemesi hakkında yapılan ꢀikayetin ayrı olarak
incelenmesine gerek olmadığına;
5. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
6. AĐHS’nin 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ile birlikte 13. maddesi kapsamında
yapılan ꢀikayetin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına;
7. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz
kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana
2.480 Euro (iki bin dört yüz seksen Euro) maddi tazminat ve 3.000 Euro (üç bin Euro)
manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
8. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve
3. paragraflarına uygun olarak 12 ꢁubat 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło