1966/07;9965/07;35245/07;35250/07;36561/07;36591/07;40928/07

WyrokETPCz2009-12-08ECLI:CE:ECHR:2009:1208JUD000196607

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy nadmierna długość tymczasowego aresztowania i przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawo skarżących do wolności i bezpieczeństwa osobistego oraz do rzetelnego procesu w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 5 ust. 3 i 6 ust. 1 Konwencji? Czy prawo krajowe zapewniało skuteczne środki odwoławcze w odniesieniu do długości tymczasowego aresztowania i postępowania karnego, zgodnie z art. 5 ust. 4 i art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że okresy tymczasowego aresztowania, trwające od ponad 5 lat i 8 miesięcy do ponad 11 lat, były nadmierne i nieuzasadnione, nawet biorąc pod uwagę złożoność i powagę zarzucanych przestępstw, co stanowiło naruszenie art. 5 ust. 3. Stwierdził również, że krajowe środki odwoławcze dotyczące legalności i długości aresztowania były nieskuteczne, ponieważ nie zapewniały kontradyktoryjnego postępowania i równości broni, naruszając art. 5 ust. 4. Ponadto, postępowania karne, trwające od ponad 8 lat i 6 miesięcy do ponad 12 lat (niektóre nadal w toku), były przewlekłe, co naruszyło art. 6 ust. 1. Wreszcie, Trybunał potwierdził, że turecki system prawny nie oferował skutecznego środka odwoławczego w odniesieniu do długości postępowania karnego, naruszając art. 13.
Stan faktyczny
Skarżący, obywatele Turcji, zostali aresztowani w latach 1995-2001 w ramach operacji przeciwko organizacji terrorystycznej Hizbullah i oskarżeni o przynależność do niej oraz próbę obalenia porządku konstytucyjnego. Byli przetrzymywani w areszcie tymczasowym przez okresy od ponad 5 lat i 8 miesięcy do ponad 11 lat. Postępowania karne trwały od ponad 8 lat i 6 miesięcy do ponad 12 lat, przy czym w przypadku niektórych skarżących nadal były w toku w momencie wydania wyroku ETPCz. Wnioski o zwolnienie z aresztu były systematycznie odrzucane przez sądy krajowe.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Postanowił połączyć skargi. 2. Uznał skargi za dopuszczalne. 3. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 i 4 Konwencji. 4. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 i art. 13 Konwencji. 5. Zasądził na rzecz skarżących zadośćuczynienie za szkody niemajątkowe w wysokości: - Hayrettin ꢁayık: 4 000 Euro - Mehmet Ali Oğuzhan: 6 500 Euro - Murat Aslan i Fahri Arcagök (każdy): 9 000 Euro - Turgay Bilge i Mehmet Özboğa (Aksa) (każdy): 11 000 Euro - Mehmet Salih ꢁimꢀek: 11 500 Euro plus odsetki ustawowe. 6. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ꢀAYIK vd. -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢁvuru numaraları:1966/07, 9965/07, 35245/07, 35250/07, 36561/07, 36591/07 ve   40928/07)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Aralık 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (1966/07, 9965/07, 35245/07, 35250/07,   36561/07 ve 40928/07) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaꢀları) Hayrettin ꢁayık, Mehmet Ali   Oğuzhan, Murat Aslan, Turgay Bilge, Fahri Arcagök, Mehmet Özboğan (Aksa) ve Mehmet   Salih ꢁimꢀek’in (baꢀvuranlar) sırasıyla, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 28 Aralık 2006,   ꢁubat 2007, 10 Ağustos 2007, 10 Ağustos 2007, 10 Ağustos 2007, 10 Ağustos 2007 ve 13   Eylül 2007 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin   Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ   olduğu baꢀvurudur.   Kendi savunmasını üstlenen Hayrettin ꢁayık dıꢀında, baꢀvuranlar, Diyarbakır Barosu   avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuranlar sırasıyla 1963, 1969, 1975, 1976, 1974, 1976 ve 1978 doğumlu olup, halen   Diyarbakır ve Siirt cezaevlerinde tutuklu bulunmaktadır.   Baꢀvuranlardan Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa) 19 Kasım 1995 tarihinde, Murat   Aslan ve Fahri Arcagök 1 Kasım 1997 tarihinde, Mehmet Salih ꢁimꢀek 10 Aralık 1998   tarihinde, Hayrettin ꢁayık 26 Haziran 2000 tarihinde ve Mehmet Ali Oğuzhan 16 Nisan 2001   tarihinde yasadıꢀı silahlı terör örgütü Hizbullah’a karꢀı yürütülen operasyonlarda yakalanarak   gözaltına alınmıꢀtır. Baꢀvuranlar, yakalandıktan birkaç gün sonra yetkili hakim tarafından   tutuklanmıꢀtır. Savcılık, farklı tarihlerde düzenlenen iddianamelerde baꢀvuranları özellikle   yasadıꢀı silahlı bir terör örgütüne üye olmak ve Türkiye’nin anayasal düzenini silah zoruyla   yıkmaya teꢀebbüs etmekle suçlamıꢀtır.   Tarafların sunduğu dosyadaki bilgilere göre, Mehmet Salih ꢁimꢀek hakkında açılan kamu   davası ilk derece mahkemesi önünde görülmeye devam etmekte olup, kendisiyle ilgili henüz   bir yargı kararı verilmemiꢀtir.   Esas hakimleri, 13 ꢁubat 2008 tarihinde Mehmet Ali Oğuzhan’ı ömür boyu hapis cezasına   mahkûm etmiꢀtir. Bununla birlikte, ilk derece mahkemesinin kararı temyiz edilmiꢀ ve   dosyadaki bilgilere göre Yargıtay henüz kararını bildirmemiꢀtir.   Murat Aslan ve Fahri Arcagök ilk derece mahkemesinin 30 Eylül 2005 tarihinde aldığı kararla   ömür boyu hapis cezasına mahkûm edilmiꢀ, ancak sözkonusu karar 12 Mart 2007 tarihinde   Yargıtay tarafından bozulmuꢀtur. 23 Kasım 2007 tarihinde, ilgili ꢀahıslar Diyarbakır Ağır   Ceza Mahkemesi tarafından aynı sürede hapis cezasına mahkûm edilmiꢀtir. Bununla birlikte,   bir kez daha temyize götürülen bu karar, tarafların sunduğu bilgilere göre Yargıtay önünde   görülmeye devam etmektedir.   Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa) ise, 22 Nisan 1998 tarihinde, esas hakimleri   tarafından ömür boyu hapis cezasına mahkûm edilmiꢀtir. Bununla birlikte, Yargıtay 2 Eylül   tarihinde, verilen bu kararı bozmuꢀtur. 23 Nisan 2004 tarihinde, ilk derece mahkemesi   bir kez daha mahkûmiyet kararı vermiꢀ, ancak 2 Kasım 2004 tarihinde yüksek mahkeme   sözkonusu kararı bozmuꢀtur. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 19 Ekim 2007 tarihli   kararında, bu baꢀvuranları ömür boyu hapis cezasına mahkûm etmiꢀ ve 16 Mayıs 2008   tarihinde Yargıtay da bu mahkûmiyeti onamıꢀtır.   Hayrettin ꢁayık, ilk derece mahkemesinin 31 Mart 2005 tarihli kararıyla ömür boyu hapis   cezasına mahkûm edilmiꢀtir. Ancak, sözkonusu karar 11 Aralık 2006 tarihinde Yargıtay   tarafından bozulmuꢀtur. Adı geçen baꢀvuran 9 Kasım 2007 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza   Mahkemesi tarafından bir kez daha aynı sürede hapis cezasına mahkûm edilmiꢀ ve bu   mahkûmiyet 19 Ocak 2009 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıꢀtır.   Baꢀvuranların tutuklandıkları tarihten itibaren tekrarladıkları tahliye talepleri adli makamlar   tarafından sürekli olarak reddedilmiꢀ ve her defasında « isnad edilen suçun niteliği», « delil   durumu» ve « dosya içeriği » gibi benzer ifadeler yinelenerek tutukluluk halinin devamına   karar verilmiꢀtir.   Sonuç olarak, Mehmet Salih ꢁimꢀek halen tutuklu bulunmaktadır. Diğer altı baꢀvuran ise esas   hakimlerinin verdiği mahkûmiyet kararına kadar tutuklu kalmıꢀtır. Đꢀbu kararın alındığı tarihte   Mehmet Salih ꢁimꢀek, Mehmet Ali Oğuzhan, Murat Aslan ve Fahri Arcagök hakkında   yürütülen davalar ulusal mahkemeler önünde görülmeye devam etmektedir.   HUKUK   I. DAVALARIN BĐRLEꢁTĐRĐLMESĐ   ꢁikâyetlerin olgu ve esas bakımından benzerliğini dikkate alan AĐHM, baꢀvuruların   birleꢀtirilmesine ve tek dava halinde incelenmesine karar vermiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 3 VE 4. PARAGRAFLARININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ   ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar, öncelikle tutuklu kaldıkları sürenin aꢀırı uzunluğundan ꢀikâyetçi olmakta ve   tutukluluğun yasallığına itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolu bulunmadığını   savunmaktadır. Sözkonusu ꢀikâyetlerin dile getiriliꢀ ꢀeklini göz önüne alan AĐHM, bunların   AĐHS’nin 5. maddesinin 3 ve 4. paragrafları kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatine   varmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin   Hükümet, baꢀvuranların 1 Haziran 2005 tarihine kadar yürürlükte kalan eski Ceza   Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 104. maddesi ve devamında ve yine bu tarihten itibaren   yürürlüğe giren yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 100. maddesi ve devamında   öngörülen hükümlere dayanarak tutuklama ve tutukluluk halinin devamı yönündeki kararlara   itiraz etmediklerini kaydetmekte ve iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.   Baꢀvuranlar, bu iddialara karꢀı çıkmakta ve esas hakimlerine her duruꢀma sonunda serbest   bırakılmayı talep ettiklerini, ancak ilk derece mahkemesinin tekrarlanan bu taleplerini   sistematik olarak reddettiğini hatırlatmaktadır.   AĐHM, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu   durumu dıꢀında, daha önce Hükümetin benzer itirazlarını reddettiğini hatırlatmaktadır.   Gerçekten de, AĐHM yeni ceza muhakemeleri usulü kanununun yürürlüğe girmesinden önceki   durumlarda Türk hukuk sisteminin AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafı anlamında davalıların   tutukluluk halinin yasallığına karꢀı çıkma imkânı sağlayan etkili bir itiraz yolu sunmadığını   tespit etmiꢀtir (bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Koꢀti ve diğerleri davası, no   74321/01, prg. 20-24, 3 Mayıs 2007, ve Türkiye aleyhine Bağrıyanık davası, no 43256/04, prg.   43-51, 5 Haziran 2007).   Hükümetin itirazını yeni ceza muhakemeleri kanunu çerçevesinde dile getirmesini göz önüne   alan AĐHM, bu ꢀikâyetin baꢀvuranların AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafına dayandırdığı   ꢀikâyetin özüyle yakından bağlantılı olduğu kanaatine varmakta ve esasla birleꢀtirilerek   incelenmesine karar vermektedir.   Sözkonusu ꢀikâyetlerin baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit eden   AĐHM, baꢀvuruyu kabuledilebilir ilan etmektedir.   B. Esasa iliꢁkin   1. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafı   Hükümet, tutukluluk hali süresinin özellikle isnat edilen suçların niteliğine, adaletin   engellenme tehlikesine, öngörülen cezaların ağırlığına ve baꢀvuranların tekrar suç iꢀleme   ihtimaline oranla aꢀırı bulunamayacağını savunmaktadır.   Dikkate alınacak tutukluluk süresinin belirlenmesiyle ilgili yerleꢀik içtihadı bakımından   AĐHM (bakınız, özellikle, Türkiye aleyhine Solmaz davası, no 27561/02, prg. 23-37,   CEDH 2007-II (alıntılar), ve Türkiye aleyhine Baltacı davası, no 495/02, prg. 44-46,   Temmuz 2006), mevcut kararın alındığı tarihte, Hayrettin ꢁayık’ın beꢀ yıl sekiz aydan   fazla; Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa)’nın on bir yıldan fazla ; Murat Aslan ve Fahri   Arcagök’ün sekiz yıl yedi aydan fazla ; Mehmet Ali Oğuzhan’ın altı yıl dokuz aydan fazla ;   ve son olarak Mehmet Salih ꢁimꢀek’in on yıl on bir aydan fazla tutuklu kaldığını tespit   etmektedir.   AĐHM, benzer durumlarda bu kadar uzun süren tutukluluk halinin AĐHS’nin 5. maddesinin 3.   paragrafını ihlal ettiği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından,   Türkiye aleyhine Dereci davası, no 7845/01, prg. 34-41, 24 Mayıs 2005, ve Türkiye aleyhine   Taciroğlu davası, no 25324/02, prg. 18-24, 2 ꢁubat 2006 ve Bağrıyanık, ilgili bölüm, prg. 34-   42). Baꢀvuranlara isnat edilen suçların ciddiyetini, adaletin engellenme tehlikesini,   baꢀvuranların tekrar suç iꢀleme ihtimalini ve ihtilaflı davaların karmaꢀıklığını kabul etmekle   birlikte AĐHM,yerleꢀik içtihadı ıꢀığında, mevcut davada da aynı sonuca varmaktadır.   Dolayısıyla, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafı ihlal edilmiꢀtir.   2. AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafı   AĐHM, gözaltına alınan ya da tutuklanan kimselerin özgürlükten mahrum bırakılmalarının   AĐHS anlamında « yasallığı » için gerekli usul ve esas gereksinimlerine uyulup uyulmadığını   sorgulama hakkı olduğunu hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, yetkili mahkemenin « hem [ulusal   mevzuatın] usule iliꢀkin kurallarının ve tutuklama gerekçesi olan ꢀüphelerin makul niteliğinin   dikkate alınıp alınmadığını ve hem de bu ve gözaltının meꢀru amaca yönelik olup olmadığını   » denetlemesi gerekir (Birleꢀik Krallık aleeyhine Brogan ve diğerleri davası, 29 Kasım 1988,   prg. 65, seri A no 145-B). Tutukluluk haline karꢀı yapılan bir itirazı inceleyen yargı organının   hukuki nitelikli olması ve usule iliꢀkin teminatları sunması gerekir. Yargılama, hem   “çekiꢀmeli” olmalı ve hem de her durumda iddia makamı ile tutuklu arasında « silahların   eꢀitliği»’ni garanti etmelidir (Đsviçre aleyhine Sanchez-Reisse davası, 21 Ekim 1986, prg. 51,   seri A no 107, Avusturya aleyhine Toth davası, 12 Aralık 1991, prg. 84, seri A no 224, ve   Yunanistan aleyhine Kampanis davası, 13 Temmuz 1995, prg. 47, seri A no 318-B). Eğer   sanığın tutukluluk gerekçesi 5. maddenin 1 c) paragrafı kapsamına giriyorsa, bir duruꢀma   yapılması zorunlu hale gelir (Almanya aleyhine Schöps davası, no 25116/94, prg. 44, CEDH   2001-I).   AĐHM, baꢀvuranların ilk derece mahkemesinde görülen duruꢀmalar sırasında birçok defa   tahliye talebinde bulunduklarını ve bu taleplerin her seferinde reddedildiğini   gözlemlemektedir. Bu nedenle, AĐHM ulusal mahkemelerin iddiaya göre aꢀırı olan tutukluluk   haline son verme ve bu suretle baꢀvuranların iddia ettikleri ihlalleri önleme ya da düzeltme   imkânına sahip olduğu kanaatine varmaktadır (bakınız Türkiye aleyhine Temel ve Taꢀkın   davası (karar), no 40159/98, 14 Kasım 2002, Türkiye aleyhine Acunbay davası, no 61442/00   ve 61445/00, prg. 48, 31 Mayıs 2005, ve Türkiye aleyhine Çobanoğlu ve Budak davası, no   45977/99, prg. 37-39, 30 Ocak 2007).   Hükümetin atıfta bulunduğu itiraz yolunu daha önce benzer davalarda incelediğini belirten   AĐHM, bir yandan uygulamada makul bir baꢀarı ꢀansı sunmadığı (bakınız, diğerleri arasından,   Koꢀti ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 22) ve diğer yandan yargı organının hukuki nitelikli   olması ve usule iliꢀkin teminatları sunması zorunluluğuna ve özellikle yargının çekiꢀmeli   olması ve taraflar arasında silahların eꢀitliği gibi ilkelere uyulmaması dolayısıyla (bu   bağlamda, bakınız Bağrıyanık, ilgili bölüm, prg. 51) bu itiraz yolunun etkisiz kaldığına   hükmettiğini hatırlatmaktadır.   Bununla birlikte AĐHM, itiraz davasıyla ilgili mevzuatın 4 Aralık 2004 tarihinde değiꢀikliğe   uğradığını gözlemlemektedir. Yeni CMK’nın 271. maddesi gereğince, « kanunda yazılı olan   hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruꢀma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli   görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir ». Böylece, yeni CMK   hükümleri bir tutuklunun müdafi veya vekilinin itiraz talebi incelendiği sırada adli makamlar   tarafından dinlenmesini mümkün kılmaktadır.   Bu itiraz yolunun etkinliği hakkında spekülasyon yapmadan mevcut davanın özel koꢀullarıyla   sınırlı kalmayı hedefleyen AĐHM, yine de Hükümetin yeni kanun hükümlerine göre yürütülen   bir itiraz davasında çekiꢀmeli olma ilkesine uyulduğunu gösteren bir örnek sunmadığını   kaydetme ihtiyacı duymaktadır. Gerçekten de, sözkonusu hüküm okunduğunda, bir yandan   itiraz davasının duruꢀmasız yürütüldüğü vurgulanmakta ve diğer yandan da aynı davada bir   duruꢀma yapılmasının tutuklu veya vekilinin talebinden bağımsız olarak mahkemenin   takdirine bırakıldığı görülmektedir.   AĐHM, aldığı kararın mevcut dava koꢀullarıyla sınırlı kaldığını ve tutuklama veya tutukluluk   halinin devamına hükmedildiği durumlarda bunun asla bir itirazın baꢀvurulması gereken bir   hukuk yolu oluꢀturmadığı anlamına gelen genel bir söylem olarak yorumlanmaması   gerektiğini hatırlatmaktadır. AĐHM, ayrıca mevcut davadaki unsurların daha önce bu itiraz   yolunun AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafının gereksinimlerini karꢀılamadığı yönündeki   hükmünden farklı bir sonuca varmak için yeterli olmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla AĐHM,   Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine dayalı ön itirazını reddetmekte ve mevcut   davada adı geçen hükmün ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   III. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar, davalarının makul süre içerisinde görülmediğinden ve aynı zamanda haklarında   yürütülen ceza yargılaması süresine itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolunun   bulunmadığından ꢀikâyetçi olmakta ve bu baꢀlık altında AĐHS’nin 6 ve 13. maddelerine atıfta   bulunmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin   Hükümet, baꢀvuranların mevcut baꢀvuruyu ulusal mahkemeler önünde kesin karar elde   edilmeden sundukları gerekçesiyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmektedir.   Hükümete göre, bu bağlamda tüm baꢀvurular zamanından önce sunulmuꢀtur. Hükümet, ayrıca   baꢀvuranların hem hiçbir zaman, özet olarak bile, ulusal mahkemeler önünde söz konusu   yargılama süresinin uzunluğundan yakınmadıklarını ve hem de idari mahkemeler önünde tam   yargı davası açarak tazminat talep etmediklerini savunmaktadır.   Hükümetin ilk itirazıyla ilgili olarak AĐHM, süresinin çok uzun olmasından ꢀikayet edilen bir   yargılamanın önce sona ermesi gerektiğini söylemek yerinde olmayacağından, bu ön itirazın   ceza yargılaması süresine dayalı ꢀikâyetin niteliğiyle bağdaꢀmadığı kanaatine varmaktadır   (bakınız Türkiye aleyhine Erhun davası, no 4818/03 ve 53842/07, prg. 24, 16 Haziran 2009).   Đkinci itirazla ilgili olarak ise AĐHM, Hükümetin buna benzer itirazlarını daha önce de   reddettiğini hatırlatmaktadır (bakınız Türkiye aleyhine Tendik ve diğerleri davası, no   23188/02, prg. 36-39, 22 Aralık 2005). Sonuç olarak AĐHM, Hükümet’in itirazlarını   reddetmektedir.   AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça   dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit   etmektedir. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.   B. Esasa iliꢁkin   Baꢀvuranların yargılama süresinin uzunluğuna dayalı ꢀikâyeti hakkında Hükümet, davanın   karmaꢀıklığına, dosyaların büyüklüğüne, baꢀvuranlara isnat edilen suçların niteliğine, iꢀlenen   suçların çokluğuna, davaya dahil edilen sanık, tanık, davalı ve mağdurların sayısına   bakıldığında ve özellikle organize suçlarla ilgili yargılamaların önündeki zorluklar dikkate   alındığında, ihtilaflı yargılama süresinin makul olmadığının söylenemeyeceğini ve ayrıca   ulusal mahkemelerin söz konusu yargılamaları yürütürken çabuk davranmadığının iddia   edilemeyeceğini savunmaktadır.   Baꢀvuranlar, bu argümanlara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, süreçlerin yargılanmalarla baꢀladığını, yani, Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa)   için 19 Kasım 1995 tarihinde, Murat Aslan ve Fahri Arcagök için 1 Kasım 1997 tarihinde,   Mehmet Salih ꢁimꢀek için 10 Aralık 1998 tarihinde, Hayrettin ꢁayık için 26 Haziran 2000   tarihinde ve Mehmet Ali Oğuzhan için ise 16 Nisan 2001 tarihinde baꢀladığını tespit   etmektedir.   AĐHM, Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa) ile Hayrettin ꢁayık hakkında açılan   davaların sırasıyla 16 Mayıs 2008 ve 19 Ocak 2009 tarihlerinde Yargıtay’ın ilk derece   mahkemelerinin baꢀvuranları ömür boyu hapse mahkûm eden kararlarını onamasıyla son   bulduğunu not etmektedir. AĐHM, öte yandanMehmet Salih ꢁimꢀek, Mehmet Ali Oğuzhan,   Murat Aslan ve Fahri Arcagök hakkında açılan davaların görüldüğü kadarıyla mevcut kararın   alındığı tarihte ulusal mahkemeler önünde halen görülmekte olduğunu kaydetmektedir.   Sonuç olarak, iki dereceli yargılama için Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa (Aksa) hakkında   yürütülen ceza davası yaklaꢀık on iki yıl altı ay; Hayrettin ꢁayık hakkında yürütülen ceza   davası sekiz yıl altı aydan fazla ve Murat Aslan ve Fahri Arcagök hakkında yürütülen ceza   davası on iki yıldan fazla sürmüꢀtür. Mehmet Ali Oğuzhan hakkında yürütülen ceza davası   bugün itibariyle karara bağlanan tek dereceli yargılama için ꢀimdiden sekiz yıl yedi aydan   fazla sürmüꢀtür. Mehmet Salih ꢁimꢀek hakkında yürütülen ceza davası ise bugün itibariyle   henüz hiçbir yargı kararı alınmamasına rağmen ꢀimdiden on yıl on bir aydan fazla sürmüꢀtür.   AĐHM, bir yargılama süresinin makul olup olmadığının, davanın koꢀullarına göre ve baꢀta   davanın karmaꢀıklığı olmak üzere, AĐHM tarafından benimsenen kıstaslar ile baꢀvuran ve   yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bakınız,   diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine Pélissier ve Sassi davası [GC], no 25444/94, prg. 67,   CEDH 1999-II).   Öte yandan AĐHM, yargı makamlarının – adaletin en kısa zamanda tecelli etmesiyle yükümlü   olduğu bir konumda – baꢀvuranları bütün yargılama süreci boyunca tutuklu bulundurduklarını   ve Mehmet Salih ꢁimꢀek’in ise hâlâ tutuklu olduğunu gözlemlemektedir (bakınız, diğerleri   arasından, Rusya aleyhine Kalachnikov davası, no 47095/99, prg. 132, CEDH 2002-VI ve   Türkiye aleyhine Gezici ve Đpek davası, no 71517/01, prg. 54, 10 Kasım 2005).   AĐHM, organize suçlarla ilgili bu yargılamaların özellikle davaya dahil olan sanık, tanık,   davacı sayısı ile sanıklara isnat edilen suçların çokluğu ve dosyaların büyüklüğü nedeniyle   bazı karmaꢀıklıklar içerdiğini kabul etmektedir. Bununla birlikte, bu karmaꢀıklık tek baꢀına   bir yargılamanın sekiz yıl yedi aydan fazla ya da yaklaꢀık on iki yıl altı ay sürmesini haklı   gösteremez.   Konuyla ilgili yerleꢀik içtihadını (bakınız, diğer birçoğu arasından, Pélissier ve Sassi, ilgili   bölüm, ve Türkiye aleyhine A. Yılmaz davası, no 10512/02, prg. 46-53, 22 Temmuz 2008) ve   mevcut dava koꢀullarını dikkate alan AĐHM, ihtilaflı yargılamaların uzun sürdüğü ve   dolayısıyla « makul bir sürede yargılanma hakkı » gereksinimine cevap vermediği kanaatine   varmaktadır.   Bu itibarla, söz konusu ꢀikâyetle ilgili olarak AĐHS’nin 6. maddenin 1. paragrafı ihlal   edilmiꢀtir.   AĐHS’nin 13. maddesine dayandırılan ve Hükümetin görüꢀ bildirmediği ꢀikâyetle ilgili olarak   AĐHM, buna benzer bir ꢀikâyeti daha önce inceleme fırsatı bulduğunu ve Türk hukuk   sisteminin davalılara AĐHS’nin 13. maddesi anlamında ceza yargılamasının uzunluğundan   ꢀikâyet etmelerine olanak sağlayan etkili bir itiraz yolu sunmadığı sonucuna vardığını   hatırlatmaktadır (bakınız, özellikle, Tendikve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 34-39, ve Türkiye   aleyhine Vurankaya davası, no 9613/03, prg. 31 ve 32, 10 Mayıs 2007). AĐHM, mevcut   durumda öncekilerden farklı sonuca varmayı gerektirecek bir neden görememektedir.   Sonuç olarak AĐHM, baꢀvuranların davalarının, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında   belirtildiği ꢀekilde, makul bir süre zarfında çözüme ulaꢀtırılması haklarını kullanabilmelerine   olanak sağlayan bir baꢀvuru yolunun iç hukukta bulunmamasından dolayı AĐHS’nin   13.maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   Uğradıkları manevi zararın karꢀılığı olarak Hayrettin ꢁayık 20.000 Euro, Mehmet   Salih ꢁimꢀek 35.000 Euro, Turgay Bilge, Mehmet Özboğa (Aksa) ve Mehmet Ali Oğuzhan   herbiri için 50.000 Euro, ve Murat Aslan ve Fahri Arcagök herbiri için 55.000 Euro talep   etmektedir. Baꢀvuranlar ayrıca, rakam belirtmeksizin kendilerini ziyarete gelen ailelerinin yol   masrafları ile tutukluluk süresince cezaevinde yaptıkları harcamaların karꢀılığı olarak bir   maddi tazminat talep etmektedir. Baꢀvuranlar, yine rakam belirtmeksizin ve hiçbir kanıt   belgesi sunmaksızın ulusal mahkemeler ve AĐHM önündeki yargılama gider ve masrafları için   ayrıca bir tazminat talep etmektedir.   Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.   Maddi tazminat ve yargılama gider ve masraflarıyla ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranların   taleplerinin Tüzük’ün 60. maddesine uygun olarak dile getirilmediğini ve dolayısıyla bu   baꢀlık altında tazminat ödenmesine yer olmadığını gözlemlemektedir. Buna karꢀın, AĐHM   manevi tazminat olarak baꢀvuranlardan Hayrettin ꢁayık’a 4.000 Euro, Mehmet Ali Oğuzhan’a   6.500 Euro, Murat Aslan ve Fahri Arcagök’ün herbirine 9.000 Euro, Turgay Bilge ve   Mehmet Özboğa (Aksa)’nın herbirine 11.000 Euro ve Mehmet Salih ꢁimꢀek’e 11.500 Euro   ödenmesi ve bu tutarlara Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenen gecikme faizi uygulanmasının hakkaniyete   uygun olacağı kanaatindedir.   Bundan ayrı olarak, Mehmet Salih ꢁimꢀek, Mehmet Ali Oğuzhan, Murat Aslan ve   Fahri Arcagök hakkında yürütülen ceza davalarının aradan sekiz yıl yedi ay geçmesine   rağmen hâlâ görülmekte olduğunu ve Mehmet Salih ꢁimꢀek’in on yıl on bir aydan fazla bir   süredir hâlâ tutuklu bulunmasına dikkat çeken AĐHM, iyi bir adalet yönetiminin gereklerini   yerine getirmek suretiyle tespit edilen ihalin uygun bir ꢀekilde sona erdirilmesi ve söz konusu   davaların en kısa zamanda karara bağlanması gerektiğini kaydetmektedir (Türkiye aleyhine   Yakıꢀan davası, no 11339/03, prg. 49, 6 Mart 2007).   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvuruların birleꢀtirilmesine;   2. Baꢀvuruların kabuledilebilir olduğuna;   3. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarının ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ve 13. maddesinin ihlal edildiğine;   5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet   tarafından, aꢀağıdaki miktarların manevi tazminat olarak ödenmesine:   (i) Hayrettin ꢁayık’a 4.000 Euro (dört bin Euro);   (ii) Mehmet Ali Oğuzhan’a 6.500 Euro (altı bin beꢀ yüz Euro);   (iii) Murat Aslan ve Fahri Arcagök’ün her birine 9.000 Euro (dokuz bin Euro);   (iv) Turgay Bilge ve Mehmet Özboğa’nın (Aksa) her birine 11.000 Euro (on bir bin Euro)   (v) Mehmet Salih ꢁimꢀek’e 11.500 Euro (on bir bin beꢀ yüz Euro)   (vi) sözkonusu miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 08 Aralık 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 29.07.2026. · Źródło